Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
23 Nisan 2014, 08:38:30

Gönderen Konu: SAFRA KESESİ HASTALIKLARI - APANDİSİT  (Okunma sayısı 3475 defa)

Dr.Derya

  • Sağlık Köşesi Sorumlusu
  • Bismillah
  • *
  • DUÂ: 18
  • Çevrimdışı Çevrimdışı
  • İleti: 68
SAFRA KESESİ HASTALIKLARI - APANDİSİT
« : 07 Ekim 2009, 13:32:43 »
  SAFRA  KESESİ TAŞLARI
 
 Safra kesesi karaciğerin altındaki özel yerinde yerleşmiştir. Karaciğer tarafından üretilen sarı-yeşil renkli safrayı safra kesesi depolar. Yemekten sonra safra kesesi, safrayı on iki parmak barsağına salgılayarak yağların sindirimine yardımcı olur.
 
 
   Safra Kesesi Taşları Niçin Oluşur?

Safra taşı oluşumunda rol alan elementler; kalsiyum,  kolesterol ve safra pigmentleridir. Safra taşları; safra kesesi içinde oluşan kolesterol kristalleri ve  pigment materyallerinin yapışarak kümeler oluşturmuş halleridir. Diğer içerikler ise,  demir, fosfor, karbonatlar, proteinler, karbonhidratlar ve hücresel atıklardır. Batı ülkelerinde bu taşlar sıklıkla bu üç elementten oluşmakla beraber %71’lik kısmını kolesterol oluşturur. Kalsiyum bilirubinat taşları genelde Asya’da sık olmakla birlikte sıklığı tüm safra taşlarında %30-40 kadardır. Safra taşları bazen ultrasonografik olarak çamur şeklinde,  içersinde çok sayıda milimetrik boyutlarda taş içeren bir yapıda da  olabilir.

Kimlerde Safra Taşı Sık Olarak Görülür?

Genellikle 4 F kuralı vardır ( Fatty, Fourty, Female, Fair ). Sarışın (kumral) tenli, 40 yaşını geçmiş, kilolu, çok doğum yapmış kadınlarda daha sıktır. Otopsi çalışmalarında safra kesesi taşı sıklığının % 65 olduğu saptanmıştır. Klinik çalışmalarda ise her on kişiden birinde safra kesesi taşı saptanmıştır.

Safra Taşlarının Belirtileri Nelerdir?

Asemptomatik safra taşları (= Sessiz safra taşı adı verilir): Hiç bir belirti vermeyen taşlardır. Yaklaşık safra taşlarının  % 60-80'nini oluşturur.  Bu gruptaki hastaların her yıl %2-5 kadarı semptom verir hale gelmektedir. 

Biliyer Kolik: Safra kesesi taşı olupta hastalarda şikayete neden olan gruptur. Bu grup tüm semptomatik hastaların % 70-80’ini oluşturur. Belirtileri arasında ; özellikle ağır ve yağlı bir yemekten sonra oluşan  şiddetli karın ağrısı, bulantı-kusma yer alır. Bu ağrı karnın sağ üst tarafını tutar ve altı saate kadar süresi uzayabilir.

Akut Kolesistit:  Safra kesesinin çıkış yolununun taşı ile tıkanması sonrasında safra kesesinin iltihaplanması olayıdır. Belirtileri; sağ üst karında ağrı, bulantı, kusma, ateş, genel durum kötülüğüdür. Buradaki ağrı çok şiddetlidir ve alti saatten uzun sürmüştür.

Kronik Kolesistit: Bu hastalarda safra kesesinde taş vardır ve hasta biliyer kolik veya akut kolesistit atakları geçirmiştir. Bu hastaların %15’inde safra yollarında da taş görülmektedir.


Tedavi

Sessiz taşlara genellikle tedavi gerekmez. Belirtiler görülen, iltihaplanma yapmış,  özellikle sarılık  meydana getirmiş safra kesesi taşları mutlaka alınmalıdır.

Başlıca üç yöntem vardır:

1-Açık safra kesesi ameliyatı :
Karında sağ üst tarafta bir kesi yaparak safra kesesinin çıkarılması işlemidir. Hastanede 3-5 gün kalmayı gerektirebilir.

2-Laparoskopik ( Kapalı ) Kolesistektomi:
Laparoskop denilen bir cihazla karında küçük  delikler açılarak safra kesesinin alınmasıdır. Karın kasları çok kesilmediğinden iyileşme süresi daha kısadır. Kapalı ameliyatlarda %5 oranında açık cerrahiye dönme zorunluluğu görülebilmektedir. Halen dünya tıbbında safra kesesi ameliyatları için altın standart yöntem kabul edilmektedir.

3-Diğer tedavi yöntemleri:
Taş eritme tedavisi: 6 ay-1 yıl tedavi sürer. Taş oluşumunun tekrarlama şansı yüksektir. Bazı ciddi yan etkileri olduğundan  halen pek sık kullanılmaktadır.

ESWL ( Taş Kırma Tedavisi) : Ultra ses dalgası (ultrasonik) kullanılarak taşların parçalanmasına dayanır. Çok sık kullanılmaz. Birlikte safra taşı çözme tedaviside verilir. Bu yöntemde bazı ciddi yan etkileri olduğundan Türkiye’de pek sıklıkla kullanılmamaktadır.

Korunma

Şişmanlık risk faktörüdür. Kişiler ideal kilolarına getirmelidir. Sakıncalı gıdaların alınması safra  kesesinin aşırı kasılmasına ve buna bağlı olarak ağrılara neden olacaktır. Yağların tamamen beslenmeden çıkarılmasının yarardan ziyade zararı vardır. Bu nedenle yağlı gıda tüketimi en aza indirilmeli ancak tamamen sıfırlanmamalıdır. Sıvı yağlar katı yağlara tercih edilmelidir. Kuru yemişler, kuru fasulye, bezelye ve mercimeğin sindirimi güç olduğundan bunlarla azar azar beslenme önerilir. Yemek aralarının uzun olması safra kesesinde şişmeye ve ağrıya neden olacağı düşünüldüğünden sık sık azar azar beslenme önerilmektedir.               
 
 
   APANDİSİT  

 
Körbarsağın apandiks denen solucansı uzantısının iltihaplanması “ akut apandisit ” olarak bilinir. Çok sık rastlanan ve özellikle yetersiz tedavi sonucu yol açacağı tehlikeli komplikasyonlardan ötürü korkulan bir hastalıktır. Günümüzdeki antibiyotik olanaklarına karşın bu ikincil hastalıkların en ağın peritonit yani karın zarı iltihabıdır.

Apandiks, içinden besinlerin geçmediği küçük bir barsak çıkıntısıdır. Hareketli ve esnek bir boru biçiminde olan bu çıkıntı kalınbarsağın başlangıç bölümü olan körbarsağa, incebarsakla birleşme yerinin hemen gerisinde bağlanır. Genellikle eğik biçimde gövde eksenine doğru uzanır. Bu normal konumunun dışında leğen kemikleri (pelvis) içine, karaciğer altına ya da sol böğüre doğru da yerleşebilir. Alışılmış yerinin dışında bulunan apandisin iltihaplanması, belirtileri değerlendirmede ve hastalığın tanısını koymada güçlükler yaratır.

 
NEDENLERİ
Apandiksin iç boşluğu çok dardır. Barsak florasında bulunan bütün mikroorganizmalar burada da yaşar. Apandiks genellikle bu mikroplara karşı yeterince dirençlidir. Ama bazen çoğalan mikroplar hastalık yapıcı özellik kazanır. Böylece apandiksin iltihaplanma süreci başlar.

Mikropların hastalık yapıcı özellik kazanmalarını sağlayan en önemli olay, apandiks iç boşluğunun tıkanarak körbarsakla bağlantısının zayıflamasıdır. Mikropların burada durağan biçimde kalmasıyla apandiks duvan iltihaplanır. Apendiks içi tıkanmanın birçok nedeni vardır. Bunlar arasında yoğun mukus tıkaçları, barsak solucanları, apandisin çok uzun olması, duvarlarında hareketi zorlaştıran köşelerin bulunması ya da kiraz gibi meyvelerin takılı kalan meyve çekirdekleri ile fekalit adı verilen barsak içinde ilerleyen sert büyük abdest parçaları sayılabilir.

GÖRÜLME SIKLIĞI
Bütün cerrahi girişimlerin yüzde 2’si akut apandisit nedeniyle yapılmaktadır. Bebeklik çağında ender görülen apandisit, çocukluk ve özellikle ergenlik çağında çok sık ortaya çıkar. Daha sonra görülme sıklığı azalmakla birlikte her yaşta gelişebilir ve her iki cinste de eşit oranda görülür. Nadiren de olsa bazı hastalarda akut apandisit kendiliğinden geriler. Ama olguların yarısında bu krizler yineler ve kesin tedaviyi gerektirir.

BELİRTİLERİ
Apandisitin belirtileri deneyimli bir hekimi bile tanı koymada zora sokabilir. Akut apandisit özellikle çocuklarda iştah kaybı, bulantı ve kusmayla başlar. Ateş hastalığın tipik bir belirtisi değildir. Koltuk altından ölçüldüğünde hiçbir zaman çok yüksek çıkmaz. Ama makattan alınan vücut sıcaklığı her zaman koltuk altından alınan dereceye göre daha yüksektir. Ağrı en önemli belirtidir. Birkaç kez kusmayla birlikte sancı biçiminde ortaya çıkar. Önceleri aralıklı gelen ağrı gittikçe şiddetlenir ve süreklilik kazanır. Apandisit ağrısı göbek çevresi ve karın üst bölgelerinde başlar; daha ender olarak bütün karında duyulur. Daha sonra karnın sağ alt bölgesine kayar. Ağrının göbek ile böğür kemiği ön dikeni arasındaki bu yeri çok tipiktir. Bazen şiddetle başlayan ağrı daha sonra hafifler. Bu durum yanıltıcıdır; hastaya rahatsızlığının bittiği duygusunu verir.

Oysa ağrı azalırken akut krizin öbür belirtilerinde gerileme görülmezse, örneğin, hızlı olan kalp atışları yavaşlamaz, kas sertliği çözülmezse bu durum akut apandisitin  bir komplikasyonu olan karın zan iltihabının geliştiğini gösterir.

Hastanın muayenesi sırasında kolayca akut apandisit tanısına varılabilir. Karnın sağ alt bölgesinin elle muayenesinde kasların korunma amacıyla kasılması sonucu sertlik görülür. Belirli noktalara bastırılması şiddetli ağrı verir.

Gerek muayene bulguları gerekse yardımcı laboratuar tetkikleri (kan, idrar, Ultrasound vb.) ile  konulan  tüm  apandisit  tanılarının %16 - 20’si normal  bulunmaktadır.

APANDİSİT TİPLERİ

Belirtilerin şiddeti ve hastalığın ağırlığı yalnız apandiks iltihabının niteliğine bağlıdır. Akut apandisit  başlıca  flegmonöz, gangrenli veya perfore (patlamış) olarak görülür. Cerrahi uygulamada en sık flegmonöz apandisite rastlanır. Mukus salgısının arttığı bu tipte apandiks iyice iltihaplanmış, gergin ve büyümüştür. Üzerindeki periton ise alışılmış parlaklığını yitirerek hafif matlaşmıştır. Flegmonöz apandisit hastalığın en hafif tipi olmasına karşın, zamanında müdahale edilmezse irinli apandisite dönüşebilir. İrinli apandisitte, apandiks iç boşluğunda ve duvarında biriken irin birçok apse odağı oluşturur. Bu apselerin ülserleşerek apandiks dışına açılmasıyla kaçınılmaz olarak periton iltihabı gelişir. Akut apandisitin irinli tipinde körbarsak ve incebarsak bağlantı bölgesi gibi apandiks yakınındaki barsak bölümleri de iltihaplanır. Son olarak, apandiks damarlarının pıhtıyla (tromboz) tıkanması sonucunda gangrenli apandisit gelişir.

Başka bir deyişle, apandise gelen kanın ve dolayısıyla oksijenin azalması, doku ölümüne (nekroz) ve apandisin bağırsaktan kopmasına yol açar. Kopan apandisin ve körbarsağın içindekiler karın zarı boşluğuna yayılınca çok ağır bir peritonit oluşur.

GİDİŞİ

Hastalık gidişine bırakılırsa, yani tanısı konmaz ya da hasta ameliyata izin vermezse nasıl bir gelişme gösterir? Bazı iyi huylu olgularda ağrı, kusma ve ateş birkaç gün içinde kendiliğinden azalır ve hasta o an için kendini "iyileşmiş" hisseder. Ama "o an" geçicidir, çünkü kolayca atlatılan bu ilk krizi kaçınılmaz olarak ikincisi izler. İkinci krizin ortaya çıkış zamanı değişkendir ve arada geçen süre hastalığın kronikleşmesine yol açacak ölçüde uzayabilir.

Bu iyi huylu olguların dışında bazen de 3. ve 4. günlerde periton tepkisi gelişir. Bunun sonucu olarak böğür çukurunda elle hissedilen, sınırları belirsiz, oval bir kütle belirir (plastron). Yatakta dinlenme ve antibiyotik tedavisiyle plastron birkaç haftada geriler.

Bir başka olasılık da apandisitin yaygın peritonit gibi ağır hastalık durumuna doğru gelişmesidir. Yaygın karın zarı iltihabında belirtiler çok şiddetlidir; ağrı bütün karında duyulur, kusma sıklaşır, hıçkırma belirir ve ateş 40 0C ye kadar çıkar. Hasta endişeli, sıkıntılı, solgun, yüz hatları gerilmiş görünür; dudaklar ve özellikle dil kurumuştur. Acil girişimde bulunulmazsa hasta ölür.

Akut apandisit olgularında %3 civarında olan komplikasyon oranı perfore apandisitte %50’ye çıkabilmektedir. Apandisit nedeniyle ölüm % 0,06 oranında görülmekteyken perfore apandisitte ise bu oran %3’e çıkmaktadır.  Görüldüğü gibi erken tanı ve tedavi apandisitte önemlidir.
 

 
« Son Düzenleme: 13 Kasım 2009, 16:06:10 Gönderen: Dr.Derya »
Kayıtlı