Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: SEYYİD KUTUB  (Okunma Sayısı 2385 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
mucadele_cihad
Bismillah
*

DUÂ: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 69



Site
« : 16 Mart 2007, 14:52:17 »

Şehid Seyyid Kutub




"Kalem sahipleri büyük işler başarabilirler, ancak yazdıklarını kanları ve canlarıyla beslemek şartıyla"

Kur'an'ı Hem Kalemiyle Hem Hayatıyla Tefsir Eden Bir Mücahid : Seyyid Kutub


Önder Bir Şahsiyet

Seyyid Kutub, 20. yüzyılın en büyük ve önemli düşünürlerinden biridir. O inancı uğruna tüm sıkıntı ve güçlüklere göğüs geren, hatta bu yolda canını vermekten dahi çekinmeyen düşünceleriyle, yaşantısıyla çevresine ışık saçan önder bir şahsiyettir.

Seyyid Kutub, Yüce Allah'ın: "Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söz e sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır" (Ahzab, 33/23) ayetinde sözü edilen kişilerden olduğuna inandığımız ve çağın yetiştirdiği müstesna insanlardan biridir.

Dindar ve Seçkin Bir Aileye Mensuptu

1906'da Mısır'ın Asyut kasabasında doğan Seyyid Kutub aslen Arabistanlıdır. Dedesi Şeyh Vakur, Arabistan'dan Mısır'a göç etmiş ve burada çiftçilikle uğraşmaya başlamıştır. Dedesi ilim, takva ve güzel ahlakıyla ünlüydü. Anne ve babası da çok dindar ve takva sahibi insanlardı. Kutub, kendisi annesine ithaf ettiği "Kur'an-ı Kerim'de Edebi Tasvir" adlı eserinde, onun dinine ne kadar bağlı bir kadın olduğundan söz eder.

Seyyid Kutub, annesinin yoğun istek ve teşvikiyle küçük yaşlarda Kur'an'ı ezberledi. Babası İbrahim Kutub'a ithaf ettiği "Kur'an'da Kıyamet Sahneleri" adlı eserinde şöyle der: "Babamın en çok dikkat ettiği şey, bizim ruhumuza ahiret duygusunu yerleştirmekti."

İlk eğitimini aile içinde aldıktan sonra, el-Ezher Üniversitesinde orta ve lise tahsilini yaptı. Daha sonra Daru'l-Ulum Fakültesi'ni bitirdi. 1933'te aynı fakültede edebiyat dalında öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. O dönemde "Yeni Fikir" adı altında bir dergi çıkardı. 1941'de sosyoloji doktorası yapmak üzere Maarif vekaleti tarafından Amerika'ya gönderildi. Yine aynı dönemlerde Müslüman Kardeşler cemaatiyle birtakım ilişkilere girmişti. 1945'te Amerika'dan döndükten bir süre sonra da, tamamen bu cemaate katıldı.

Cahiliyeden Hidayete

Seyyid Kutub'un hayatı, iki döneme ayrılır:

Birincisi, Allah'a olan inancını da koruyarak, sosyalizme yöneldiği ve daha çok edebi çalışmalara ağırlık verdiği dönemdir ki, kendisi bunu "cahiliye dönemi" olarak adlandırır. Bu dönemde "Dikenler", "Köyden Bir Çocuk" ve "Sihirli Şehir" adlı üç romanı yayınlanmıştır.

İkincisi, İslami fikir ve anlayışının derinleştiği ve olgunlaştığı ve Müslüman Kardeşler'e katıldığı dönemdir.

Zulüm ve İşkence

Seyyid Kutub, 1954'te tutuklanarak askeri hapishaneye kondu. Hapishane cellatları tarafından ağır işkencelere maruz kalması sonucunda mide ve bağırsak kanamasına maruz kaldı. Buna rağmen cellatlar eğitilmiş köpeklerle onu kovalıyor, hastalık ve yorgunluktan dolayı bir an bile koşamadığı zaman köpekler vücudunu parçalıyordu. Mahkemesini izlemek amacıyla Mısır'a gelen insan hakları temsilcisinin Seyyid Kutub'un vücudundaki işkence izlerini görmemesi için mahkemesi ertelendi. İnsan hakları temsilcisinin Mısır'dan ayrılmasından iki hafta sonra Kutub, mahkemeye çıkarılarak 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hapiste on yıl kaldıktan sonra sıhhi sebeplerden dolayı serbest bırakıldı. Ama kendi evinde zorunlu ikamete tabi tutuldu.

1965'te "Yoldaki İşaretler" adlı eserinden dolayı tekrar tutuklanan Kutub, bu kez üç - dört hastalığa birden yakalanmış, yaşı da 60'a dayanmıştı. Cellatlar tam dört gün boyunca onu bağladılar, yiyecek ve içecekten de mahrum bıraktılar. Su istediğinde cellatlar suyu getiriyor ancak ona vermiyor, daha fazla eziyet çektirmek için getirilen suyu gözleri önünde yere döküyorlardı. (1) Yapılan bunca işkenceye rağmen onu davasından vazgeçiremeyince bu kez psikolojik işkence yapmaya başladılar. 25 yaşındaki mühendis yeğeni Rıfat Bekr eş-Şafii'yi getirerek gözleri önünde ona akıl almaz işkenceler yaptılar. İşkencelere dayanamayan Rıfat dayısının gözleri önünde şehit oldu. (2) Bu yolla da Kutub'u vazgeçiremeyince bu kez Azmi adındaki diğer yeğenini getirerek abisi Rıfat gibi şiddetli işkencelere tabi tuttular. Az daha o da abisi gibi şehit olacaktı. Cellatlar bununla da yetinmeyerek Şehit Rıfat'ın annesi Nefise Kutub ile Seyyid Kutub'un diğer kız kardeşi Emine Kutub'a da dehşet verici işkenceler yaptılar. Oğlu Rıfat şehit edildikten sonra Nefise hanım serbest bırakıldı. Kız kardeşi Emine Kutub'un tutukluluk hali ise devam etti. Daha sonra sözde mahkemeye çıkarılan Emine Kutub 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı ve bir bölümü askeri hapishanede diğer bölümü de Kanatir cezaevinde olmak üzere toplam altı yıl dört ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı. (3)

"Zalimlerden Özür Dilemem"

Caniler burada zikrettiğimiz ve zikredemediğimiz onca işkenceye rağmen Seyyid Kutub'u davasından vazgeçiremeyince diğer kız kardeşi Hamide Kutub vasıtasıyla kendisiyle pazarlık yapmaya başladılar. Caniler Hamide Kutub vasıtasıyla kendisine şu teklifte bulundular: "Şimdiye kadarki söz ve hareketlerinde yanıldığını beyan ederek Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır'dan özür dilediğin takdirde, idam hükmünü bozacak ve seni serbest bırakacaktır." Hamide Kutub, ağabeyinin affedilmesini ve yaşamasını çok istiyordu. Bu yüzden de teklifi kendisine iletti. Üstad Kutub'un cevabı gayet açık ve tavizsizdi: "Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam, batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!.."

Bu sözleri onu ebedileştiren, tüm İslam aleminde örnek ve önder bir mücahit olarak tanınmasına vesile olan sözler olmuştur. Onun dünyevi bedeni idam yoluyla öldürülüp toprağa gömüldü, ama gösterdiği kararlılık fikirlerini kendisine yönelen inanç sahiplerinin önünü açan bir meşale kıldı.

Seyyid Kutub, eş-Şeyh Abdülfettah İsmail ve Muhammed Yusuf Havvaş'la birlikte idama mahkum edilmişti. İdam kararı 29 Ağustos 1966'da infaz edildi.

(vahdet.com.tr - Ahmed Varol)

Aziz Şehid Prof.Dr.Seyyid Kutub'un Şehadeti'nin 40. yıldönümünde kutlu imamı vefa ve sonsuz minnetle anıyor,O'na ve İslam'ın tüm şehidleriyle olan ahdimizi, misakımızı bir kez daha tazeliyoruz.

Çağdaş Firavun Nasır'ın mahkeme heyeti onu idama mahkum ettiğinde Üstad'ın ağzından şu sözler dökülmüştü: "Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım.Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem.Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır"


ŞEHADETİN  KUTLU OLSUN EY ŞEHİD!
« Son Düzenleme: 03 Mart 2011, 00:54:31 Gönderen: MuSALLi » Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 637
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7577



« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2008, 19:22:57 »

 
İşte Seyyid Kutub, bu şekilde tarihte kalıcı izler bırakabilmiş şahsiyetlerden biridir. Sadece düşünmekle, değerlendirmekle, tahlil ve tefsir etmekle kalmayıp, vahyin şahitliğini gerektiğinde ölümü de göze alacak şekilde tüm hayatıyla üstlenmesi dolayısıyla ümmetin geniş kesimlerince sevgi ve hürmet beslenen bir muallim olma vasfını kazanmıştır.[ 
 
Söz ve eylem bütünlüğü; toplumsal gelişmelere müdahil olma ve hayatı belirlenen bir istikamette dönüştürme iddiası taşıyan her tür anlayış, çaba ve hareketin olmazsa olmaz şartıdır. Kimi ideolojiler açısından teori ile pratik uyumu olarak adlandırılan bu olgu Kuran terminolojisi açısından iman ve amel bütünlüğüne tekabül eder. Kurani doğrultuda bir mücadele perspektifi ile yeryüzünde vahye şahitlik iddiasında olan müminlerin en önemli vasıflarından biri iddia ile yaşanılanın uyumudur, irtibatıdır.

Bu yüzden İslami şahsiyet olma iddiası düşünce üretiminin ve söylenen sözlerin mutlaka pratikte örneklendirilmesi çabası içinde olmayı gerektirir. Yaşanan hayat gerçeği değişik merhalelerde ve koşullarda farklı pratikler ortaya konulmasını gerektirebilir. Fakat değişmeyecek olan husus; benimsenen, savunulan doğruların her şart altında hayat içinde bir biçimde somutlaştırılmasıdır. Hayata taşınmayan doğruların kabul görmeyeceği Kuran’da da  açıkça vurgulanmaktadır: “İnsanlar yalnız ‘inandık’ demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebut, 29/2)

Pratik kaygısı tutarlı olmanın da doğal bir şartıdır. Bu nedenle ortaya kuşatıcı, inandırıcı ve güvenilir bir dava, bu doğrultuda bir mücadele ve bu mücadelenin gereği olan bir pratik koymak İslami şahsiyetlerin öncelikli sorumluluğudur. Bu yapılmadığında muhataplar nezdinde sözün inandırıcılığı onulmaz yaralar alacağı gibi, bizzat dahili bünyede kişiliği yıpratan, tüketen iç çelişkilerin boy vermesi kaçınılmaz bir sonuç olarak kendini gösterir. İşte Kuran-ı Kerim bu ‘derin çelişki’ye “...yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz?” (Saf,61/2) uyarısıyla dikkat çekmektedir.

Seyyid Kutub: Söz ile Ameli Bütünleştiren Bir Muallim

Marx 11. tez diye bilinen meşhur tezinde “Filozoflar dünyayı yalnızca yorumlamakla yetindiler, halbuki yapılması gereken onu değiştirmektir” derken, soyut teori ile pratik arasında mevcut bulunan kopukluğa ilişkin olarak hayati bir tespitte bulunuyor. Gerçekten soyut zeminde kalan, zihinsel bir faaliyet alanının dışına taşmayıp, pratiğe aksetmeyen, bir değiştirme, dönüştürme eylemine yönelmeyen düşüncenin, tutarlılık yanında etkinlik açısından da zaaflı olduğu tarihsel bir gerçektir. Ve tarihte kalıcı izler bırakabilenlerin de sadece fikir üretenler değil, ürettikleri fikirleri eylemleştirebilenler olduğu da yine bir başka gerçektir.

İşte Seyyid Kutub, bu şekilde tarihte kalıcı izler bırakabilmiş şahsiyetlerden biridir. Sadece düşünmekle, değerlendirmekle, tahlil ve tefsir etmekle kalmayıp, vahyin şahitliğini gerektiğinde ölümü de göze alacak şekilde tüm hayatıyla üstlenmesi dolayısıyla ümmetin geniş kesimlerince sevgi ve hürmet beslenen bir muallim olma vasfını kazanmıştır.[1] Niçin dünyanın değişik coğrafyalarında yaşayan farklı ırk ve kültürlere mensup pek çok İslami hareket bağlısı tarafından adeta ortak bir modeldir Seyyid Kutub? Çünkü O, sadece yaşadığı toplumu değerlendiren veya gözleyen bir aydın olmaktan, tüm insanlığı kurtuluşa çağıran bir “devrimci” olmayı seçmekle en başta model olma, model olarak algılanabilmenin zeminini mümkün kılmıştır.[2]

Ne Yapmalı?

Seyyid Kutub’un mesajının; etnik, mezhebi ya da bölgesel şartları aşan bir kuşatıcılık içermesi bir model olarak algılanabilmesini kolaylaştırmış olmakla birlikte, şüphesiz asıl belirleyici olan “Ne yapmalı?” sorusuna verdiği nitelikli cevaptır. Uzunca bir zamandır emperyalizm, siyonizm ve işbirlikçilik şeytan üçgeni içinde sömürü ve zillete mahkum edilen ümmetin içinde bulunduğu durumu gerçek boyutlarıyla kavramak ve çıkış yolunu ortaya koymak İslam adına sarfedilen pek çok çabanın ortak paydasını teşkil etmiştir. Ne var ki tüm samimi ve içtenlikli gayretlere rağmen, bu çabaların pek çoğu gerek fikri ve siyasi yetersizlik, gerekse de devralınan bulanık tarihsel mirasın aşılamaması nedeniyle başarılı olamamış, sebepler yerine sonuçlar üzerinde yoğunlaşılmış ve bunun neticesinde de çözümsüzlüklerle karşılaşılmıştır.

Seyyid Kutub’u geleneksel İslamcı ya da ıslahatçı arayışlardan farklı kılan tam da burasıdır. O ümmet’in içiçe bulunduğu hastalığın geçici, yüzeysel birtakım tedavilerle giderilmesinin mümkün olmadığını, hastalığın bünyenin derinlerine nüfuz etmiş bulunduğunu, bünyenin tekrar sağlığına kavuşması için ciddi bir operasyon gerektiğini görmüştür.

Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sürdürdüğü zulme karşı sarsılmaz bir öfke ve dirençle dopdolu olma vurgusu yanında, karşılaşılan bu zulmün asıl besleyicisinin tevarüs yoluyla bünyede yaşatılan geleneksel cahiliyye olduğunun altını çizmiştir. Kısacası “ümmetin ümmet olma bilincini yitirmesi”ni meselenin temeline koyarak, sorunun doğru biçimde tanımlanmasına büyük bir katkıda bulunmuştur.[3]

Bu noktada gelenekle hesaplaşma hayati bir önem arzetmekte, gelenekle hesaplaşma ise cahiliyenin net ve gerçekçi bir tarzda tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Cahiliyeyi “gelip geçmiş tarihi bir kesit değil, geçmişte, bugün ve gelecekte toplum İslam’dan uzaklaştıkça belirginleşen bir tutum” olarak niteleyen Seyyid Kutub, cahliyenin kuşatıcı bir yapısı olduğuna dikkat çekmektedir. Kuşatıcılık o boyuttadır ki, “hatta İslam kültürü, İslam kaynağı, İslam düşüncesi ve İslam felsefesi olarak kabul gören değerlerin çoğunun dahi cahiliye ürünü” olduğunu vurgular. Daha önemlisi ise cahiliyenin salt bir teori olmadığının iyi kavranmasıdır. Kendisine karşı topyekün bir mücadele içinde olunması gereken “cahiliye salt teoriden ibaret olmadığına göre, onu yıkmanın da salt teori ile mümkün olamayacağı” anlaşılmış olmalıdır.   

Öncü Bir Cemaatin Zorunluluğu

Seyyid Kutub İslam’ın uygulanabilmesinin ümmet’i gerektirdiğini söyler. Peki, ümmet nerededir? Müslüman ümmet geleneksel kalıplarla ifade edilenin aksine, mevcut değildir. Uzun bir zamandan beri tarihin dışında kalmıştır. Öyleyse ümmetin yeniden diriltilmesi ile işe başlamak gerekir. İşte bu diriliş hamlesi öncü bir yapının mevcudiyetini gerekli kılar.

İslami diriliş ancak ilk Kur’an nesli olan sahabeyi kendisine örnek almış bir öncü cemaatin gerçekleştireceği topyekün bir silkinme ile varlık bulur. Kelimenin gerçek anlamıyla bir devrimdir, sözkonusu olan. Gerek hedefe yönelme noktasında bütüncüllük, gerekse de mevcut halden kopuş anlamında bir devrim! Öncü cemaat, doğuş sürecinde birbiriyle iç içe iki safhadan geçerek belirginlik kazanır: Cahiliyyeden arınma ve cahiliyye ile mücadele.[4]

Bu noktada Seyyid Kutub’u örnek ve rehber aldığı düşünülen kimi şahıs ve çevrelerin oturmamış anlayışları ve bu anlayışlar üzerine temellendirmeye çalıştıkları hareketlerinden kalkarak Seyyid Kutup’a birtakım yanlış ve haksız eleştiriler yöneltildiğini de görmek gerekir. Genelde aceleci, acilci bir tutumla siyasal yapıyı hedef alan söylemlere ve keskin eylemlere yönelme şeklinde tebarüz eden söz konusu şahıs ve çevrelerin bu olgunlaşmamış tutumlarının Şehid’in coşkulu, dinamik söylemi ve sürekli olarak pratiğe vurgu yapmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Oysa bu tutum açık bir yanlış okumadır, anlamamadır, kavrama eksikliğidir.

Zira Seyyid Kutub eserlerinde, konuşmalarında bir panik havası ya da acil devrim çağrısı değil, bilakis uzun soluklu bir dönüşüm ve mücadele sürecine vurgu yapmaktadır. Aynı şekilde vahyin sorumluluğunu taşıyacak bir toplumsal yapının akide temelinde uzun bir oluşum dönemi gerektirdiğine ve sağlam ve derin temellere dayanmasının zorunluluğuna dikkat çekmektedir. [5]

Kuran’ın Rehberliği

Seyyid Kutub, öncü cemaatin besleneceği kaynağın sadece Kur’an olması gerektiğini söyler ve ilk Kur’an neslinin de tek beslenme kaynağının Kur’an olduğunu vurgular. Daha sonra ortaya çıkan sapmaların temelinde ise bu kaynak sorununun yattığını, “Kur’an artı şu, artı bu” mantığının bulanıklık ve kirliliğe yol açtığını söyler.

“Yalnızca Kur’an” derken ne kadar çarpıcı ve cüretkar bir tavır sahibidir Seyyid Kutub. Elbette bu ifade ne Rasul’ün örnekliğini, ne de tarihsel birikimi reddetme tavrı içermez. Sadece Kur’an’ı asli konumuna oturtma endişesidir bu. Rabbimizin korunmuş kitabı Kur’an hüküm koymalıdır her türlü ihtilafta. Ölçü ve belirleyici olmalıdır. Ne yazık ki Seyyid Kutub’un en az anlaşılan vurgularından biri olmuştur “Yalnızca Kur’an” vurgusu. Seyyid Kutub’un siyasi ideallerini paylaşan müslümanların bile ancak pek azı Kur’an vurgusunun anlamını kavrayabilmiştir.

Seyyid Kutub örnek nesil ile sonraki dönem arasında, kaynak olarak Kur’an’a beşeri birtakım ürünlerin eklenmesi yanında ortaya çıkan temel bir farklılığın da Kur’an’a yaklaşım mantığında tezahür ettiğini söyler. Hayata ve pratiğe dönük bir anlayışla Kur’an’a yönelme mantığının yerini saf bilgilenme, kültürlenme, haz duyma gibi sapkın yaklaşımların almasıyla Kur’an’ın dönüştürücü özelliğinin kaybolduğunu hatırlatır.

Bu noktada öncü cemaatin Kur’an’a yaklaşımında beyan ile hareket prensibini birlikte hayata geçirmesinin önemini vurgular. Seyyid Kutub’un literatüründe “hareket” kavramı bir anlamda “öncünün yolu üzerindeki engelleri temizleme ameliyesidir”.[6]

Kendisine ilk Kur’an toplumunu, sahabe neslini model olarak belirleyen öncü cemaatin izleyeceği yol genel hatlarıyla bellidir. Seyyid Kutub İslami yöntemin dört ana aşamasını şu şekilde sıralar: İlk aşama cemaatin teşkilidir. Bunu cemaatin cahiliye ile çatışması, zulüm ve baskılarla yüzyüze gelmesi izler. Bu aşamada saflar netleşir ve ayrışır. Üçüncü aşama hicrettir. Böylelikle bir yandan cahiliyye ile tümden bir kopuş yaşanırken, kardeşlik ve dayanışma olgusunun zirveye çıkmasıyla da cemaatin organik bütünleşme süreci tamamlanır. Nihai aşama ise Allah’ın iradesinin egemen olduğu yeni bir nizamın kurulması aşaması, yani zaferdir.[7]

Seyyid Kutub’a Nasıl Yaklaşılmalı?

Türkiyeli Müslümanlar olarak Seyyid Kutub’a gerçekten çok şey borçluyuz. Özellikle “Yoldaki İşaretler”iyle Seyyid Kutub’un, cahili anlayışların ve pratiklerin gölgesi altında bulunan geleneksel din kalıplarının sorgulanması ve İslami kimliğimizi oluşturma yolunda yaptığı rehberliğin önemi tartışılmaz. Akide bağının tek geçerli bağ olduğu ve toprak, vatan, tarih, ırk gibi Kur’an’ı referans almayan değerlerin hiç bir meşruiyetinin bulunmadığı gerçeğine Şehid’in ısrarla dikkat çekmesi, “dini, milli, ahlaki” bir çizginin mirasçısı olan Türkiyeli Müslümanların düşünce dünyasında büyük altüst oluşlara yol açmıştır.

Seyyid Kutub gerek Türkiyeli gerekse de farklı coğrafyalarda yaşayan Müslümanlar açısından üç temel noktada çok belirleyici ve dönüştürücü bir örneklik ortaya koymuştur:

i-Kavramsal Tutarlılık ve Akidevi Netlik

Tarihsel, geleneksel etkilerle şekillenmiş ve milliyetçi unsurlarla örülmüş eklektik din algısının meydana getirdiği kirliliğin giderilmesinde elbette diğer öncü şahsiyetler ve hareketlerle birlikte Şehid Seyyid Kutub’un katkısı da paha biçilmezdir. Nitekim son yıllarda İslami çevrelerde konjonktürel bir takım değişimler neticesinde yaşanan gerilemeler, savrulmalar bu cahili olgunun hayatımızda, ilişkilerimizde, gündemlerimizde ne ölçüde büyük bir kirlilik, cahili bir çürüme kaynağı olduğunu ve bundan arınmanın önemini, zorunluluğunu ortaya koymaktadır.

Toprak, vatan, ülke ve benzeri kavramların yerli yerine oturtulmamasının, bu konularda bulanık, sentezci yaklaşımlar sergilenmesinin beraberinde cahili yönelimlere kapı araladığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda Kutub’un bilhassa “Yoldaki İşaretler” adlı eserinin tekrar tekrar okunmasının, tedris edilmesinin gerekliliği kendiliğinden görülür. Müslümanlar açısından değer ifade eden şeyin ne olması gerektiği hususunda Seyyid Kutub’un yol göstericiliğine dikkat çekerken bu noktada bir başka öncü şahsiyetin Mevdudi’nin kriter niteliği taşıyan şu sözünün de hatırlanması yararlı olacaktır: “Sadece Allah’ın hakim-i mutlak olduğu bir metrekare toprak temin edebilsem onun her bir zerresine bütün bir Hindistan’dan daha fazla değer veririm.”[8]

ii-Güçlü ve Nitelikli Şahsiyet 

Öte yandan Seyyid Kutub’un düşüncelerinde taşıdığı netlik ve berraklığa paralel biçimde hissettirdiği özgüven halinin de, küfre ve kafirlere öykünmemek ve aşağılık kompleksini aşmak noktasında Müslümanlar için ciddi bir örnek tutum oluşturduğu söylenmelidir.

Özgüven zaafı taşıyan kimi Müslüman aydınların Batılı ve modernist etkilenmeler altında Kurani bir takım kavramlar ve hükümlere dair geliştirdikleri özür dileyici-savunmacı (apolojetik) tavırların aksine Seyyid Kutub’un eserlerinde Kurani kavramların ve hükümlerin komplekssiz bir biçimde açıklandığını ve yüceltildiğini görürüz. Örneğin cihadı “savunma savaşı” şeklinde daraltan yaklaşıma şiddetle karşı koyar ve Kuran çerçevesinde kavramın nereye oturtulması gerektiğini vakur bir tarzda işler.

Şehid’in İslam’ın Batılı çıkarlara hizmet mantığıyla saptırılmasına yönelik çabalara karşı tutumu da gayet net ve öğreticidir. Soğuk savaş konjonktüründe pek çok Müslüman aydın, siyasetçi ve hatta ulemayı da kuşatan ve “sol-komünist tehlike” karşısında Amerikan tarzı “özgür dünya” projesinin destekçiliği rolüne şiddetle karşı koyar. “Amerikan İslam’ı” tanımlaması ile takbih ettiği bu sapkın yönelime karşı Seyyid Kutub’un geliştirdiği tutumun basiretliliğini bugünden baktığımızda daha net biçimde görmek mümkündür.  Gerçekten de yaklaşık yarım asır önce Seyyid Kutub’un emperyalizm ve sömürgecilik tehdidine karşı çözümlemeleri BOP ve benzeri projelerle kuşatılmaya çalışılan Müslüman halklar olarak bugün de ihtiyacımız olan bir derinlik ve bütüncüllüğü içermektedir.

iii-Pratiğe Taşınmaktan Kaçınılmayan Söylemin Bereketi

Ama Kutub, şüphesiz en büyük ve en öğretici dersini hayatıyla, mücadelesiyle ve bedel ödemesi gerektiğinde ortaya koyduğu tavrıyla sergilemiştir. Böylelikle Allah’ın dininin şahitliğini üstlenmenin nasıl bir kararlılık ve ihlas sahibi olmayı gerektirdiğini hatırlatmıştır. İdeallere ulaşmanın zorlu ve meşakkatli olmakla birlikte, onurlu ve mükafat içeren bir çaba gerektirdiğini ve kazanmak için sebatkarlığın zorunlu olduğunu, asla yılmamak gerektiğini göstermiştir.

Seyyid Kutub’un Yaklaşımını Reddiyecilik Olarak Tanımlayabilir miyiz?

Seyyid Kutub’un her söylediği doğru mudur, tartışılması gereken yönleri yok mudur? Elbette, bir insan olarak Seyyid Kutub’un da hataları eksikleri olabileceği gibi, düşünceleri arasında tartışılması gereken yaklaşımları da mevcuttur. Bunlar arasında Seyyid Kutub’un en çok tartışmayı gerektiren yaklaşımı cahili toplumdan kaynaklanan sorunları Müslümanların gündemlerine almalarının yanlış olduğuna dair yaklaşımıdır. Bazı Batılı yorumcular tarafından “reddiyecilik” diye tanımlanan ve küçümsenen bu yaklaşımın, kimi Müslümanlarca da eleştirildiğini ve Seyyid Kutub’un olumsuz etkisi olarak öne çıkartıldığını görmekteyiz.

Aslında, Seyyid Kutub’un düşünceleri genel olarak değerlendirildiğinde eleştiri konusu olan bu yaklaşımın açıkça görülebilmesi pek kolay değil. Belki birtakım değerlendirmeleri, çıkarsama yoluyla bu şekilde yorumlanabilir, o kadar. Halbuki Seyyid Kutub’un yaklaşımını kestirmeden reddiyecilik olarak adlandırma kolaycılığına kaçmak yerine, “bu yaklaşımın taşıdığı temel kaygı nedir?” diye sorulsa muhtemelen daha anlamlı sonuçlar elde etmek mümkün olacaktır. Örneğin Seyyid Kutub’un 50’li yıllarda Mısır’daki pek çok siyasi hareketin sahiplendiği birtakım meseleleri İhvan’ın da milli meseleler olarak sahiplenmesi olgusuna karşı çıkışına dikkat edelim. Burada Kutup’un vurgusu temel kalkış noktasının akide olması gerektiği idi. Akide temelli olmayan kalkışların sapma tehlikesine dikkat çekmiştir.[9]

Yoksa tümüyle hayattan, toplumsal sorunlardan uzak kalmak değildir kastettiği. Zaten hayatı sürekli bir mücadele olarak algılayan ve yaşayan birisi olarak böyle yapması pek mümkün olamazdı da.

Bununla birlikte burada önemli olan eleştirildiği birtakım hususlarda bir şekilde Seyyid Kutub’u tezkiye etmek, savunmak değildir. Fakat sorun tartışma ya da tartışmama da değildir. Gerekiyorsa tartışalım. Tartışma Seyyid Kutub’u küçültmez, bizler için önemini de azaltmaz. Bilakis bizi geliştirir. Ama hangi tartışma?

Seyyid Kutub Eleştirilerinin Hedefi Ne?

Ne yazık ki, bazıları Seyyid Kutub’u tartışma adına Türkiyeli Müslümanların sahip oldukları sahih birikimi, olumlu mirası yıpratma temayülü içine girebilmektedirler. Savrulmaların önünü açmak ve vicdanların rahatlatılması için Seyyid Kutub’un haksız ve ölçüsüz bir biçimde eleştirilmesi asla kabul edilemez. Tartışma ve eleştiri olacaksa, daha sahih, daha arınmış, daha ilkeli bir mücadelenin zeminini mümkün kılmak için olmalıdır. Bizi bir adım daha ileri, bir adım daha Kur’an’a götürmelidir. Ve tartışma, inkara yönelmemelidir!

Ne enteresandır ki, ısrarla, hınçla Seyyid Kutub’u tartışma gündemine oturtmaya, kıyasıya eleştirmeye yönelen yaklaşımların açık ve net bir tarzda neyi ve niçin eleştirdikleri belli değildir. Bu yüzden bilhassa yaşadığımız ülkede sahih bir İslami yönelişi sürdürme ve bu doğrultuda katışıksız bir kimlik mücadelesi verme sorumluluğunu daha fazla taşıyamayan kimi şahıs ve çevrelerin gündemleştirdikleri bir takım tezlerle aslında Seyyid Kutub’u değil, Şehid üzerinden kendi geçmişlerini ve birikimlerini sorgulamaya çalıştıkları, bir anlamda taşımaktan yoruldukları yüklerden kurtulmaya çalıştıkları görülmektedir.

Bu noktada geleneksel, mezhepçi, tarikatçı anlayışların Şehid’e yönelttikleri sapkınlık, aşırılık, tekfircilik vb. kalıp ithamlar gibi, “değişim” geçirmiş bazı eski İslamcı şahıs ve çevrelerin de yerlilik, konjonktürellik ve benzeri kalıp suçlamalarla Seyyid Kutub’un olumlu mirasını, katkısını küçültme, engelleme tavrı geliştirdikleri görülebiliyor. Israrla öne çıkartılmaya çalışılan bir yaklaşım Seyyid Kutub’un –ve elbette diğer öncü şahsiyetler ve hareketlerin de- düşüncelerinin, söylemlerinin belli şartların ürünü olduğu ve farklı coğrafyaların özelliklerini barındırıyor olması. 50’li, 60’lı yılların Mısır ortamının ve yaşadığı eziyet ve zulümlerin Seyyid Kutup’un düşüncelerini keskinleştirdiği ve gerek siyasal düzen gerekse de toplumsal yapıya dair sert söylemler ileri sürmesine yol açtığı, oysa Türkiye koşullarının farklı olduğu, dolayısıyla Kutup’un düşüncelerinin aynen aktarılmasının yanlış olacağı ileri sürülmekte.

Oysa burada sosyolojik bir gayretkeşlikle “toplumsal şartlar” kategorizasyonuna gitmek yerine, yapılması gereken şey Seyyid Kutub’un hangi söyleminin ve tezinin hangi gerekçeyle yanlış olduğunun ortaya konulması olmalıydı. Cahiliye tanımı mı, öncü Kuran nesli vurgusu mu, akide temelli bir inşa çabasının gerekliliği mi, Seyyid Kutup’un öne çıkarttığı yaklaşımlarında nedir yanlış olan? Kuran ile, tarihsel hakikatlerle çelişen nedir?

Bu konularda hiçbir somut gerekçe, Kurani bir izah getiremeyip, soyut suçlamaların ardına saklananların yorgunluk, yılgınlık ve kendilerine yeni sayfa açma çabalarının kamuflaj malzemesi olarak İslami hareketlerin öncü şahsiyetlerine yönelik yıpratma gayretleri içine girmeleri ölçüsüzlüktür, haksızlıktır. Seyyid Kutub’un düşüncelerinin şekillendiği “toplumsal atmosferi” istisnai, özel kabul edenlerin kendi düşüncelerinin geliştiği “toplumsal atmosferi” sorgulama konusunda bu kadar vurdumduymaz olmaları ölçüsüzlüktür.

Yerlilik/yabancılık tartışmaları ile ilgili hatırlanması gereken ilginç bir husus da şudur ki, Seyyid Kutub da yaşadığı dönemde Mısır ve Arap şartlarına uymadığı ve düşüncelerinin Hint kaynaklı olduğu suçlamalarına, eleştirilerine maruz kalmıştır.[10]

Seyyid Kutub çileli ama asla çelişkili olmayan bir hayat yaşadı. Düşünce ve tavırlarında değişmeler, farklılaşmalar oldu ama bunlar tutarsızlık ya da zikzaklar şeklinde değil, devrimci bir gelişim yönünde, netleşme, berraklaşma süreci şeklinde gerçekleşti. Kur’an’ı rehber alan, ilkeli bir mücadele ile dolu dolu yaşadığı hayatını, şehadetle taçlandırdı. Rabbim onu cennetiyle mükafatlandırsın, bizleri de kendi yolunda sebat edenlerden kılsın!

[1] Seyyid Kutub’un mücadele dolu hayatının az bilinen kimi yönleri ve sağlıklı bir biyografisi için bkz.: İbrahim Sarmış, Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup (1) Fecr Yayınevi, Ankara, 1992, İkinci Bölüm. Hayatı ve Kişiliği.

[2] Yvonne Yazbeck Haddad, “Seyyid Kutup: İslami Güçlenişin İdeoloğu”, John Esposito’nun derlediği, Güçlenen İslam’ın Yankıları adlı kitaptaki makalesi, Yöneliş Yay. Ocak 1989, İstanbul s. 84.

[3] Hamza Türkmen, “Seyyid Kutub’un Mesajını Anlamak ve Geliştirebilmek”, Haksöz, Eylül 2006, sayı 186.

[4] Seyyid Kutup, Yoldaki İşaretler, Dünya Yayıncılık, İstanbul, 1992, s. 14.

[5] Salih el-Verdani, Mısır’da İslami Akımlar, Fecr Yayınevi, Ankara 1988, s. 86.

[6] Gilles Kepel, Peygamber ve Firavun, Çizgi Yayınları, 1992, İstanbul, s. 69.

[7]Y. Y. Haddad a.g.m. s. 110.

[8] S. Veli Rıza Nasr. Cemaat-i İslami, Yöneliş Yayınları; İst., Aralık 1998, s.179.

[9] Salih el-Verdani, Mısır’da İslami Akımlar, Fecr Yayınevi, Ankara 1988, s. 74

[10] İ.M. Ebu Rebi, İslami Hareketin Entelektüel Kökenleri, Yöneliş, 1998, s. 318.
 

  Rıdvan KAYA
 
Kayıtlı
muhacir
Elhamdülillah
**

DUÂ: 30
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 173



Site
« Yanıtla #2 : 10 Ocak 2008, 23:44:57 »

Selamun aleykum, o bir alimdir, aydındır.... vakıaları iyi algılayıp önümüze seren bir islam bilginidir....

en önemlisi de o düşüncesine hayatını feda etmesini bilen bir şehitti...

İyi algılamak, iyi okumak ve üzerinde derin düşünmemizi gerektirecek nitelikte kitaplar bırakmıştır...

Bilgilendirdiğiniz için teşekkürlerimiz sunarım
Allah razı olsun dua ile... (NOT: Hepsini okuyamadım bu verdiğiniz notları ama onun yaşamı, mücadelesi kitapları bizlerde derin etki bırakmış bir simadır... Ona binaen yorumumu yapıyorum)
Kayıtlı

"Düşünme ve tefekkürü terk etmeyin; zira tefekkür basiretli kalbin hayatı ve hikmet kapılarının anahtarıdır."

                         Hz. Hasan (a.s)
.::SaHaRa::.
Bismillah
*

DUÂ: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #3 : 28 Şubat 2008, 13:24:07 »

bazılarının acımasız eleştirilerine maruz kalsa da cahiliye döneminden sonra diye tabir ettiği hayatına bakınca islam adına ne çok şey yaptığını ve dik duruşunu mahkemede hakim karşısında bile bırakmadığını görüyoruz.Allah yaptıklarından razı olsun inşALLAH .
Kayıtlı
Anti-Siyonist
Grafiker
Elhamdülillah
*

DUÂ: 228
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 148


Site
« Yanıtla #4 : 29 Şubat 2008, 13:18:36 »

 Allah Razı Olsun
Allah Şehadetini Kabul Etsin!..
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #5 : 29 Şubat 2008, 15:25:09 »

şehid seyyid kutup ;islami hareketi en iyi bilen ilmi ile amil bir kişi olarak biliriz.eserleri yeryüzünde ençok rağbet gören kişi özellikle yoldaki işaretler.malesef dünya anladı ama mısır onu anlayamadı.anlasaydı mısır kurtarılmış bölge olurdu herhalde.şehid abdullah azzamın cihad dersleri kitabında Allah razı olsun ondan bayagı bas edıyor ve bu konulara bıraz temas edıyor.
Kayıtlı
musab571
Bismillah
*

DUÂ: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 17


« Yanıtla #6 : 05 Temmuz 2008, 14:57:38 »

 Allah Razı Olsun
Kayıtlı
^^Mücahide^^
Elhamdülillah
**

DUÂ: 25
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 196


Yaşasın Çeçenistan Direnişi !..


Site
« Yanıtla #7 : 01 Ağustos 2008, 20:10:53 »

Kur'an'ı Hem Kalemiyle Hem Hayatıyla Tefsir Eden Bir Mücahid!
İşte O ancak böyle anlatılır.. MÜCAHİD!
Fi-Zılalil Kuran'ı bitün kardeşlerime tavsiye ediyorum
Şehidimizin tüm kitapları ayrı bir güzel gerçi..
-Şehid verdik demeyelim,şehid kazandık diyelim.-
HER ŞEHİD BİR ADIMDIR ZAFERE!
  lailahe
Kayıtlı

HAYAT,İMAN,CİHAD VE ŞEHADETTİR...!
هاماس
çiğdem
Ziyaretçi
« Yanıtla #8 : 04 Ekim 2009, 13:35:31 »

''KALEM SAHİPLERİ BÜYÜK İŞLER BAŞARABİLİR,ANCAK  YAZDIKLARINI KANLARI VE CANLARIYLA BESLEMEK ŞARTIYLA''



KUR-ANI HEM KALEMİYLE HEM HAYATIYLA TEFSİR EDEN BİR MÜCAHİD:
SEYYİD KUTUP


ÖNDER BİR ŞAHSİYET. SEYYİD KUTUP 20. YÜZYILIN EN BÜYÜK EN ÖNEMLİ DÜŞÜNÜRLERİNDEN BİRİDİR.O İNANCI UĞRUNA TÜM SIKINTI VE GÜÇLÜKLERE GÖĞÜS GEREN HATTA BU YOLDA CANINI VERMEKTEN DAHİ ÇEKİNMEYEN,DÜŞÜNCELERİYLE,YAŞANTISIYLA ÇEVRESİNE IŞIK SAÇAN ÖNDER BİR ŞAHSİYETTİR.

SEYYİD KUTUP,YÜCE ALLAH'IN ''MÜMİNLERDEN ÖYLE ADAMLAR VARDIR Kİ ALLAH'A VERDİKLERİ  SÖZE SADIK KALDILAR.ONLARDAN  KİM,İ(ALLAH YOLUNDA ŞEHİD EDİLMEK SURETİYLE)ADAĞINI YERİNE GETİRDİ,KİMİDE (ŞEHİD EDİLMEYİ)BEKLEMEKTEDİR.(AHİDLERİNDE )HİÇ BİR DEĞİŞİKLİK YAPMAMIŞLARDIR.(AHZAP,33/23)AYETİNDE SÖZÜ EDİLEN KİŞİLERDEN OLDUĞUNA İNANDIĞIMIZ VE ÇAĞIN YETİŞTİRDİĞİ MÜSTESNA İNSANLARDAN BİRİDİR.
dindar ve seçkin bir aileye mensuptu.
1906'DA MISIR'IN ASYURT KASABASINDA  DOĞAN SEYYİD KUTUP ASLEN ARABİSTANLIDIR.DEDESİ ŞEYH VAKUR,ARABİSTAN'DAN MISIRA GÖÇ ETMİŞ VE BURADA ÇİFTÇİLİKLE UĞRAŞMAYA BAŞLAMIŞTIR.DEDESİ İLMİ,TAKVASI VE GÜZEL AHLAKIYLA MEŞHURDU.ANNE VE BABASIDA ÇOK DİNDAR VE TAKVA SAHİBİ İNSANLARDI.KUTUP,KENDİSİ ANNESİNE İTHAF ETTİĞİ''KUR'AN-I KERİM'DE EDEBİ TASVİR'' ADLI ESERİNDE ONUN DİNİNE NE KADAR BAĞLI BİR İNSAN OLDUĞUNDAN BAHSEDER.
SEYİD KUTUP,ANNESİNİN YOĞUN İSTEK VE TEŞVİKİYLE KÜÇÜK YAŞLARDA KUR'AN-I EZBERLEDİ.BABASI İBRAHİM KUTUBA İTHAF ETTİĞİ,'KUR'AN-DA KIYAMET SAHNELERİ'' ADLI ESERİNDE ŞÖYLE DER.'BABAMIN EN ÇOK DİKKAT ETTİĞİ ŞEY,BİZİM RUHUMUZA AHİRET DUYGUSUNU YERLEŞTİRMEKTİ.''
İLK EĞİTİMİNİ AİLE İÇİNDE ALDIKTAN SONRA, EL-EZHER ÜNİVERSİTESİNDE ORTA VE LİSE EĞİTİMİNİ ALDI.DAHA SONRA DARU'L ULUM FAKÜLTESİNİ BİTİRDİ.1933'TE AYNI FAKÜLTEDE EDEBİYAT DALINDA ÖĞRETİM GÖREVLİSİ OLARAK ÇALIŞMAYA BAŞLADI.O DÖNEMDE'YENİ FİKİR'ADI ALTINDA BİR DERGİ ÇIKARDI.1941 DE SOSYOLOJİ DOKTORASI YAPMAK ÜZERE MAARİF VEKALETİ TARAFINDAN AMERİKAYA GÖNDERİLDİ.YİNE AYNI DÖNEMDE MÜSLÜMAN KARDEŞLER CEMİYETİYLE BİR TAKIM İLİŞKİLERE GİRMİŞTİ.1945'TE AMERİKADAN DÖNDÜKTEN SONRA'DA TAMAMEN BU CEMAATE KATILDI.

CAHİLİYEDEN HİDAYETE


SEYYİD KUTUP'UN HAYATI İKİ KISMA AYRILIR.BİRİNCİSİ ALLAH İNANCINI DA KORUYARAK SOSYOLİZME YÖNELDİĞİ VE DAHA ÇOK EDEBİ ÇALIŞMALARA AĞIRLIK VERDİĞİ DÖNEMDİR Kİ,KENDİSİ BUNU CAHİLİYE DÖNEMİ OLARAK ADLANDIRIR. BU DÖNEMDE 'DİKENLER' 'KÖYDEN BİR ÇOCUK' VE SİHİRLİ AĞAÇ G' ADLI ÜÇ ROMANI YAYIMLANMIŞTIR.
İKİNCİ DÖNEMİ İSE,İSLAMİ FİKİR  VE ANLAYIŞININ DERİNLEŞTİĞİ VE OLGUNLAŞTIĞI VE MÜSLÜMAN KARDEŞLER KATILDIĞI DÖNEM DİR.
Kayıtlı
çiğdem
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 04 Ekim 2009, 15:11:52 »

ZULÜM VE İŞKENCE


SEYYİD KUTUP,19542 TE TUTUKLANARAK ASKERİ HAPİSHANEYE KONDU.HAPİSHANE CELLATLARI TARAFINDAN AĞIR İŞKENCEYE MARUZ KALMASI SONUCUNDA MİDE VE BAĞIRSAK KANAMASINA MARUZ KALDI.BUNA RAĞMEN CELLATLAR EĞİTİLMİŞ KÖPEKLERLE ONU KOVALIYOR,HASTALIK YORGUNLUKTAN DOLAYI BİR AN BİLE KOŞAMADIĞI ZAMAN KÖPEKLER VÜCUDUNU PARÇALIYORLARDI.MAHKEMESENİ İZLEMEK İÇİN MISIRA GELEN İNSAN HAKLARI TEMSİLCİSİNİN SEYYİD KUTUP UN VÜCUDUNDAKİ İŞKENCE İZLERİNİ GÖRMEMESİ İÇİN MAHKEME ERTELENDİ.İNSAN HAKLARI TEMSİLCİSİNİN MISIRDAN AYRILMASINDAN İKİ HAFTA SONRA KURUP MAHKEMEYE ÇIKARILARAK 15 YIL HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI.HAPİSTE ON YIL KALDIKTAN SONRA SIHHİ SEBEPLERDEN DOLAYI SERBEST BIRAKILDI.AMA KENDİ EVİNDE ZORUNLU İKAMETE TABİ TUTULDU.
1965'TE 'YOLDAKİ İŞARETLER'ADLI ESERİNDEN DOLAYI TEKRAR TUTUKLANAN  KUTUP,BU KEZ ÜÇ DÖRT HASTALIĞA BİRDEN YAKALANMIŞ YAŞI 60'A DAYANMIŞTI.CELLATLAR TAM DÖRT GÜN ONU BAĞLADILAR.YİYECEK VE İÇECEKTEN DE ONU MAHRUM BIRAKTILAR.SU İSTEDİĞİNDE SUYU GETİRİYOR AMA SUYU ONA VERMİYOR,DAHA FAZLA EZİYET VERMEK İÇİN SUYU GÖZLERİNİ ÖNÜNDE YERE DÖKÜYORLARDI.YAPILAN BUNCA İŞKENCEYE RAĞMEN ONU DAVASINDAN VAZGEÇİREMEYİNCE BU KEZ PSİKOLOJİK İŞKENCE YAPMAYA BAŞLADILAR.25 YAŞINDAKİ MÜHENDİS YEĞENİ RIFAT BEKR EŞ-ŞAFİYİ GETİREREK GÖZLERİ ÖNÜNDE DAYANILMAZ İŞKENCELERE MARUZ  BIRAKTILAR.İŞKENCELERE DAYANAMAYAN RIFAT DAYISININ ÖNÜNDE ŞEHİD OLDU.BU YOLLA DA KUTUP'U VAZGEÇİREMEYİNCE BU  KEZ AZMİ ADINDAKİ DİĞER YEĞENİNİ GETİREREK ABİSİ GİBİ ŞİDDETLİ İŞKENCELERE MARUZ KILDILAR.AZ DAHA ABİSİ GİBİ ODA ŞEHİD OLACAKTI.CELLATLAR BUNUNLA DA YETİNMEYEREK  ŞEHİD RIFAT'IN ANNESİ NEFİSE KUTUB İLE SEYYİD KUTUBUN DİĞER KIZ KARDEŞİ EMİNE KUTUB'ADA DEHŞETLİ İŞKENCELER YAPTILAR.OĞLU RIFAT ŞEHİD EDİLDİKTEN SONRA,NEFİSE HANIM SERBEST BIRAKILDI.KIZ KARDEŞİ EMİNE HANIMIN TUTUKLULUK HALİ İLE DEVAM ETTİ.DAHA SONRA MAHKEMEYE ÇIKARILAN EMİNE HANIM 10 YIL HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI.BİR BÖLÜMÜ ASKERİ CEZA EVİNDE DİĞER BÖLÜMÜ İSE KANATİR CEZAEVİ OLMAK ÜZERE ALTI YIL DÖRT AY HAPİS YATTIKTAN SONRA SERBEST BIRAKILDI.


SEYYİD KUTUP KARDEŞLER CEMAATİNDEN AYRILMAMIŞTIR.


SEYYİD KUTUPLA İLGİLİ OLARAK YANLIŞ BİR İDDİADA ONUN ŞEHADETİNDEN ÖNCE KARDEŞLER CEMAATİYLE İRTİBATININ KESİLDİĞİ  VEYA BU CEMAATİN YOLUNU TERK ETTİĞİ,CEMAATİN İÇİNDE ONA KARŞI ANLAYIŞIN GELİŞTİĞİ İDDİASIDIR.ONUN ŞEHADETİNDEN ÖNCE BU CEMAATİ TERK ETTİĞİNE DAİR HİÇ BİR DELİL YOKTUR.VARLIĞI BİLİNEN BİR ŞEYİN YOK OLDUĞUNU İSPAT İÇİN,YOK OLDUĞUNUN DELİLLERE DAYANDIRILMASI GEREKİR.KALDIKİ ONUN KARDEŞLERİ VE KENDİSİNİ YAKINDAN TANIYANLAR BÖYLE BİR ŞEYİN OLMADIĞINI İFADE ETMİŞLERDİR.CEMAAT İÇİNDE DE SEYYİD KUTUP GEÇMİŞTE OLDUĞU GİBİ SEVİLMEKTE,KİTAPLARI TAVSİYE EDİLMEKTE,TEFSİRİ EĞİTİM PROĞRAMLARINDA OKUTULMAKTA VE DAVASINA HER ZAMAN OLDUĞU GİBİ SAHİP ÇIKILMAKTADIR.SEYYİD KUTUB'UN KIZ KARDEŞİ HAMİDE KUTUB'UN BİLDİRDİĞİNE GÖRE ÜSTAD ŞEHADETİNDEN KISA BİR SÜRE ÖNCE ŞÖYLE DEMİŞTİR.''ŞAYET HASAN HÜDEYBİYİ (İHVANIN O ZAMAN Kİ GENEL MÜRŞİDİ)GÖRÜRSEN BENDEN ONA SELAM SÖYLE.VE KENDİSİNE ,ONUN ZARAR GÖRMEMESİ İÇİN İNSANIN TAHAMMÜL EDEBİLECEĞİ BÜTÜN ZORLUKLARA TAHAMMÜL ETTİĞİMİ SÖYLE.''AYRICA YİNE HAPİSHANEDE KENDİSİNE İDAM KARARI ULAŞINCA ŞÖYLE DEMİŞTİR''ALLAH 'A HAMD OLSUN ONBEŞ YILDIR ŞEHADETE ULAŞMAK İÇİN ÇALIŞIYORUM.''(O ZAMAN CEMAATE GİRİŞİNİN ON BEŞİNCİ YILIYDI.)YANİ MÜSLÜMAN KARDEŞLER CEMAATİNİN SAFLARINDA VERDİĞİ MÜCADELENİN TÜMÜNÜ BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRMİŞ VE  BU DÖNEMİ ŞEHADETE ULAŞMAK İÇİN ÇALIŞTIĞI DÖNEM OLARAK NİTELEMİŞTİR.CEMAATTEN AYRILDIĞINI İMA EDECEK BİR SÖZ DAHİİ SARF ETMEMİŞTİR.BÜTÜN BUNLARDA GÖSTERİYOR Kİ O ŞEHADETE KADAR MÜSLÜMAN KARDEŞLER İÇERİSİNDE FAALİYET GÖSTERMİŞTİR.
BU YÖNDEKİ İDDİALARIN KAYNAĞI MÜSLÜMAN KARDEŞLERE KARŞI OLANLARIN SEYYİD KUTUB'U ONLARDAN  GÖRMEK İSTEMEMELERİ,DOLAYISIYLA UYDURDUKLARI YALANLARDIR.BELİRTTİĞİMİZ ÜZRE MÜSLÜMAN KARDEŞLER CEMAATİ DE SEYYİD KUTUBU SAĞLIĞINDA BAĞIRLARINA BASTIKLARI GİBİ ŞEHİD EDİLMESİNDEN SONRADA ONUN FİKİRLERİNİ BAYRAKTARLIĞINI YAPMIŞ,ASLA ONUN DÜŞÜNCELERİNİN YAYILMASINI ÖNLEMEYİ  AMAÇLAYAN BİR TAVIR İÇERİSİNE GİRMEMİŞTİR.
Kayıtlı
çiğdem
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 04 Ekim 2009, 16:09:43 »

''ZALİMLERDEN ÖZÜR DİLEMEM


CANİLER BURADA ZİKRETTİĞİMİZ VE ZİKRETMEDİĞİMİZ ONCA İŞKENCEYE RAĞMEN  SEYYİD KUTUB'U DAVASINDAN VAZ GEÇİREMEYİNCE DİĞER KIZ KARDEŞİ HAMİDE KUTUB VASITASIYLA KENDİSİYLE PAZARLIK YAPMAYA BAŞLADILAR.CANİLER HAMİDE KUTUB VASITASIYLA KENDİNE ŞU TEKLİFTE BULUNDULAR:'ŞİMDİYE KADAR Kİ SÖZ VE HAREKETLERİNDE YANILDIĞINI BEYAN EDEREK  CUMHUR BAŞKANI CEMAL ABDUNNASIR'DAN ÖZÜR DİLEDİĞİN TAKTİRDE .İDAM HÜKMÜNÜ BOZACAK VE SENİ SERBEST BIRAKACAKTIR.''HAMİDE KUTUB,AĞABEYİNİ AFFEDİLMESİNİ VE YAŞAMASINI ÇOK İSTİYORDU.BU YÜZDENDE TEKLİFİ KENDİSİNE İLETTİ.ÜSTAD KUTUB'UN CEVABI GAYET AÇIK VE TAVİZSİZDİ:''EĞER İDAMI HAK ETMİŞ OLARAK HAKKIN EMRİ İLE İPE ÇEKİLİYORSAM BUNA İTİRAZ ETMEK HAKSIZLIKTIR.EĞER BATILIN ZULMÜNE KURBAN GİDİYORSAM ,BATILDAN MERHAMET DİLENECEK KADAR ALÇALAMAM!''

BU SÖZLERİ ONU EBEDİLEŞTİREN ,TÜM İSLAM ALEMİNDE ÖRNEK VE ÖNDER BİR MÜCAHİD OLARAK TANINMASINA VESİLE OLAN SÖZLER OLMUŞTUR.ONUN DÜNYEVİ BEDENİ ÖLDÜRÜLÜP TOPRAĞA GÖMÜLMÜŞTÜR AMA GÖSTERDİĞİ KARARLILIK FİKİRLERİNİ KENDİSİNE YÖNELEN İNANÇ SAHİPLERİNİN ÖNÜNÜ  AÇAN BİR MEŞALE OLDU.



SEYYİD KUTUP,EŞŞEYH ABDÜLFETTAH İSMAİL VE MUHAMMED YUSUF HAVVAŞ'LA BİRLİKTE İDAMA MAHKUM OLMUŞTU.İDAM KARAI 29 AĞUSTOS 1966'DA İNFAZ EDİLDİ.






ÇAĞDAŞ FİRAVUN NASIR'IN MAHKEME HEYETİ ONU İDAMA MAHKUM ETTİĞİNDE ÜSTADIN AĞZINDAN ŞU SÖZLER DÖKÜLMÜŞTÜR''EĞER ALLAH KANUNU İLE MAHKUM EDİLMİŞSEM BEN HAKKIN HÜKMÜNE RAZIYIM.EĞER BATIL KANUNLARLA MAHKUM OLMUŞSAM ONDAN DAHA ÜSTÜN BİR DÜŞÜNCEYE SAHİP OLDUĞUM İÇİN BATILDAN VE MÜNAFIKLARDAN MERHAMET DİLEMEM .ALLAH'A ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ ON BEŞ SENE CİHAD ETTİKTEN SONRA BU MERTEBEYE ULAŞTIM BEN ALLAH YOLUNDA YAPTIĞIM İŞTEN DOLAYI ÖZÜR DİLEM .NAMAZDA ALLAH'IN BİRLİĞİNE ŞEHADET EDEN PARMAĞIM ASLA BİR TAĞUTUN HÜKMÜNÜ ONAYLAYAN TEK BİR HARF BİLE YAZMAYACAKTIR.''







ŞEHADETİN KUTLU OLSUN EY ŞEHİD!
Kayıtlı
çiğdem
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 04 Ekim 2009, 16:21:16 »

      SEYYİD KUTUB'UN ESERLERİ.





Fİ ZİLALİL KUR'AN(TEFSİR/ 10 CİLT)


YOLDAKİ İŞARETLER


İSLAMDA SOSYAL ADALET


DİN BUDUR


İSLAM DÜŞÜNCESİ İLKELERİ-ESASLARI(3 CİLD)


İSTİKBAL İSLAMINDIR


KADIN VE AİLE


İSLAM VE EMPERYALİZM



Kayıtlı
Aliye
Bismillah
*

DUÂ: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 19



« Yanıtla #12 : 14 Kasım 2009, 23:19:46 »




"Din, sıcak bir ruh ve müdâfaa edilen bir itikad olmaktan çıkarılıp, san'at ve ticaret haline getirilirse din adamları tehlikeli bir âfet olur. Bu tip din adamları inanmadıkları şeyleri dilleriyle söylerler. Ve hayrı emrettikleri halde kendileri yapmazlar. İyiliğe çağırdıkları halde kendileri iyilikten kaçarlar. İlâhi kelâmın aslını değiştirip tahrif ederler. Allah'ın kat'i hükümlerini birtakım menfaat ve arzulara göre te'vil ederler. Yahûdi hahamlarının yaptığı gibi, dıştan ilâhi hükümlere uyar görünüp, diğer taraftan devlet adamlarını ve zenginleri memnun etmek için din hakikatlarıyla bağdaşmayan fetvâlar verirler."





''Eğer, İslam’ın doğuşundan itibaren Müslümanlar için yapılan düşmanlıkları incelemiş olursak, en şiddetli düşmanlığın Yahudilerden geldiğini görürüz. Dün olduğu gibi, bu günde aynı ölçüde ve şiddette Yahudilerin Müslümanlara karşı olan düşmanlıkları sürmektedir. Medine’de başlayan bu düşmanlık savaşı, tam on dört yüz yıldır devam edip gelmektedir. İslam’a, İslam Peygamberine, Kur-an-a ve İslam ümmetine en büyük iftirayı Yahudiler yapmıştır. Bu günde Yahudiler, İslam ve Müslümanlara karşı açık ve kesin olarak bu düşmanlıklarını ilan etmiş bulunmaktadır. Bugün, yer yüzünde Yahudi’nin en büyük düşmanı müslümandır. Müslümanın da en büyük düşmanı yahudidir.''






''Şüphesiz ki İslam Kelime-i Şehadet getirmek ve ALLAH'dan başka ibadete layık ilah olmadığına şahitlik etmektir.

ALLAH'dan başka ibadete layık ilah olmadığına şahitlik ise; evrende sadece yüce ALLAH'ın tasarrufda bulunduğuna, kulların ibadet kasıtlı davranışlarını ve hayatla ilgili tüm meselelerini ona sunacaklarına, kulların yasa ve hükümlerini sadece ondan edineceklerine, hayatlarına ilişkin konularda tek başına onun hükümlerine boyun eğeceklerine inanmakla gerçekleşir.

Kim -bu anlamı ile- ALLAH'tan başka ibadete layık ilah olmadığına şahitlik getirmezse hiç bir zaman şehadet getirmemiş ve İslam dinine girmemiş demektir.

Adı ne olursa olsun...

Soyu ve lakabı ne olursa olsun değişmez...

Ve hangi bölgede - bu anlamı ile- ALLAH'tan başka ibadete layık ilah olmadığına şahitlik etme gerçeği gerçekleşmezse, o bölge hiçbir zaman ALLAH'ın dinini din edinmemiş ve asla İslam sınırları içerisine girmemiş demektir.''





''İtikada ilişkin doğru söz kekelenerek söylenmemeli, kem küm edilmemelidir. Tersine açık açık, dobra dobra söylenmelidir. Düşmanlar ne söylerse söylesinler. Ne dilerse onu yapsınlar. İtikad konusunda söylenecek hak söz insanların hevalarına ve arzularına göre belirlenmez. İnsanların istek ve durumları gözetilmez. Gözetilmesi gereken tek husus, tek hakikat, onu kalblere işlemek ve etkili hale gelinceye dek haykırmaktır.

İnanca ilişkin hak söz bu şekilde haykırılınca hidayete meyilli olan kalblerin en ücra köşelerine kadar işler. Şayet hak söz evelenip gevelendiği, kem küm ederek anlatılmaya çalışıldığı zaman iman etme kabiliyeti olmayan kalbler yumuşamaz. Oysa kimi zamanlarda İslam davetçisi gerçeği yumuşatarak, hakikatleri süsleyerek, bu iman etme kabiliyeti olmayan kalblerden iyi bir karşılık alabileceğini umar.''

Şehid Seyyid KUTUB






Şehid Seyyid Kutub diyor ki:

Müslüman olarak şuna inanıyoruz ki, Yahudi devletinin sonu mutlaka gelecektir. Onun kurduğu devlet, zülüm ve diktatörlük üzere düzenlemeye çalıştığı egemenlik, pek yakında yıkılacaktır Kur-an-ı Kerim'in İsra suresinde, bu hususta inananlara müjdeler vardır.







Şehid Seyyid Kutub diyor ki:

Yahudiler, tarihlerinde çok kere denenmiş olarak Filistin’e girip yerleşmiş, fitne ve bozgunculukları dolayısı ile de çıkarılmışlardır. Onlara iki vaad verilmiştir. Birincisini: tarihin sayfaları arasında birçok kere deneyerek kapatmışlardır. ALLAH’ın vaadi haktır, O'nda zerre kadar yalan ve şüphe yoktur. İkinci vaadi ise; -ALLAH’ın izni ile – Müslümanların elleriyle gerçekleşecektir. Yahudilerin kurdukları her devlet ve egemenlik, fitne ve bozgunculuklarından dolayı mutlaka yıkılacaktır. Kur-an-ı Kerimde bu hususta (isra süresi: ayet 5) diye işaret edilmiştir









Şehid Seyyid Kutub diyor ki:

Yahudinin devleti, egemenliği, dünyada oluşturduğu güç, maddi üstünlüğü ve bu üstünlüğüne güvenerek savurduğu tehditler Müslümanları asla korkutmamalıdır. Yüce ALLAH’ın vaadına ve Kur-an-ı Kerim’in ayetlerine samimi olarak inananlar, yahudinin savurduğu tehditlerden ürküp sinmezler. Cihad emrini bırakıp köleliğe razı olmazlar.










Şehid Seyyid Kutub diyor ki:

Dünya tarihinde hiçbir millet, İsrail Oğulları gibi zülüm yapmamış, fitne ve bozgunculuk çıkarmamış, hile ve desiselere baş vurmamış, hakka ve doğru yola çağıranlara işkence yapmamış ve peygamberlerini öldürmemiştir. Yeryüzünde, inkar ve isyan bakımından da İsrail Oğulları gibi hiçbir millet, yaşamış değildir. Tarihi vesikalar, bunun birer şahidi olarak durmaktadır.








Şehid Seyyid Kutub diyor ki:

Eğer günümüzün Müslümanları, bulundukları her yerde Yahudilerin hile, desise, plan ve bozgunculuğuna karşı uyanık olmaz ve Medine'de Peygamber(sav)'in; Yahudilerin ve onların çevirdikleri dolaplara karşı aldığı tedbirlerin aynısını almaz ise, içinde bulundukları perişanlık ve dağınıklıktan kurtulamayacaklardır. Emperyalizmin ve siyonizmin kölesi olarak, kendi ülkelerinde esir kalmakta devam edeceklerdir.








Şehid Seyyid Kutub diyor ki:

Bu İslam ülkelerinde, siyonizmin dostu ve söz birlikçisi binlerce kişi, lider, önder, düşünür, yazar, kumandan ve kahraman olarak ilan edilmiş ve en önemli işlerin başına getirilmiştir. Geçmişleri kirli ve karanlık olan bu kişiler, devletin yönetimini teslim etmişler ve istedikleri her şeyi bunlara yaptırmışlardır. İslam’ın bu düşmanları, açık olarak yapamadıkları birçok işleri ve görevleri de bunlar vasıtası ile gizli olarak yaptırmış ve başarmışlardır.

EY ŞEHİD !




Kanser tümörü yahudi devleti haritadan silininceye kadar cihad ve mukavemet hattından ayrılmayacağız !





"Mısır'da idamdan önce Ezher'li bir şeyh getirilip idam edilene kelime-i şehadet getirtmesi, idam merasimlerindendir. Üstad Seyyid Kutub idam sehpasına götürülürken ona kelime-i şehadet getirtmesi için Ezherli bir âlim getirilir. O; "Ey Seyyid Kutub! "Eşhedü enlailahe illALLAH  ve eşhedü enne Muhammeden Rasulullah" de" der Seyyid Kutub: "Sen de mi? Komediyi tamamlamak için mi geldin? Şüphesiz biz "La ilahe illALLAH " dediğimiz için idam ediliyoruz. Siz ise karşılığında ekmek yemek için, "la ilahe illALLAH ", diyorsunuz!"
« Son Düzenleme: 14 Kasım 2009, 23:26:16 Gönderen: Aliye » Kayıtlı



Şehadet;
Dünyayı elinin tersiyle iterek bütün hallerini ukbaya kilitlemek…



Yaratılış gayemizin en ulvi nişanesi...
Dünya ve ahiret ikileminde yürek potansiyelimizi ahirete doğru çevirmek…
Üç günlük dünya cenderesinden sonsuz bir hayata kanat açmak…



Sözün bittiği eylemin baş gösterdiği en titrek ve en kaynar vakit…
Rahim olanla yapılan en kârlı ve en muhteşem ticaret…
Pazarlıksız imanın tertemiz takvanın halî pür melali…
Derdin en büyüğünü yüreğine ilmek ilmek dokumak nihayetinde meleklerle buluşmak…



Cenneti özlemek ve Vuslat için adımları sıklaştırmak..
Şeytanı ve dostlarını ölesiye alt etmek…
Sevdasını en kalın harflerle göklere nakşetmek…
Bir gidince peşine binleri hazırlamak…
Yaşamak için ölmek…

Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2839


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #13 : 16 Kasım 2009, 03:36:54 »

Bu güzel paylaşımınız için teşekkür ediyorum.ellerinize sağlık. Allah Razı Olsun
Kayıtlı

Aliye
Bismillah
*

DUÂ: 6
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 19



« Yanıtla #14 : 16 Kasım 2009, 18:10:59 »

Amin, ecmain inşaAllah.
Dua ile.
Kayıtlı
Anadoluvarisi
Elhamdülillah
**

DUÂ: 85
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 204


LailaheillALLAH


« Yanıtla #15 : 18 Kasım 2009, 23:17:51 »

Allah razı olsun Kardeş
Kayıtlı

"Hakikaten biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık." (Beled 4)
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 213
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1653


Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın


« Yanıtla #16 : 02 Ağustos 2010, 21:01:46 »

Seyyid Kutub'dan "İslam ile cahiliyenin uzlaşmazlığı" üzerine
 
 
Seyyid Kutub: İslam ile cahiliyenin yolun ortasında, daha doğrusu herhangi bir yolda buluşmaları mümkün değildir. Bu durum İslam ile her zaman ve her çağdaki cahiliye sistemleri arasında her zaman geçerli olan bir kuraldır. Bu kural dünkü cahiliye için olduğu gibi, bu günkü cahiliye içinde, yarınki cahiliye için de geçerlidir. İslam ile cahiliye arasındaki uçurum aşılmaz niteliktedir. İkisini bir noktada buluşturmak için bu uçurumun üzerine bir köprü kurmak imkansızdır. Bir şeyi paylaşmaları, iletişim kurmaları mümkün değildir. Aralarında sürekli bir çatışma vardır ve sonuçta uyuşmaları söz konusu değildir.


 


Çizgilerin iyice bulanıklaştığı, sapmaların, modern ve geleneksel hufarelerin, putçulukların ve putlaştırmaların hoşgörülmeye başlandığı, insanların birbirlerinin yanlışını görmezden gelme ve idare etme konusunda uzlaşmış göründüğü, netlik yerine fluluğun, sapmalarla mücadele yerine sapmaları meşrulaştırmanın prim yapar olduğu bir süreçten geçiyoruz. Put deviren İbrahimler olmak üzere yola çıkan nicelerinin birer put dikici olup çıktığı ve hatta bu iddiayla yola çıkıp putlaşanların, mutlaklaştırılanların, eleştirilemez, sorgulanılamaz hale gelenlerin olduğu bu süreçte imanlarımızı dosdoğru tutma cehdini daha bir kararlılıkla göstermemiz gerekmekte. En zor zamanlar, insanların iddialarından vaz geçtiği, iddialarını yumuşatmaya, kitlelere uyumlu kılmaya başladığı çözülme dönemleridir. Şimdilerde bu tür bir dönemden geçtiğimizde kuşku yok. Bu yüzden dosdoğru olmanın kılavuzu Kur'an'la daha fazla hemhal olmalı, Hz. Peygamber'in dosdoğru mücadele çizgisini her daim hatırımızda tutarak bilincimizi taze tutmalıyız.

Bu çerçevede, şehid Seyyid Kutub'un, Kalem Suresi 8 ve 9. ayetlerle ilgili tefsirini Fizilal'il Kur'an'dan iktibas ediyoruz: 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

"Şu halde yalanlayanlara itaat etme.

Onlar, senin kendilerine yaranmanı (uzlaşmanı) arzu ettiler; o zaman onlar da sana yaranıp-uzlaşacaklardı." (Kalem Suresi 68/8-9)

"Onlar tıpkı ticarette olduğu gibi pazarlık yapmaya, ortak bir nokta etrafında uzlaşmaya çalışıyorlar. Oysa inanç ile ticaret arasında büyük fark vardır. İnanç sahibi bir kimse inancının hiç bir prensibinden vazgeçmez. Onun gözünde büyük küçük bütün ilkeler aynı öneme sahiptir. Daha doğrusu inanç sisteminde büyük küçük diye bir ayırım olmaz. İnanç sistemi, her bir parçası birbirini bütünleyen bölünmez bir gerçektir. İnanç sistemine bağlı birisi, bir prensibe uyarken, bir diğerinden asla vazgeçemez.

İslam ile cahiliyenin yolun ortasında, daha doğrusu herhangi bir yolda buluşmaları mümkün değildir. Bu durum İslam ile her zaman ve her çağdaki cahiliye sistemleri arasında her zaman geçerli olan bir kuraldır. Bu kural dünkü cahiliye için olduğu gibi, bu günkü cahiliye içinde, yarınki cahiliye için de geçerlidir. İslam ile cahiliye arasındaki uçurum aşılmaz niteliktedir. İkisini bir noktada buluşturmak için bu uçurumun üzerine bir köprü kurmak imkansızdır. Bir şeyi paylaşmaları, iletişim kurmaları mümkün değildir. Aralarında sürekli bir çatışma vardır ve sonuçta uyuşmaları söz konusu değildir.

Peygamber Efendimizin uzlaşmaya yanaşması, daha yumuşak bir tutum içine girmesi, tanrılarına küfretmekten ve ibadetlerini saçmalık olarak nitelendirmekten vazgeçmesi veya bazı konularda kendilerine uyması, Dolayı siyle kendilerinin de onun dinine uymaları böylece Arap kitleleri karşısında onurlarını kurtarmaları için müşriklerin Peygamber Efendimize çeşitli tavizler vermeye çalıştıkları, uzlaşma önerilerinde bulundukları birçok rivayete konu olmuştur. En uygun çözüm yolunu bulmaya çabalayan pazarlıkçıların her zaman başvurdukları bir yöntemdir bu. Fakat Hz. Peygamber dininde kararlıydı, dininin ilkelerini pazarlık konusu yapmaz, taviz vermez bir tutum içindeydi. Ama dinle ilgili olmayan öteki konularda insanların en yumuşak huylusuydu. İnsanlar arası ilişkilerde en güzel davrananıydı. Akrabalarına en çok iyilikte bulunan, kolaylığı ve kolaylaştırmayı en çok isteyen bir insandı. Fakat din, dindi. O, bu konuda Rabbinin şu direktifine uymak zorundaydı: "Öyleyse yalanlayanlara itaat etme."

Peygamber Efendimiz Mekke'de en zor şartlarda bile dinini pazarlık konusu yapmamıştı. Daveti dört bir yandan kuşatıldığı ve bir avuç arkadaşı da Allah yolunda dayanılmaz eziyetlere, işkencelere uğratılmak üzere yakalanıp zincirlere vuruldukları halde güçlü zorbaların yüzüne karşı söylenmesi gereken sözü gizlemeye yeltenmemişti. Kalplerini İslama ısındırmak veya baskı ve işkencelerini savmak için böyle bir manevraya gerek görmemişti. Aynı şekilde inanç sistemi ile uzaktan yakından ilgili bulunan herhangi bir gerçeği açıklamaktan da geri durmamıştı.

ibn-i Hişam siretinde ibn-i İshak'a dayanarak şöyle rivayet eder:

"Peygamber Efendimiz kavmini açıkça İslama çağırdığı, yüce Allah'ın kendisine emrettiği şekilde dini olduğu gibi anlatmaya başladığı ilk sıralarda, kavmine fazla bir tepki göstermedi, etrafından uzaklaşmadı. Fakat -bana ulaşan bilgilere göre- Peygamberimiz onların düzmece tanrılarını gündeme getirip, onlara yönelik ibadetlerinden dolayı onları kınamaya başlayınca büyük tepki gösterdiler. Böyle bir şeyi kabullenemeyeceklerini çeşitli vesilelerle ortaya koydular. Müslümanlıklarını gizleyen Allah'ın koruduğu mümin azınlık hariç hep birlikte O'na karşı çıktılar, düşmanca bir tutum içine girdiler. Müşriklerin bu tutumu karşısında Amcası Ebu Talip onu koruyucu kanatları altına alarak, savundu. Her zaman onun arkasında durdu. Peygamber Efendimiz de hiçbir şeye aldırmadan Allah'ın emrettiği şekilde O'nun dinini yaymaya çalıştı.

"Kureyş'liler, Peygamber Efendimizin kendilerinden, hayat biçimlerinden ayrılmak, düzmece tanrılarına dil uzatmak gibi hoşlanmadıkları birtakım davranışlardan vazgeçmediğini, yine Amcası Ebu Talib'in onu koruyucu kanatları altına aldığını, onu desteklediğini ve kendilerine teslim etmediğini görünce Rabia'nın oğulları Utbe ve Şeybe, Ebu Süfyan B. Harb B. Ümeyye, Ebu'l Buhteri (As B. Hişam), Esved B. Muttalip B. Esed, Ebu Cehil (Amr B. Hişam, künyesi Ebul Hakemdi), Velid B. Muğire, Haccac B. Amr'ın oğulları Nebih ve Münebbih gibi Kùreyş kabilesinin ileri gelenleri Ebu Talib'e gidip şöyle dediler: "Ey Ebu Talip, yeğenin Tanrılarımıza küfrediyor, dinimizi aşağılıyor, fikirlerimizi saçmalık olarak nitelendiriyor, geçmiş atalarımızı sapıklıkla suçluyor. Ya onu bu işten vazgeçir irsin, ya da aramızdan çekilirsin. Çünkü sen, ona karşı bizden farklı bir konumdasın. Aksi takdirde biz O'nun hakkından geliriz." Ebu Talip onlara yumuşak sözler söyledi, onlara güzel karşılık verdi, onlar da çekip gittiler.

"Bu arada Peygamber Efendimiz aksatmadan faaliyetlerini sürdürüyordu, Allah'ın dininin öngördüğü hayat biçimini herkesin görebileceği şekilde uyguluyor, insanları bu hayat biçimine inanmaya, sonra da uymaya davet ediyordu. Sonra Peygamberimizle Kureyş'liler arasındaki ilişkiler gerginleşti. Gitgide birbirlerinden uzaklaştılar. Kızgınlık ta gittikçe arttı. Peygamber Efendimiz ve yaptıkları Kureyşlilerin gündeminden çıkmıyordu. O'na yönelik öfkeleri kabarıyor, birbirlerini ona karşı teşvik ediyorlardı. Kureyş'liler bir ara tekrar Ebu Talib'e gidip şöyle dediler: "Ey Ebu Talib, sen yaşlı başlı bir insansın. Aramızda saygın bir yerin var. Bundan önce yeğenini yaptıklarından vazgeçirmeni istemiştik, ama sen O'na engel olamadın. VALLAH i artık, atalarımıza küfredilmesine, fikirlerimizin saçmalık olarak nitelendirilmesine, tanrılarımıza hakaret edilmesine katlanamayız. Ya O'na engel olursun, ya da iki gruptan biri helak olana kadar seninle ve onunla her türlü ilişkimizi keseriz". -Veya buna benzer sözler söylediler-. Sonra da çekip gittiler. Kavminin kendisini terk etmesi, düşmanlığını ilan etmesi Ebu Talib'e ağır geldi. Ama Peygamber Efendimizi onlara teslim etmeye veya O'na verdiği desteği çekmeye de gönlü razı değildi. İbn-i ishak diyor ki: Bana Ya'kup B. Ukbe B. Muğire B. Ahnes şöyle anlattı: Kureyş'liler Ebu Talib'e bu sözleri söyleyince, Ebu Talip Peygamberimizi çağırıp şöyle dedi: "Ey Yeğenim, senin kavmin gelip bana şöyle şöyle diyor (Kureyşlilerin kendisine söyledikleri sözleri bir bir anlattı.) Bana ve kendine acı. Altından kalkamayacağım bir yükün altına salma beni:' Bunun üzerine Peygamber Efendimiz amcasının kendisine karşı tutum değiştirdiğini, kendisine verdiği desteği çekeceğini, kendisini Kureyşlilere teslim edeceğini, artık kendisine yardım edecek gücünün kalmadığını sanarak amcasına şu karşılığı verdi: "Amcacığım, VALLAH i bu işten vazgeçmem için güneşi sağıma, ayı da soluma koysalar yine de vazgeçmem. Allah bu dini üstün getirene veya ben bu uğurda ölene kadar bir an bile mücadeleden geri kalmam." Daha sonra Peygamberimiz duygulandı ve ağlamaya başladı ve gitmek üzere ayağa kalktı. Tam gidecekken Ebu Talip; Peygamberimizi çağırdı. Peygamberimiz dönünce, Ebu Talip şöyle dedi: "Git istediğini konuş. VALLAH i seni asla kimseye teslim etmeyeceğim."
Kayıtlı



birgün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabb,ine dönüp,"benim büyük bir derdim var"!deme,derdine dönüp"benim büyük bir Rabbim var!"de 
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 213
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1653


Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın


« Yanıtla #17 : 02 Ağustos 2010, 21:02:30 »

şte, koruyucusu, güvencesi ve hakkından gelmek için pusuda bekleyen, kendisine diş bileyen düşmanlara karşı dünyadaki tek sığınağı amcasının kendisini yalnız bıraktığı bir sırada Peygamber Efendimizin davasına ısrarlı bağlılığının somut ifadesi olan bir tablo...

Bu tablo, manzara ve gölgeleri bakımından, kullanılan ifade ve sözcükleri bakımından ve somut gerçekliği bakımından kendi türü içinde son derece etkileyici, parlak ve şaheser bir tablodur. Tıpkı bu inanç sisteminin parlaklığı gibi. Tıpkı bu inanç sisteminin eşsizliği gibi. Tıpkı bu inanç sisteminin etkileyiciliği gibi... Bu tablo yüce Allah'ın şu sözünün somut kanıtıdır: "Sen yüce bir ahlâka sahipsin."

Tarihçi İbn-i ishak'ın rivayet ettiği bir diğer tablo da doğrudan doğruya müşriklerden Peygamber Efendimize gelen uzlaşma önerileri ile ilgilidir. Bu öneri, müşriklerin Peygamber Efendimizin daveti karşısında çaresiz kalmalarından ve her kabilenin, Müslüman olan bireyini cezalandırma ve dininden döndürmek için işkenceye uğratma işini bizzat üstlendiği bir sırada gelmişti.

İbn-i İshak diyor ki: Bana Yezid B. Ziyad anlattı. O da Muhammed B. Ka'b el-Kurezi'nin şöyle dediğini duymuş: Utbe B. Rabia, lider konumunda bir kişiydi. Bir gün Kureyşlilerin meclisinde otururken Peygamber Efendimiz de yalnız başına mescitte oturuyordu. Utbe: Ey Kureyş topluluğu, ne diyorsunuz, Muhammed'e konuşmaya gidip ona bazı önerilerde bulunayım mı? Bakarsınız bazılarını kabul eder. Biz de ona dilediğini verir, böylece bizden vazgeçmiş olur dedi. Bu olay Hz. Hamza'nın Müslüman olduğu günlere denk geliyor. Peygamber Efendimizin arkadaşlarının günden güne arttığını görüyorlardı. Bu yüzden: Ey Ebu Velid, git ve konuş onunla dediler. Utbe kalktı Peygamberimizin yanına gidip oturdu. Ve şöyle dedi: Ey yeğenim, bildiğin gibi bizim aramızda aşiret ve soy bakımından saygın bir yere sahipsin. Sen kavminin başına büyük bir iş açtın. Birliklerini parçaladın. Fikirlerini saçmalık olarak niteledin. Tanrılarının çokluğunu ve dinlerini ayıpladın. Geçmiş atalarını tekfir ettin. Beni dinle sana bazı önerilerde bulunacağım. Bak, belki bir kısmını kabul edersin. Peygamber Efendimiz "Söyle ey Ebu Velid, seni dinliyorum" dedi. Utbe şöyle dedi: "Ey yeğenim, eğer sen bu getirdiğin dini kullanarak mal elde etmek istiyorsan, senin için mal toplar ve en çok mala sahip olanınız olursun. Eğer bununla şeref kazanmak istiyorsan, seni başımıza lider tayin ederiz ve sensiz hiçbir şey yapmayız. Eğer kral olmak istiyorsan, seni kral yaparız. Yok eğer bu, sana musallat olmuş bir rüya ise ve sen bunun etkisinden kurtulamıyorsan. Senin için araştırır doktorlar buluruz ve senin tedavi olman için mallarımızı harcarız. Nitekim kişinin başına bazı dertler musallat olur da tedavi sonucu bundan kurtulabilir -veya buna benzer şeyler söyledi-. Utbe sözlerini tamamlayana kadar, Peygamber Efendimiz onu dinledi. Sonra "Ey Ebu Velid, sözlerini bitirdin mi?" dedi. Utbe "Evet" dedi. "O zaman, beni dinle" dedi. Utbe "Söyle" dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

"Ha mim. Bu kitap merhamet eden, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere Arapça bir Kur'an olarak ayetleri uzun uzun açıklanmıştır. Ama insanların çoğu yüz çevirmiştir, onlar işitmezler de; `Ey Muhammed! Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır, kulaklarımızda ağırlık, bizimle senin aranda anlaşmamıza engel vardır; istediğini yap, biz de yapacağız' derler. Ey Muhammed! Onlara söyle: `Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana tanrınızın tek bir tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık ona yönelin. O'ndan bağışlanma dileyin; vay müşriklerin haline!" (Fussilet suresi 1-6)

Sonra Peygamberimiz okumaya devam etti. Utbe bunları dinleyince sessizce beklemeye başladı. Ellerini arkasından yere koydu ve onlara yaslanarak dinlemeye koyuldu. Sonra Peygamberimiz secde ayetine geldi ve secdeye gitti. Ardından şöyle buyurdu: "Ey Ebu Velid, dinleyeceğini dinledin, artık kararını sen ver" Bunun üzerine Utbe kalkıp arkadaşlarının yanına gitti. Bazıları: Allah'a yemin ederiz Ebu Velid buradan ayrıldığı yüzle dönmüyor dediler. Utbe gelip yanlarına oturunca "Geride ne bıraktın ey Ebu Velid?" dediler. Utbe: Orada bundan önce bir benzerini duymadığım bir söz dinledim. Allah'a And olsun şiir değildi dinlediğim. Sihir veya kehanet de değil di. Ey Kureyş'liler, beni dinleyin ve benim dediğimi yapın. Bu adamı kendi durumuyla baş başa bırakın. Karışmayın ona. VALLAH i ondan dinlediğim sözlerde büyük bir haber olmalı. Eğer Araplar onun hakkından gelirlerse, eliniz bulaşmadan ondan kurtulmuş olursunuz. Eğer O, Arapları yen erse onun egemenliği sizin egemenliğinizdir. Onun üstünlüğü sizin üstünlüğünüzdür. Onun sayesinde insanların en mutlusu olursunuz" dedi. "Ey Utbe, O, seni diliyle büyülemiş" dediler. Utbe: Bu, benim görüşümdü. Siz, istediğinizi yapın.

Bir başka rivayete göre Utbe, Peygamber Efendimizi: "Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ad ve Semud kavminin başına gelen kasırga gibi bir kasırgayla uyardım sizi" ayetine kadar dinlemiş, sonra da dehşete kapılarak eliyle, Peygamber Efendimizin ağzını kapatmıştır. "Allah aşkına ve akrabalık hatırına sus ey Muhammed" demiştir. Çünkü uyarının gerçekleşmesinden korkmuştur. Bundan sonra gidip kavmine duyduklarını anlatmıştır.

Her halükârda bu da bir tür pazarlık girişimidir. Yine güzel ahlâkın somut örneklerinden biridir. Bu ahlâk Peygamber Efendimizin tutumunda belirginleşiyor. Peygamberimiz, Utbe'nin dinlemeye değmez sözlerini sonuna kadar dinliyor, Hz. Muhammed gibi evrensel değerlendirmede, hakkın ölçüsünde, yeryüzünün tüm genişliğince bir değere sahip bir zatın Utbe'yi dinlemesi saçma önerilerini sessizce karşılaması üstün bir ahlâk örneğidir. Onun üstün ahlâkı onu tutuyor, sözünü kesmesine, acele etmesine, öfkelenmesine, sıkılmasına müsaade etmiyor. Sonuna kadar onu dinliyor, sonra da ona soruyor: "Bitti mi ey Ebu Velid?" fazlasıyla süre tanıyor, içindekiler ini döksün istiyor. Hiç kuşkusuz bu, muhatabın sözünü dinlemede uyulması gereken üstün bir edep tavrı olduğu gibi, gerçeğe duyulan şaşmaz güvenin de bir ifadesidir. ikisi birlikte güzel ahlakın belirtileridirler.

Pazarlık yapma girişimlerinin üçüncüsünü de İbn-i İshak şöyle anlatıyor: ' Bana ulaşan bilgilere göre, bir gün peygamberimiz Kâbe yi tavaf ederken, Esved B. Muttalip B. Esed B. Abduluzza, Velid B. Muğire, Umeyye B. Halef ve As B. Vail es-Sehmi ile karşılaştı. Bunlar kabileleri arasında dişli kimselerdi. "Ya Muhammed, gel biz senin taptığına tapalım, sen de bizim taptığımıza tap. Böylece seninle ortak bir noktada buluşalım. Eğer senin taptığın bizimkinden daha hayırlı ise biz ondan nasibimizi almış oluruz. Eğer bizim taptığımız sizinkinden hayırlı ise o zaman sen bizimkinden nasibini almış olursun. Bunun üzerine yüce Allah şu ayetleri indirdi: "Ey Muhammed de ki: `Ey kafirler. Ben sizin taptığınıza kulluk sunmam. Benim taptığıma da siz kulluk sunmazsınız. Ben de sizin taptığınıza kulluk sunacak değilim. Benim taptığıma da sizler kulluk sunacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır."(Kâfirun suresi 1-6)

Böylece yüce Allah bu kesin ve net ifadelerle bu komik pazarlık girişimini kestirip atıyor."
Kayıtlı
ALİ
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 193
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1574


İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în.


« Yanıtla #18 : 29 Ağustos 2010, 21:45:13 »

SEYYİD KUTUB`UN ŞEHADET YILDÖNÜMÜ!.

Allah(cc)`ın Kur`an-ı Kerim`de insanoğluna vermek istediği mesajı hakkıyla idrak ettikten sonra hayatını toplumun ihyasına adamış, İslam dünyasına Fizilal-il Kur`an gibi paha biçilmez bir eseri bırakmış, inancı uğruna gülerek şehadete gitmiş, Kur`an-ı Kerim`i yaşayarak okumuş aziz şahsiyet Üstad Seyyid Kutub…

Şehadet mektebinin aziz üstadı ŞEHİD SEYYİD KUTUB

Suudi Arabistan`dan Mısır`a göç etmiş bir ailenin çocuğu olarak 1906 yılında Asyut Kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babası son derece dindar, takva sahibi insanlardı. Çocuklarının eğitimi ve ruhlarına İslam`ın lezzetini tattırmak için büyük çaba sarf ederlerdi. Seyyid Kutub, babası İbrahim Kutub`un çocuk eğitimindeki hassasiyetine binaen “Babam her yemekten sonra ellerini açarak dua eder, biz de hep birlikte amin derdik. O, yüksek sesle Fatiha`yı okurken biz de bilmediğimiz halde mırıldanarak, söylediklerini tekrarlamaya çalışırdık. En çok dikkat ettiği şey bizim ruhumuza ahiret duygusunu yerleştirmekti.” der. Bu hassasiyetlerinin neticesi olarak Seyyid Kutub gibi kardeşleri Muhammed Kutub, Emine ve Hamide Kutub`lar da ilim, takva ve mücadele ruhlu olmalarıyla temayyüz etmişlerdir.

EĞİTİM YILLARI

Asyut`ta ilkokul`u bitirdiğinde Kur`an-ı Kerim`i hıfzetmişti. Daha sonra babası onu Kahire`ye götürüp Ezher`in orta bölümüne kaydetti. Lise okurken babasını yitiren Seyyid Kutub o yıllarda edebiyata yönelmiş, şiir yazmaya başlamıştı.

Seyyid Kutub çok zekiydi bütün sınıfları başarıyla geçer, okulları iftiharla bitirirdi. Yüksek tahsilini Kahire`de Dar`ul Ulûm Fakültesinde yaptıktan sonra 1933 yılında bu fakülteye edebiyat hocası olarak tayin edildi.

AMERİKA`YA YOLCULUK

Amerika`ya gitmeden önce Müslüman Kardeşler Cemiyetiyle birtakım irtibatları olmuş, Yeni Fikir isimli İslami bir mecmua çıkarmaya başlamıştı. 1941 yılında Maarif Vekaleti tarafından Sosyoloji Doktorası yapmak üzere Amerika`ya gönderilen Üstad Kutub, burada batı kültürüyle İslam arasında mukayeseler yaptı. İslam`dan uzak bir topluluğun ne kadar sefahet içerisinde olduğunu gözleriyle müşahede etti. Özellikle Hasan El-Benna`nın şehadetinin Amerika`ya yansıması onu çok etkiledi. Okumayı çok seven Üstad Kutub, günde on saat kitap okurdu. Amerika`dan döndükten sonra da akademik çalışmalarına profesör oluncaya kadar devam etmiştir.

İHVAN HAREKETİNDE AKTİF ROL ALIYOR

Amerika`dan döndükten sonra tamamen İhvan`ul Müslimin Hareketine katılan Seyyid Kutub, hareketin İrşad müdürlüğünü yaparken bir yandan da halkın şuurlanmasına yönelik fikirsel eserler kaleme alıyor, faaliyetleri oldukça geniş ve tesirli oluyordu. 1954`de tutuklanmadan önce İhvan`ul Müslimin Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yapıyordu.

YILLARCA CEZAEVİNDE KALIYOR

1952 yılında Mısır`da yapılan askeri ihtilal neticesinde devlet tarafından aşırı sosyalizmin tatbikine başlandı. 1954`de Müslüman Kardeşler Hareketi feshedilip, teşkilatın on binlerce mensubu zindanlara dolduruldu. Hareketin altı büyük âlimi idam edilip, birçokları işkenceyle öldürüldü. Seyyid Kutub`da tevkif edilip, on beş yıl ağır kürek cezasına çarptırıldı. On sene Limanneze Cezaevinde kaldıktan sonra Irak Devlet Başkanının Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır`ı ziyaret edip Üstad Kutub`un serbest bırakılmasını istemesi üzerine 1964`de serbest bırakıldı. 1965`de “Yoldaki İşaretler” kitabını neşredince kırk bin İhvan mensubuyla birlikte Seyyid Kutub`da tutuklanıp devlete darbe girişiminden yargılandı.

Seyyid Kutub`un hakkı haykırmasına zindanda da engel olunamadı. Fizilal-il Kur`an`ın son yarısını ve birçok kitabını cezaevinde kaleme aldı.

İŞKENCELER

Her geçen gün yeni yeni İhvan mensupları tutuklanıyor, ağır işkencelerden geçiriliyorlardı. Seyyid Kutub da çok ağır işkence görenler arasındaydı. Bilhassa şehadetine yakın son dönemlerde işkenceler daha da fazlalaşmıştı. O`na İslam tezini müdafaa etmekten vazgeçmesi ve devletin tatbik ettiği sosyalizm idaresinin meşruiyetini kabullenip halka telkinde bulunması teklif ediliyor ve vücudunu kızgın şişle dağlamak, kerpetenle etleri koparmak, başından aşağı kovalarla çok sıcak sular ve peşinden soğuk su dökmek gibi insanın kaldıramayacağı ağır işkenceler yapılıyordu. Zaten işkenceden aldığı yaralar ve bitkinlik yüzünden idam kararının verildiği son mahkemeye gelememiş, karar gıyabında verilmişti.

ŞEHADET

İdam edilmeden kısa bir süre önce Üstad Seyyid Kutub`a “Şimdiye kadar ki söz ve hareketlerinizde yanılmış olduğunuzu beyan ederek cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır`dan özür dilediğiniz takdirde idam hükmünüzü bozacak ve sizi serbest bırakacaktır.” teklifinde bulunulur.

Buna karşı Seyyid Kutub`un cevabı muhteşemdir, “Eğer idamı hak etmiş olarak hakkın emri ile ipe çekiliyorsam, buna itiraz etmek haksızlıktır. Eğer batılın zulmüne kurban gidiyorsam; batıldan merhamet dileyecek kadar alçalamam!..”

Ve 29 ağustos 1966`da Seyyid Kutub idam edilmek suretiyle şehid edilir. Hem idam kararı alındığında hem de uygulandığında Afganistan, Pakistan, Irak, Lübnan, İngiltere gibi çeşitli ülkelerdeki Müslümanlar protesto yürüyüşleri düzenlemişler, Cemal Abdunnasır yönetimini lanetlemişlerdir.

MEZAR YERİ BİLİNMİYOR

Seyyid Kutub`un mezarı ülkemizdeki bazı âlimlerinki gibi günümüze kadar ailesi dahil kimse tarafından bilinmemekte, devlet tarafından gizlenmektedir.

Üstad Seyyid Kutub, şehadetinden 14 yıl önce yazdığı “İslami Etüdler” isimli eserindeki şu ibarelerin hakkını canını feda ederek vermiştir, “Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilirler. Ancak; fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini feda etmeleri şartıyla… Fikirlerinin, kan ve canları karşılığında manalanması şartıyla… Hak bildikleri şeyin hak olduğunu fütur etmeden söyleyip, gerekirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla...”

“Biz, fikir ve sözlerimiz uğruna ölsek de, o fikir ve sözler ruhlu birer vücut olarak kalacak yahut da onları kanlarımızla sulayıp canlılar, ruhlular arasında yaşatacağız…”

Allah onu rahmetiyle kuşatsın.


Şehid Seyyid Kutub`dan ümmete bir tavsiye

“İtikada ilişkin doğru söz kekelenerek söylenmemeli, kem küm edilmemelidir. Tersine açık açık, dobra dobra söylenmelidir. Düşmanlar ne söylerse söylesinler. Ne dilerse onu yapsınlar. İtikad konusunda söylenecek hak söz insanların hevalarına ve arzularına göre belirlenmez. İnsanların istek ve durumları gözetilmez. Gözetilmesi gereken tek husus, tek hakikat, onu kalblere işlemek ve etkili hale gelinceye dek haykırmaktır.

İnanca ilişkin hak söz bu şekilde haykırılınca hidayete meyilli olan kalblerin en ücra köşelerine kadar işler. Hak söz evelenip gevelendiği, kem küm ederek anlatılmaya çalışıldığı zaman iman etme kabiliyeti olmayan kalbler yumuşamaz. Oysa kimi zamanlarda İslam davetçisi gerçeği yumuşatarak, hakikatleri süsleyerek, bu iman etme kabiliyeti olmayan kalblerden iyi bir karşılık alabileceğini umar.”

 
Kayıtlı

Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2839


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #19 : 29 Ağustos 2010, 22:27:39 »

Rahman şehadetini kabul buyursun,bizleri de yolu üzerine sabit kılsın inşALLAH .emeğine sağlık Ali kardeşim.
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2376


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #20 : 30 Ağustos 2010, 08:23:01 »

Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilirler. Ancak; fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini feda etmeleri şartıyla… Fikirlerinin, kan ve canları karşılığında manalanması şartıyla… Hak bildikleri şeyin hak olduğunu fütur etmeden söyleyip, gerekirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla...”

“Biz, fikir ve sözlerimiz uğruna ölsek de, o fikir ve sözler ruhlu birer vücut olarak kalacak yahut da onları kanlarımızla sulayıp canlılar, ruhlular arasında yaşatacağız…”


sözlerini şehadeti ile taçlandıran şehidimiz.
ne söylenebilir ki yaşadıkları herşeyi anlatmaya yetiyor.
RABBİM Sen şehadetini kabul eyle
Kayıtlı

Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 637
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 7577



« Yanıtla #21 : 29 Ağustos 2011, 17:25:36 »



Seyyid Kutub'u Rahmetle Anıyoruz
Kayıtlı
hamza01
AllahuEkber
***

DUÂ: 104
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 287


*** Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Allahındır ***


« Yanıtla #22 : 12 Ekim 2011, 17:19:52 »

yolunu sürdüreceğiz ey şehid...........
Seyyid Kutub’a şöyle diyorlardı: “Hiç olmazsa idamının kalkması için gel” (devlet başkanından özür dilediği ya da hiç olmazsa ona bir nezaket ziyareti yaptığı takdirde hakkındaki idam kararının kaldırılacağı söyleniyordu) Seyyid Kutub’un bunlara cevabı ise şu oluyordu: “Namazda yüce Allah’ın vahdaniyetine şehadet eden bu parmağım, tağutun hükmünü onaylayan tek harf dahi yazmayı red etmektedir. Tağuttan neden af dileyeyim. Eğer ben hak ile mahkum edilmişsem, hakkın hükmüne razıyım. Yok eğer, batılla mahkum edilmişsem, ben batıldan af dileyecek kadar alçalamam.”
Kayıtlı

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: