|
คℓρєяєη
|
 |
« : 22 Kasım 2007, 12:12:50 » |
|
Günlerdir yazılı basın yoluyla vahdetin İstanbul izdüşümü “Kudüs buluşması”nı takip ediyorum. Elhamdülillah çok ses getirdi. Son günü katılma fırsatı buldum ve üzüldüm iki gün boyunca orada bulunamayışıma. İstanbul böylesi güzel bir organizasyona ev sahipliği yaparak, “Kudüs hakkında söz söylemek başka bir yerde değil, tapusunu hala elinde bulunduran şehrimizde böyle görkemli ve böyle yüksek sesli olmalıdır” mesajını tokat gibi çarpmıştır Kudüs üzerine yapılacak bir toplantının arefesinde haddini bilmezlere. Elhamdülillah…
Yazılı basında, özellikle malum medyada koskoca buluşmadan aktarıla aktarıla Abdullah Gül ve R.Tayyib Erdoğan’ın Kubbetüssahra yanında resmedilmiş portreleri ile 5 yaşındaki bir çocuğun intihar bombacısı olarak resmedildiği yağlı boya tabloların nasıl yan yana olabileceği tartışmaları vardı. Tablolar Suriye’de yaşayan Filistin’li bir ressamın fırçasındandı. Nasıl olurda bir çocuk intihar bombacısı olarak resmedilirdi? Bazı köşe yazarları olayı öylesine abartmışlardı ki insan okuyunca “İsrail’e yaranmak için bu kadar saçmalığa pes” dedirtecek cinstendi. Özellikle Ertuğrul Özkök’ün bu konudaki yazısını okuduğumda kan beynime sıçradı. Yazıyı olduğu gibi alıntılıyorum ve bir dava ancak bu kadar yanlış bir bakış açısıyla tasvir edilebilirdi diyorum.
Ne yandan tutsanız elinizde kalacak bir yazı… Pes…
“HEP diyorum.Ortadoğu’nun en kötü huyu, bebeklerini, çocuklarını insafsızca ölüm tarlalarına sürmesidir. “
Bu nasıl manasız bir cümledir?
İsrail saldırdığı için, Filistin topraklarını işgal ettiği için, çoluk çocuk önüne canlı ne çıkarsa öldürdüğü için suçlu değil, Filistinli çocuk işgale elindeki masum silahı taş ve sapanla, modern techizatlı İsrail terörüne direndiği için suçlu.
Çoluk çocuğun direnmesi mi kötü bir huy, yoksa bu çocukların öldürülmesi mi?
“İşte size bir örnek daha.
İstanbul’un göbeğinde, Filistin halkıyla dayanışmayı göstermek için tuhaf bir toplantı düzenleniyor.
Kullandıkları propaganda "malzemesine" bakın.
Beline dinamit lokumları sarılmış bir çocuk.
Çocuk bile değil, bir bebek.
"Dava adamı" daha üç yaşını doldurmamış bir "canlı bombadan" medet umuyor.
Bu fotoğraf, bir "davanın" niye kazanılacağını değil, niye daha dünden itibaren kaybedildiğini anlatan en çarpıcı belge.
Bir "dava" ki, çocuklarını böyle bir sömürüye alet eder, biliniz ki, tarihi boyunca hiçbir savaşını kazanamaz.”
Tuhaf olan bu toplantı mı yoksa, bir zamanlar borcumuza karşılık olarak Filistin istendiğinde Abdülhamit tarafından kovulan Siyonistlerin torununun meclisimizde ukalaca konuşmasına mahal vermek mi?
Nedir tuhaf olan?
Toprakları işgal edilmiş bir ülkenin çocukları…
Bir şehirden bir şehre geçişte işgal güçlerinin çıkardığı her türlü zorluğa maruz kalan, ülkesinde km’lerce ayrım duvarı örülen, ekonomik ambargoya maruz kalan, kendi ülkesinde, kendi topraklarında yabancı muamelesi gören çocuklar…
Her akşam babasının eve gelememe ihtimalini taa 3-5 yaşından yani kendini bilmeye başladığı andan itibaren bilen çocuklar.
O resim ne malzeme, ne de propaganda…
O resim çocuklarını savaşa süren Ortadoğuluların değil, çocuklara bile asker gözüyle bakıp, sapanından, taşından korkan ve korkularından bu çocukların üzerine kurşun yağdıran Siyonistlerin fobisi…
Elhamdülillah…
Bir dava ki çocuğundan büyüğüne davasının şuurundaysa her savaşını kazanır, zamanında kazanmıştır ve yine kazanacaktır bi’iznillah!
“Bir de bize bakıyorum.
Siz Atatürk’ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı’nda, cepheye sürülmüş bir tek Türk çocuğu gördünüz mü?
Ya İsrail?
Bugüne kadar çocuklar üzerinden siyaset yaptığına tanık oldunuz mu?
Terörist örgütlerin saldırısında hiç mi İsrailli çocuk ölmedi?
Hiç mi yaralanan olmadı?
Neden bizler, onlar çocuklarını böyle şeylerden sakınırız da, Ortadoğu’nun beriki yanında, siyasi propaganda denince akla önce çocukları sömürmek gelir?
Büyükler korkak da ondan mı? Yoksa çocukları kullanacak kadar küçülmüşler de ondan mı?
O fotoğraf bir kere daha önüme çıkıyor ve ben bininci defa kahroluyorum.
Ve hep kendi kendime soruyorum.
Diyarbakır’a gelince neden bunlar karşımıza çıkar?
Bu dünyada çocuk işçi çalıştırmak günah da, bebek terörist istihdam etmek sevap mı?
Var mı Allah aşkına böyle bir sevap, günah defteri?”
Atatürk’ün önderliğine vurgu yapmadan geçilemezdi tabii(!), ancak unutulmamalıdır ki kurtuluş savaşında halk işgale karşı ortak bir refleks göstermiştir ve bu doğrultuda çocuk yaştaki öğrencilerde hür iradeleriyle savaşa katılmış, duyarlılıklarını göstermiştir. Azıcık tarih bilgisi olan kurtuluş savaşında çocuk yoktu diyemez.
Büyükler korkak olsa bugün Filistin’de direnişten söz etmek mümkün olmazdı. Dünya direnişin en şanlısına şahit olurken, bu ne körlüktür ki o şanlı direnişçilere korkak yaftası vuruyor.
“İstanbul’da Filistin’le dayanışma adı altında düzenlenen toplantıyla ilgili tek itirazım da bu değil.
Atılan sloganlara bakıyorum.
İsrail’i haritadan silmekten söz ediliyor.
Bizim böyle bir siyasetimiz mi var?
İran’ın, İsrail’i haritadan silme tehdidini şikáyet eden İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, daha geçen gün ne demişti?
"Bu, retorikten ibaret bir şeydir."
Retorik kelimesini bilmeyenler için mealini veriyorum.
"Bunlar laf salatasıdır" demek istiyor.
Şimdi aynı sloganlar, Türkiye’de düzenlenen bir toplantıda atılıyor.
Kimse çıkıp, "Canım, özel bazı örgütler düzenlemiş" deyip ellerini yıkamaya kalkmasın.
O toplantı, İstanbul Belediyesi’ne ait bir mekánda yapılıyor.
Başbakan’ın yakın çevresinden insanlar katılıyor.
Ve o toplantıda, bebek yaşta canlı bomba fotoğrafları, kahramanlık menkıbesi olarak sergileniyor.
Nerede?
İştahı kabarmış ağzı kanlı teröriste her gün gencecik bedenlerini kurban veren ülkemizde.
Demek ki aynı sakilliği biz de yapıyoruz.
"Başkasının teröristi, bizim için direnişçi, mücahit."
Devam edin.
Bu kafayla giderseniz, PKK vahşetine karşı yanınızda kimi bulacaksınız merak ediyorum.”
PKK dediğin bir avuç insanın oluşturduğu bir örgüt. Yetmiş milyonluk ülkeyi tamamen ele geçirebilecek ne güce ne de techizata sahipken, kuzey Irak’a operasyon düzenlenmesi gündemde. Bir işgal sözkonusu değilken bir nevi başka bir ülkeye savaş açmak manasına gelen bir operasyon ve bu satırları yazan insan bu operasyonu destekliyor. Diğer yanda toprakları işgal altında bir halk. Tek istedikleri topraklarını geri almakken bu halka terörist yaftası vurmak mı mantık? Bu yazıda atıfta bulunulan kurtuluş savaşında bizim ülkemizde işgal altındaydı, işgale direnen halk teröristmiydi buna göre?
Başkasının teröristi kim olursa olsun, bizim terörist algımız ilk olarak İsrail terör devletidir!
“Ben yine samimi uyarımı yapayım.
Daha iki gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında İsrail ve Filistin cumhurbaşkanlarını yan yana getirip el sıkıştıran Türkiye, iki gün sonra İsrail’i haritadan silmek isteyen fanatiklere kapısını açmamalıydı.” 17 KASIM 2007- HÜRRİYET/ ERTUĞRUL ÖZKÖK”
İsrail bi’iznillah haritadan silinecek ve dünya rahat bir nefes alacak! Fanatizm Müslümanlara has bir özellik değildir. Müslümanın inancı vardır, cihad bilinci vardır ve bu doğrultuda yapması gerekeni yapar. Siyonizmin savaşı gayri ahlakidir, ancak müslümanın cihadı bile ahlakidir.
******
Sırf o çocuk resmini görebilmek için fuarda bütün standları dolaştım, nihayet standa geldiğimde hayal kırıklığına uğradım. Ne intihar bombacısı çocuğun(!), ne başbakanın, ne cumhurbaşkanının tablosunun esamesi okunmuyordu. Medyanın bunca baskısı üzerine apar topar kaldırılmıştı tablolar. Diğer bütün tabloları inceledim, bir Filistinli’nin fırçasından çıktığı aşikardı. Direniş ve samimiyet kokuyordu hepsi. O tabloyu alıp evimin en güzel, en görünür köşesine asmak isterdim, en azından o tabloya dokunmak, boyalarının kokusunu dahi olsa hissedebilmek isterdim. Resme gönül vermiş birisi olarak bir kez daha kelimelerin anlatamayacağı kadar çok şeyi bir resmin ne kadar kolayca ve etkili bir biçimde anlatabildiğine şahit oldum. O küçük çocuk belindeki dinamitleri patlatmadı belki ama Türkiye’nin gündemine adeta bomba gibi düştü.
Son bir söz;
“NASİPSİZLERE İNAT YAŞASIN CİHAD!”
“KİNİNİZLE GEBERİN!”
Ebrar Pınar KARA
|