Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Laikliğin İslam Alemine Gelmesi  (Okunma Sayısı 156 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
hamza01
AllahuEkber
***

DUÂ: 104
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 355


***TAĞUTU RED ALLAHA İMAN***


« : 11 Kasım 2011, 17:00:17 »

Malumunuz laiklik 1789’da Fransa İhtilali’nden sonra tüm Avrupa’da yayıldı. Fakat bu ortamda hasta adam denilen Osmanlı Devleti’nin yıkılması için küfür ehli gece gündüz demeden çalışmaktaydılar. Avrupa’da okuyan bazı Müslümanların çocukları İslam’ın hakikatinden habersiz olduklarından dolayı laiklik fikrinden etkilendiler ve sandılar ki; şayet biz de İslam’ı bırakırsak ekonomide Avrupa gibi ilerleriz. Bu çocuklar vasıtasıyla mason ve müsteşriklerin desteğiyle bu laiklik İslam alemine getirildi.

1924’te hilafeti kaldırıp laiklik ideolojisini ilk getiren Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal Filistin’de komutan iken İngiliz ajanlığını kabul edip laikliği yaymaya başlar. İslam devleti olan Osmanlı’yı kaldırdıktan sonra okullarda tüm eğitimi laikliğe göre verir, okuldaki çocukları laiklikle aşılar ve böylece Müslümanlar, çocuklarını Müslüman olarak gönderirler, çocuklar ise laik olarak dönerlerdi. Başka bir deyimle Müslümanlar ciğeri kediye, kuzuyu kurda teslim ediyorlardı. Hatta laiklik hayatın tüm alanlarında yayıldı, kanun yapmasından tut, ekonomi ve eğitime kadar her alan laikliğe göre tanzim edilmeye başlandı. Bu laikliği kabul etmeyen Müslümanlar ya zindana, ya da idam veya sürgüne gönderiliyorlardı ve çeşitli iftiralara maruz kalırlardı.

Mesela Şeyh Said bu laiklik küfrünü görüp kabul etmediğinden dolayı kemalistler tarafından iftiralara maruz kaldı. Zira bir taraftan Şeyh Said’in hareketine Kürtçü kıyam dediler ve bir taraftan İngiliz ajanı dediler başka bir taraftan da 9000 köyü yakıp yıktılar, halbuki hakiki İngiliz ajanı M. Kemal’in kendisiydi. İç Anadolu’da ise bu laiklik küfrünü kabul etmeyeni darağaçlarında astılar. Hatta M. Akif Ersoy diyor ki; “laiklik için kemalistler 600.000 ilim ehlini öldürdüler.” Sırf Konya’da 10.000 ilim ehli öldürüldü. 2000 cellat gece gündüz demeden iman ehlini darağaçlarında asıyorlardı. Bu cellatlardan biri olan Kel Ali bir konuşmasında şöyle der: “Efendim ben gericilerden 5226 kişiyi astım, bunlardan 3600’ü Konya’lıdır.” Evet bu sadece tek bir cellatın yaptıklarıdır, diğerlerini siz düşünün. Bir taraftan da Ağrı şehrinin Geliyizila bölgesinde 1932’de bazı Müslümanlar laiklik küfrünü kabul etmediğinden dolayı bir rivayette 17.000 başka bir rivayette ise 47,000 mazlum Müslümanları toplayıp çocuk, büyük, kadın, erkek, kız demeden hepsini öldürdüler. Başka bir taraftan da Şeyh Said’e karşı biz de aleviyiz deyip alevileri kolladılar ve sonra 1938’de Alevilerin namusuna tecavüz ettiler, Aleviler de onlardan bir kaç subay öldürürken Ankara’dan Alevilerin ölüm fermanı geldi. 5000 Aleviyi inek keser gibi Tunceli şehrinde Murat suyu üzerinde kestiler, öyle kan aktı ki Murat suyu kıpkırmızı oldu. Bu kesme tek Tunceli’de değil iman ehlinin tüm beldelerinde devam etti. Öyle bir hale dönüştü ki, namaz yasaklandı. Kur’anlar yakıldı, camiiler ahıra çevrildi, Arapça harfler kaldırılıp yerine latin harfler getirildi, toplum tamamen cahilleştirildi. Zira çoban mesabesinde olan alimler öldürüldü, geri kalan cahil toplum sürü gibi onlara mal oldu, istediklerini onlara yaptırıp laik eğitimden geçirip kendilerine mehmetçik ve eleman yaptılar, ırkçılıkla beslediler, Laiklikle kafalarını doldurdular, “ne mutlu Türk’üm diyene”, “bir Türk cihana bedeldir”, “Çankaya bize yeter Kabe Arap’ın olsun”, deyip toplumu kazandılar. Tabi ki düzenini meşrulaştırmak için biraz da toplumun inancını istismar ettiler ve kendilerine göre hoca çiftliğini açıp Diyanet’i kurdular. Bu Diyanet bir taraftan laiklik dine destektir demeye başladı, başka bir taraftan da Tevhid ehlini kötü göstermek için pişmiş fetvalar verdiler. Vesaire zulüm ve sahtekarlığı sayılmayacak kadar çoktur. Biz zulüm denizinden sadece birkaç damlayı söyledik.
********************************************************************************************************************


"...Bir müslüman olarak yeryüzünden Allahın huzurunda secde etmeyen tek fert kalmayıncaya kadar İslamın hakim kılınması yolunda kendimi görevli hissediyorum...ya siz??"
Kayıtlı

Bu evrende Allah’tan başka kanun koyucu yoktur. Hâkimiyet Sadece
Allah’ındır. en üstün dava İslam davası en hakiki yol İslam yoludur..Sizler
Aramızda olan Tevhid davasına tabi olmadıkça ,size karşı mücadelemiz devam edecektir……
hamza01
AllahuEkber
***

DUÂ: 104
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 355


***TAĞUTU RED ALLAHA İMAN***


« Yanıtla #1 : 11 Kasım 2011, 17:02:01 »

Dini Devletten Ayırmanın Sebepleri

1- Kilise ehlinin ilim ve ulemaya karşı çıkması: Kilisenin ilkesine zıd düşen tüm ilmi araştırmalar reddedilirdi, araştırma yapana türlü işkenceler yapılırdı. Mesela; Kurdanu Branu kilisenin ilkesine ters bazı şeyleri söyledi, onu aldılar altı sene hapse attılar, baktılar fikirlerinden vazgeçmiyor 1600 senesinde onu yaktılar. Sonra Kalilo geldi, dünyanın döndüğünü iddia etti, mahkeme onu hapse gönderip çok zor şartları öne sürdü. Kalilo bu şartları görünce tevbesini ilan edip fikrinden vazgeçti ve mahkeme başkanının önünde eğilip şöyle dedi: “Ben Kalilo. Yetmiş yaşına gelmiş bir insanım. Önünüzde rükua geçip mukaddes kitaba el basıyorum, dünya döner diyeni lanet ediyorum.” İşte bu şekilde birçok fikir adamı fırında yakıldı. Bunun sebebi ise fikirlerinin kilisenin ilkesine ters düşmesiydi.

2- Dini ilkeler kilise ehlinin elinde olup, istediğini vaftiz edip istediğini günahkar göstermesi, cenneti parselleştirip satması, dinin bazı ayinlerden oluşması, din adına istismarın zirveye çıkması dinin devletten ayrılmasında önemli etkendir. Bir defasında Avrupa’da çalışan bir işçi bana şöyle demiştir: “Ben çoğu zaman İslam aleminde yapılan din istismarından bahsediyordum, bir gün fabrika sahibi beni çağırıp şöyle dedi: “Sizde olan din istismarı bizde olanın çeyreği dahi olamaz, size bir vakıa anlatayım:

Bir kadının kocası ölmüş. Kadın da zenginmiş, kalkıp papazın yanına gidip şöyle demiş: “Benim kocam her pisliği yapan birisiydi, şimdi ise öldü. Muhakkak cehenneme girecektir. Onu nasıl cehennemden kurtarırsın?”. Papaz, “av kapının önüne geldi” düşüncesiyle: “Efendim kocanızı cehennemden kurtarmak için çok paraya ihtiyaç var. Bir meleği zebaniye göndereceğiz ve kocanı kurtaracağız” demiş. Kadıncağız: “Ne kadar lazım” deyince papaz; “En azından 100 bin mark gerekir” demiş. Kadıncağız 100 bin markı getirmiş ve papaza vermiş. Ertesi gün papaza “ne yaptınız papaz efendi” demiş. Papaz, “senin için olmasaydı ben bu kadar zorluğa girmezdim. Zira cehennem deyip geçme. Ben tüm parayı zebanilere dağıttım, çok da yalvardım kocanı göbeğine kadar cehennemden çıkartabildik” demiş. Kadıncağız; “Göbeğinden aşağısı cehennemin içinde midir? Ne yapacağız şimdi” demiş. Papaz; “Bir yüz bin daha getirmen gerekir” cevabını vermiş. Kadın malını satar yüz bin mark daha getirir ve ertesi gün “ne yaptınız” diye sorunca, papaz; “bu gece, sabaha kadar çalıştım zebanilere para dağıttım zorla dizlerine kadar çıkarabildik. Allah şahittir ki sen olmasaydın kesinlikle böyle tehlikeli işe girmezdim” der. Kadıncağız; “dizlerinden aşağısı halen cehennemde midir? Ne yapacağız?” diye sorunca papaz; “bir yüz bin marka daha ihtiyacımız vardır” der. Kadın tüm varlığını satıp getirir ve öteki gün gelip “ne yaptınız” diye sorar. Papaz; “sabaha kadar ter içinde kaldım tüm parayı dağıttım en sonunda kocanın saçından tutup cennetin ortasına attım, Allah’a şükürler olsun ki başardım” der. Kadın; “bu bir yalandır. Benim kocamın saçı yok, kocam kel idi, sen nasıl onun saçından tutuyorsun? Bundan dolayı biliyorum ki bu yalandır” der.

3- İncillerin çoğalması, hurafelerle dolup taşması, toplumun Hıristiyanlıktan soğumasına sebep olmuştur. Hatta İncillerin sayısı 104’e kadar çıktı. Fakat bir toplantı neticesinde 4’e indirilmiştir.

4- İncillerde toplumun ihtiyacını karşılayacak kanunların olmaması. Bundan dolayı beşer ürünü ideolojilere başvurdular.

5- Daima fakir fukara adı altında toplumdan mallar toplanır ve bu mallar fakirlere verilmezdi. Tüm toplanan mallar kilise ehlinin cebine girerdi ve bir taraftan da vergi adı altında mal toplarlardı. Böylece toplumun en zengini onlar oldular. Böyle çeşitli sebeplerle toplumu istismar ediyorlardı. Bu hali gören toplum ve ıslahatçılar kilise ehlinin Allah adıyla verdikleri hükümlerden kurtulmak için çalışmaya başladılar ve neticede dini devletten ayırma fikri olan laiklik çıkıverdi. Avrupa’nın kalkınma noktası o andan itibaren başladı. Velhasıl dinlerini terkettiler ve ekonomide ilerleyip sanayide kalkındılar. Fakat İslam aleminden, İslam’ın güzelliklerinden bihaber olan bazı öğrenciler Avrupa’ya gidip o fikirlerden etkilenip döndüler ve şöyle sandılar: Şayet biz de Avrupalılar gibi dinimizi terkedersek, dinimizi hayat alanından uzaklaştırırsak biz de onlar gibi kalkınırız. İlerlemenin tek engelinin İslam dini olduğunu zannettiler. Fakat bu köle ruhlular şunu bilmediler ki, İslam dini ilme çok önem verip öğrenmeye teşvik eden bir dindir. Mesela şu ayetlere bakınız:

“De ki: Rabbim ilmimi arttır.”

“De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.” (39, Zümer/9)

İslam ilmi öğrenen ve öğreteni çokça övmektedir. Hatta ilim ehline zekat dahi verilir ki toplumu ilmiyle ihya etsinler. Bakın Rabbimiz ne güzel buyuruyor:

“Allah, adaleti ayakta tutarak şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de mutlak ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilah yoktur.” (3, Al-i İmran/18)

Allah Resulü (sallAllahu aleyhi ve selem) ilim ehlini överek şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak Allah, Melekler, gök ve yerin ehli, hatta karıncalar, hatta balıklar insanlara hayrı öğretenin üzerine salat getirirler.”

İmam Hasan el-Basri şu sözlerle ilim ehlini övmektedir: “Şayet alimler olmazsa insanlar hayvanlar gibi olurlar.”

Zaten bu ümmetin kitabı “oku” emriyle başlar. Öyle bir kitap ki, tamamen kör taklide karşıdır. Her konuda delilini getirin deyip Müslümanları ilme ve tahkike çağırır. Böyle bir din nasıl Hıristiyanlığa benzer, bu ilim dinini lahuti bir dine kıyaslamak açık bir iftiradır.

Bir de İslam’ın mübarek kaynağı olan Kur’an-ı Kerim Allah tarafından koruma altındadır. Hiç bir zaman tahrif edilmemiş ve tahrif edilemez de. Nasıl olur da böyle bir dini kilisenin tahrif edilmiş İnciline kıyas yapılır? Halbuki insaflı Hıristiyanlar da İncillerinin tahrif edildiğini kabullenirler. Zira İncilin aslı İbranicedir, onu Yunancaya çeviren mütercim dahi bilinmiyor.

Bir de Allah’ın kitabı olan Kur’an-ı Kerim tüm insanların ihtiyacını karşılayacak biçimde kanunlara haizdir. Tüm zaman ve mekanlarda bütün çağlar ve asırlarda tatbikata elverişlidir. İnsaflı Avrupa alimleri de bunu kabullenirler.

Bir de İslam’da din adamları diye bir kavram yoktur. Zira İslam’da her Müslüman din adamıdır. İslam dini teokrasi dini değildir. Bazı grupların güdümünde olan bir din değildir. Alim denilen kesimi Kur’an ve sünnete tabi oldukları müddetçe severler, aksi takdirde dilsiz şeytan gözüyle bakarlar. İslam’da istibdad ve diktatörlük yoktur, aksine şura vardır. Hatta Kur’an’da Şura diye bir sure dahi mevcuttur. İslam güneşinin ışığını görmeyen yarasalar Allah’ın kanunu ile beşer ürünü olan kanununu birbirine kıyaslarlar. Rabbimiz Kur’an’da bunlar hakkında şöyle der:

“Zulmedenler hangi inkılap ile döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.”

Zira bunların kıyasları rehberleri olan şeytanın, Hz. Adem’e secde yapmadığı zamanki kıyasına benzer.

Aslen laikler iki kılıfa bürünmüşlerdir: Bazıları kendini güzel gösterip dine hürmetimiz var derler. Bazıları da dini tamamen ortadan kaldırıp süpürmek isterler. Bugün yaptıkları gibi.

Laiklerin birinci kısmını çağdaş münafıklar diye adlandırabilirsiniz. Bu laikler tüm kısımlarıyla bir yerde birleşirler: Din vicdanla aynı değerdedir, kişi ve Allah arasında olan bir bağlantıdır, hayatla hiçbir alakası yoktur ve tüm ehli iman gericidir, geri kalmalarının tek nedeni İslam’dır.


Bir müslüman olarak yeryüzünden Allahın huzurunda secde etmeyen tek fert kalmayıncaya kadar İslamın hakim kılınması yolunda kendimi görevli hissediyorum...ya siz??"
Kayıtlı
AhVa
Elhamdülillah
**

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122



« Yanıtla #2 : 12 Kasım 2011, 02:23:10 »

Allah cc razı olsun kardeşim.

Yukarıdaki bilgilerin kaynağını da alabilirmiyiz? kaynaktan kasıt alıntılanan kitap yada ansiklopedi ismi mümkünse.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: