Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: GÜZELLİK HAKKINDA MÜLAHAZALAR -2-  (Okunma Sayısı 298 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
fatmanur
Bismillah
*

DUÂ: 3
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 16


« : 28 Temmuz 2007, 23:26:14 »

Obje kişiliksizdir, biz kendimize ait duyguları objeye yüklediğimiz için güzel bir çiçekten, muhteşem bir dağdan, kararan bir buluttan söz etmekteyiz. Gerçekte önemli olan ne taklit edilen nesnedir, ne de sanat eseri; süjenin davranış biçimidir.
Bir manada ahenktir güzellik, bakmasını ve takdir etmesini bilen gözlere uyumlu bir sunumdur. Marifet güzel olanda mı yoksa görmeyi bilende mi karışır çoğu kez birbirine. Görecek göz mevcut ise, her varlıkta bir güzellik görmek mümkündür. N. Fazıl’ın diliyle;       “Renkte, seste, ışıkta her şeyde bir ittihaz,
Her şeyde bir titreşim, zikir, fikir ve niyaz.”
     Güzellik, bazı kavramlarla anlam bakımından o kadar yakındır ki çoğunlukla bunların yerine de kullanıldığı görülür. Mesela güzellik ve doğruluğun birbirlerinin yerine geçtiğini çok görmüşüzdür. Bazı filozoflara göre, güzel aynı zamanda doğrudur da. Doğru olan da güzeldir. Ama bu görüş her zaman için sağlıklı olmayabilir. Nitekim bizler bazen doğrularda hiçbir güzellik göremeyebiliriz. Veya tam tersine çok güzel gördüğümüz şeyler çoğu kez doğru olmayabilirler. Bu yüzden güzellik sadece görsel anlamda kullanılmamakta kişilerin bakış ve ilgilerine göre, inanç ve yaşamlarına göre gerçek ifadesini bulmaktadır. Belki de güzelliğe her alanda ayrı tanımlar bu yüzden getirilmiştir. Edebiyatta, felsefede, dinde güzellik apayrı anlamlar içermektedir. Bazı kavramlar vardır ki güzelliğin yerini tutmaz ama çoğunlukla onun yerine kullanılır. Yerinde ve zamanında yapılan “doğru” bir davranış için “çok güzel” denebilir. Aslında bazı eylemler belki de güzellik sebebidir. Doğruluk güzellik sebebidir. İyilik güzellik sebebidir. Hoş sözlülük güzellik sebebidir. Hoş sohbetlilik güzellik sebebidir. Güzel bir tebessüm, güzel bir bakış, güzel bir ilgi ve alaka çoğunlukla güzellik sebebidir. İnsanların zihninde hoş bir iz bırakan ufacık bir nezaket, ince bir mizansen, soğuk bir havayı dağıtan sıcacık bir espri güzellik sebebidir çoğu kez. İnsanlara iyilik de bulunmak, darda kalanın elinden tutmak, daima dostane bir yaklaşım içinde olmak da hiçbir zaman göz ardı edilemeyecek güzelliklerdir. Bunlar aslında güzelliği bütünleyen, onu tamamlayan kavramlar halindedir. Ya da hepsi güzelliğin konularıdır.
 
   Güzel ahlak, bir müminin en bariz güzelliğidir. Din bizi, güzelliği bir bütün olarak algılamaya teşvik eder. Güzelliğin sadece fiziki boyutla değerlendirilmesi onu eksik kılar. Aslolan güzelliğin içte ve dışta bir bütünlük arz etmesidir. Bir ahenk içinde tüm azalarıyla uyum halinde seyretmesi onu ebedileştirir. Bu yüzden birlik, bağlılık, doğruluk, iyilik, adalet, yardımseverlik, sevgi, şefkat, merhamet, sahip çıkma, gözetip kollama ve bunun gibi pek çok kavramla birlikte anıldığında gerçek bir güzellikten söz edilmiş olunur.
   Yüce peygamberimiz, güzelliği söz ve davranışlarında tam bir bütün olarak yansıtmıştır; “Allah’ım yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.” diye niyazda bulunması buna çok küçük ama çok anlamlı bir örnektir. Hz. Ali de bu konuda bize anlamlı mesajlar vermiştir.  “En güzel süs seni insanlarla kaynaştıran, seni onların arasında güzel gösteren, dillerini senden koruyan huylarındır” buyurmuştur. O’nun için süs ve güzellik, Allah’a itaat eden bir kalpten ibarettir. Hz. Ali “insanın süsü iyilik yapmaktır” demiştir bir sözünde. Ve şu sıralamada bunu o kadar detaylandırmış ve hayata yaymıştır ki, güzelliğin tüm anlamlarını bir arada toplamıştır adeta: “Mü’minin güzelliği takvasıdır. Kulun güzelliği, Allah’a ibadet etmesidir. Âlimin güzelliği, ilmiyle amel etmesidir. İlmin güzelliği onu yaymaktır. İnsanın süsü, zillet ve rezaletten kaçmasıdır. İyilik yapmanın güzelliği, minnet etmemesidir. İyi emanetin güzelliği, onu tamamlamaktır. Zenginliğin güzelliği, kanaatkâr olmaktır. Arkadaşın güzelliği, tahammüllü olmasıdır”.

   Peygamberimiz (s.a.v), insanlara verilen en büyük güzelliğin, ahlak güzelliği olduğunu beyan ediyor. Bununla beraber, “Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz, onları güler yüz ve güzel ahlak ile memnun etmeye çalışın “ diyor bir başka sözünde.

   İnsanı insan yapan, onu tüm güzelliklerin üstünde bir güzelliğe kavuşturan, özünü sözünü bir yapan, onu daimi güzellikle donatan hadislerde de tavsiye edilen, bu güzel ahlaktır.” Güzellerin güzeli, güzel ahlaktır” sözü de bu yönüyle beni hep çok etkilemiştir.

     İnsan güzel davranışlarıyla kemale giden yolda her gün bir adım daha ilerlemiş olur. Zira insan yaratılış bakımından kâinattaki varlıkların en güzeli, en şereflisidir. İnsanoğlu bunun kadrini ancak, kulluğunun-sorumluluğunun- bilincine varmak ve onun gereklerini yapmakla koruyabilir. İnsanı en güzel bir biçimde, kusursuz bir fıtrat üzere yaratan Yüce Allah, onu bu yaşam serüveninde göstereceği onurlu mücadele sonrasında daha da şerefli kılacaktır. Buna hepimizin bildiği şu ilahi gerçekler birer örnek gösterilebilir.” …Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısı kıldık…. İyi işler yapanlar hariç.” (95/4-6) Yüce Allah burada insana ne kadar da büyük bir önem verdiğini gösteriyor.  Üstad Seyyid Kutub’un eşsiz tefsirinde konuyla ilgili değindiği birkaç cümleyi almadan edemeyeceğim. Üstad şöyle diyor; şüphesiz ki Allah her şeyi güzel yaratmıştır. Ancak burada ve başka yerlerde özellikle insanın güzel bir yapıya, surete ve kamete sahip olarak yaratıldığının ifadesidir. Bu yaratığın zaaf ve bozukluğa müsait olması fıtratının yoldan çıkmasına elverişli olarak yaratılmasına rağmen Allah bu derece kıymet verdiği onun Allah katında ayrı bir yeri, mevcudatın nizamında ayrı bir ağırlığı olduğuna işarettir. Allah’ın verdiği bu kıymet onun, yaratılışında son derece üstünlüğünde, fevkalade girift ve ince cismani yapısında, eşi ve benzeri bulunmayan akli durumunda ve insanı şaşkına çeviren ruhi bünyesinde ortaya çıkmaktadır. Burada insanın ruhi özellikleri üzerinde durulması ve ruhen bozulduğu zaman, iman istikametinden ayrılınca aşağıların aşağısına düşmesi açıkça ruhi bir hususiyettir. Çünkü bedeni yaratılışıyla insan aşağıların aşağısına düşecek değildir. …insan meleklerin makamından da üstün olabilecek bir yücelik mertebesine ulaşmaya müsait şekilde yaratılmıştır. 
   Kurtubi tefsiride aynı ayetle ilgili olarak ufkumuzu daha da açmıştır. Çok etkilendiğim bir insan tasviri vardır onun. Şöyle diyor; Allah’ü Teala kainatta büyük alemde yarattığı her şeyden küçük alem olan küçük alem olan insanda da örneğini yaratmıştır. Bir başka ilahi mesajda mealen şöyledir: gerçeklere inananlar için yeryüzünde (dağlarda, denizlerde, ağaçlarda bitkilerde, madenlerde, hayvanlarda, Cenab_ı Hakkın mutlak kudretine, iradesine, rahmetine delalet eden) ve kendi vücudunuzda (yaradılışınızın başlangıcından sonuna kadar ve insanı hayret içinde bırakan organların ve salgı bezlerinin işleyişinde) Allah’ın varlığına nice deliller vardır; bunları görmezmisiniz? (zariyat/20-21)
   İnsanın duygu organları, ışık saçan gezegenler gibidir. Kulak ve göz idrak edilebilenleri anlamakta, Güneş ve Ay yerindedir. İnsanın uzuvları çürüdüğünde toprağa karışır, Su, bedende bulunan kan ve rutubettir. Hava, ruh ve nefesidir. Ateşi safrasıdır. Damarları ırmaklar gibidir. Irmaklara kaynak derecesinde olan kara ciğer pınar gibidir. Çünkü damarlar kara ciğerden beslenir. Aynı zamanda deniz gibidir. Çünkü bedenin bütün damarları oraya bağlıdır. Irmakların denize dökülmesi gibidir. Kemikleri dağlara benzer. Dağlar, yerin direkleridir, uzuvlar ağaç gibidir. Nasıl ki ağacın yaprakları ve meyveleri varsa, her uzvun da bir işi ve eseri vardır. Vücuttaki kıllar, yeryüzündeki otlar gibidir. İnsan diliyle her türlü hayvanın ve diğer yaratıkların seslerini çıkarabilir. İşte koca kâinatta bulunan her şeyin bir örneği küçük âlem denilen insanda bulunur. (Kurtubi 4/95)
   Yaratılışta bu mükemmel potansiyel güzelliklerle donatılmış insan, ilahi ahlakla daha da güzelleşerek hayat imtihanına tabi tutuluyor. İyiliğe de kötülüğe de müsait bir hürriyet içinde kendini buluyor. Tıpkı bir pusula gibi insan. İradesinin ibresi iyilik ve kötülük kutuplarından hangisine dönerse, ona göre bir hüviyet ve kişilik kazanıyor.
   “Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı.” ( Teğabün/3) İnsanoğlunu en güzel bir biçimde yarattı Yaradan. Onu hem sureten hem sireten   
En güzel bir biçimde yarattı. Bunu kendisini iyi tanısın bilsin, varlığının karşısında saygıyla eğilsin, O’na layığıyla ta’zimde bulunsun diye yaptı. O’nun güzel isim ve sıfatlarını hakkıyla anlamlandırabilsin, eşyayı yerli yerinde tanımlayabilsin diye onu mahlûkatın içinde en güzel bir biçimde yarattı. Tüm canlılar arasında en güzel ve en üstün bir konuma yerleştirerek onu ne kadar şerefli kıldığını beyan etti. Hem arşı tamamıyla kuşatabilecek bir büyüklüğe sahip olduğunu söyleyerek büyüklüğünün sınırsızlığını dile getiriyor, hem de sadece insanoğlunun kalbine sığabileceğini ifade ederek de insanı başka hiçbir canlının ulaşamayacağı bir tahta oturtuyor. Onu en şerefli varlığı kılıyor.  Kendinde olan sınırsız, hadsiz güzelliklerden bir nefha da kuluna bahşeden sonsuz ihsan sahibi Allah’ın varlığını bir an unutmaksızın sorumluluğunun bilincinde olduğu sürece bu kemal yolunda seyretmekte insan. Tüm güzellikler O’ndandır. En güzel isimler O’nundur. Çünkü en güzel sıfatlar O’nundur. Bütün güzelliklerin kaynağını, en güzel bir biçimde hamd ile tesbih ederim.

Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: