Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: “Bir İslamcının 12 Eylül Hatırları”  (Okunma Sayısı 245 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« : 28 Temmuz 2011, 08:32:20 »

“Bir İslamcının 12 Eylül Hatırları” Üzerine Adil Akkoyunlu ile Röportaj

Hüseyin Kartal

Yaşadığı yılları boşa geçirmemiş bir kalem erbabı. Bütün bir ömrünü İslam’la süslemiş, İslam’ın mücadelesini her zaman vermiş biri o. Böyle olunca da gelsin sürgünler, acılar, çileler…

12 Eylül, zulmü doruk noktasına ulaştıran tarih… Acının, işkencenin, sürgünün insanı insan olmaktan uzaklaştıran her tür eylemin başlangıcı.

Adil Hoca da payını almış… Tabir caizse; 12 Eylülde onun da üstünden buldozer geçmiş.

Ama o mahcup, utangaç bir insan. Çektiklerini 30 yıl içine gömmüş. Soranlara da fazla bir şey anlatmamış. Hayâ etmiş.”Gerek yoktu anlatmama” diyor.

Nihayet başta ben ve benim gibiler onu ikna etti.

Ve Adil Akkoyunlu, zulmün tarihine bir not düştü kitabıyla. Kitap yine de çok kısa. Adeta anlatmakla anlatmamak arasında bir hacimde, Çıra Yayınları arasında çıkarak okuyucusuyla buluştu.

Yoğun ilgi gördü “Bir İslamcının 12 Eylül Hatıraları.” Kitabı okuyanlar, onu daha fazla anlatmaya, yazmaya mecbur etti.

Kısa sürede tükenmesine rağmen 2. baskısı durduruldu. Bu arada benim de görememiş olduğum bu baskıya bir o kadar daha hatıraları girdi. Şu anda baskıda olan kitabı üzerine bir röportaj gerçekleştirdik Adil Akkoyunlu ile. Bize elinden geldiğince açık cevaplar verdiği için Akkoyunlu’ya teşekkür ediyorum.

Zevkle okuyacağınızı umut ediyorum:   
Kayıtlı

Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #1 : 28 Temmuz 2011, 08:35:35 »

H. Kartal: Bazı yazarlara “bu kitabı neden yazdınız” diye soruyorlar. Ben, “neden yazdınız” demeyeceğim. 12 Eylül 1980 Darbesini, en acımasız bir şekilde yaşadınız. “Şimdiye kadar niçin yazmadınız? Otuz yıl neden beklediniz?” diye sormak istiyorum.

 

A. Akkoyunlu: Kitapta da değinmiştim. O günleri hatırlayıp anlatmak için kalemi her elime aldığımda; heyecanlanıyor, sıkılıyor, bunalıyordum… Ellerim, ayaklarım titriyor ve vazgeçiyordum yazmaktan. Aklıma geldikçe, düşündükçe; yeniden yaşıyor gibi oluyordum o korkunç trajediyi. Hâlbuki Seksen Darbesinden sonra çok sayıda kitabım, hikâyem ve makalelerim yayınlandı. Yazamadım bir türlü 12 Eylül‘ü. Oysa hem benim hayatımda, hem de Türkiye tarihinde önemli bir konuma sahipti Seksen Darbesi. Yazmalıydım. Darbeyi bizzat yaşayanlardan biri olarak “12 Eylül darbesi, işte insanlarımıza bunları yaşattı” demem gerekiyordu. Benim ölümümle kaybolup gitmemeliydi otuz yıldır içime gömüp sakladığım bu tarihi gerçekler… Bunun bir vebal olduğunu düşündüm.

O günlere bir ayna tutmak için kalemi elime almanın zamanı gelmişti artık… Geçiyordu bile. Tarih, utanç verici bu belgeleri de saklasın istedim sahifeleri arasında. Gelecek nesiller: “Bir zaman insanlar, Türkiye’de bunları da yaşamış” desinler. Artık yazmaya kendimi mecbur hissettim.

 

H. Kartal: Yazılarınızda, 12 Eylül Darbesinden sonra toplumun büyük bir değişim geçirdiğine dikkat çekiyorsunuz. 12 Eylülün bir milat olduğunu söyleyebilir miyiz?

 

A. Akkoyunlu: Cumhuriyet tarihinde ülke bu kadar sosyal ve ekonomik bir yara almamıştı. Maddi ve manevi her şey çöktü.

Evet, 12 Eylül, bir milattı. Kitabımda da kısaca değinmiştim: Seksen Darbesinden sonra toplumun ruhu, büyük bir yara aldı… Memleket karanlığa gömüldü… İşsizler çoğaldı… Temel ihtiyaç malları bile bulunmuyordu… Karaborsa oldu her şey… Halk yoksullaştı. Hırsızlıklar, haksızlıklar, ahlaksızlıklar, içki ve uyuşturucu kullanımı arttı. Kahvehaneler ve eğlence yerleri hızla çoğaldı. Halk, müzikten, maçtan ve magazin haberlerden başka bir şeyle ilgilenmez oldu. Yöneticiler, rahat yönetmek için sürüleşmesini istiyorlardı insanların. İnanmayan, düşünmeyen, sorgulamayan; sadece ‘biz emir kullarıyız’ deyip itaat eden bir toplum görmek istiyorlardı karşılarında. Bunu büyük ölçüde başardılar.

Yeni bir nesil yetiştirdi darbe… Yozlaştı ülke insanları… Eski idealist solcular, ülkücüler bile yok artık… Bitirdi onları 12 Eylül. Bunların büyük bir çoğunluğu, darbecilerin yanında yer aldı. Bütün olanları unutarak darbecilere hesap sorulmasın diye 12 Eylül 2010′da yapılan referandumda hayır oyu kullandılar. Oysa onların dava arkadaşlarının onurlarıyla oynadılar; sövdüler, dövdüler, işkence ettiler. Sakat kaldı birçoğu… Kimi işkencelerde öldü, kimileri idam edildi… Bütün bunları nasıl unutabiliyorlar, anlayamıyorum.

 

H. Kartal: 1980 öncesiyle sonrasını bir mukayese yapar mısınız? Darbe öncesi durum çok farklı mıydı?

 

A. Akkoyunlu: Darbe öncesi insanlar, belki bu kadar çok şey bilmiyorlardı ama bildiklerini yaşıyorlardı. Samimiydiler. İnançları, düşünceleri böyle yaralı, parçalanmış değildi. Bir kalpte on sevgili taşımıyorlardı. Sevdaları; inançları, davaları, idealleri, ülküleri içindi…

80 Darbesi, maddi birçok şeyini aldı götürdü bu insanların. Ama en büyük zararı; manevi yıkımdı. Sevgimizi ve sevdamızı söküp aldı gönlümüzden. İnsanımızı, neslimizi, istikbalimizi yaraladı. Solcuları ve ülkücüleri bitirdi. Eski solcular, sosyalistti. MHP’liler, ülkücüydü. İşkencecilerden, faili meçhul canilerinden hesap sorulmasını istiyorlardı. Şimdikiler, işkencecileri, faili meçhul sanıklarını alkışlıyorlar? Ruhları yaralandı. Cinnet geçirdiler. Kendilerine gelmeleri çok zor artık.

Müslümanlar ise, yeni yeni toparlanıp canlanıyor, diriliyor… Memleketin geleceği için ümit vaat ediyor bu kendine geliş. Böyle olması da gerekirdi. Tarihi misyonunu üstleniyor yeni Müslüman gençlik… Bilinç yeniliyor. Ümitliyim. Artık karanlık güçler değil; inanan insanlar, geleceğin projesini ve gündemini hazırlayacak?

 

H. Kartal: Kitabınızda “Bireyselleşti insanlar. Bencilleşti. Korkaklaştı. Riyakârlaştı. Gayesizleşti. Toplum, korkunç bir depresyon geçirdi. Kâbus çöktü ülkenin üzerine” diyorsunuz. O kâbus hâlâ mevcut mu? İnsanlar üzerindeki dejenerasyon süreci sizce bitti mi?  


 

A. Akkoyunlu: 12 Eylül Darbesinin, maddi ve manevi değerlerimizi darp edişi, dejenerasyonu 28 Şubata kadar devam etti. 28 Şubat 1997 müdahalesiyle baskıcı rejim, vites değişti; hızını artırdı. Şimdilerde ise, gücü tükendi. Yokuş tırmanıyor. Durmadı ama duracak inşALLAH . Kâbus, yerini güzel bir düşe bırakıyor. Gün ışıyor artık. Dağılıyor kara bulutlar. Ortalık ısınıyor. Bahar gözlerini ovuşturuyor. Türkiye dirilişin eşiğinde… Çok kritik bir dönemdeyiz. İnşALLAH  güzel günler bekliyor bizi…

H. Kartal: 12 Eylül Darbesinin kendini anlatma çabası; idam edilenlerin birinin sağcı, diğerinin solculardan seçilmesiydi. Kenan Evren’in deyimiyle; “bir onlardan, bir onlardan” Siz de hep birlikte aynı işkenceleri ortak yaşadığınızı anlatıyorsunuz. Darbenin mantığının olması mümkün değil. Mahpushanelerde yatan insanlar, zaten bir nevi kader arkadaşlığı yapıyorlar. Aynı kaderi birlikte yaşıyorlar. İşkence, açlık, soğuk, yıkanamama, mahrumiyet gibi… Sizce o dönemde yaşanan kader arkadaşlıkları daha sonra topluma ne derece olumlu yansıdı?

 

A. Akkoyunlu: Bu soru çok önemli… Zaten daha önce de bu insanlar dinleri, dilleri, mezhepleri, sınıfları, siyasi görüşleri ne denli farklı da olsa birbirlerine saygı duyuyorlardı. Önemli problem yoktu aralarında. Ama birileri sürekli ortamı germeye çalışıyordu. Evren’in de ifadesiyle darbeye zemin hazırlıyorlardı. Bunları birbirlerine düşman etmek isteyen birileri vardı. Aynı gün aynı silahla bir sağcının, bir de solcunun vurulması düşündürücüydü. Durmadılar. Günümüze dek zaman zaman aynı senaristlerce benzer oyunlar sahnelenmek istendi. Bunların bir kısmı, basın yayın aracılığıyla kamuoyuna açıklandı.  

Düşünebiliyor musunuz; on kişiye bir kişinin yiyebileceği yemek ve ekmek veriliyordu. Ekmek kırıntısı için kavga ediyorlardı. İnsanlar açtı. Buna rağmen bazı solcu kız çocukları, aç kalıp yemedikleri ekmeği bize vermişlerdi. Ama her şeye rağmen yine de bazı kimseler, 80 öncesi oyuna gelip birbirlerine karşı düşmanca davranabiliyorlardı. Kavgalar bitmiyordu. Her gün yirmiye yakın insan ölüyordu. Darbe sonrası herkesin ayağı yere bastı. Daha yakınlaştılar. Ve o kavgalar, oyuna gelmeler durdu. Hele şu son zamanlardaki yaklaşımlar, ‘insan hakları‘ savunuculuğunda ortak eylemler, bildiriler, basın açıklamaları çok sevindirici… Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyen senaristler üzülse de -inşALLAH - bu güzel gelişmeler devam edecek.


devam edecek
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #2 : 28 Temmuz 2011, 13:19:53 »

evet zevkle okudum  eyvallah  Allah Razı Olsun
Kayıtlı

Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #3 : 29 Temmuz 2011, 09:51:37 »

evet zevkle okudum  eyvallah  Allah Razı Olsun

Amin cümlemizden ALLAH razı olsun ablam
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #4 : 29 Temmuz 2011, 09:56:57 »

H. Kartal: Mehmet Ali Ağca‘yı ve ekibini anlatmışsınız. Kitabınızda ağca ile ilgili kısa da olsa düşüncelerinizi yazmışsınız. Rica etsem ağca ve Ekibini biraz daha tafsilatlı anlatır mısınız?

 

A. Akkoyunlu: Tutuklu arkadaşlarının anlattıklarına göre; Ağca, İstanbul İktisat Fakültesi 2. sınıfta okurken, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçiyi vurmuş. Beş ay sonra yakalanmış. Polisin ek gözaltı süresi istemesine rağmen istek reddedilip Maltepe Askeri Cezaevine konulmuş. Altı ay sonra da Abdullah Çatlı‘nın ve içerden de birilerinin yardımıyla kaçırılmış. Mehmet Ali Ağca‘ya subay elbisesi giydirerek dışarı çıkarmışlar. Kaçırırken takside Ağca‘yı ortaya almışlar, her iki yanında birer korumacı, ellerinde otomatik silahlarla çevreyi kolaçan ediyormuş. (Ağca, belki onlara Bulgaristan’a kaçıp sonra da gidip Papa II. Jean Paul‘u vuracağını da söylemiştir ama o zaman bunu konuşmuyorlardı.) 

Eğitim Enstitüsü, Malatya‘nın ilk yüksek okuluydu. Biz de Eğitim’in ilk öğrencileriydik. O zaman Malatya’da üniversite yoktu. Binalarımız ayrıydı ama Öğretmen Lisesiyle aynı bahçeyi kullanıyorduk. Yan yana iki binaydı. (Sümer Lisesi yakınındaki bu binalar, şimdi İnönü Üniversitesine bağlı, Meslek Yüksek Okulu olarak kullanılıyor.)

Öğretmen Lisesinde okuyanlarla sık sık görüşüyorduk. Bu nedenle onlarla da birbirimizi tanıyorduk.


Biz, Eğitim Enstitüsünde okurken aynı dönemde Ağca, Öğretmen Lisesinde okuyormuş. Ben Eğitim Enstitüsünün Öğrenci Derneği başkanıydım. Ağca‘yı hatırlamıyorum. Meşhur olunca söylediler.  Yetimmiş. Ülkücülerle berabermiş. Kareli bir ceket giyermiş. Çok sessiz, sakin, kendi halinde birisiymiş. Zaten biraz olaylara karışsaydı, dikkatimizi çekerdi, tanırdık. O zaman da çok olay olurdu ama Ağca bu olaylara katılmazdı. Katılsaydı, mutlaka tanırdım.

Bu yetim, sessiz, sakin, kendi halindeki çocuğu, kimler böyle ‘uluslararası terörist’liğe taşıdı anlayamıyorum! Kimler kullandı… Mehmet Ali Ağca, kimler adına bu olaylara girdi… Ülkücüler sahipleniyordu ama onun yaptığı işler, kanaatimce ülkücülerin de yapacağı işler değildi.



H. Kartal: Hüseyin Karatay’ın yazdığı ‘İsyan Eşiği’ romanında bir ‘Ayı Kemal’ karakteri için başınıza gelmeyen kalmamış. Bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Hüseyin Karatay’la bu konuyu konuştunuz mu?


 

A. Akkoyunlu: Konuştuk. Anlattım olanları? İşkencecilere her ne kadar “Yazının tamamını okuyun. O bir roman eleştirisi” dedimse de, kimseye bir şey anlatamadım. Anlamıyor veya anlamak istemiyorlardı. Kendilerinin söylediğine göre biri bu “Ayı Kemal” kelimesinin altını kırmızı kalemle çizmiş. Gelen sordu, giden sordu. Az mı işkence ettiler o yüzden bana. 

Bunu anlatınca Karatay‘a; hem üzüldü hem güldü. “Ne anlayışsız, geri zekâlı insanlarmış bunlar” dedi. Gerçekten kafaları yalnız işkence için çalışıyordu.

 

H. Kartal:  Oğlunuz Muhammed Emin o günlerde üç yaşlarındaymış. Baba ile oğul aşkınızı o kadar güzel anlatmışsınız ki; Muhammed Emin, bu kitabı okuyunca nasıl bir tepki verdi?

 

A. Akkoyunlu: Muhammed, beni çok seviyordu. Yanımdan hiç ayrılmazdı. Ağlarken her çocuk gibi ‘anne’ demez; ‘baba’ diye ağlardı.

Muhammed, 12 Eylül hatıralarımı okumadı. Sanıyorum hiç okumayacak. Biraz okumuş, “baba, okuyamıyorum. Çok fena oluyorum” dedi. Başka okuyanlar bile dayanamıyor. Okuyucularımdan ağlamadan okuyanı duymadım. Bir okuyucum, “bu kitabı okuyunca psikolojim bozuldu” dedi. Siz de bu kitap hakkında şöyle yazmıştınız: “Okuyucuya bir tavsiye: Bu kitabı okumaya başlamadan önce yalnız olmaya dikkat edin. Yoksa Adil Akkoyunlu’nun merhamet okyanusunda gözyaşlarınız sizi dinlemeyecek, akacak. Haberiniz olsun… demiştiniz. İkinci baskıya aldım bu yazınızı.


 

H. Kartal: Son olarak bize neler söyleyeceksiniz?

 

A. Akkoyunlu: ‘Veda Hutbesi‘nde uyarıda bulunuyor Önderimiz (as). Müslüman ne zalim olur, ne de mazlumluğa razı olur. 

Bilmiyor zalimler. Bilselerdi, ağlatmazlardı mazlumları…

Bilmiyorlar; Nemrutların zulümlerinin, İbrahimleri doğurduğunu…

Firavun zulmünün, saltanatını yıkacak Musaları, Asiyeleri yetiştirdiğini bilmiyor onlar.

Bilmiyorlar ki; mazlumların akan gözyaşları bir gün derya olacak; yutacak Firavunları ve yandaşlarını.

Bilmiyorlar; Nuh tufanı olacak gözyaşlarımız; insanların onurlarıyla oynayanları, zulmetmekten zevk alan sadistleri boğacak bir gün.

Gecenin en koyu karanlığının, fecri doğurduğunu bilmiyor onlar.

Bilmiyorlar… Keşke bilselerdi. Bilmeyenlere hayat, acı tecrübelerle bildiriyor. Nasihat dinlemeyenler, musibetlerle uyarılıyor.

Bugün olmazsa, yarın mutlaka görecekler yaptıklarının karşılığını. Allah, adaletlidir.

Kuşkusuz, bedelsiz, sancısız da olmuyor hiçbir doğum. Bedel ödeyen, gülüyor. Bedel ödemeden gülen, ağlıyor? Ağlıyor, ağlatan. Seven, sevindiren, güldüren; gülüyor.

Ağlatmayın insanları! Hem dünyada hem ahirette gülmek istiyorsanız, ağlatmayın kimseyi? Güldürün, sevin, sevindirin Allah’ın kullarını ki; Allah da sizi sevsin ve sevindirsin?


 

H. Kartal: Bana zaman ayırıp sorularımıza açık yüreklilikle cevap verdiğiniz için teşekkür ederim.
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #5 : 29 Temmuz 2011, 10:02:43 »

röportajı okurken kitabı daha çok merak ettim.
bulabilirsem burda hemen alacağım inşALLAH
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: