Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
DUÂ: 249
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2337
ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...
|
 |
« Yanıtla #1 : 28 Temmuz 2011, 08:35:35 » |
|
H. Kartal: Bazı yazarlara “bu kitabı neden yazdınız” diye soruyorlar. Ben, “neden yazdınız” demeyeceğim. 12 Eylül 1980 Darbesini, en acımasız bir şekilde yaşadınız. “Şimdiye kadar niçin yazmadınız? Otuz yıl neden beklediniz?” diye sormak istiyorum.
A. Akkoyunlu: Kitapta da değinmiştim. O günleri hatırlayıp anlatmak için kalemi her elime aldığımda; heyecanlanıyor, sıkılıyor, bunalıyordum… Ellerim, ayaklarım titriyor ve vazgeçiyordum yazmaktan. Aklıma geldikçe, düşündükçe; yeniden yaşıyor gibi oluyordum o korkunç trajediyi. Hâlbuki Seksen Darbesinden sonra çok sayıda kitabım, hikâyem ve makalelerim yayınlandı. Yazamadım bir türlü 12 Eylül‘ü. Oysa hem benim hayatımda, hem de Türkiye tarihinde önemli bir konuma sahipti Seksen Darbesi. Yazmalıydım. Darbeyi bizzat yaşayanlardan biri olarak “12 Eylül darbesi, işte insanlarımıza bunları yaşattı” demem gerekiyordu. Benim ölümümle kaybolup gitmemeliydi otuz yıldır içime gömüp sakladığım bu tarihi gerçekler… Bunun bir vebal olduğunu düşündüm.
O günlere bir ayna tutmak için kalemi elime almanın zamanı gelmişti artık… Geçiyordu bile. Tarih, utanç verici bu belgeleri de saklasın istedim sahifeleri arasında. Gelecek nesiller: “Bir zaman insanlar, Türkiye’de bunları da yaşamış” desinler. Artık yazmaya kendimi mecbur hissettim.
H. Kartal: Yazılarınızda, 12 Eylül Darbesinden sonra toplumun büyük bir değişim geçirdiğine dikkat çekiyorsunuz. 12 Eylülün bir milat olduğunu söyleyebilir miyiz?
A. Akkoyunlu: Cumhuriyet tarihinde ülke bu kadar sosyal ve ekonomik bir yara almamıştı. Maddi ve manevi her şey çöktü.
Evet, 12 Eylül, bir milattı. Kitabımda da kısaca değinmiştim: Seksen Darbesinden sonra toplumun ruhu, büyük bir yara aldı… Memleket karanlığa gömüldü… İşsizler çoğaldı… Temel ihtiyaç malları bile bulunmuyordu… Karaborsa oldu her şey… Halk yoksullaştı. Hırsızlıklar, haksızlıklar, ahlaksızlıklar, içki ve uyuşturucu kullanımı arttı. Kahvehaneler ve eğlence yerleri hızla çoğaldı. Halk, müzikten, maçtan ve magazin haberlerden başka bir şeyle ilgilenmez oldu. Yöneticiler, rahat yönetmek için sürüleşmesini istiyorlardı insanların. İnanmayan, düşünmeyen, sorgulamayan; sadece ‘biz emir kullarıyız’ deyip itaat eden bir toplum görmek istiyorlardı karşılarında. Bunu büyük ölçüde başardılar.
Yeni bir nesil yetiştirdi darbe… Yozlaştı ülke insanları… Eski idealist solcular, ülkücüler bile yok artık… Bitirdi onları 12 Eylül. Bunların büyük bir çoğunluğu, darbecilerin yanında yer aldı. Bütün olanları unutarak darbecilere hesap sorulmasın diye 12 Eylül 2010′da yapılan referandumda hayır oyu kullandılar. Oysa onların dava arkadaşlarının onurlarıyla oynadılar; sövdüler, dövdüler, işkence ettiler. Sakat kaldı birçoğu… Kimi işkencelerde öldü, kimileri idam edildi… Bütün bunları nasıl unutabiliyorlar, anlayamıyorum.
H. Kartal: 1980 öncesiyle sonrasını bir mukayese yapar mısınız? Darbe öncesi durum çok farklı mıydı?
A. Akkoyunlu: Darbe öncesi insanlar, belki bu kadar çok şey bilmiyorlardı ama bildiklerini yaşıyorlardı. Samimiydiler. İnançları, düşünceleri böyle yaralı, parçalanmış değildi. Bir kalpte on sevgili taşımıyorlardı. Sevdaları; inançları, davaları, idealleri, ülküleri içindi…
80 Darbesi, maddi birçok şeyini aldı götürdü bu insanların. Ama en büyük zararı; manevi yıkımdı. Sevgimizi ve sevdamızı söküp aldı gönlümüzden. İnsanımızı, neslimizi, istikbalimizi yaraladı. Solcuları ve ülkücüleri bitirdi. Eski solcular, sosyalistti. MHP’liler, ülkücüydü. İşkencecilerden, faili meçhul canilerinden hesap sorulmasını istiyorlardı. Şimdikiler, işkencecileri, faili meçhul sanıklarını alkışlıyorlar? Ruhları yaralandı. Cinnet geçirdiler. Kendilerine gelmeleri çok zor artık.
Müslümanlar ise, yeni yeni toparlanıp canlanıyor, diriliyor… Memleketin geleceği için ümit vaat ediyor bu kendine geliş. Böyle olması da gerekirdi. Tarihi misyonunu üstleniyor yeni Müslüman gençlik… Bilinç yeniliyor. Ümitliyim. Artık karanlık güçler değil; inanan insanlar, geleceğin projesini ve gündemini hazırlayacak?
H. Kartal: Kitabınızda “Bireyselleşti insanlar. Bencilleşti. Korkaklaştı. Riyakârlaştı. Gayesizleşti. Toplum, korkunç bir depresyon geçirdi. Kâbus çöktü ülkenin üzerine” diyorsunuz. O kâbus hâlâ mevcut mu? İnsanlar üzerindeki dejenerasyon süreci sizce bitti mi?
A. Akkoyunlu: 12 Eylül Darbesinin, maddi ve manevi değerlerimizi darp edişi, dejenerasyonu 28 Şubata kadar devam etti. 28 Şubat 1997 müdahalesiyle baskıcı rejim, vites değişti; hızını artırdı. Şimdilerde ise, gücü tükendi. Yokuş tırmanıyor. Durmadı ama duracak inşALLAH . Kâbus, yerini güzel bir düşe bırakıyor. Gün ışıyor artık. Dağılıyor kara bulutlar. Ortalık ısınıyor. Bahar gözlerini ovuşturuyor. Türkiye dirilişin eşiğinde… Çok kritik bir dönemdeyiz. İnşALLAH güzel günler bekliyor bizi…
H. Kartal: 12 Eylül Darbesinin kendini anlatma çabası; idam edilenlerin birinin sağcı, diğerinin solculardan seçilmesiydi. Kenan Evren’in deyimiyle; “bir onlardan, bir onlardan” Siz de hep birlikte aynı işkenceleri ortak yaşadığınızı anlatıyorsunuz. Darbenin mantığının olması mümkün değil. Mahpushanelerde yatan insanlar, zaten bir nevi kader arkadaşlığı yapıyorlar. Aynı kaderi birlikte yaşıyorlar. İşkence, açlık, soğuk, yıkanamama, mahrumiyet gibi… Sizce o dönemde yaşanan kader arkadaşlıkları daha sonra topluma ne derece olumlu yansıdı?
A. Akkoyunlu: Bu soru çok önemli… Zaten daha önce de bu insanlar dinleri, dilleri, mezhepleri, sınıfları, siyasi görüşleri ne denli farklı da olsa birbirlerine saygı duyuyorlardı. Önemli problem yoktu aralarında. Ama birileri sürekli ortamı germeye çalışıyordu. Evren’in de ifadesiyle darbeye zemin hazırlıyorlardı. Bunları birbirlerine düşman etmek isteyen birileri vardı. Aynı gün aynı silahla bir sağcının, bir de solcunun vurulması düşündürücüydü. Durmadılar. Günümüze dek zaman zaman aynı senaristlerce benzer oyunlar sahnelenmek istendi. Bunların bir kısmı, basın yayın aracılığıyla kamuoyuna açıklandı.
Düşünebiliyor musunuz; on kişiye bir kişinin yiyebileceği yemek ve ekmek veriliyordu. Ekmek kırıntısı için kavga ediyorlardı. İnsanlar açtı. Buna rağmen bazı solcu kız çocukları, aç kalıp yemedikleri ekmeği bize vermişlerdi. Ama her şeye rağmen yine de bazı kimseler, 80 öncesi oyuna gelip birbirlerine karşı düşmanca davranabiliyorlardı. Kavgalar bitmiyordu. Her gün yirmiye yakın insan ölüyordu. Darbe sonrası herkesin ayağı yere bastı. Daha yakınlaştılar. Ve o kavgalar, oyuna gelmeler durdu. Hele şu son zamanlardaki yaklaşımlar, ‘insan hakları‘ savunuculuğunda ortak eylemler, bildiriler, basın açıklamaları çok sevindirici… Türkiye’nin geleceğini karartmak isteyen senaristler üzülse de -inşALLAH - bu güzel gelişmeler devam edecek.
devam edecek
|