Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
DUÂ: 249
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2337
ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...
|
 |
« : 27 Haziran 2011, 07:41:21 » |
|
Yüce Ahlak
Ramazan Kayan
Allah (cc), son nebi olarak Hz. Muhammed (sav)’i seçti. Niçin? Bir başkasını değil de neden Onu? Hangi özelliklerinden dolayı? Bu soruları düşünürken, Kerim Kitab’ın şu ayetini hatırlıyoruz:
“Şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin” (Kalem 4)
Allah’ın tercih ettiği son elçinin en belirgin özelliği; Onda bulunan muhteşem ahlaktı… Ayeti celilenin öne çıkardığı Ondaki üstün zekâ, siyasi deha, cesur yürek, güçlü irade, bükülmez bilek, asalet, aşiret, ihtişam değil… Sadece, yüce ahlak… Evet bu seçimde ilahi kriter, rabbani seçenek ahlaktı…
Zaten kendisi de bu gerçeğe vurgu yapmıyor muydu?
“Şüphesiz ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”
Peygamberlerin gönderildikleri toplumları ve zaman dilimlerini incelediğimizde şu vakıayla karşılaşıyoruz; zulmün yaygınlaştığı, isyanların derinleştiği, ahlaki çöküşlerin toplumları sarstığı dönemlere denk gelir. Halıktan, hilkatten, fıtrattan ve ahlaktan kopan insanın, yeniden dirilişi için nebevi söze ve soluğa ihtiyaç doğmuştur. Nübüvvet kervanı, o süreçte devreye giriyor. Nebiler, toplumların elinden tutup onları esfelden eşrefe taşıyor…
İşte âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sav)… Bu rahmetin beşeriyete yansımasının önemli göstergesi, ondaki ahlaki yücelik değil miydi?
Kur’an’ın ilk nazil olan surelerinden olan Kalem suresinde “bahçe sahipleri” kıssası anlatılır. Ahlaki mesajlar içeren bu kıssanın inzali, henüz risaletin ilk dönemine rastlar. Buradan çıkan sonuç şu olsa gerek:
Mekke cahiliyesinin o zorba yönetimi ve kesintisiz zulümleri karşısında bir avuç müminin ne askeri, ne siyasi, ne de ekonomik güçleri vardı. Ancak güç odaklarına karşı onların direncini ve sabrını bileyen ana damar, sahip oldukları ahlaki güçtü… Düşmanları çaresiz bırakan, davetlerini etkili kılan bu ahlaki donanım idi. Onlar o toplumda ahlaki duruşlar ile öne çıkmışlardı. Haksız güce karşı ahlakı kuşanmışlardı. Yüreklere yönelik seferde, böylece yol bulabiliyorlardı…
Azgın Kureyş müşrikleri başta Hz. Muhammed (sav) olmak üzere, o ilk Kur’an neslini neyle suçluyorlardı? Hangi ithamlarla incitiyorlardı? Tevhidin etkisini kırmak, mücadele alanını daraltmak için mecnun, kâhin, şair, sahir, bölücü, akılsız, ayak takımı gibi yaftalarla karalıyorlardı. Fakat hiçbir gün, ne Hz. Muhammed’e ne de onun hidayet halkasına dâhil olanlara hırsız, hain, zalim, zani, cani, fahişe, yalancı ve ahlaksız diyemiyorlardı. Zaten o, muhavvidler de öylesine yüce bir ahlakı kuşandılar ki, bunu dedirtmediler. Çünkü öyle net bir kimlikleri ve öyle güçlü kişilikleri vardı ki, bunun hilafına bir iddiada bulunmak mümkün değildi. Ahlakta Muhammedi çizgi, o bedevi insanını farklı bir zirveye taşımıştı. Muhammedi mektebin müntesipleri, eşkiyalıktan evliyalığa terfi etmişlerdi. Dünün haydutları bir sonraki gün, huşu ile ürperen bir yürek olmuşlardı. Sahip oldukları bu üstün ahlakla artık yeni bir medeniyetin banileri olacaklardı.
İşte bu öz, Muhammed’in ruhunda meknuz idi. Bu cevher, Onun toprağında dolu idi.
Vahyi tecelli ettiği ilk gün, Hira dönüşü O’nu karşılayan Hz. Hatice, bunu önceden keşfettiği için bu gerçeğin altını çiziyor, O’nu teselli ediyordu. Hz. Muhammed (sav) eve döndüğünde tedirgindi.
“Beni örtün, beni örtün!” buyurdu. Biraz sükûnete erince, başından geçenleri, Hz. Hatice ile paylaştı ve endişesini dile getirdi:
“Nefsim hususunda korktum” Hz. Hatice de:
“Asla korkma! VALLAH i Allah seni asla utandırmaz. Çünkü sen, akrabalarınla ilgilenirsin, doğru konuşursun, güçsüzlerin sıkıntılarını giderir, fakirin ihtiyacını karşılar, misafirine ikram eder, hak sahibine yardım edersin” der. (Buhari, Müslim)
Yani Hz. Hatice’nin anlatmak istediği şuydu: Sen de bu insaniyet, bu adalet, bu hakkaniyet ve bu ahlak bulunduğu sürece korkma… Kimse sana zarar veremez…
Nitekim ilerleyen yıllarda Mekke, müminler için çekilmez bir raddeye gelince ufukta Habeşiştan göründü ve ilk hicret gerçekleşti. Bu ahlak ordusunun ilk çaldığı kapı, Habeşiştan oldu. Necaşi’nin ülkesinde iyi karşılandılar. Ancak yeryüzünün müfsidleri orada da onlara huzur vermek niyetinde değillerdi. Müşriklerin temsilcileri Necaşi’ye şikâyette bulunup, muhacirlerin kendilerine iadesini talep ettiler. Kral, tarafları dinledi. Cafer bin Ebi Talip, İslami kimliği şöyle savundu:
“Ey hükümdar! Biz cahiliye ehlinden insanlar idik. Putlara tapar, leş yer ve ahlaksızlık yapardık. Akrabalık bağını koparır, komşuya kötülük yapardık. Güçlümüz zayıfımızı ezerdi. Allah (cc) bize, kendimizden, nesebini, doğruluğunu, eminliğini ve iffetini bilip tanıdığımız bir peygamber gönderinceye kadar böyleydik. O, bize Allah’a, O’nun birliğine, O’na ibadet etmeye, bizim ve atalarımızın Allah’tan başkasına tapınageldiğimiz taşları ve putları bırakmaya devam etti. Doğru sözlü olmayı, emanete ihanet etmemeyi ve akrabayı gözetmeyi emretti. Ahlaksızlıklardan bizi nehyetti. Biz de O’nu tasdik ederek O’na iman ettik. O’nun Allah’tan getirdiklerine talip olduk. Bu yüzden kavmimiz bize zulmetti. Bizi dinimizden çevirmek, Allah’a ibadetten vazgeçirip tekrar putlara taptırmak için bize baskı yaptılar. Bize zulmettikleri için ülkene sığındık, seni başkalarına tercih ettik. Senin komşuluğuna talip olduk ve yanında haksızlığa maruz kalmayacağımızı ümit ettik.” dedi. Necaşi, Cafer’den, Hz. Muhammed’in Allah katından getirdiğinden bir şeyler okumasını istedi. Cafer, Meryem suresinin baş tarafından bir miktar okudu. Necaşi sakalı ıslanıncaya kadar ağladı. Sonra onlara:
“Gerçekten bu ve İsa (as)’ın getirdiği aynı ışıktandır.” dedi. Sonra da Kureyş elçilerine dönüp:
“Gidiniz, vALLAH i ben onları ne size teslim ederim, ne de başlarına bir iş gelmesine izin veririm.” dedi.
Sükût etmemiş bir vicdanın, yüce ahlakı nasıl selamladığını görüyoruz…
O (sav) bu ahlaki yücelikten hiç ödün vermedi…
|