MuSALLi
Süper Moderatör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 259
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1962
*Zervêşayê Pexmêr*
|
 |
« Yanıtla #3 : 22 Haziran 2011, 23:32:21 » |
|
Hayır, hayır. Biz çaya bu kadar bağımlı değiliz. Onlar tam bağımlı. Aldı poşet içinde, jipi kullanırken... Ara sıra çıkarıyor, üç dört dal. Sarhoş yapmıyor mu diye sordum. "Yok, biz bunu kullandık mı on saat hiç inmeden araba sürebiliriz" dedi. Uyarıcı bir etkisi var. Uyuşturucu değil de uyarıcı. Sonra Yemen'in İd şehrine gittik. İstanbul'u özlemedin mi diye sordu. Daha geleli üç saat olmuş ama özledim dedim. Görmek istiyor musun dedi, evet dedim. Çıkardı bir dal verdi ve hadi bunu çiğne dedi. Kıramadım adamı. Bir de haram olmadığını söylüyorlar, orada fetva verilmiş. Çiğnedim ama beceremedim. Neden beceremedim? Çünkü çiğniyorlar ve posasını biriktiriyorlar ağızlarında. "Hazne" diyorlar, yani hazineye koyuyorlar. Suyu mideye akıyor. Ben beceremedim ve yuttum. Baktım bir daha veriyor. Beşinci de filan bunu durdurmanın bir yolu olarak, "İstanbul'u görüyorum" dedim. " Ciddi mi?" demeye kalmadan bir minibüs geçti, arkasında Türk bayrağı ve Tayip Beyin resmi...
İstanbul'u gördünüz gerçekten!
Böyle bir tevafuk oldu. "Bak, İstanbul" dedim. O da gülerek arabanın önünü kesti. Arabadakilere anlatarak onları da güldürdü.
Yeniden tarihe dönelim... Osmanlı için Yemen neden önemli oldu. 16 yüzyılda neden gittiler oraya?
16. yüzyılda Yemen hakikaten çok önemliydi. Çünkü malumunuz o zaman uçaklar, arabalar yok, deniz çok önemli. O zaman ki dünyanın en büyük donanması da Portekiz'e ait. Portekizliler de Ortadoğu'yu işgal etmeye başladılar. Arabistan'ı alırsak Mekke ve Medine'yi de alırız ve İslamı kaldırırız diye düşündüler. Bunun için Yemen'i işgal ettiler. O zaman ki en büyük İslam devleti de Osmanlı olduğu için buna müdahale etti ve Portekizlileri Yemen'e sokmadı.
O halde Mısır seferinin bir parçası olarak gerçekleşti?
Tabi, ama daha ziyada Portekizlileri orada barındırmamak gayesi güttüler. Gittikten sonra da biraz önce söylediğim gibi 100 sene kaldılar. Çok güzel imar hareketleri, köprüler, kaleler yapmışlar. Sonra bırakıp geldiler 17. yüzyılda. Bazı tarihçiler Osmanlılar hata etti bırakıp giderek diyorlar. Gidince yine aşiretler güçlendi. Yarı otonom bir şekilde kendi kendilerini idare ettiler.
O 100 senelik süreçte valiler merkezden mi atandı yine?
Tabii. İkinci gidişte de valiler İstanbul'dan atanıyordu. Özellikle Sinan Paşa'nın çok büyük hizmetleri olmuştur orada.
Hocam hizmetlerin yanında bir de bu valilerin çok zalimce davrandıkları söylenir. Siz de yazıyorsunuz kitabınızda...
Evet, maalesef. 19.yy'da Yemen sürgün yeri olarak kabul edildi. Kolay değil oraya gitmek, şimdi uçakla gitmek kolay, ama o zamanlar gemiyle gideceksiniz. Üstelik itaat etmeyen aşiretler, kavga var. Dolayısı ile sürgün olarak gönderilmiş valiler. Giden zalim bir vali veya zalim bir asker olduğunda bu, reaksiyona sebebiyet veriyordu. Hatta çok ileri gidip, keyif için insan kellelerini kesenler oldu...
16.yy'da da yapıldı mı bu tür zulümler?
16.yy'da fazla değil. 19. yy.'da daha çok. Mesela hatıratını yaza bir vali var. Hatta hatıratı yayınlanmadan önce torunu Fatma Rezzan hanım, (Allah rahmet eylesin) beni çağırmıştı. "Dedemin hatıraları var elimde, Osmanlıca yazılmış. Bazı kelimeleri okuyamıyorum Yemen'le ilgili olarak seni söylediler" dedi. "Fakat bazı yerleri çıkarmak istiyorum, siz ne diyorsunuz" diye sordu. Okudum, çıkarmak istiyorum dediği yeri. Hatta "bu sizin okuduğunuz yeri bana bizzat anlattılar" dedi. Ne anlatıyor! San'a'ya vali olarak gidince, yaverini çağırıyor, diyor ki; "git bana 5-10 tane kelle getir". Hatta kendisi anlatıyor; "Ermeni doktorum, paşa sen kahve mi ısmarlıyorsun dedi". Yemen'in kahvesi o zamanlar meşhur olmaya başlamış...
Kahve Yemen'den gelmeye başlamış...
Evet. "Bir saat sonra, çuval içinde 5-10 tane kafa getirdiler" diyor. Kimi bulduysa sokakta kesmişler, Yemenlilerin kafasını... "Kanlı kanlı" diyor. "Bunları iple balkona asın" demiş. Yemenliler görsün bakalım bize itaatsizlik neymiş! Öyle zalim bir vali. Ben Fatma Rezzan hanım'a; "dedeniz bunu yazdığına göre yayınlamak istiyor" dedim. O da çıkarmadı bu bölümü hatırattan.
Şu an Yemenliler nasıl hatırlıyor o süreçleri?
Benim doçentlik tezim Yemen. O tezi hazırladığımda, Yemen'le ile siyasi ilişkiler yoktu maalesef. Bunun için Yemen'e gidemeden yazdım! Sonra ilişkiler kuruldu, kitap da yayınlandı. Bir uluslararası konferans düzenlendi orada; Osmanlı döneminde Yemen. Beni de davet ettiler. Türkiye'de Yemen üzerine çalışan bir tek ben vardım. Gittik ama ben mütereddittim, çünkü kitabın başında onlara isyancı demişim. Yemenli tarihçiler de kitabımı kaynak olarak kullanıyorlar. Acaba bana nasıl bakarlar diye çekindim. Hiç beklediğim gibi olmadı. Çok, iltifat ettiler, teşekkür ettiler. Hatta biri "isyancı demiş ama bizim hatalarımızı da Osmanlının hatalarını da söylemiş" dedi. Demin bahsettiğim hadiseleri, çıkarıp gösterdiler. Sonra bir Yemenli tarihçi, Allah selamet versin, tebliğini sunarken dedi ki; "bakın ben bu kitabı yazdım; "Osmanlı işgalinde Yemen" ve şimdi hepinizin huzurunda, hiç kimseden korkmadan da söylüyorum, kitabımın adını değiştiriyorum; "Osmanlı idaresinde Yemen".
OSMANLI ESERLERİNİ ÇIKARSAN GERİYE YEMEN KALMAZ!
Niye böyle bir karar değişikliğine gitti?
Çünkü "her gün yeni yeni belgeler çıkınca biz yanıldığımızı fark ettik" diyor. "Yemeni gezin; Osmanlılarının yaptığı binaları, köprüleri, kaleleri çıkarın geriye bir şey kalmıyor" diyor. Ben zaman zaman bu İslama saldıran, camilere kızan laikçilere de söylüyorum. Şu camileri İstanbul'dan çıkarınca geriye hiç bir şey kalmaz! Yemende de öyle. Bugün hala özellikle sultan Abdülhamit zamanından çok güzel Osmanlı eserleri var.
19. yy.da burada modern eğitim kurumları açılıyor, idari ve kurumsal olarak reformlar gerçekleşiyor. Yemene de yansımış mı bu modernleşme politikaları?
Evet. Orada da idadiler, rüştiyeler açılmış. Sultan Abdülhamit zamanında yapılan kışla, bugün cumhurbaşkanın oturduğu yer. Ve ben Türkiye'de öyle güzel bir kışla görmedim. Son kitabıma resmini koydum. Hatta çok enteresandır, taksiye biniyorum, Arapça konuşuyorum ama yine yabancı Arapçası olduğu anlaşılıyor. Nerelisin diye soruyorlar: Türkiye'den deyince; taksicilerin çoğu önce Abdülhamit diyorlar. Sonra Erbakan ve Erdoğan diyorlar. Bu üçünü beraber zikrediyorlar. Çoğu Abdülhamit diyor. Çünkü nereye gitseniz orada bir eser bırakmış.
İkinci kez, 1848'de, Osmanlı tekrar neden gitti Yemen'e?
Osmanlı, iki sebepten dolayı gitti. Birincisi 1839'dan sonra Osmanlı devleti Avrupalılaşayım diye, maalesef, birçok masrafa girdi. Mesela Dolmabahçe Sarayı, hiç paramız yokken yapıldı. Çocuk yaştaki Sultan Abdülmecid'i kandırarak sarayı yaptırdılar. Eee bunun parası nerden çıkacak? Hadi Yemen'e gidelim! Orda baharat, kahve, tuz var...
İkinci sebep nedir?
Biraz önce söylediğim gibi, bizzat Yemen'deki bazı aşiretleri haber göndererek Osmanlı idaresini çağırıyorlar. Bunlar arşivdeki belgelerden yeni anlaşılıyor. Çünkü binlerce, yüzbinlerce belge var. Daha yeni yeni ortaya çıkıyor gerçekler.
Bunun sebebi ne olabilir? Mesela İngilizlere karşı Osmanlı gücüne sahip olmak olabilir mi?
Özellikle İngiliz arşivlerinde, Foreign Ofis belgelerinde, 19.yy'da İngilizlere satanları da tespit ettim.
Bazı aşiretler İngilizlere toprak mı satmış?
Biraz öncede dediğim gibi, yapıları farklı. Bazıları İngilizlere, şu anda tam hatırlamıyorum ama, diyelim ki 5-10 sterline veya dolara arazilerini satmışlar.
Osmanlı Devleti de İngilizlere bir kömür deposu kiralamış...
Evet, Aden'de.
İngilizlerin Yemen'e yerleşmesini kolaylaştıran bir etken olmuş?
Tabi. Osmanlı Devleti buna müsaade etti.
İNGİLİZ İŞGALİNİN SEBEBİ HAİN PAŞALAR
19. yüzyılın ortalarında, dünyada sömürgecilik politikaları artık gün yüzüne çıkmışken Osmanlı Devleti böyle bir şeye nasıl izin verdi?
Osmanlı o dönemde batılılaşmaya çalışıyor. Bu, bir şanssızlık. Mustafa Reşit Paşa İngiltere'de, Fransa'da bulunmuş ve onlarla iyi geçinmek istiyor. Ve göz yumuyorlar... Ama bunları anlamak çok kolay. Bugün bile Ergenekoncular neler yapıyorlar. Yani hiç değişmiyor. Ergenekon'daki insanlar da bizim memleketten çıktı. O zaman da hain paşalar, valiler vardı, iyilerin yanında.
Yemen coğrafi olarak uzak bir bölge... Osmanlı oranın denetimini nasıl sağlıyordu, orada asayiş nasıl sağlanıyordu, merkezden çok uzakta bu valiler nasıl denetleniyordu?
Çok sık valilere değiştirilmiş. Zaten oraya sürgün olarak gidiyorlar. Memnun değilse halktan layihalar, şikayetler geliyor ve vali değişiyor. Ama giden daha beter oluyor. Çok acı bir şey daha var; haberleşme İngilizlerin vasıtası ile oluyor. O zaman telgraf kullanılıyor. Telgraflar önce Aden'e gidiyor ve oradan diğer merkezlere...
Aden ise İngilizlerin işgali altında...
Evet. İngilizler okuyor önce. Gerçi çoğu şifredir ama şifreyi de çözebiliyorlar bazen.
YEMEN'DE BOTANİKÇİ VALİ
Buradaki Yemen algısından bahsetsek biraz da...
Yemen çok verimli bir yer. Suudi Arabistan, Tunus, Mısır gibi değil. Çok şahane bir yer. Ben neredeyse bütün dünyayı gezdim. Yemen'e gitmeden önce, en çok hoşuna giden yer neresi diye sorulduğunda Güney Afrika derdim. Şimdi kanaat değiştirdim, Yemen diyorum. Çok değişik ürünleri var. Valilerden bir tanesi, -iyiler de var aralarında- hem miralay hem botanikçi ve tabip. Dağları gezmiş üşenmeden oradaki bitkileri tespit etmiş ve Latincesini, Arapçasını yazmış. Nitekim benim tebliğim onun üzerinde olmuştur. Ben onun el yazmasını bulmuştum Millet kütüphanesinde. Tebliğimi hazırladıktan sonra torununun onu neşrettiğini duydum. Mesela ben o ayarda bir alim, Türkiye'de göremiyorum şimdi. Milyonlarca bitki var. Otelden Türk elçiliğine giderken şehir içinde kaç çeşit bitki, ağaç gördüğümün hesabını tutamadım. Hatta bu Kur'anı-ı Kerim'de geçen "kâfur" diye bir ağaç var. Çok güzel koktuğu için ölülere koyarlar. Otelle elçilik arasında vardı bu ağaçtan.
4 MİLYON TÜRK VAR!
Meşhur Yemen türküsünün hikayesi nedir?
|