MuSALLi
Süper Moderatör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 259
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1962
*Zervêşayê Pexmêr*
|
 |
« : 19 Haziran 2011, 01:19:00 » |
|
Çocukluk yıllarımda Müslümanları hep zalimlere karşı çıkan, her kim olursa olsun mazlumları koruyan kimseler olarak hayal ederdim. Çocuk dünyamda İslami kesim kötülere karşı verilen mücadelede iyileri temsil ediyordu ve iyiler de bir gün mutlaka galip gelecekti. Özellikle üniversite yıllarımda Müslüman olmadıkları halde mazlumlar için mücadele eden insanları tanıdıkça bu düşüncemin aslında tam da gerçeği yansıtmadığını fark ettim. Müslüman olmadıkları halde vicdanlarının, fıtratlarının sesine kulak vererek hayatlarını mazlumlara adayan birçok insan vardı. Bu insanlara her ne kadar saygı duysam, hatta sevgi beslesem de ben mazlumlar için savaşmayı, en çok Müslümanlara yakıştırdım. “Allah” diyen, sadece yaratıcının karşısında eğilen bir insanın mazlumlar için mücadele etmesi bana hep çok asil geldi. Böyle birçok Müslüman, İslamcı tanıdım. Hatta İslamcılığın biraz da zulüm karşısında sessiz kalan, yerinde oturan Müslümanlardan sessiz kalmayanları, mücadele edenleri ayırdığını düşünüyordum. Benim İslamcılık algım; iyi bir Müslüman’ın mazlumlar, ezilenler için mücadele etmesi; iyiliğin, adaletin hakim olduğu bir dünyanın kurulması çaba göstermesiydi. Çünkü Hasan el Benna hayatın iman ve cihad olduğunu söylüyor, biz de buna inanıyorduk.
iktidar aşkı bitiriyor
Son yıllarda, özellikle de son aylarda şahit olduklarım itiraf etmeliyim ki Müslümanlara, İslamcılara karşı algı ve değerlendirmelerimi yeniden gözden geçirmeme neden oluyor. Daha önceden ideallerden, davadan, mazlumlardan bahsedenlerin artık dengelerden, milli çıkarlardan, uluslar arası denklemlerden, hükümeti zor durumda bırakmamaktan, saçma sapan komplo teorilerinden bahsettiklerine şahit oluyorum. Tertemiz, imanlı, harbi kalplerin yerini hesapçı, çıkarcı, hükümetçi zihinler almaya başlamış. Hadi hep birlikte itiraf edelim; iktidar nimeti dava aşkımızı, ideallerimizi, duyarlılıklarımızı, insani yönlerimizi, protesto kültürümüzü tüketiyor, bitiriyor. Hükümetin Ergenekon’a, çetelere, darbecilere karşı verdiği mücadeleyi alkışlayalım. Fakat alttan her geçen gün dininden, tarihinden, kültüründen, toprağından daha da uzaklaşan bir nesil geldiğini ve böyle bir neslin oluşmasında en çok mevcut siyasi iktidarın ve siperlerini terk ederek siyasi iktidara eklemlenen İslami cemaatlerin payının olduğunu da unutmayalım. Ülkenin bütün sorunlarını hallettiğimizi, bütün bir ülkeyi baştan aşağı asfalt yollarla döşediğimizi düşünelim.Dinine, tarihine, kültürüne sahip çıkan bir nesil yetiştiremedikten sonra yapılanların çok mu önemi olacak?
Mazlumlar arasından torpilliler
İslami kesimde son yıllarda iyice artış gösteren İslami, vicdani ve insani olanı değil de dengeleri, hesapları, çıkarları gözeten sapma Suriye olayı ile bir kez daha ortaya çıktı. Hemen yanı başımızda, komşumuzda çocuklar Baas diktatörlüğüne bağlı silahlı Nusayri milisler tarafından katledilirken, gençler işkencelerden geçirilip zindanlara doldurulurken, kadınlara hasta ruhlu Baascılar tarafından tecavüz edilirken İslami cemaatlerin ekseriyeti susmayı, sessiz kalmayı tercih etti. Bu suskunluğu kimisi “AK Parti hükümetinin politikalarıyla ters düşmemek gerekir, hükümeti zor durumda bırakmayalım” düşüncesiyle savunurken, kimileri de fanatizm ve saplantı derecesinde bağlı oldukları İran devletinin ali menfaatlerini öne sürerek açıklamaya çalıştı. Farkında mısınız Filistinli mazlumlar için gösterilen duyarlılığın yüzde biri Suriyeli mazlumlar için gösterilmiyor? Artık mazlumlar arasında bile ayrım yapmaya, hükümetin desteklediği mazlumlara daha torpilli davranmaya başladık. Çünkü iktidarı kazanırken, evlerimizi büyütürken; kalbimizi, vicdanımızı, en temiz kalması gereken yanlarımızı kaybettik.
Var mı bundan ötesi
Biliyor musunuz, Suriye’de son üç buçuk ay içinde 40’dan fazla çocuk katledildi? Öldürülen çocuklar arasında gördükleri işkenceler nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise çoğunluğu temsil ediyor. Suriyeli arkadaşım Ebu İmad ise gözyaşlarının eşliğinde telefonda şunları söylüyor: “Bu hasta ruhlu Baascıların yaptığını İsrail bile yapmaz. Amcamın 12 yaşındaki oğluna gösteriye katıldığı için istihbarat binasında tecavüz etmişler. Bunlar insanlıktan tamamen çıktılar. Artık gözaltına aldıkları erkek çocuklarına da tecavüz ediyorlar. Amcamın oğlu artık kimseyle konuşmuyor. Hayata küstü. Ne olur bizim için bir şeyler yapın.” Ben de uzun zamandır Suriye ile ilgili videolara bakamıyorum. Katliam görüntüleri, işkence fotoğrafları ise artık dayanılacak gibi değil. Suriye’den bir arkadaşım aradığında ise telefonu korku ve tedirginlikle açıyorum. Anlatılanlar, söylenenler ne yazılacak, ne de konuşulacak gibi… Çocuklara işkence yapıyorlar, Hamzaları, Hacerleri öldürüyorlar. Var mı bundan ötesi, bundan felaketi? Öyleyse tekrar soruyoruz. Çağın vicdanı, kalbi olması gereken İslamcılar Suriye konusunda niçin sessiz, duyarsız kalıyorlar? Suriyeli mazlumlar için daha neyi bekliyorlar? Bu soruları İslami kesimdeki gazeteci, yazar ve aktivistlere de sorduk.
İşte cevapları:
Ahmet Varol-Gazeteci-Yazar: "Mazlumları ayırmamalıyız"
İran devrimi nedeniyle Türkiye’deki İslami çevreler üzerinde İran’ın önemli bir etkisi oldu. Bugün de İran’a temayül sürüyor. Bu temayül İslami kesime iki şekilde yansıyor. Bir kesim İran’a olumlu bakmakla birlikte yaptığı yanlışları asla tasvip etmiyor. Diğer kesim ise İran’daki dini yapıyı temsil eden velayeti fakih inanışını kendi siyasi bakış açısına yansıtıyor. Bundan dolayı İran yanlış bile yapsa İran’ı destekliyor veya İran’ın yanlışlarına mazeretler uyduruyorlar. Ayrıca Türkiye hükümeti Mısır ve Tunus’da gösterdiği açık tavrı Suriye konusunda gösteremedi. Hükümetin siyasi çizgisi İslami kesimin önemli bir kesiminin üzerinde etkili olduğu için ortaya bir duyarsızlık çıktı. Suriye’de yaşananların Mısır ve Tunus’da yaşananlardan bir farkı yoktur. Hatta Suriye’deki Baas rejimi Tunus rejiminin işlediği cinayetlerden, yaptığı zulümlerden çok daha fazlasını gerçekleştirmiştir. Bundan dolayı diğer ülkelerdeki devrim hareketlerini destekleyip, sıra Suriye’ye gelince susmak doğru bir tavır değil. Bahrey’deki zulme tavır aldığımız gibi Suriye’deki zulme de tavır almalıyız ve mazlumları ayırmamalıyız.
Kemal Özer-Gazeteci-Yazar: "Kan akarken siyasi hesap yapılmaz"
Suriye konusunda İslamcılar genel olarak iyi bir imtihan veremediler. Suriye’de mazlum insanların kanları akıtılırken sırf mevcut siyasi iktidarla ters düşmemek için susmayı ben Müslümanlara yakıştıramıyorum. Suriye’de zalim ve despot bir yönetim var. Bu yönetime her ne olursa olsun karşı durulmalıydı. Mazlumların kanı akarken siyasi hesaplar yapmak doğru bir tavır değil. Ne İslam, ne de vicdan böyle bir tavrı onaylar.
Selman Maltaş / Kurtuba dergisi yazarı: "Doğu Konferansı nerede?"
Arap coğrafyasında halkların tertemiz devrimlerine şahit oluyoruz derken, komplo teorisyenleri devreye girdiler. Amerika dediler, İsrail dediler, Fransa dediler, İngiltere dediler. Ama bir kez olsun Allah demediler. Sivil inisiyatifler de Arap devrimleri konusunda henüz harekete geçmedi. Şu an işi siyasi iradeye havale ediyorlar. Örneğin, içinde pek çok yazarı barındıran, “halklarımızın geleceği ile ilgili ortak kaygılar ve sorular temelinde, bir sorgulama, arayış ve keşif harekâtı başlatacağız” diyerek Arap ülkeleriyle sıkı ilişkiler geliştiren Doğu Konferansı bile Suriye’de cereyan eden soykırıma sessiz kalıyor. Farkındayım, bazıları dengeler adına hareket ediyorlar. Ancak şunu unutmayalım: Bu coğrafyanın kaderini komplo teorisyenleri değil, bizzat bu coğrafyanın halkları belirleyecektir.
.
|