Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #1 : 08 Haziran 2011, 00:00:01 » |
|
> > *Göklerin ve yeryüzünün egemenliğinin Allah'a ait olduğunu bilmiyor musunuz? > Allah'tan başka hiçbir dostunuz ve destekçiniz de yoktur. (Bakara-107)* > > Bu ayet bazı müminlerin yanıltıcı yahudi propagandasına aldanmaları, onların > aldatıcı gerekçeleri ile kafalarının karışması ve bunun sonucu olarak > Peygamber efendimize yönelik güven duygusu ve kesin inançla bağdaşmayan > sorular sormaya kalkışmalarını konu edinmektedir. Ayet kesin bir ifade ile > Allah'ın müminler için tek dost ve destekçi olduğunu, gökyüzünün ve > yeryüzünün egemenliğinin kesin olarak O'na ait olduğunu vurguluyor. Yani > günümüzde Müslümanların, laiklerin yanıltıcı propagandalarına aldanarak, > onların aldatıcı gerekçeleri ile kafalarının karışması sonucu meydanlarda > demokrasi talebinde bulunmaları ve egemenliğin kayıtsız şartsız bir şekilde > millete verilmesini teklif etmeleri koskoca bir yanılgıdan ibarettir. Bu > yanılgı içindeki Müslümanlara şunu sormak lazım; neden > > *Yalnız Allah'ın hükmüne çağrıldığınız zaman kabul etmiyorsunuz. Fakat > (bununla birlikte, şirk unsuru olan) başka hükümler söz konusu olunca kabul > ediyorsunuz. Oysa, hüküm yalnız her şeye gücü yeten Allah'a > aittir.>> (Mü'min-12)* > > Umarım bunca açık uyarı ile karşılaştıktan sonra bu tarz taleplerin birer > kandırmacadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Bu tür taleplere aldanmayalım, > bizlerin tek dostu ve yardımcısı Allah'tır. Unutulmamalıdır ki, > > *...Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk > sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu > gerçeği bilmezler." (Yusuf-40)* > > Evet, dosdoğru din de işte budur! Allah yalnızca kendisine kulluk sunmamızı > istiyor. Bu nedenle müşriklerle ilişkilerimizde herhangi bir beşeri > ideolojiyi Allah'a isnad etmemek durumundayız. Yine unutulmamalıdır ki, > müşrikler onların kavram ve yaşantılarını kabul etmediğimiz sürece bizlere > karşı hiçbir şekilde dostluk beslemeyecekler. Onların dostlukları ve bizlere > bu dünya hayatı için sundukları sahte kazanımlar adına, ayetlerle bizlere > iletilen emirleri görmezden gelerek, birtakım suni kavramları > meşrulaştırmak, bizi öteki dünyada büyük bir azapla karşı kaşıya > bırakacaktır. Şu durumda müşriklerin dostluklarını ve bizlere sunacakları > eşit statüyü(!) talep etmekten vazgeçmeliyiz. Zira bu, bizlere bırakılmış > bir seçim değildir. Allah, müşriklerin hoşnutluğunu kazanmak adına kendisine > asılsız şeylerin isnat edilmesini azap ile cezalandıracaktır; > > *"Bir başka şeyi bize isnad etmen için, sana vahyettiğimizden seni ayırmaya > çabalıyorlar. İşte o zaman seni candan dost edineceklerdi. Sana sebat > vermeseydik, andolsun ki, az da olsa onlara meyledecektin. O takdirde sana, > hayatın da ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı hiç bir > yardımcı da bulamazdın' (İsra, 17/73-751.)* > > Bu, kesinlikle riayet edilmesi gereken bir ilkedir. Lakin hakikatin açık > seçik bir biçimde müşriklere açıklanması ve "bu hakikate tabi olmanız > gerekiyor" denilmesi halinde dahi söz konusu zihniyet bu hakikatin > doğruluğunu kabul etmeyecektir. Kendilerini "Müslüman" olarak adlandıran > birçok kesim de bu hakikatin yaşanılmasına karşı çıkacaktır. Ayetleri metin > üzerine tahrif edemeyeceğimiz için muhtemelen hakikati görmezden gelmemiz > önerilecektir. Zira müşrikler, kendilerini uyaran Peygambere (S) bu teklifi > yapıyorlardı. Fakat İsra suresindeki kesin emirden sonra Peygamber (S) bu > tekliflere şu şekilde cevap vermiştir; > > *"Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar > (ahireti inkâr edenler): "Bundan başka bir Kur'an getir, ya da bunu > değiştir" dediler. De ki: "Onu kendi irademle değiştiremem. Ben, ancak bana > vahyedilene tâbi oluyorum. Şayet ben, Rabbime karşı gelirsem, büyük bir > günün azabından korkarım." (Yunus-15)* > > Günümüz itibariyle Müslümanlar, Kur'an'ın bu net hükümleri ile müşriklere > tebliğde bulunmuyorlar. Üstelik müşriklerin teklifleri değerlendirilirken > Kur'an'a bakma ihtiyacı dahi duymuyorlar. Hal böyle iken, Kur'an'ın > yaşantımızı yönlendiren bir etkiye sahip olması mümkün değildir. Zira hiç > kimse beşeri ideolojilere bağlılığını ifade ederken tıpkı Peygamberleri (S) > gibi; > > *"Onu kendi irademle değiştiremem. Ben, ancak bana vahyedilene tâbi > oluyorum. Şayet ben, Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından > korkarım" (Yunus-15) demiyor.* > > Hâlbuki yapılması gereken şey, müşriklerden ayrışıp hak taleplerini bir > kenara bırakarak Allah bu dini üstün kılana dek veya her birimiz bu uğurda > ölene kadar mücadele vermektir. Zira müşrikler Peygamberimizin amcası Ebu > Talib'e gelerek Rasulullah'ı şikayet ettiklerinde, Ebu Talib müşriklerin > uzlaşma taleplerini Peygamberimiz'e ilettiğinde şu meşhur cevabı vermiştir: > > "Amcacığım, vALLAH i bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol > elime koysalar yine de vazgeçmem. Allah bu dini üstün kılana dek veya ben bu > uğurda ölene kadar bir an bile mücadeleden geri kalmam..." > > Geçmişte Müslüman kardeşlerimiz referandum sürecinde Yüce rabbimizin apaçık > tüm bu uyarılarına Peygamberimizin apaçık sünnetine rağmen seçim sandıkları > ile barışık bir tutum sergilediler. Umarım bu davranışları kardeşlerimizde > alışkanlığa dönüşmemiştir. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki bir olan Allah, > tek başına diri, otoriter ve maliktir. Bu olgu Müslümanların zihinlerinde ve > idraklerindeki bütün şirk çeşitlerini söküp atmalıdır. Bizler Kur'an > esaslarını değil de batılı devletlerin hevalarından uydurdukları yasaları > kendilerine örnek almış böylesi sistemlerin seçimlerine müdahil olamayız. > > Çünkü; *"Hüküm yalnız Allah'ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmememizi > emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar." > (12/Yusuf-40)* > > Müslümanların sistemin değişmesi adına oy kullanmaları da çok yanıltıcı bir > tutumdur. Burada amaç eğer oy kullanarak kendimize göre İslamcı gördüğümüz > partilerin sistemi değiştirmesi ise bu çok safça bir anlayıştır. Şundan emin > olabilirsiniz ki oy kullanmak eğer sistemi değiştirebilse idi yasadışı ilan > edilirdi zaten. > > Öyle ise tüm bu konuda atılacak ilk adım, cahiliyyeden beri olduğumuzu > fiilen ortaya koymaktır. Düşünce, söylem ve eylem bağlamında tamamen > ayrışmak... Bu, ortak noktalarda buluşmaya asla müsaade etmeyen bir > ayrışmadır. Yardımlaşmayı imkânsız kılan bir farklılıktır. Ne zaman ki, > cahiliyye taraftarları bütünü ile cahiliyyeden İslam'a geçerler, bu durum da > ancak o zaman son bulur. Orta yolda buluşmak yok... Ortak çözüm aramak > yok... > Cahiliyye istediği kadar İslam kılığına bürünsün, istediği kadar İslam'ın > adını kullansın. Eğer bunu yapmaz isek hiçbir zaman "Allah a ibadet > ediyoruz" diye Firavun, Haman, Karun ve Bel'am'a ibadet etmekten; "Tevhid'e > bağlıyız" diyerek Şirk'e bağlı olmaktan; "mü'miniz" diyerek kafir olmaktan; > "Kabe'yi tavaf ediyoruz" zannıyla Firavun'un ringinde köşe kapmaca > oynamaktan; "Namaz kılıyoruz" zannıyla yatıp kalkmaktan; "Oruç tutuyoruz" > zannıyla aç ve susuz kalmaktan ; "İnanıyoruz" zannıyla inkar etmekten; > "Resul'e inanıyoruz, onu rehber tanıyoruz" zannıyla Ebu Cehil'i > peygamberleştirmekten; "Kur'an'a inanıyoruz ve yolumuz Kur'an yoludur" > zannıyla bir takım insanların heva ve heveslerinin peşinden gitmekten hiçbir > zaman kurtulamayız." (Din Nedir/Salih Gürdal) > > Öyleyse Rabbimiz bizleri doğru yola ilettikten sonra topuklarımız üzerine > gerisin geri dönmeyelim. Bizleri doğru yola çağıran kardeşlerimizin "bizimle > gelin" serzenişlerine kulak verelim. Kardeşlerimizin bu çağrılarına karşın > şeytanın ayartmasına kapılıp dünyevi zevkler peşinde körü körüne koşturan > kimseler gibi olmayalım. Samimiyeti heybemize koyup yola öyle çıkalım. > > *"De ki: Biz, Allah'ın yerine bize ne faydası dokunan ne de zarar verebilen > şeylere mi yalvaralım? Ve Allah bizi doğru yola ilettikten sonra > topuklarımızın üzerinde gerisin geri mi dönelim? Tıpkı kendisini doğru yola > çağıran arkadaşları (uzaktan) 'Bizimle gel!' diye seslendikleri halde > şeytanların ayartmasına kapılıp dünyevi zevkler peşinde körü körüne koşturan > kimse gibi (mi olalım?)" (En'am- 71).* > Hikmet Ertürk > * * > *İKTİBAS
|