Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Seçimler ve Demokrasi  (Okunma Sayısı 126 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« : 07 Haziran 2011, 23:59:38 »

Seçimler ve Demokrasi
>

> İbn İshak şöyle anlatıyor: "... Bir gün Peygamberimiz Kâbe'yi tavaf ederken
> Velid bin Muğire, Umeyye bin Halef ve As bin Vail ile karşılaştı. Bunlar
> kabileleri arasında dişli kimselerdi. Dediler ki: "Ya Muhammed gel biz senin
> taptığına tapalım, sen de bizim taptıklarımıza tap. Böylece seninle ortak
> bir noktada buluşalım. Eğer senin taptığın bizimkinden hayırlıysa ondan
> nasibimizi alırız. Yok, eğer bizim taptıklarımız seninkinden hayırlıysa o
> zaman sen bizimkinden nasibini almış olursun." Bunun üzerine Yüce Allah
> Rasulullah'ın cevap vermesi için şu ayetleri indirdi:
>
> *De ki: Ey kâfirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma
> tapmazsınız. Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Sizler de benim
> taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana.
> (Kafirun-1-6)*
>
> Görüldüğü üzere müşrikler Peygamberimize (S) bazı tekliflerle gelmişler.
> Fakat teklif ettikleri şeyi Allah'ın elçisinin kabul etmesi mümkün değil
> çünkü böyle bir yetki kendisine bile verilmemiş. Üstelik Yüce Rabbimiz
> elçisini daha öncede sıkı sıkıya uyarmış;
>
> *"Öyleyse yalanlayanlara itaat etme. Onlar istediler ki, sen onlara yumuşak
> davranasın / müdahene edesin de onlar da sana yumuşak davransınlar. Şunların
> hiç birine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık, herkesi kınayan, söz
> getirip götüren, hayra engel olan, saldırgan, günahkâr, kaba, sonra da
> soysuz, alçak, mal ve oğullar sahibi olduğu için, kendine ayetlerimiz
> okunduğu zaman "eskilerin masalları" dedi. Biz yakında onun burnuna damga
> vuracağız." (Kalem, 68/8-15)*
>
> Ayette geçen "Müdahene" kavramının anlamı; "Yağ çekmek, ovmak, okşamak,
> müşriklerin taptıklarına, alçak garazlarına, haksızlıklarına ilişmemek,
> yalancılıklarına göz yummak, lüzumsuz yere yumuşak davranmaktır". Bu
> kişilere karşı mücadele etmemiz ve onlardan ayrışmamız emredilmekteyken
> onlarla aynı havayı soluyabileceğimizi söylemek Kur'an'ın emirlerine karşı
> gelmekten başka bir şey değildir. Allah'ın "soysuz ve alçak" olarak
> nitelendirdiği kimselerle ortak noktalarımız olamaz. Eğer böyle bir şeye
> yelteniyorsak bu onlara kendi adımıza vereceğimiz tavizler sebebiyle
> oluşabilir. Bu durumda yaptığımız şeyleri hiçbir zaman Müslüman olarak
> yapmış olmayacağız. Çünkü biz, Kur'an'da bizlere bildirilen bilgilere
> sahibiz ve tüm bu işbirlikçiliği hata sonucu yapmış olamayız. Eğer doğru yol
> bize gösterildikten sonra hala bu tür davranışlardan uzaklaşmıyorsak
> üzerimizde münafık alametleri var demektir. Doğru yol bizlere gösterilmişken
> davamıza arka dönmemizin kendimizce haklı gördüğümüz yanları olacaktır
> tabii. Ama şüphesiz, Allah her şeyin doğrusunu bilmektedir. Gerekli cezayı
> da o verecektir.
>
> *Şüphesiz ki kendilerine doğru yol belli olduktan sonra, ona arka dönenleri,
> şeytan sapıklığa sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.*
>
> *Bunun sebebi; onların, Allah'ın indirdiğini kerih görenlere "Bazı
> hususlarda size itaat edeceğiz " demeleridir. Oysa Allah, onların
> gizlediklerini biliyor.*
>
> *Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken
> durumları nasıl olacak?*
>
> *Bu, Allah'ı gazaplandıran şeye uymaları ve O'nun rızasından hoşnut
> olmamalarından ötürüdür. Allah da onların işlerini boşa çıkarmıştır.
> (Muhammed-25-26-27-28)*
>
> Her ne sebeple olursa olsun böyle bir uzlaşma içerisine girmişsek bunun
> gerçek nedenini ve içimizde sakladığımız gizli duyguları Allah eksiksiz
> olarak bilmektedir ve hesap vermek bizim için kaçınılmazdır. Bu nedenle
> ayette de belirtildiği gibi müşriklere tıpkı münafıkların söyledikleri gibi
> "bazı hususlarda size itaat edeceğiz" sözünü vermeyelim. Ya da bunu
> onaylayan davranışlar içerisinde bulunmayalım. Çünkü onlar;
>
> *"Kendilerinin kâfir oldukları gibi, sizin de kâfir olmanızı arzu ederler
> ki, onlarla bir (eşit) olasınız" (Nisa, 4/89).*
>
> *"Andolsun ki biz, her kavme "Allah'a ibadet edin ve tağuta kulluk etmekten
> kaçının " diye (tebliğ yapması için) bir peygamber gönderdik" (en-Nahl,
> 16/36)*
>
> Rabbimizin de dediği gibi biz onlarla eşit değil onlardan üstünüz. Bu
> nedenledir ki, hakkımızı arayacağımız mercii Allah'tan başkası değildir.
> Üstelik meydanlara inip onlarla eşit haklara sahip olmayı talep etmek ve
> bunu onların kavramlarını kullanarak yapmak onur kırıcı bir durumdur. Hak
> istenmez alınır ve herhangi bir hak talep edilecekse müşrikler kendi
> yaşamları adına bu hakları bizden talep edecek bir durumda olmalıdırlar.
> Kaldı ki, böyle bir durumda söz konusu haklar bizim verebileceğimiz haklar
> değildir. Aksine bunlar, Rabbimizin onlar için uygun gördüğü haklar
> olacaktır. Dolayısıyla meydanlara inip "Ortak akılla çıktık yola, demokrasi
> yolunda vermeyeceğiz mola, egemenlik ne yargının ne de darbelerindir,
> egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sloganları atmak ve bu huşu ile
> seçim sandıklarına koşmak bir Müslüman için utanç verici bir durumdur. Bu
> noktada dünyaya dair kazanımlar adına Kur'an'ın ayetlerini görmezden gelmek
> bir müslümanın göstereceği tavır olmamalıdır.
Kayıtlı

Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #1 : 08 Haziran 2011, 00:00:01 »

>
> *Göklerin ve yeryüzünün egemenliğinin Allah'a ait olduğunu bilmiyor musunuz?
> Allah'tan başka hiçbir dostunuz ve destekçiniz de yoktur. (Bakara-107)*
>
> Bu ayet bazı müminlerin yanıltıcı yahudi propagandasına aldanmaları, onların
> aldatıcı gerekçeleri ile kafalarının karışması ve bunun sonucu olarak
> Peygamber efendimize yönelik güven duygusu ve kesin inançla bağdaşmayan
> sorular sormaya kalkışmalarını konu edinmektedir. Ayet kesin bir ifade ile
> Allah'ın müminler için tek dost ve destekçi olduğunu, gökyüzünün ve
> yeryüzünün egemenliğinin kesin olarak O'na ait olduğunu vurguluyor. Yani
> günümüzde Müslümanların, laiklerin yanıltıcı propagandalarına aldanarak,
> onların aldatıcı gerekçeleri ile kafalarının karışması sonucu meydanlarda
> demokrasi talebinde bulunmaları ve egemenliğin kayıtsız şartsız bir şekilde
> millete verilmesini teklif etmeleri koskoca bir yanılgıdan ibarettir. Bu
> yanılgı içindeki Müslümanlara şunu sormak lazım; neden
>
> *Yalnız Allah'ın hükmüne çağrıldığınız zaman kabul etmiyorsunuz. Fakat
> (bununla birlikte, şirk unsuru olan) başka hükümler söz konusu olunca kabul
> ediyorsunuz. Oysa, hüküm yalnız her şeye gücü yeten Allah'a
> aittir.>> (Mü'min-12)*
>
> Umarım bunca açık uyarı ile karşılaştıktan sonra bu tarz taleplerin birer
> kandırmacadan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Bu tür taleplere aldanmayalım,
> bizlerin tek dostu ve yardımcısı Allah'tır. Unutulmamalıdır ki,
>
> *...Egemenlik sadece Allah'ın tekelindedir. O yalnız kendisine kulluk
> sunmanızı emretmiştir. Dosdoğru din, işte budur. Fakat insanların çoğu bu
> gerçeği bilmezler." (Yusuf-40)*
>
> Evet, dosdoğru din de işte budur! Allah yalnızca kendisine kulluk sunmamızı
> istiyor. Bu nedenle müşriklerle ilişkilerimizde herhangi bir beşeri
> ideolojiyi Allah'a isnad etmemek durumundayız. Yine unutulmamalıdır ki,
> müşrikler onların kavram ve yaşantılarını kabul etmediğimiz sürece bizlere
> karşı hiçbir şekilde dostluk beslemeyecekler. Onların dostlukları ve bizlere
> bu dünya hayatı için sundukları sahte kazanımlar adına, ayetlerle bizlere
> iletilen emirleri görmezden gelerek, birtakım suni kavramları
> meşrulaştırmak, bizi öteki dünyada büyük bir azapla karşı kaşıya
> bırakacaktır. Şu durumda müşriklerin dostluklarını ve bizlere sunacakları
> eşit statüyü(!) talep etmekten vazgeçmeliyiz. Zira bu, bizlere bırakılmış
> bir seçim değildir. Allah, müşriklerin hoşnutluğunu kazanmak adına kendisine
> asılsız şeylerin isnat edilmesini azap ile cezalandıracaktır;
>
> *"Bir başka şeyi bize isnad etmen için, sana vahyettiğimizden seni ayırmaya
> çabalıyorlar. İşte o zaman seni candan dost edineceklerdi. Sana sebat
> vermeseydik, andolsun ki, az da olsa onlara meyledecektin. O takdirde sana,
> hayatın da ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı hiç bir
> yardımcı da bulamazdın' (İsra, 17/73-751.)*
>
> Bu, kesinlikle riayet edilmesi gereken bir ilkedir. Lakin hakikatin açık
> seçik bir biçimde müşriklere açıklanması ve "bu hakikate tabi olmanız
> gerekiyor" denilmesi halinde dahi söz konusu zihniyet bu hakikatin
> doğruluğunu kabul etmeyecektir. Kendilerini "Müslüman" olarak adlandıran
> birçok kesim de bu hakikatin yaşanılmasına karşı çıkacaktır. Ayetleri metin
> üzerine tahrif edemeyeceğimiz için muhtemelen hakikati görmezden gelmemiz
> önerilecektir. Zira müşrikler, kendilerini uyaran Peygambere (S) bu teklifi
> yapıyorlardı. Fakat İsra suresindeki kesin emirden sonra Peygamber (S) bu
> tekliflere şu şekilde cevap vermiştir;
>
> *"Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar
> (ahireti inkâr edenler): "Bundan başka bir Kur'an getir, ya da bunu
> değiştir" dediler. De ki: "Onu kendi irademle değiştiremem. Ben, ancak bana
> vahyedilene tâbi oluyorum. Şayet ben, Rabbime karşı gelirsem, büyük bir
> günün azabından korkarım." (Yunus-15)*
>
> Günümüz itibariyle Müslümanlar, Kur'an'ın bu net hükümleri ile müşriklere
> tebliğde bulunmuyorlar. Üstelik müşriklerin teklifleri değerlendirilirken
> Kur'an'a bakma ihtiyacı dahi duymuyorlar. Hal böyle iken, Kur'an'ın
> yaşantımızı yönlendiren bir etkiye sahip olması mümkün değildir. Zira hiç
> kimse beşeri ideolojilere bağlılığını ifade ederken tıpkı Peygamberleri (S)
> gibi;
>
> *"Onu kendi irademle değiştiremem. Ben, ancak bana vahyedilene tâbi
> oluyorum. Şayet ben, Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından
> korkarım" (Yunus-15) demiyor.*
>
> Hâlbuki yapılması gereken şey, müşriklerden ayrışıp hak taleplerini bir
> kenara bırakarak Allah bu dini üstün kılana dek veya her birimiz bu uğurda
> ölene kadar mücadele vermektir. Zira müşrikler Peygamberimizin amcası Ebu
> Talib'e gelerek Rasulullah'ı şikayet ettiklerinde, Ebu Talib müşriklerin
> uzlaşma taleplerini Peygamberimiz'e ilettiğinde şu meşhur cevabı vermiştir:
>
> "Amcacığım, vALLAH i bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol
> elime koysalar yine de vazgeçmem. Allah bu dini üstün kılana dek veya ben bu
> uğurda ölene kadar bir an bile mücadeleden geri kalmam..."
>
> Geçmişte Müslüman kardeşlerimiz referandum sürecinde Yüce rabbimizin apaçık
> tüm bu uyarılarına Peygamberimizin apaçık sünnetine rağmen seçim sandıkları
> ile barışık bir tutum sergilediler. Umarım bu davranışları kardeşlerimizde
> alışkanlığa dönüşmemiştir. Şunu hiçbir zaman unutmayalım ki bir olan Allah,
> tek başına diri, otoriter ve maliktir. Bu olgu Müslümanların zihinlerinde ve
> idraklerindeki bütün şirk çeşitlerini söküp atmalıdır. Bizler Kur'an
> esaslarını değil de batılı devletlerin hevalarından uydurdukları yasaları
> kendilerine örnek almış böylesi sistemlerin seçimlerine müdahil olamayız.
>
> Çünkü; *"Hüküm yalnız Allah'ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmememizi
> emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Ama insanların çoğu bilmiyorlar."
> (12/Yusuf-40)*
>
> Müslümanların sistemin değişmesi adına oy kullanmaları da çok yanıltıcı bir
> tutumdur. Burada amaç eğer oy kullanarak kendimize göre İslamcı gördüğümüz
> partilerin sistemi değiştirmesi ise bu çok safça bir anlayıştır. Şundan emin
> olabilirsiniz ki oy kullanmak eğer sistemi değiştirebilse idi yasadışı ilan
> edilirdi zaten.
>
> Öyle ise tüm bu konuda atılacak ilk adım, cahiliyyeden beri olduğumuzu
> fiilen ortaya koymaktır. Düşünce, söylem ve eylem bağlamında tamamen
> ayrışmak... Bu, ortak noktalarda buluşmaya asla müsaade etmeyen bir
> ayrışmadır. Yardımlaşmayı imkânsız kılan bir farklılıktır. Ne zaman ki,
> cahiliyye taraftarları bütünü ile cahiliyyeden İslam'a geçerler, bu durum da
> ancak o zaman son bulur. Orta yolda buluşmak yok... Ortak çözüm aramak
> yok...
> Cahiliyye istediği kadar İslam kılığına bürünsün, istediği kadar İslam'ın
> adını kullansın. Eğer bunu yapmaz isek hiçbir zaman "Allah a ibadet
> ediyoruz" diye Firavun, Haman, Karun ve Bel'am'a ibadet etmekten; "Tevhid'e
> bağlıyız" diyerek Şirk'e bağlı olmaktan; "mü'miniz" diyerek kafir olmaktan;
> "Kabe'yi tavaf ediyoruz" zannıyla Firavun'un ringinde köşe kapmaca
> oynamaktan; "Namaz kılıyoruz" zannıyla yatıp kalkmaktan; "Oruç tutuyoruz"
> zannıyla aç ve susuz kalmaktan ; "İnanıyoruz" zannıyla inkar etmekten;
> "Resul'e inanıyoruz, onu rehber tanıyoruz" zannıyla Ebu Cehil'i
> peygamberleştirmekten; "Kur'an'a inanıyoruz ve yolumuz Kur'an yoludur"
> zannıyla bir takım insanların heva ve heveslerinin peşinden gitmekten hiçbir
> zaman kurtulamayız." (Din Nedir/Salih Gürdal)
>
> Öyleyse Rabbimiz bizleri doğru yola ilettikten sonra topuklarımız üzerine
> gerisin geri dönmeyelim. Bizleri doğru yola çağıran kardeşlerimizin "bizimle
> gelin" serzenişlerine kulak verelim. Kardeşlerimizin bu çağrılarına karşın
> şeytanın ayartmasına kapılıp dünyevi zevkler peşinde körü körüne koşturan
> kimseler gibi olmayalım. Samimiyeti heybemize koyup yola öyle çıkalım.
>
> *"De ki: Biz, Allah'ın yerine bize ne faydası dokunan ne de zarar verebilen
> şeylere mi yalvaralım? Ve Allah bizi doğru yola ilettikten sonra
> topuklarımızın üzerinde gerisin geri mi dönelim? Tıpkı kendisini doğru yola
> çağıran arkadaşları (uzaktan) 'Bizimle gel!' diye seslendikleri halde
> şeytanların ayartmasına kapılıp dünyevi zevkler peşinde körü körüne koşturan
> kimse gibi (mi olalım?)" (En'am- 71).*
> Hikmet Ertürk
> * *

> *İKTİBAS
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: