Leşkere_Azadi
Bismillah
DUÂ: 3
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 15
|
 |
« : 16 Mart 2011, 22:57:16 » |
|
Kürtler denilince; saf mütevazi, misafirperverlik ve dürüstlük ilk akla gelen vasıftır. En belirgin özellikleri; dinlerine olan bağlılıklarındaki samimiyet ve namusa olan düşkünlükleridir. Tarih sayfaları bu özelliklerine şahitlik etmektedir.
Selçuklular dönemindeki duruşları ardından, Eyyubiler dönemindeki İslam’ın bayraktarlıklarını yapıp, şanlı komutan ve liderleriyle hiçbir ırk ulus gözetmeksizin, Kudüs için seferber olup milyonları bulan haçlı seferlerine karşı cihatları, zafer kazanmaları, tarihte takdire şayan olarak iltifatlarla yâd edilmişlerdir. Ümmetle olan birlikteliklerine halel getirmemişlerdir.
Bunun sonucunda haçlı ittifakının düşmanlıkları üzerlerine çekmişlerdir. Osmanlı döneminde ecnebilere, Safevilere karşı, Osmanlı tarafını seçip bağlanmaları, fedakârca savaşmalarıyla tarihteki yerlerini almışlardır.
Osmanlının yıkılmasından sonra Türk kardeşleriyle birlikte, ecnebilere karşı siperlerde beraber çarpışıp, kanlarını akıtıp, vatanlarını kurtarmışlardır. Ardından Jön Türkler ve İttihat Terakkiciler tarafından arkadan hançerlenip ihanete uğramış; ötekileştirilmişlerdir. Bun ihaneti de gayrı kabul ederek, sinelerine çekmişlerdir.
Ne zamanki dinlerine, namuslarına saldırılar başlamış; bunu hiçbir suretle kabul etmemiş baş kaldırmışlardır. Müslüman Kürt halkının İnanca saldırmak, hayatını felç etmek demektir.
Bu nedenle dedeleri Selahaddin Eyubi gibi tavizsiz duruşlarıyla; canlarına, mallarına ve vatanlarına mal olsa da kıyama başladılar. Karşı taraftakiler yani Kemalist zihniyet ise batıya söz etmişti.Dini, imanı, namusu tarumar edecekti. Buna karşı çıkana hayat hakkı tanıyamayacaktı. Dine karşı nefretlerini ve Kürtlere karşı düşmanlıklarını birleştirip, Kürtlere karşı kan kusturdular. Gözlerini kan bürümüştü zalimlerin! Orantısız güç, imha, katliam… İnsanlık dışı bütün yöntemlerini kullanıyorlardı Müslüman Kürt halkı üzerine. Katliam bilançosu ağır olmuştu Kürtlere. Liderleri, şeyh ve âlimleri, gençleri, ihtiyar ve çocukları evleri, bahçeleri, hayvanları… Tarumar edilmiştir. Ardından sürgün, zindan ve asimilasyon başlatılmıştır. Psikolojileri alt üstü olmuştu. Binlerce şehit, yüz binlerde sürgün edilmiştir.
Bütün dünya bu katliama sessiz kalmıştı. Birçokları da ‘’haçlı intikamı alınıyor Kürtlerden‘’diye, içten içe sevinip alkışlıyorlardı.
Yineden liderleri Şeyh Sait gibi ‘’benim mücadelem din ve Allah için olduktan sonda idam sehpalarından korkum yoktur’’ diye haykırıyorlardı. Ardından üstadları müjde veriyordu “benim kışta geldim, sizler cennet olsa bir baharda geleceksiniz. Ektiğimiz tohumlar sizin zamanda yetişecektir”. Yine davamla “benim mezarıma bir demet gül getirip bıraktığınızda, henien leküm (afiyet olsun) işiteceksiniz”. Moral veriyordu. Devran döndü, zaman geldi Hüseyinler, Selahattinler cennet asa baharları yaşattılar Müslüman kardeşlerine. Atalarının mirasına sahip çıkıp, en güzel şekilde icra ettiler Kürdistan’da. Nesillerini Kuran’a şakirt, camide safta birleştirdiler. Kardeşlerini kurtarmak için dedeleri gibi pak ruhlarını, Rablerine teslim ettiler.
Bahçelerinde güller, çiçekler yetişmektedir. Neşvu nema bulmaktadır. 1988 Mart baharın gelişi olan newroz ayı yine Kürdistan Halepçe şehri. Hiç bu kadar sevinçli mutlu değillerdi. Baharın kendisine has rengârenk çiçeklerin, rüzgârın esmesiyle, cennet gibi kokusuyla insanları mest ediyordu. Yemyeşil ovaları, ağaçları göz kamaştırıyordu. Kışın sert soğuğundan sonra baharın gelişiyle, insanın ruhu bedenine sığamıyordu adeta. Özgürlük için uçsuz bucaksız yerlerde, korkusuzca temaşa etmek için beden ruha, bir zindana düşüyordu. Ruhu yatıştırmak için dedeler cami avlusundan ev önlerinde oturup, zikir ve hasbi hal ediyorlardı. Kış ayı, kızları evlerde durmaktan sıkıyordu. Bahçede yemyeşil çimenlerde oturup, moral bulmaları, komşularla dertleşmeler, örgü örmeleri, ev temizliği baharın gelişiyle sıkıntıları dağıtıyorlardı. Çocuklar yeşillikte körebe, top ve mendil kaçmasıyla neşeleniyorlardı. Gençlerin camide, işten sonra bayırlarda, dağ eteklerinde gezinmeleri baharın getirdiği ahengi teneffüs etmeleri, bir başka güzellikti. Yuva kurma hesapları, sırdaşlıkları ayrı bir heyecandı baharın. Hiç bitmemesini, sürekli olmasını istiyorlardı. Ya onların hayvan yavruları, ördek, civciv, kuzular o nazik yürüyüşleriyle çimenlerde salınmaları, dağılmaları ayrı bir bahardı. Farklı seslenmeleri bir güzel senfoni oluşturuyorlardı.
Newroz ayı, baharda hayaller, işlemler, çok geniş ve renkli olur. Ayrı olarak masumiyet bürümüştü hayalleri çocuk misali. Diğer taraftan yiğitler, peşmergeler inançları uğruna Saddam’dan çok zülüm görmüşlerdi. Irak, İran savaşında, İranlı Müslüman kardeşleri yanında yer almışlardı. Kahramanca çarpışıyorlardı. Yiğitlerin hayalleri ise çok farklıydı; bir gün gelir Halepçe azad olur.
Evlad-u iyalleri korkusuzca baharları yaşayabilir diye düşünüp, gayret sarf ediyorlardı. İki baharı yaşamak istiyorlardı, İslam’ın baharında. Ancak o zaman gerçek adalet ve özgürlüğü yaşayabilirlerdi, onun için bütün fedakârlığı yapıp hayatlarını ortaya koymuşlardı.
Canhıraş çarpışıyorlardı “özgürlüğe çok az kalmış, evlatlarımız bizi bekliyor. Bu baharda İslam’ın, özgürlüğün baharını onlara hediye edelim” diye birbirlerini motive ediyorlardı. Daha nice nice hayaller kuruyordu, Halepçe için.
Tarih 16 Mart 1988; gözü dönmüş zalimler, özgürlük şafağında, bütün diktatör baba ve kardeşlerinden aldıkları onay sonrası, güzelim Halepçe üzerine kara bulutlar gibi çökmüşlerdi. Hayal semalarına kâbus gibi çökmüşlerdi. Kalemi kırılmış, nazlı Halepçemin. Yok edilecekti. Bunun için zalim Saddam, kimyasal Ali’yi aday göstermişti. İnsanlıktan, şefkat ve merhametten yoksun dişleri ve elleri kanlı biriydi. Cellât Ali’ler gibi. Efendilerinin gözüne girmek için bütün gaddarlığı yapacak biriydi.
Talimat verildi, 4 gün boyunca kimyasallarla boğuşuyordu mazlum Halepçe. Feryatlar, yer gök arasını doldurmuştu. Masum anneler, kendilerinden çok nazik yavrularını arayıp, korumaya çalışıyorlardı. Nazdar yavrularıyla beraber, can veriyorlardı. Sokaklarda, eşikte, evlerde, yakalıyordu onları ölüm kokan kimyasallar. Hayvanlar, ağaçlar, çiçekler bir soluyorlardı. Çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın kız ve hastalar, hayata tutunmak için imkânlarıyla çabalıyorlardı. Feryat ediyorlardı. Ağıtlar Halepçe’yi kapsamıştı. Ama duyan olmuyordu. Zalimler kör sağır ve dilsizdiler. Zevk alıyorlardı, mazlumların can vermelerinden. İnadına bir baharı yaşamalarına daha tahammül göstermiyorlardı. Neticede 5000 şahit, binlerce sürgün edilmişlerdi. O kadarı da yaralı ve esir düşmüşlerdi. Dünya ise sessizdi Kürt katliamına. Diktatörler, zevkten dört köşe oluyorlardı “Haçlı intikamıdır alınıyor Selahattin’in torunlarından” diye.
Bunun için değimliydi ki, Selahattin’i dört parçaya ayırmışlardı, bir daha çırpınmasın tek yürek, tek yumruk diye olup, haçlı zihniyetinin planlarına indirilmesin diye.
Hayaller gerçek baharı yaşamak, özgürlüğü tatmak için ruhla beraber cennete hicret etmişlerdi. Dünyayı işte diktatörlere bırakmışlardı. Nöbeti ise sahiplerine bırakmışlardı.
Tarih tekerrür etmişti. Nagazaki, Hiroşima, Hama ve Halepçe, zalimler kendi sistemlerini, tahtları uğruna napalm atom ve kimyasal silahlarla mazlum halkları, katliamdan geçiriyorlardı. Tüm kinlerini, nefretlerini kusuyorlardı mazlumların üstüne. Nedeni ise; çocukları korkusuzca yaşasın, sitemleri bulsun diye.
Onlar, peşmergeler iyi biliyorlardı ki beşeri sistemler, hiçbir zaman adalet, özgürlük vermezlerdi ötekilere. Zalimler için ötekiler, her zaman köledirler. Efendilere hizmet için vardırlar. Yoksa yaşam hakları yoktur.
Bu nedenle peşmergeler İslam’ın adalet ve şefkatini kendi evlatlarına, vatanlarına, ova ve dağlarına götürmek istiyorlardı. Bu da zalimler nezdinde büyük bir suçtu. Çünkü nasıl yaşamak, konuşmak, giyinmek, hukuk ve sosyal yaşamayı, kendileri belirleyecekti.
Zalimler ise şunu unutuyorlar; zulüm ağırdır ama mazlum için bir öfkedir, bir bilemedir, bir güç birliğidir, bir derstir. Mazlumlar için bir kadavradır, ileriye dönük daha planlı, daha görkemli bir mücadele oluşturacaktır. Netice olarak “alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste”.
MEHMET KAYA
hurseda.com
|