Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Geçimsiz insanlar...  (Okunma Sayısı 1207 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Amâk-ı Hayal
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 255
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 653


Geç kalmış adalet...Adaletsizliktir...


« : 13 Şubat 2011, 22:24:43 »

Belimizi büken yük mü?

Ya o zor kişiyi ve kişiliğini değiştireceğiz, ya bu duruma ilişkin algımızı değiştireceğiz. Elbette pratikte yapabileceğimiz şeyler varsa sorun çözmeye yönelik becerilerimizi, akılcı stratejileri ve düşünme biçimlerini harekete geçireceğiz. Durum değiştirilemiyorsa da baş etme mekanizmalarını öğreneceğiz. Değiştiremeyeceğimiz bir şeyi değiştirmek için çok fazla zaman ayırıp o alana yönelik çok fazla yatırım yaptığımız zaman beklenti düzeyimiz artar. Karşılanmayan beklentiler de gerilime yol açar. Sonunda da bizim yaşam enerjimiz azalır. Depresif bir ruh haline gireriz. Değiştirebileceğimiz tek şey olaylar ve insanlar değil, olaylar akabinde gelişen tepkilerimiz yani düşünce ve duygularımız. Dünyaca ünlü psikoterapist bir hocamızın bir sözünü anmadan geçemeyeceğim: “Belimizi büken yük değil, onu nasıl taşıdığımızdır.” (A. Ellis)

 

Harap edici duygular

Olumsuz ve sağlıksız duygular insanı zamanla harap eder ve tüketir.  Yaşayan bilir! O zaman kişinin durumu kontrol altında tutması da güçleşir. Öyleyse bu tahrip gücü yüksek duyguların etkisini en aza nasıl indirebiliriz? 

Öfke, kaygı (anksiyete) çökkünlük (depresyon), suçluluk, incinme gibi duygular içsel uyumu bozar. Baş etme mekanizmalarını yerinde saydırtır. Sahibini çaresizlik yamacına götürür. Bu duygu boyutundaki kişi ilk adımı hep başkalarından bekler. Sürekli maruz kaldığı haksızlıklara odaklanır. Sık sık kimsenin onu anlamadığını ve ilgi göstermediğini düşünür.

Hâlbuki akılcı ve gerçekçi düşünmeyi öğrenme kişiyi olumsuz bile olsa sağlıklı duygulara taşır. Kızgınlık, üzülme, pişmanlık gibi… Bu duygu boyutuna ulaşan kişiyse fiziksel, sözel ya da pasif saldırganlık yöntemleri dışında kendini sağlıklı biçimde ifade edip ortaya koyabilir. Bu sorunda sorumluluğunu üstlenir. Dayatmacı bir tavır sergilemeden başkalarının davranışlarında değişiklik taleplerini dile getirir.

Zor kişiliklerden kaynaklı zor yaşam olayları karşısında iki seçeneğimiz var. Ya kurban psikolojisini yaşamak ve zaman içinde gerçekten kurban olmak! Ya da bu zorluğu bir kazanıma dönüştürmek… Nasıl bir kazanım? Hz. Lokman’a “Bu edebi kimden öğrendin?” diye sorduklarında verdiği cevap bir kazanım örneğidir mesela. “Bu edebi edepsizlerden öğrendim, onlarda beğenilmeyen her ne gördümse onu yapmaktan kaçındım.”

Ya o zor kişiye sürekli öfkelenerek içimize kapanıp aşırı üzülerek ne kazanırız? Bilimsel çalışmalar ne kazandığımızı çok güzel betimliyor. “Aşırı öfke ve düşmanlık enfeksiyona yol açan proteinlerin üretimini artırmakta, bu da atardamarların sertleşmesine, dolayısıyla damar tıkanıklığına ve kalp krizine neden olan enzimler salgılamakta, aynı zamanda kolesterol ve tansiyonu yükseltmektedir.” (Psychosomatic Medicine Dergisi)

Öfkenin vücudumuza zarar vermemesi için öfke durumunda bir başkasının başına gelenleri izlermiş gibi seyirci konumuna yani içimizdeki bilge konumuna geçmek işe yarar.  Bu konumdayken “Şu an neredeyim, kimleyim, neler oluyor, zihnimden neler geçiyor, beklentilerim ne, ne yapıyorum” sorularına mantıklı ve duygusallıktan uzak cevaplar verebiliriz. Olayı kişiselleştirmeden, kâr-zarar analizi yapabilir, onaylamadığımız, sonradan pişman olacağımız bir üslup ve davranış sergilemeyiz. Daha az incinir, sağduyulu düşünceler üretebiliriz.

Öfke, kuvve-i gadabiyeden yani fıtrattan olmakla beraber aynı zamanda tutulabilen, kanalize edilebilen de bir duygudur. Hatta kazandıran bir duygudur öfke. Nasıl mı? “Kim öfkesini tutarsa, Allah da ondan kıyamet günü azabını uzak tutar.” (Sahihu’l-Cami, 176)

 

Affedin, sıhhat bulun

İkili ilişkilerde başarı için çok katı olmamak esastır. Yeri geldiğinde geçirgen, yeri geldiğinde sert… En küçük hatalarda parlamamak, affedici olmak, şans vermek gerekiyor.  Bunu yapabilirsek kaybedeceğimiz bir şey yok ama kazanabileceğiniz çok şey var. Önce sağlığımız sonra muhatabımız sonra da ötelerdeki mutluluk: “Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup sağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” (Şûra Suresi, 40)

San Francisco’da yapılan bir araştırmada bilim adamları 259 kişiye altı kez  1,5 saatlik oturumlarla affetmeyi öğretmeyi çalıştılar. Sonuçta, stresten kaynaklanan sırt ağrısı, uykusuzluk ve mide ağrısı gibi ruhsal ve fiziksel belirtiler bu kişilerde önemli ölçüde azaldı. (Stanford Üniversitesi, F.Luskin ve ekibi)

 

Pratik öneriler

Zor kişilerle siyaset ve din gibi kişisel mevzulara girmeyin.

Konuşmada çatışmaya doğru yol aldığınızı hissediyorsanız ortamı terk edin.

Zaman zaman mizahi bir yaklaşımla konuları ele alın.

Unutmayın ki herkesin anlaşılmaya ihtiyacı var!  Anlamak için dinleyin.

Bir süreliğine siz de onun tarafına geçin.

İşler yola girse bile ölçüyü ve muhatabınızın kişilik özelliklerini gözden kaçırmayın, temkinli olun. 

Öte yandan hayat siyah ve beyaz değil!  Bir insan tamamen zor ve tamamen kötü olamaz. Öyleyse muhatabınızın olumlu yönlerini ve uyumlu davranışlarını da takdir edip dile getirin.

Hiç ”V” şeklinde uçan kuş sürülerine dikkat ettiniz mi? Bunun sebebi öndeki kuşlar uçarken oluşan hava ile arkadan gelen kuşlar daha az enerji harcayarak, tek başına kat edecekleri mesafeyi; sürü halindeyken iki katına çıkarırlarmış! Öyleyse ”Biz”in gücünden faydalanın. Haftada bir düzenli olarak katıldığınız bir aktiviteniz ve arkadaş grubunuz olsun. Sevdiklerinizi ve yakınlarınızı ziyaret edin. Çünkü bu ziyaret ve paylaşımlar insanı rehabilite eder, iyileştirir.

 “Kapışmak için iki kişi, düğüm çözmek için bir kişi yeterlidir!”  Umutlarınızın uzun vadeli olması dileğiyle…
Kayıtlı

HAK-PERESTİM, ARZ-I İHLAS ETTİĞİM DERGAH BİR. BİR  NEFES AYRILMADIM  TEVHİDDEN ALLAH BİR...
BEN BENİ BİLMEM HAKİKATTE, SEN BİLİRSİN BENİ, BENİM BİLDİĞİM BİR TEK, ALLAH VE RASULÜDÜR...
Beyaz Lale
medineye özlem
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 86
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 714


mazluma sürgünevi,zalime cihan düştü..


« Yanıtla #1 : 17 Mart 2011, 20:52:44 »

 Allah Razı Olsun  kardeşim güncel bir konuya değinmişsiniz..yahudinin müslümanlar arasına soktuğu fitnelerden bir taneside can çıkar huy çıkmaz ifadesidir...öyle olsaydı sahabe eşkiyalıktan çok daha farklı bir makama yükselebilrimiydi..tabii az da bir gayret gerek....kendi payımıza düşen... Byrun
Kayıtlı

Eyyubun sabrıyla yangın yerine döndü yüreğim..dua ile aşk ile sabır ile…bir bilsen nerden nereye……
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: