Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: "Hanım, kova getir, kitap okuyacağım!"  (Okunma Sayısı 389 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Amâk-ı Hayal
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 255
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 653


Geç kalmış adalet...Adaletsizliktir...


« : 11 Ocak 2011, 23:40:53 »

Salih Altın | Sayı: 81 |  01.12.2010
Hanım Kova Getir...


“Hanım, kova getir, kitap okuyacağım!”

 

Tarih kitap okuma aşkıyla yanıp tutuşan insanların örnekleriyle doludur. Kimi daha fazla kitap okumak için saçlarını duvara çiviletirken, kimi kitapçı dükkânını kiralayarak geceleri kitap okuyor, kimi de gözleri görmediği için çevresindekilere kitap okutarak dinliyordu. Ordinaryüs Profesör Hilmi Ziya Ülken ise okurken uyumamak için ayaklarını su dolu bir kovaya sokardı.

 

Günümüzde, “Boş vakitlerimde kitap okurum” diyen birçok insanın aksine, tarihte birçok bilim adamı, âlim, yazar ve şairin kitap okumak için çok büyük zorluklara katlandığını söylesek bize inanır mıydınız?

Evet, bizim önceliklerimiz arasında belki en son sırada olan veya hiç olmayan kitap okuma faaliyeti, geçmişte tarihte önemli izler bırakmış insanların en çok önem verdiği ve önceliklerinin ilk sırasına yerleştirdiği bir faaliyetti. Hatta bu insanlar daha fazla kitap okuyabilmek için çeşitli zorluklara katlanıyorlar, kendilerine göre tedbirler alıyorlardı. Öyle ki kitap okumak için saçını duvara bağlayanlar, ayağını su kovasına sokanlar, kitapçı dükkânlarını kiralayanlar, hatta ölüm anında kitap okuyanlar bile vardı.

Daha yirmi yaşındayken münazara ve kıyas yapmaya ve fetva vermeye başlayan İbn-i Teymiyye (1147–1224) ilminin çoğunu uykusundan ayırdığı zamanlarda elde etmişti. İbn-i Teymiyye, kitap okumaya başlayacağı zaman beline kadar uzanan uzun saçlarını duvara çaktığı bir çiviye bağlar, böylece kitap okurdu. Eğer kitap okuma sırasında uykusu gelirse çiviye asılı saçlar uyumasına engel olurdu. Okumaya bu kadar değer veren İbn-i Teymiyye vefat ettiğinde arkasında bine yakın muazzam eser bırakmıştı.

Türk-İslam dünyasının ünlü âlimi İbn-i Sina da okumaya çok değer vermiş, gece gündüz sürekli okumuştu. İbn-i Sina, nasıl okuduğunu, “Uyku bastıracak olsa bir bardak bir şeyler içerek uykumu açıyor, yeniden okumaya koyuluyordum. Uykuda bile zihnim okuduğum şeylerle meşgul oluyor” sözüyle anlatmaktadır.

Asıl adı Ebu Osman Amr bin Bahr olan Câhız (779-869) Basralı büyük bir Arap edibidir. İlim aşkıyla yanıp tutuşan Câhız, kitap satın almaya para yetiştiremediği için kitapçı dükkânlarını kiralayıp gece üzerinden kilitleterek sabaha kadar kitap okurdu.

Endülüslü İbn-i Rüşd (1126-1198) kitapları asırlarca Avrupa’da okutulan büyük bir alimdir. İbn-i Rüşd, ömrü boyunca sadece iki gece kitap okumamıştır. Bunlardan birisi evlendiği, diğeri ise babasının vefat ettiği gecedir.

 

Ölüm döşeğinde kitap

Hayatını büyük bir kütüphane kurmak için adayan Ali Emirî Efendi, büyük zorluklarla kurduğu 16 bin adet kitap bulunan kütüphanesini hiçbir ücret almadan devlete bağışlar. Ali Emirî Efendi, Yanya’da maliye müfettişi olduğu sırada satın aldığı Arapça bir kitabın ikinci cildinin Kuzey Yemen’de bulunan birisinde olduğunu öğrenir. Ali Emirî Efendi bu ikinci cildi satın alabilmek için tayinini Yemen’e çıkarttırır. Kitabın sahibini kitabı kendisine satmaya razı edip satın aldıktan sonra görevinden istifa ederek İstanbul’a döner. Ali Emirî Efendi kitap okuma aşkını şöyle anlatmaktadır: “Lamba kenarında kitap mütalaa ederken defaatle sabahın olduğunu bilirim. Uyusam yanımda kimse yatmazdı. Çünkü okuduğum kitapları yüksek sesle tekrar edermişim.”

Dünya edebiyatının büyük romancısı Dostoyevski, hapishanede kaldığı yıllarda gardiyanlara kendine kitap vermeleri için yalvarırdı. Filozof yazar Jean Paul Sartre ise okumaya o kadar önem vermişti ki ömrünün son yıllarında gözlerini aşırı okuma nedeniyle kaybetmişti.

Sahabelerden Abdullah bin Mübarek, ölüm döşeğindeyken yanında bulunan birisi kendisine bir takım ilmî meseleler okuyordu. Bunu görenlerden birisi, “Ey Abdullah! Ölüm anında da mı ilim öğreniyorsun!” diye şaşkınlığını dile getirdi. Bunu duyan Abdullah bin Mübarek, “Evet, belki şu ana kadar bilmediğim bir mesele öğrenirim de bana faydalı olur” dedi.

Meşhur müfessir Fahreddin-i Razî, sofraya oturduğunda bir yandan yemek yerken diğer yandan kitap okurdu.

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim, o kadar çok okurdu ki gözleri kan çanağına dönerdi. Yavuz Selim, Mısır’a sefere giderken yanında üç katır yükü kitap götürmüştü. Padişahın en yakın dostu Hasan Can, “Padişahın elinden kitap hiç eksilmezdi. Daima okurdu” diye durumu ifade etmiştir.

17. asrın en büyük âlimlerinden olan Kâtip Çelebi, okuma aşkını “Mumlar tükenir, güneş doğar, ben hâlâ okurdum. Gözüme uyku girmezdi” diye anlatmaktadır. Özellikle kişilerin hayatını anlatan kitapları okumaya meraklı olan Kâtip Çelebi’nin bu özelliği kendisinin ünlü bir bibliyograf olmasını sağladı. Kâtip Çelebi okumaları sonucu meşhur “Keşfü’z-Zünun” isimli bibliyografik eserini kaleme aldı.

 

Kovadaki ayaklar

Ordinaryus Profesör Hilmi Ziya Ülken (1901-1974) okurken uyumamak için ayaklarını su dolu bir kovaya sokardı.

İslam İlmihali, Kur’an-ı Kerim Tefsiri, Hukuk-u İslamiye Kamusu gibi eserlerin müellifi büyük İslam âlimi ve müfessir Ömer Nasuhi Bilmen, küçük yaşlarda eline geçen kitapları bir gecede okur bitirirdi. Bilmen, bu durumu şöyle anlatıyor: “Kitap okumaktan gözlerim kan çanağına döner, sıhhatim bozulurdu. Annem gecenin geç saatlerinde yanıma gelir, islenmiş lambanın camlarını siler, artık uyumam için beni uyarırdı.”

İmam-ı Vaki, karnı acıkınca sadece yemek yer, ekmek yemezdi. Bunun sebebi sorulunca da, "Ekmeği çiğnemeyle geçen zaman içinde günde 50 tane ayet veya hadis öğrenirim" demişti.

Son dönemin büyük mütefekkirlerinden Cemil Meriç, bir kitabında “Yalnızca klasiklere çeyrek asrımı verdim” der. Dünya edebiyatının büyük yapıtlarını yorumlayan ve tahlil eden Meriç, genç yaşta gözlerini kaybetmesine rağmen okumaktan vazgeçmez. Cemil Meriç, gözlerini kaybettikten sonra başta kızı Ümit Meriç olmak üzere birçok kişiye kitap okutarak dinlemiştir.

Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî, daha çocukluğunda o zaman medreselerde 4 yılda okutulan 100 kitabı 3 ayda okuyarak hafızasına almıştı. Bediüzzaman, Risale-i Nur’u telif ettikten sonra kendi eserini de defalarca okuduğunu belirtmiştir.

Evet, tarih kitap okuma aşkıyla yanıp tutuşan insanların örnekleriyle dolu. Bizim anlattıklarımız deryadan bir katre. Acaba biz bu deryada bir damla olabilecek, gelecek nesillere, en azından kendi çocuklarımıza örnek olabilecek seviyede kitapla haşır neşir olabiliyor muyuz?
 
Kayıtlı

HAK-PERESTİM, ARZ-I İHLAS ETTİĞİM DERGAH BİR. BİR  NEFES AYRILMADIM  TEVHİDDEN ALLAH BİR...
BEN BENİ BİLMEM HAKİKATTE, SEN BİLİRSİN BENİ, BENİM BİLDİĞİM BİR TEK, ALLAH VE RASULÜDÜR...
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #1 : 12 Ocak 2011, 01:52:01 »

   ağla  bundan sonra kitap okuyorum demeyeceğim   ağlak  emeğinize sağlık.amak-ı hayal.Rabbim razı olsun.
Kayıtlı

MuSALLi
Süper Moderatör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 259
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1962


*Zervêşayê Pexmêr*


« Yanıtla #2 : 12 Ocak 2011, 23:22:00 »

Hangi örneğe şaşıracagımı şaşırdım  şaşkın Daha daha daha fazla kitap okumamız gerek
 Allah Razı Olsun kardeşim çok güzel bir yazı
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: