aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 214
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1653
Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın
|
 |
« : 19 Kasım 2010, 12:58:53 » |
|
Dilin faideleri ve afetleri.
Sevgili kardeşlerim oruca başlamadan önce dilin afetlerinden nasıl korunuruz ve orucumuza nasıl sahip çıkarız.Onları işleyeceğiz.. Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler ulasir. Müminleri de Allah'a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur. Fatır Sûresi / 10. Ayet İnsanı insan yapan, insanı güzelleştirip değerli yapan ve öteki canlılardan ayıran özelliklerin başında konuşma yeteneği yani dili gelmektedir. Yüce Allah insanın dışında hiçbir varlığa bu güzel nimeti ihsan etmemiştir. İnsan olarak çoğu zaman öneminin farkında bile olmadığımız bu hasletimizle ilgili olarak, Yüce Allah; "Güzel sözler ve insanlari bagislama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir"[ 2/263] buyurmaktadır. İnsan diliyle hem kendini yüceltir, hemde başkasını. Dilden kalbe yol vardır derler. Öyle ki insan, bin bir güçlükle ve zaman harcayarak, emek verip ter akıtarak çıktığı mevkilerden birkaç sözle düşebilir. Nerede, nasıl konuşacağını düşünüp tasarlayamayan insan, çok sınırlı kullanması gereken bataryasını bitirip, lâzım olduğu yerde güçsüz kalır. Nice dostlukları bitiren, gönülleri fethedip nice düşmanları barıştıran, gücünü gönülden alan bir emanettir dil. "Yumuşak sözler taş kalplere bile tesir eder" deyişi bu hakikate işaret eder. Allah bir adama her şeyin tatlısını, yalnız dilin acısını verdi mi insan ne yapsa kâr etmez. Öylesinin sevimli, cana yakın olmasına imkân yoktur. Çünkü o dil ağzın içinde her dönüşünde can yakar, kalp kırar. " Dil yarası yaraların en derinidir" derler. Doğru sözdür. Kendini tutamayıp söylenen bazı kırıcı kelimeler öyle derin yaralar yapar ki, zamanla geçse de, açıldığı yerde izi kalır. Dil yarası ruhun en gizli yerlerinde boyuna işler, bir türlü kapanmak nedir bilmez.
Hazreti Ali :Kiliclarin acdigi yaralar iyilesir amma dilin acdigi yara iyilesmez. buyurayak bu hususa isaret etmistir.
Boşu boşuna yapılan konuşmalar da kalbi katılaştırır. Ruhun dengesini bozar. Daima endişeye sebep olur. Kişiyi sürekli suçlu hissettirir. Değerini düşürtür ve bu değerini yeniden kazanmak için uğraşmasına, kendini yıpratmasına vesile olur. Aynı zaman da kişilerin hayalleri üzerinde de etkilidir sözler. Düşünmeden söylenmiş bir söz gerçekten kendine inanmış bir kişinin hayatını anında değiştirebilir. Ümitsizliğe düşürebilir.
Bazı insanlar için "ağzından bal akıyor" derler. İşte bu ağızdan akan bal, tatlı dilin balıdır. Güler bir yüz, tatlı bir dille tamamlandığı zaman, insana bütün kapılar açılır. Büyüklerimiz "Gönüllerin anahtarı yumuşak huy ve yumuşak kelimelerdir" demişlerdir. Gerçekten dilin, tatlı dil olmak şartlarıyla açamayacağı kapı, çözemeyeceği düğüm yoktur. İnsanlar başkaları hakkındaki ilk hükümlerini yüzlerine bakarak verirler, sonra da konuşmasına. Gönüller onunla fethedilir.
İslâm adâbının, gereği olarak tatlı konuşmak ve güler yüzlü olmak zorundayız. Peygamber Efendimiz (sav) de, "Tatlı dil sadakadır" buyurmuştur. Güzel söz, sahibini Allah (c.c.) rızasına kavuşturan, nimet içinde bırakan, fazilet ve iyilik nev'inden bir haslettir Unutmayalım ki "Ona ancak güzel sözler yükselir" [10/3] emri doğrultusunda güzel sözler Rabbimiz katına yükselecek ve zamanı gelince bize mükafat olarak geri dönecektir. İnsan konuştuğunda hayrı konuşarak, dilini güzelliğe alıştırmalıdır. Güzel konuşma Allah (c.c.)'ın tüm semavî dinlerde talep ettiği yüce bir meziyettir. Güzel bir ahlâka sahib olan kimse, herkesle güzel görüşür, onların sevgisini kazanır. Onlarla birlikte olmaktan ve hoş sohbetler yapmaktan memnun kalırız. Güler yüzlü insanlardır. İçeriye girdiklerinde güneş gibi yüzlerinden ışıltı eksik olmaz. Girdikleri yeri aydınlatırlar. "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır" derler. Tatlı dil ve güleryüzle gönüller fethedilir. Önemli olan da gönülleri fethetmek değil midir? "Firavun'a gidin, çünkü o, azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar." [20/43-44] Öyleyse müminlerin müminlere daha yumuşak söz söylemeleri gerekmez mi? Omzumuzda hep teftiş halinde iki müfettiş var, ağızdan çıkan her söz hayır veya şer olarak yazılıyor. Söylediğimiz muhakkak doğru olmalı. Bir söz söylerken, hem kendimizin, hem karşıdakinin ahretini düşünerek konuşmalıyız.
İnancın yumuşak ikliminde bir meltem yumuşaklığına çevirmeliyiz sözlerimizi. Masum gönüllerin cellâdı değil, yüreği kırgın olanların doktoru olmalıyız. Yaralı gönüllere hızır gibi yetişip onların kırgınlıklarını gidermeliyiz. Yaralarına söz merheminden sürüp gönlümüzden akıp giden ve kelimelerle harmanlanıp, dövülüp şekillenen manevî iksirimizle onları iyileştirmeliyiz. Bakın bu hususta Hz. Ömer ne diyor: "Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla!" İşte bu derece zor durumda olan kırık bir kalbi eğer onarabilirsek artık Hakk'ın sevgili kullarından olduğumuza inanabiliriz. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi: "Gerçek mü'min, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir." Dilim:ettin beni dilim dilim sözü ne güzel söylenmis.
Bu başlangıçtan sonra konumuzu maddeler halinde yazacağız inşALLAH .
1-Zandan korunmak 2-Dili Gıybetten korumak (2 bölüm) 3-İftiradan ve iftiraya götürecek ortamdan sakınmak. 4-Gözleri ve azaları haramdan korumak(2) 5-Oruçta sabırlı olmak 6-Tevekkül ve ibadet hali(Halinden şikayet etmemek) 7-Zikir ve şükür 8-Hurafelerden uzak bulunmak 9-sadaka ve infak(2) 10-Orucun muhasebesi(Ramazanın ortasına denk geliyor ve muhasebe edilmesi gerekir.)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
birgün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabb,ine dönüp,"benim büyük bir derdim var"!deme,derdine dönüp"benim büyük bir Rabbim var!"de
|
|
|
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 214
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1653
Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın
|
 |
« Yanıtla #1 : 19 Kasım 2010, 13:03:18 » |
|
Muhterem kardeşlerimiz.. Hayrını düşündüğümüz bir çalışmayı sizlerle paylaşmayı düşünüyoruz..
Sürekli hakkı tavsiye etmemiz gereken kurallarımızı en azından Ramazan boyunca birbirimize aktaralım dedik.Çünkü tüm mü'minler birbirlerine hayrı aktarıp şerden uzaklaştırmak zorundadır.Evinizde eşinizle,iş yerinizde personelinizle,çevrenizde arkadaşlarınız,komşularınız,Ramazan münasebityle birlikte olduğunuz insanlarla bu hayrı paylaşmanızı tavsiye ederiz.
Bu çalışma Ramazan'ın ilk 15 gününde sadece 15 dak.sürecek. Diğer kalan 15 gün için başka çalışmamız olacaktır.Dileyen kardeşlerimiz uygulayabilir. Bu hayra sizlerde ortak olmak istemezmisiniz...
SUİZAN Sûi zan islamda yasaklanmıştır Nitekim Kur’an-ı Kerim’de
ياايهاالذين آمنوا اجتنبوا كثيرا من الظن ان بعض الظن اثم ولا تجسسوا ولا يغتب بعضكم بعضا ايحب احدكم ان ياكل لحم أخيه ميتا فكرهتموه واتقوا الله ان الله تواب رحيم “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakınınÇünkü zannın bir kısmı günahtır Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın Birbirinizin gıybetini yapmayın Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! ALLAH’a karşı gelmekten sakınınŞüphesiz ALLAH tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir” (Hucurât, 49/12) buyurulmaktadır Ayette açıkça belirtildiği gibi, bir Müslüman diğer Müslüman kardeşleri hakkında iyi niyet (hüsnü zan) beslemelidir Zira bu dinimizin gereğidir Ayrıca fitnenin def’i böyle bir tutumu gerekli kılmaktadır Birbirimiz hakkında iyi düşünmeli ve birbirimize müminler olarak güvenmeliyiz Bir kişi hakkında iyi düşünmek ve ona güvenmek, onunla ilgili gerekli tedbirlerin alınmasına engel de teşkil etmemelidir Bu, her kes için geçerli ve hatta gerekli bir kuraldır İman sahibi oluşundan dolayı Müslüman kardeşimize güvendiğimiz ve hakkında kötü düşünmediğimiz gibi, nefis sahibi olduğumuzdan dolayı da hiç birimizin kötü bir davranış sergilemeyeceğimiz ihtimal dışı değildir Bir insan hakkında hüsnü zanda bulunmakla birlikte, ona karşı tedbirli olmak ve ona tam güvenmemek birbirine zıt hususlar gibi görülmemelidir Çünkü evham ve asılsız şüphelere yol açmamak için gerekli tedbire başvurmak daha uygundur Zira bu tedbir, hem insanı suizandan korur hem de bu yolla günaha girmesini önlemiş olur ثنا عبد الله ابن عمرو قال : رأيت رسول الله يطوف بالكعبة ويقول< ماأطيبك وأطيب ريحك ما أعظمك واعظم حرمتك واللذى Müslüman’ın, diğer Müslüman kardeşi hakkındaki düşüncesinin ve özellikle hüsnü zannını ortaya koyması açısından şu hadis dikkat çekicidir:
رايت رسول الله يطوف بالكعبة و يقول ما اطيبك واطيب ريحك ما اعظمك واعظم حرمتك! والذى نفس محمد بيده لحرمة المؤمن اعظم عند الله حرمةمنك ماله ودمه وان نظن به الا خيرا“Ben Hz Peygamberin Kâbe’yi tavaf ettiğini ve (tavaf esnasında) şöyle söylediğini gördüm”: “(Ey Kâbe!) Sen ne güzelsin ve senin kokun ne güzeldirSenin azametine ve senin kutsallığının azametine hayranımMUHAMMED’in canı (kudret) elinde olan (ALLAH)’a yemin ederim ki, müminin hürmeti ALLAH katında senin hürmetinden şüphesiz daha büyüktür Müminin malı, kanı ve hakkında hüsnü zanda bulunma kutsallığı (seninkinden üstündür)”[1]
Bu hadis-i şerifte Hz Peygamber, bir Müslüman hakkında hüsnü zanda bulunmanın önemini, onun can ve malının önemiyle birlikte zikretmektedir Zira bir insanın iyi veya kötü olarak bilinmesi özellikle onun şeref ve haysiyetini ilgilendirmekte olup yerine göre en az mal ve can kadar önem arz etmektedir Suizan ise, tüm huzursuzluk ve düşmanlıkların kaynağı olan fitne-fesada sebep teşkil ettiğinden, o derece zararlı olup dinen yasaklanmıştır Bu sebeple HzPeygamber diğer bir hadis-i şeriflerindeظ اياكم والظن فان الظن أكذب الحديث“(Kötü) zandan sakın, çünkü (kötü) sözlerin en yalanıdır…” buyurmaktadır
Burada da HzPeygamber (sas), Zann (suizannı)’ı, en sevmediği ve hatta nefret ettiği hasletlerden olan yalancılıkla ilişkilendirmektedir Bu da, suizanın Müslüman için ne derece tehlikeli bir tuzak olduğunun açık bir delilidir Hadisin devamında HzPeygamber (sav) zanna ilave olarak Müslümanları şu konularda uyarmaktadır: "ولا تجسسوا, ولا تحسسوا, ولا تنافسوا, ولا تحاسدوا, ولا تباغضوا, ولا تدابروا, وكونوا عباد الله اخونا كما امركم الله تعالي: ألمسلم أخو ألمسلم, لايظلمه, ولا يخذ له, ولا يحقره بحسب امرىء من الشر أن يحقر أخاه المسلم كل المسلم علي المسلم حرام, ما له ودمه وعرضه ان الله لا ينظر الي صوركم وأجسادكم, ولكن ينظر الي قلوبكم وأعما لكمالتقوى ههنا, ويشير الي صدره ألا لا يبع بعضكم علي بيع بعض, وكونوا عباد الله اخوانا ولا يحل لمسلم أن يهجر أخاه فوق ثلاث"“(Ey Müslümanlar!) Başkalarının gizli hallerini araştırmayın koklamayın, (haksız yere) rekâbet etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayan, birbirinize sırt çevirmeyin Ey ALLAH’ın kulları! ALLAH’ın emrettiği şekilde kardeş olun Müslüman Müslüman’ın kardeşidir Ona zulmetmez,onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmezKişiye şer olarak Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidirMüslüman’ın her şeyi; malı ,kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır veya(Her Müslüman’ın malı, kanı ve ırzı diğer Müslüman’a haramdır) ALLAH sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz,fakat kalplerinize ve amellerinize bakarTakva şuradadır HzPeygamber (sav) eliyle göğsünü işaret etti (bazı rivayetlerde üç kere) “Sakın ha! Birbirinizin satışı üzerine satış yapmayınEy ALLAH’ın kulları kardeş olunBir Müslüman’ın kardeşine, üç günden fazla küsmesi helal olmaz”[2] Hz Peygamber (sav)’in burada özellikle Müslüman’ın ırzı, namusu ve kalbinde mevcut olan duygu ve düşüncenin önemi ile ilgili yapmış olduğu uyarı, fitne-fesadın iki önemli kaynağı olan suizan ve gıybet (diğer adıyla dedikodu)’i kapsamaktadır Zira genellikle insanlar önce kalplerinde birbiri hakkında suizanda bulunur, daha sonra da bunun dedikodusunu yaparak arkadan çekiştirirler, böylece dinimizde çirkin bir davranış olarak nitelendirilen gıybeti işlemiş olurlar Diğer bir hadiste de Hzpeygamber (sas) şöyle buyurmuştur:
الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ وَالْمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى دِمَائِهِمْ وَأَمْوَالِهِمْ
“(Kamil) Müslüman, diğer Müslüman kardeşlerinin elinden ve dilinden zarar görmediği kişidir Mü’min de insanların canları ve malları konusunda kendisine güvendiği kişidir” [3] Müslüman, emin, güvenilir kimsedir Ondan hiç kimseye zarar gelmez, gelmemelidir Çünkü Müslümanın inancı bunu gerektirirAksine Müslüman, başkasının kusurunu, eksiğini görmezden gelmeli, ayıbını örtmelidir Müslüman her ne olursa olsun fitneye çanak tutmamalıdır HzPeygamber dilin, fitne ve kötülükte ne kadar etkili bir araç olduğunu ve dili iyiye kullanmanın ne kadar önemli ve güzel sonuçlara vesile olduğunu bir hadis-i şerifinde şu şekilde ifade etmektedir:
أَنَّ سُفْيَانَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الثَّقَفِىَّ قَالَ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ حَدِّثْنِى بِأَمْرٍ أَعْتَصِمُ بِهِ قَالَ « قُلْ رَبِّىَ اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقِمْ » قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَكْثَرُ مَا تَخَافُ عَلَىَّ فَأَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- بِلِسَانِ نَفْسِهِ ثُمَّ قَالَ « هَذَ»ا “Süfyan bin Abdillah es-Sakafi (ra)’dan; şöyle demiştir: Ben; Ey ALLAH’ın Resulü! Sıkıca sarılacağım bir şeyi bana anlat (tavsiye buyur), dedim O da;“Rabbim ALLAH’tır” de ve dosdoğru ol” buyurdu Ben de : Yâ ResulALLAH! Benim hakkımda en çok korktuğun şey nedir? diye sordum Bunun üzerine Resulûllah (sas) kendi dilini tuttu Sonra: “İşte bu” buyurdu”[4] Cenab-ı Hak, hatasını gizlemeye çalışan insanların hatasının ortaya çıkarılmasını istemezOnun için HzPeygamber (sav), konu ile ilgili hadis-i şerifinde şöyle buyurur:
ومن كان في حاجة أخيه كان الله في حاجته ,ومن فرج عن مسلم كربة فرج الله عنه بها كربة من كرب يوم القيامة,ومن ستر مسلما ستره الله يوم القيامة> “…Kim (Müslüman) kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, ALLAH da onun ihtiyacını karşılarKim bir Müslüman’ı bir sıkıntıdan kurtarırsa, ALLAH da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır Kim bir Müslümanı örterse,ALLAH da onu Kıyamet günü örter” [5] Burada HzPeygamber (sav), “örtme” nin kapsamını herhangi bir kusur veya ayıpla ya da günah ile kayıtlamamıştır Bu sebeple ilim adamları bu hadisi: “Bedenini örtmek, ayıbını örtmek, ihtiyacını gidermek, gıybetini yapmamak suretiyle kusurlarını örtmek gibi birçok ayıp veya kusurun örtülmesi” şeklinde yorumlamışlardır Buna göre, Müslüman’ın diğer Müslüman kardeşlerinin her çeşit eksik ve kusurlarını örtmesi, gıybetini yaparak etrafa yaymaması, dolayısıyla fitne-fesat çıkarmaması İslâmî bir görevidir Çünkü Müslüman, Müslüman’a faydalı olur; ona zarar vermez Bu konuda da Hz Peygamber (sav)’in ortaya koyduğu ölçüye bakmalıyız: Sevgili Peygamberimiz, bir Müslüman’ın namus ve haysiyetine sahip çıkan Müslüman’ın kıyamet gününde ALLAH tarafından mükafatlandırılacağını haber vermektedir:
من رد عن عرض أخيه رد الله عن وجهه النار يوم القيامة “ Kim (Müslüman) kardeşinin ırzını korursa, Kıyamet günü ALLAH, onun yüzünden ateşi çevirir” [6] Bu konuda dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir husus da şudur: Gerek suizan gerekse gıybet ve dedikodu, toplum için öyle tehlikeli ve yıkıcı davranışlardır ki, bunları sadece işlememek Müslümanları sorumluluktan kurtarmamaktadır Özellikle gıybet ve dedikoduyu dinlemek ve bunların meydana getirdiği fitne-fesada seyirci kalmak da Müslüman’ın takınacağı bir tavır değildir Zira bir Müslüman, toplumu felâkete götüren fitne-fesat ve bozgunculuğuna seyirci kalamaz.Böyle bir durum, mü'minin dinî sorumluluğu ile bağdaşmaz .Mü’min, toplum içerisindeki sorumluluğunun idrakinde olmalıdır Kur’an-ı Kerim’de müminin özellikleri sıralanırken والذين هم عن اللغو معرضون “Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler” (Mü’minûn Sûresi, 23/3) buyurulmaktadır
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 214
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1653
Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın
|
 |
« Yanıtla #2 : 19 Kasım 2010, 13:05:09 » |
|
Müslümanlar arasında suizan, dedikodu ve gıybetin yaygınlaşması sonucunda fitne-fesadın yaygınlaşması, toplumsal bir felâket olarak kabul edilmelidir Zira toplumu ayakta tutan en önemli dayanaklardan biri, birlik ve beraberliktir Bunu sağlayan en güçlü bağ ise sevgi, hak ve hukuka saygıdır Bu sevgi bağının ve toplumun birlik ve beraberliğinin en büyük düşmanı fertler arasında kin ve nefretin yayılmasıdır Kin ve nefreti körükleyen ve bunun toplumda çoğalmasına yol açan fitnenin, Müslümanlar için ne kadar tehlikeli olduğu, birlik ve beraberliklerinin ise ne derece önemli olduğunu şu ayet-i kerime ne güzel ortaya koymaktadır:
وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنْ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ياأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ يَاأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُون “ (Ey iman edenler ) Hep birlikte ALLAH’ın ipine sarılın; parçalanmayın Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeş olmuştunuz Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı İşte ALLAH ayetlerini size böyle açıklar ki, doğru yolu bulasınız” (Al-ı İmran, 3/102,103) Birlik ve beraberliğin nimet, ayrılık ve parçalanmanın da felâket olduğunu beyan eden Cenab-ı hak, başka bir ayette de fitne sonucu Müslümanları bölünerek, ilişkilerini keserek birbirlerine düşmeleri durumunda başlarına gelecek felaket konusunda şöyle uyarmaktadır: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ “ALLAH ve Resûlü’ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin Sonra korkuya kapılırsınız da gücünüz elinizden gider Bir de sabredin Çünkü ALLAH sabredenlerle beraberdir” (Enfal, 8/46)
''Birbirlerine zuizan besleyen kardeşelrimiz varsa acilen kardeşinden helallik istesin.Zira o şeklde darulbekaya gitmesi sıkıntı olabilir.''[1] İbn-i Mace, Fiten 2 II, 1297
[2] Buhari,Nikâh, 45 VI, 136-137 Edeb,57,58, VII, 88-89 Feraiz, 2, Müslim,Birr,28-34, III, 1985-1987Ebu Davud,Edeb, 40-56 V, 196-217 Tirmizî, Birr, 18 IV, 325
[3] Tirmizi, İman, 12 V, 17Nesai, İman, 8 VIII 105
[4] İbn-ı Mace, Fiten, 12 II, 1914
[5] Buhari, Mezâlim 3, III, 98 Müslim, Birr 58 III, 1996 Ebu Davud, Edeb 46 V, 202 Tirmizi, Hudud 3 IV, 34-35
[6] Tirmizî, Birr 20 IV, 327
Önümüzdeki konu: 2-Dili Gıybetten korumak (2 bölüm)kardeşler bu çalışmaya iştirakinizi bekleriz.. Rabbim emeklerimizi zayi eylemesin.Hayırlarımızı fitne ateşinden uzak eylesin.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 214
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1653
Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın
|
 |
« Yanıtla #3 : 19 Kasım 2010, 13:05:53 » |
|
Gıybet
Gıybet konusu oldukça uzundur. Bu bakımdan biz önce gıybetin aleyhinde vârid olan kötülemeleri ve gıybet hakkında vârid olan şer'î delilleri beyan edelim. Allah Teâlâ Kur'an da gıybetin kötülenmesini nass ile yapmış ve gıybet yapanı ölünün etini yiyen bir kimseye benzeterek şöyle buyurmuştur:
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi? Bundan tiksindiniz (değil mi)!(Hucurât/12) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Müslümanın her şeyi diğer müslümana haramdır: Kanı, malı ve namusu(nu pâyimâl etmek)...1
Gıybet, haysiyete hoş gelmeyen kelimelerle saldırmaktır. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber gıybeti, mal ve kan ile beraber zikretmiştir.
Ebu Hüreyre Hz. Peygamber'in şöyle dediğini rivayet eder: Birbirinize hased etmeyin! Birbirinize buğzetmeyin! Kavga etmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin. Bazınız bazınızın gıybetini yapmasın. Ey Allah'ın kulları kardeş olun!2 Câbir ve Ebu Said Hz. Peygamber'den (s.a) şöyle rivayet ediyorlar:
Gıybetten kaçınınız! Muhakkak ki gıybet, zinadan daha kötüdür. Çünkü kişi, bazen zina eder, tevbe eder ve Allah tevbesini kabul eder. Gıybet yapan bir kimse ise, gıybeti yapılan kişi kendisini affetmedikçe Allah tarafından affedilmez.3
Enes (r.a) Hz. Peygamber'in şöyle dediğini rivayet eder: İsrâ gecesinde yüzlerini tırnaklarıyla paramparça eden bir kavmin yanından geçtim. Cebrâil'e 'Bunlar kimlerdir?' diye sordum. Cebrail 'Bunlar halkın gıybetini yapan, haysiyet ve mürüvvetlerine dil uzatanlardır!' dedi,4
Selim b. Câbir şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber'e gelerek dedim ki: 'Bana bir hayır öğret ki ondan faydalanayım!' Şöyle buyurdu:
Sakın yaptığın iyiliğin hiçbir şeyini az görme; isterse bu, elindeki kovadan su isteyen adamın kabına su boşaltmak olsun. Müslüman kardeşini güler yüzle karşılamanı tavsiye ederim. Dönüp gittiğinde de sakın gıybetini yapma!5
Berrâ b. Âzib der ki: Hz. Peygamber, evlerinde oturan hanımlara bile duyuracak derecede bize bir hutbe okuyarak şöyle buyurmuştur:
Ey sadece dilleriyle iman edip kalbiyle iman etmeyen kimseler! Sakın müslümanların gıybetini yapmayın. Kusurlarını araştırmayın! Çünkü müslüman kardeşinin kusurunu araştıran bir kimsenin kusurunu Allah araştırır ve Allah kimin kusurunu araştırırsa, önu evinin içinde olsa bile rezil eder.6
Enes dedi ki: Hz. Peygamber (s.a) birgün oruç tutmayı emrederek şöyle buyurmuştur: Sakın ben kendisine izin vermedikçe hiçbir kimse iftar etmesin! Bunun üzerine halk oruç tutup akşamladı. İftar zamanı kişi gelir ve 'Ey Allah'ın Rasûlü! Ben bugünü oruçlu geçirdim. İftar için bana izin ver' derdi. Hz. Peygamber de kendisine izin verirdi. Böylece biri diğerini takiben izin almaya gelirlerdi. En sonunda bir kişi geldi ve dedi ki: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Kureyş'ten iki genç kız oruç tutmuşlar, sana gelmekten utanıyorlar. İftar için kendilerine izin ver'. Hz. Peygamber adamdan yüz çevirdi, adam sözünü tek-rarladı, Hz. Peygamber yine onun sözüne kulak vermedi. Adam tekrar etti, bunun üzerine Hz, Peygamber şöyle buyurdu:
Onların ikisi oruç tutmamıştır. Bütün gün halkın etini yiyen bir kişi nasıl oruçlu sayılır? Git onlara şöyle de: Eğer oruçlu iseler istifra etsinler. Bunun üzerine adam onlara gelerek durumu haber verdi. Onlar istifra ettiler. Onların ağızlarından kan çıktı. Adam Hz. Peygamber'e gelip haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
Nefsimi kudret elinde tutan Allah'a yemin olsun ki onlar bu kan parçasını karınlarında bıraksaydılar, ateş ikisini de yerdi.7
Bir rivayette Hz. Peygamber o kişiden yüz çevirdi, kişi sonra tekrar geldi ve 'Ey Allah'ın Rasülü! Allah'a yemin ederim, onların ikisi de öldü veya ölüme yaklaştılar' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber adama 'Onların ikisini huzura getir' diye emir verdi. Hz. Peygamber'e geldiler. Hz. Peygamber bir fincan istedi. Onlardan birine 'Bunun içine istifra et' dedi. O da irin, kan ve sarı sudan oluşan bir kusmuğu, fincanı dolduruncaya kadar boşalttı. Hz. Peygamber diğerine de 'istifra et' dedi. O da aynen o şekilde istifra etti bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle dedi: 'Muhakkak bu iki kadıncağız, Allah Teâlâ'nın kendilerine helâl kıldığı nimetlerden oruç tutup yemediler, fakat kendilerine haram kıldığı şeyle iftar ettiler. Biri diğerinin yanına oturdu. Başladılar halkın etlerini yemeye!
Câbir der ki: Bir seferde Hz. Peygamber ile beraberdik. Sahipleri azap gören iki kabrin yanında durarak şöyle buyurdu:
Bu iki kabrin sahibi azap görüyorlar! Oysa azap görmeleri pek büyük olmayan bir suçtan dolayıdır. Onlardan biri halkın gıybetini yapardı. Diğeri ise küçük taharetten korunmazdı.8
Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) bir hurma dalı veya iki hurma dalı istedi. O dalları kırıp sonra her parçayı bir kabrin üzerine dikmeyi emretti ve şöyle dedi: Bu iki dal yaş oldukça (kurumadıkça) onların azabı hafifletilir.
Hz. Peygamber (s.a) Maiz b. Mâlik'i recmettiği zaman bir kişi yanındaki arkadaşına dedi ki: 'Bu (Maiz), köpeğin ansızın ölmesi gibi öldü!' Hz. Peygamber, bu iki kişi beraberinde olduğu halde bir leşin yanından geçti ve o iki kişiye dedi ki:
Şu leşi parçalayıp yeyiniz! Onlar 'Ey Allah'ın Rasûlü! Biz leş mi yiyelim?' dediler. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: İkinizin, müslüman kardeşinizin ölüsünden yemiş olduğunuz şey, bu leşten daha pis kokuyor.9
Ashâb-ı kirâm birbirlerine rastladıkları zaman birbirlerini güler yüzle karşılar, gıyablarında konuşmazlardı ve bunun, amellerin en faziletlisi olduğunu ve bunun aksini yapmanın da münafıkların âdeti olduğunu bilirlerdi. Ebu Hüreyre der ki:
Kim dünyada müslüman kardeşinin etini yerse, ahirette ona o müslümanın eti yaklaştırılır ve kendisine 'Diri iken onun etini yediğin gibi ölü iken de ye!' denir. O da mecbur kalarak yer. Böylece geveler, tiksinir, bağırır ve yüzünü buruşturur.10
Bu söz aynı zamanda Hadîs-i merfû olarak da rivayet edilmiştir.
Mücahid 'Azap olsun her ayıplayıcıya! Yüzlerine karşı dil uzatıcıya!' (Hümeze/1) ayetinin tefsirinde şöyle dedi: 'Hümeze halka taneden kimse, Lümeze halkın etini yiyen kimse demektir'.
Katade der ki: 'Bize belirtildiğine göre kabrin azabı üç çeyrektir. Bir çeyreği gıybetten, bir çeyreği koğuculuktan ve bir çeyreği de sidikten korunmamaktan gelir!'
Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Allah'a yemin ederim ki gıybet, mü'min kişinin nâmını ifsad hususunda cüzzam'ın ceseddeki tahribatından daha süratlidir'.
İbn Abbas şöyle demiştir: 'Sen, arkadaşının ayıplarını belirtmek istediğin zaman onun yerine kendi ayıbını belirt!'
Ebu Hüreyre şöyle demiştir: 'Sizden bir kimse müslüman kardeşinin gözündeki çöpü görür de kendi gözündeki merteği görmez!'
Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Ey Âdemoğlu! Sen imanın hakikatini ancak sende mevcut olan bir ayıptan dolayı halkı ayıplamayı terkettikten sonra elde edebilirsin. Ancak o ayıbın ıslahına başlayıp nefsinde bulunan o ayıbı ıslah ettikten sonra elde edebilirsin. Bunu yaptığın zaman senin meşguliyetin, nefsin hakkında olur. Allah nezdinde kulların en sevimlisi böyle olanıdır'.
Mâlik b. Dinar şöyle anlatır: ''Hz. İsa (a.s) beraberinde havariler olduğu halde bir köpek leşinin yanından geçti. Havariler 'Bu köpeğin kokusu amma da fena' dediler. İsa (a.s) 'Onun dişinin parlaklığı ne de güzeldir' diye karşılık verdi. Sanki İsa (a.s) bu sözüyle havarileri, köpeğin gıybetini yapmaktan bile menediyor ve onların Allah'ın mahluku hakkında güzelden başka birşey söyle-memelerine dikkatlerini çekiyordu'',
Ali b. Hüseyin başkasının gıybetim yapan bir kişiyi dinledi ve şöyle dedi: 'Gıybetten kaçın! Çünkü gıybet, insan köpeklerinin katığıdır'.
Hz. Ömer şöyle demiştir: 'Allah'ın zikrinden ayrılmayın! Çünkü onda şifa vardır. Halktan bahsetmekten sakının! Çünkü o hastalıktır'. Allah Teâlâ'dan, ibadetine yönelmek için tevfîkini talep ederiz.Kardeşler devam edeceğiz bu konuya inşALLAH .
1)Müslim 2)Müslim, Buhârî 3)İbn Ebî Dünya, İbn Hibban 4)Ebu Dâvud 5)İmam Ahmed, İbn Ebî Dünya 6)İbn Ebî Dünya, Ebu Dâvud 7)İmam Ahmed 8)İbn Ebî Dünya, Ebu Abbas Değulî 9)Ebu Dâvud, Nesâî 10) İbn Merduveyh
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 214
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1653
Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın
|
 |
« Yanıtla #4 : 19 Kasım 2010, 13:06:41 » |
|
Dili Gıybetten Korumanın Çareleri Bütün huylar, ancak ilim ve amel macunuyla tedavi edilir. Her illetin ilâcı, sebebinin zıddı iledir. Bu bakımdan biz illetlerin sebeplerini araştıralım. Dili gıybetten uzak tutmanın ilâcı iki şekilde olur:
Birincisi: İcmâlî
İkincisi: Tafsilî
İcmâlî
Kişinin gıybet etmesinden ötürü -rivayet ettiğimiz hadîslerden anlaşıldığı gibi- kendisini ALLAH'ın gazabına mâruz bırakmış olduğunu bilmesidir ve yine gıybetin kıyamet gününde iyiliklerini yok edeceğini bilmesidir. Çünkü kıyamet günündeki iyilikleri, gıybetinin ve mürüvvetinin bedelidir. Eğer iyilikleri yoksa, gıybeti yapılanın kötülüklerinden onun defterine nakledilir. O, bununla ALLAH'ın gazabına mâruz kalır ve ALLAH nezdinde murdar et yiyene benzer. Kulun kötülük kefesi, iyilik kefesine ağır basarsa cehenneme girer. Bazen de gıybetini yapmış olduğu adamdan kendisine bir günah nakledilir ve o günah ile terazisinin günah kefesi ağır basar ve dolayısıyla cehenneme girer. Gıybetçinin başına gelen azabın en azı, onun amellerinin sevabını azaltmasıdır. Bu azaltma, hakkın istenilmesi, sual, cevap ve hesap icra edildikten sonra olur. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Gıybetin, kulun hasenâtında yapmış olduğu tahribat, ateşin kuru (odun)da yapmış olduğu tahribattan daha süratli ve şiddetlidir.1
Rivayet ediliyor ki bir kişi Hasan Basrî'ye 'Kulağıma geldiğine göre, sen benim gıybetimi yapıyormuşsun?' dedi. Hasan Basrî cevap olarak 'Seni hasenat ve hayratımda hâkim kılacak kadar senin kıymetin yanımda büyümemiştir' dedi.
Bu bakımdan kul, gıybetin kötülüğü hakkında vârid olan hadîslere iman ettiğinde o hadîslerdeki tehditlerden korktuğu için dilini başıboş bırakmaz. Nefsi hakkında düşünmek ona fayda verir. Eğer nefsinde bir ayıp görürse, onunla meşgul olur ve Hz. Peygamberin şu hadîsini hatırlar:
Kendisinin ayıbı, kendisini halkın ayıbıyla meşgul olmaktan alıkoyan kimseye cennet vardır.2
Bir ayıbı gördüğü zaman, nefsini kötülemeyi bırakıp başkasını kötülemekle meşgul olmaktan utanması en uygun davranıştır. Başkasını ıslah edip o ayıptan uzaklaştırmaktan âciz olması, kendisinin günahtan uzaklaşmak hususunda âciz olması gibidir. Bu da eğer o ayıp, kişinin fiili ve iradesiyle ilgili ise sözkonusudur. Eğer yaratılıştan gelen birşey ise kişiyi ondan dolayı kötülemek, yaradanı kötülemek demektir! Zira bir sanatı kötüleyen, sanatçıyı kötülemiş olur.
Adamın biri bir hakîme şöyle haykırdı: 'Ey çirkin yüzlü!' Hakîm cevap olarak şunları söyledi: 'Yüzümün yaratılışı elimde değildi ki onu güzel yapayım!'
Kul, nefsinde bir ayıp görmediği zaman ALLAH Teâlâ'ya teşekkür etmelidir. Nefsini ayıpların en büyüğü olan gıybetle kirletmemelidir; zira halkın ayıplarını söyleyip ölünün etinden yemek, ayıpların en büyüklerindendir. Eğer kişi insaflı olsaydı nef-sini her ayıptan uzak sanmasının, nefsini tanımaması anlamına geldiğini bilirdi. Bu ise ayıpların en büyüklerindendir. Kendisinin gıybeti yapıldığı takdirde rahatsız olduğu gibi, başkasının da gıybeti yapıldığı takdirde rahatsız olacağını bilmesi, kendisine fayda verir. Madem ki kendi gıybetinin yapılmasına razı değildir, o halde kendi nefsi için razı olmadığı birşeye başkası için de razı olmamalıdır. İşte bunlar tedavi usûllerinin en güzelleridir.
Tafsilî
Kişiyi gıybete sürükleyen ve teşvik eden sebebe bakmasıdır; zira hastalığın tedavisi, sebebinin önlenmesiyle mümkündür. Biz ise daha önce sebepleri beyan etmiştik. Öfkeye gelince, bunu Öfkenin Afetleri bölümünde zikre-deceğimiz tedavi formülleriyle tedavi etmelidir. Şöyle ki: 'Ben filan adama öfkelendiğim takdirde,ALLAH da o gıybetten dolayı bana öf-kelenir; zira ALLAH beni gıybet etmekten menetmiştir. Ben ise onun yasakladığı şeyi, cüret ve cesaretle yapıyorum. Onun yasağını ha-fife alıyorum' demesidir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Muhakkak ki cehennemin bir kapısı vardır. O kapıdan dünyada kinini ALLAH'a isyan etmek sûretiyle yerine getiren girer!3
Kim rabbinden korkarsa, onun dili ağırlaşır ve o kinini icra etmez.4
Kim kinini icra etmeye gücü yettiği halde öfkesini yutarsa, kıyamet gününde ALLAH onu mahşer ehlinin gözü önünde çağırır, istediği hûriyi alması için kendisini serbest bırakır.5
Arkadaşlara muvafakat etmeye gelince, bu senin insanları razı etmeyi istediğin zaman ALLAH'ı kızdırmış olacağını bilinendir. Yaradanım tahkir, başkasını tazim etmeyi nefsine nasıl yediriyor-sun? Nasıl mevlânı razı etmeyi, başkalarının razı olması için terkediyorsun? Fakat öfkelendiğin adamı kötülükle anman gerekmez. Aksine o adamı kötülükle andıkları zaman arkadaşlarına da ALLAH rızası için öfkelenmelisin. Çünkü onlar, günahların en fâhişi olan gıybet ile senin rabbiııe isyan etmiş olurlar! Başkasını hâinliğe nisbet etmek sûretiyle kendini temize çıkarmaya gelince -oysa onu zikretmeye ihtiyaç da yoktu- bu illeti, yaratıcının öfkesine mâruz kalmanın, yaratılmışların öfkesine mâruz kalmaktan daha şiddetli olduğunu bilmekle tedavi edebilirsin! Oysa sen, gıybet yapmakla kendini ALLAH'ın kahrına mâruz bırakıyorsun ve buna rağmen halkın öfkesinden kurtulup kurtulamayacağını da bilmi-yorsun. Bu bakımdan dünyada nefsinin kurtuluşunu vehmederek, ahirette helâk edersin, hakîkat yönünden sevaplarını yok eder, zarar edersin, hâli hâzırda ALLAH'ın kötülemesi senin için gerçekleşmiş olur. Oysa sen halkın seni gelecekte kötülemelerini önlemeyi düşünüyorsun. Bu ise cehalet ve mahrumluğun ta kendisidir.
Senin özür olarak 'Eğer ben haram yiyorsam, salâh ve takvâ ile bilinen filan adam da yiyor. Eğer sultanın malını kabul ediyorsam, filan adam da kabul ediyor' demen, cehaletin ta kendisidir. Çünkü sen, kendisine uyulmanın caiz olmadığı bir kimseye uymayı, mazeret olarak ileri sürüyorsun; kim olursa olsun, ALLAH'ın emrine muhalefet eden bir kimseye uyulmaz! Eğer başkası ateşe girerse, sen de ateşe girmeye muktedir isen ona uymazsın. Eğer ona uyar-san akılsızsın. Bu bakımdan senin söylediğinde gıybet vardır. Üstelik günah da vardır. O günahı, kendisiyle özür dilediğin şeye eklemiş bulunuyorsun. Ayrıca cehalet ve hamakatını iki günahı bir araya getirerek tescil etmiş olursun. Tıpkı keçiye bakıp kendini dağın tepesinden aşağı atan bir koyun gibi olursun. Koyun da se-nin gibi nefsini helâk etmiştir. Eğer o konuşabilseydi muhakkak kendisini mazur göstermeye çalışarak, 'Keçi benden daha akıllıdır. Oysa o kendini helâk etti. İşte ben de onun gibi yaptım' derdi. O böyle dediği zaman, sen onun cehaletine gülerdin. Oysa senin halin de onun haline benziyor. Buna rağmen sen yaptığına hayret etmiyor ve kendine gülmüyorsun! Başkasını tenkid ederek kendi faziletini isbatlamak sûretiyle böbürlenip nefsini temize çıkarmana gelince, bilmelisin ki onun hakkında söylediğinle ALLAH nezdindeki faziletini iptal etmiş olursun. Sen, halkın senin faziletli olduğuna inandığından dolayı tehlike ile karşı karşıyasın. Bir de senin, halkın gıybetini yaptığını bildikleri zaman senin hakkındaki inançları eksilir. Bu bakımdan sen yaradanırı yanında kesinlikle mevcut olan fazileti, insanların yanında vehmettiğinle değiştirmiş olursun! Farzedelim ki insanlar senin faziletli olduğuna inanıyorlar, acaba onlar ALLAH'ın nezdinde sana zerre kadar bir fayda verebilirlermi? Seni ALLAH'ın azabının bir zerresinden kurtarabilirler mi?
Hasedden ötürü gıybet yapmaya gelince bu gıybet, iki azabı bir arada toplamak demektir. Çünkü sen o adama dünya nimetinden dolayı hased ettin ve dünyada bu hasedinle azap çekmektesin. Bununla da kanaat getirmedin. Sonunda âhiret azabını da buna ekledin! Bu bakımdan sen dünyada nefsini zarara soktun, böylece ahirette de nefsine zarar vermiş oldun. Dolayısıyla iki azabı bir araya getirmiş oldun. O adama hased etmekle kendi nefsini zarara sokup hayırlarını ona hediye ettin! Bu bakımdan sen onun dostu, kendi nefsinin düşmanısın; zira senin gıybetin ona değil sana zarar verir. Ona ise fayda verir. Çünkü sen hayırlarını kendisine naklediyor veya onun günahlarını kendine aktarıyorsun. Bu ise sana fayda vermez. Sen hasedin çirkinliğine, ahmaklığın cehaletini eklemiş oldun! Bazen de senin hased etmen ve çekeme-mezliğin, hased ettiğin adamın faziletinin yayılmasına vesile olur. Nitekim şöyle denilmiştir: 'ALLAH Teâlâ, durulmuş bir faziletin yayılmasını irade ettiği zaman, o fazilette hasedçi bir kimsenin dilini çalıştırır'.
İstihzâya gelince, senin istihzâdan gayen, halkın yanında başkasını rezil etmektir. Oysa ALLAH, melekler ve peygamberlerin (a.s) nezdinde kendi nefsini rezil etmek sûretiyle onu halk yanında rezil etmeye çalışırsın. Bu bakımdan eğer sen çekeceğin hasreti, utangaçlığı ve kendisiyle istihzâ ettiğin kimsenin günahlarını yüklendiğin ve dolayısıyla cehenneme sevkolunduğun kıyamet gününün mahrumiyetini düşünmüş olsaydın, mutlaka bu düşüncen seni, arkadaşını rezil etmekten alıkoyardı. Eğer halini bilseydin, kendi kendine gülmek başkasına gülmekten senin için daha evlâ olurdu. Çünkü sen birkaç kişinin yanında onunla istihzâ ederek kendini kıyamet gününde mahşer ehlinin gözü önünde elinden tutulup merkebin ateşe sevkedildiği gibi o adamın günahları altında inlediğin halde sevkedilmeye mâruz bırakıyorsun! Hem de o adamın seninle alay ettiği, senin mahrum oluşuna sevindiği, ALLAH'ın onu sana karşı desteklemesinden ötürü mesrur olduğu ve senden intikamını alma imkânını kendisine verdiği bir durumda (ateşe sevkolunacaksın!)
Günahından dolayı kişiye merhamet ve şefkat etmeye gelince, bu esasında güzeldir. Fakat İblis, bu güzeli yapmandan dolayı sana hased etti, dolayısıyla seni dalâlete sürükledi. O şefkat ve merhametinden daha fazla sevaplarından o adamın defterine nakledilmesine sebep olacak bir sözü ağzından çıkarttı ve seni konuşturdu. Bu bakımdan senin o adamın defterine naklolunacak sevapların, o adamdan sâdır olan günahın yerine geçecek ve o adam şefkat ve merhamete ihtiyaç duymaktan çıkacaktır. Bu sefer sen şefkat ve merhamete muhtaç olacaksın. Çünkü senin ecrin yanıp kül oldu ve hasenâtından eksildi. Böylece anlaşıldı ki ALLAH için öfkelenmek de gıybet yapmayı gerektirmez. Ancak şeytan ALLAH için öfkelendiğinden ötürü elde etmiş olduğun ecri yok etmek ve seni ALLAH'ın gazabına maruz bırakmak için sana gıybeti sevdirmiştir. Seni gıybete sürüklediği zaman kendi nefsine şaşmalısın. Nefsini ve dinini başkasının dini ve dünyasıyla nasıl helâk ettiğine hayret etmelisin! Oysa sen dünyanın cezasından da emin değilsin. O ceza da senin şaşkınlık göstermek sûretiyle Müslüman kardeşinin örtüsünü yırttığın gibi örtünü yırtmaktır. Bu bakımdan bütün bunların ilacı sadece marifet ve imanın giriş kapılarından olan bu şeyleri tesbit edip elde etmektir. Bu bakımdan bütün bunlar hakkında imanı kuvvetli olan,takvaya yönelen bir kimse, hiç şüphesiz dilini gıybetten tutar.
1)Irâkî'ye göre aslına rastlanılmamıştır. 2)Bezzar 3)Bezzar, İbn Ebî Dünya, İbn Adîy, Beyhakî, Nesâî 4)Ebu Mansur Deylemî 5)Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 214
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 1653
Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın
|
 |
« Yanıtla #5 : 19 Kasım 2010, 13:07:17 » |
|
3-İftiradan ve iftiraya götürecek ortamdan sakınmak.
Sosyal bünyemizi kemiren hastalıklardan biri de yalan ve iftiradır. Daha çok haksız ve hadsiz (ölçüsüz) kimselerin başvurduğu bu yol sebebiyle bir çok insan maddi ve manevi zararlara uğramış. Nice ocaklar sönmüş, nice yuvalar yıkılmıştır.
İftira insanlık tarihi ile birlikte başlamış, peygamberler bile iftiranın zararlarını görmüştür. En büyük iftira Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav) Efendimizin Hanımına yapılmıştır.
Namus ve şeref abidesi Ayşe Annemize yapılan iftira sebebiyle Kur`an ayetleri nazil olmuş, Onun temize çıkarmış bu vesile ile iftiracılar da en sert bir şekilde ikaz edilmişlerdir.
İftira ve yalanı kendine meslek edinmiş bahtsızlara, akıllarını başlarına almalarını umut ederek ayetlerden bir kısmını aktarmaya çalışalım;
`O uydurma haberi getirip iftira (ifk) atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu kendiniz için bir şer sanmayın, bilakis o, sizin için hayırdır. İftirada bulunanlardan her birinin kazandığı günaha göre cezası vardır. Onlardan günahın en büyüğünü yüklenene de büyük bir azap vardır.`
`İftirayı işittiğiniz zaman, mümin erkeklerin ve mümin kadınların, kendiliklerinden hüsn-ü zanda bulunup da: `Bu apaçık bir iftiradır` demeleri gerekmez miydi?`
`Bir de dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki, bu şahitleri getiremediler, o halde onlar, Allah nezdinde, yalancıların da kendileridir`
`Eğer Allah`ın lütuf ve merhameti, dünyada ve ahirette üzerinizde olmasaydı, yaydığınız fitne yüzünden, size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.`
`Siz o iftirayı dilinize dolamıştınız. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız şeyi ağzınızla söylüyor ve onu önemsiz birşey sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah nezdinde büyük bir günahtır`
`O asılsız sözü duyduğunuz zaman: `Bunu konuşmak bize yakışmaz. Haşa! Bu büyük bir iftiradır` demeniz gerekmez miydi?`
`Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.`
`Allah size âyetleri açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.`
`İnananlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.`
`Allah`ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı haliniz nice olurdu?` (Nûr Suresi; 11-20).
Bu kadar ciddi ikazları bilmesi gereken inananlar arasında iftira kavramına asla yer verilmemesi gerekirken, en fazla iftira ve yalan maalesef onların arasında yaygın halde cereyan etmektedir. İman sahipleri imtihan sebebiyle nefislerine oyun ve oyuncak olmakta, az bir paha ve menfaat karşılığında; ilkelerini, imanlarını, şeref ve haysiyetlerini satmaktadırlar.
Yazıklar olsun iftirayı huy haline getiren sözde insanlara!
Sözde Müslümanlara!
Selam olsun, iftira ve yalandan kendini koruyabilen; haklının ve mazlumun yanında yer alabilen insanlara, Müslümanlara!alıntı.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|