Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tekfirciyi Tekfir Edeni Tekfir Eden, Tekfir Edilir mi?  (Okunma Sayısı 321 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« : 10 Kasım 2010, 19:46:28 »

Tekfirciyi Tekfir Edeni Tekfir Eden, Tekfir Edilir mi?
 
 
Hadi ayıklayın pirincin taşını:)
 
Ne zaman tekfir konusu açılsa ya da birileri tekfir edilse tekfir edenin gayptan haberler aldığını, yani levhi mahfuzda yazılı olan o kişinin akıbetini okuduğunu iddia ettiğini düşünürüm…
 
Tekfir eden kişileri; üniversite sınavındaki bir öğrenciye benzetirim;
 
Soru kitapçığındaki soru sayısı bellidir… Soruları hazırlayan kurum, öğrencilerin kapasitelerine uygun sorular hazırlarken sınavdaki öğrencilerin en zekilerinin ya da en çalışkanlarının seçilebilmesi için birkaç zor sorular sorarlar ve bu sorular birçok öğrenciye ağır gelir… Bunu bilmeyenimiz yok sanırım…
 
Sorulan sorular kolaydan zora doğru gider… Öğrenciler, önce kek dedikleri kolay soruları çözerek moral depolarlar… Daha sonra yapamayacaklarına kesin gözle baktıkları soruların hemen yanına bir işaret koyarlar. Bu işaret şu anlama gelir: ‘Bu soruya daha sonra döneceğim.’
 
Soru kitapçığındaki tüm sorular gözden geçirildikten sonra saate bakılır ve kalan dakikalar yanına işaret konan soru sayılarına bölünür ve çıkan sonuç, soru sayılarına harcanacak vakti belirlemiş olur… İşaret konan sorular şöyle bir gözden geçirilerek en kolayından başlanır…
 
Eğer sorulardaki bir ya da birkaç soruda hata tesbit edilmişse o hata yüzünden imtihan salonu terk edilmez… Öğrenci, kendine ayrılan imtihan süresinin her saniyesini değerlendirir… İmtihandayken duvar dibinde sınav olan bir öğrenci pencere tarafına oturan bir öğrenciyi işaret ederek öğretmene itiraz edemez… Bugüne kadar böyle bir şikâyet işitmiş değilim…
 
Öğrencinin tek bir işi vardır o da hata sayısını minimuma çekip çok soru çözmek… Çözülen bir doğru soru binlerce kişiyi sollayacaktır çünkü… Sorulan her soru kıymete biner… Bir öğrencinin matematik, ya da türkçe ya da kimya gibi derslerden herhangi birini sevememe lüksü yoktur… Beğenilmeyip pas geçilen bir soru öğrenciye çok şey kaybettirir…
 
Buraya kadar hemfikiriz sanırım. Devam ediyorum:
 
Hidayet ile başlayıp ölümle son bulan bir sınavdayız… İnsanların tamamı bize sorulan sorulardır… Bu soruları sünnete uygun bir şekilde çözmeye çalışmak sevap getirirken o kişilerin hidayetine vesile olmak çok daha büyük sevap getirerek devamlı bir ecir makinesine dönüşür… O kişinin yaptığı her amel eksilmeksizin sebep olan kişinin sağ hanesine yazılır…
 
Hidayet ecrine vesile olmak için akidesi bozuk ya da akidesi hiç tamir edilmemiş kişi ya da kişilere ihtiyaç vardır… Bu açıdan bakıldığında tekfircilerin gözlerin kırpmadan tekfir ettikleri kişilerin varlığına ihtiyaç hissedilir…
 
Akidesi bozuk kişilerin varlığı hidayet meyvesi taşıyan ağaca benzer… Meyvesi, ağaca acı gelirken hidayetine sebep olan için dünyanın en vitaminli meyvesine dönüşür… Cennette ye ye bitmez…
 
Siz, akidesi bozuk olan ya da akidesi hiç tamir görmemiş birinin arkasındaki cenneti görürken tekfircinin biri gelip size: ‘Şu gördüğün adam var ya, o tam bir kâfir biliyor musun?’ diyor… Yani size diyor ki o meyveyi sen kopar ye. Cennetteki dereceni sen artır. Benim cennete ihtiyacım yok.’
 
Tekfircinin kulağına eğilip: ‘O kişinin amel defteri hangi günlerde halka açılıyor? Ya da ‘ o kişinin amel defteri internete mi düştü de okudun?’ Hem nereden biliyorsun o kişinin kâfir olduğunu? Hem kâfirse sanane? Sana düşen apaçık tebliğ değil mi? Eğer küfür ameli ya da amelleri varsa zaten tedbirini almak zorundasın. Takii o kişiden küfür amelleri çıkana dek…’ demeyin!’ çünkü tartışacak vaktiniz yok…
 
Bu kez size dönüp: Kâfire kâfir demeyen kâfir olur’ derse, işte o zaman işiniz var demektir… İki yanlışın bir doğru yapmayacağını bilen kişi tekfirciyi tekfir etmez. Çünkü tekfirciyi cahil görür ve kendisinin de kadı olmadığını hatırlar… Akidesinde şirk olan bir kişiyi tekfir etmemek o kişinin hala müslüman olduğuna kanaat getirdiğini göstermez…
 
Davetçi, tekfircinin de arkasında cenneti görür ve tekfirciyi bir soru olarak algılar… Soru ayağına kadar gelmiştir… Bu bir fırsat der ve o kişideki tekfir virüsünün çıkması için laboratuarına geçer ve gerekli ilaçları hazırlar…
 
Tekfirciyi tekfir etmek bir başka tekfir hastalığıdır… Bizim soruları eleme lüksümüz yok… Cennetle de müjdelenmiş değiliz… Tekfir ettiğimizde sağımızdaki meleğin kalemi de harekete geçmiyor. Boşa kürek sallayacak vaktimiz ise hiç yok…
 
Bir tekfirci size: Biz sadece Allah ve resulünün tekfir ettiklerini tekfir ediyoruz derse eğer -ki derler bunlar- Allah resulü zamanında tekfir ettiğiniz kişiler yaşamıyordu ki demeyin! Çünkü tekfircilerle tartışacak vaktiniz de yoktur sizin. Siz sadece o kişiden tekfir virüsü nasıl çıkar onu düşünmeye başlayın derim…
 
Hülasa-ü kelam tekfirciyi tekfir edeni tekfir etmek… Yok, yok bizim işimiz değil:) 
 
ARAŞTIRMACI-YAZAR: FEYZULLAH BİRIŞIK
Kayıtlı

MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #1 : 10 Kasım 2010, 21:37:55 »

Yrd.Doç.Dr.Halil İbrahim Kutlay

Ölçüsüzlük, itidalden ayrılmak, ifrat veya tefrite düşmek,
 
   İnsan psikolojisine tam anlamıyla hakim olan Peygamberimiz, daima itidali ve ölçülü davranmayı emretmiştir. Karşılıklı ilişkilerde, davet ve tebliğde, dini ve dünyevî her konuda ana ilke ve temel ölçü, şu eşsiz nebevî ifade ile açıklanmıştır: "Kolaylaştırınız.. Zorlaştırmayınız... Müjdeleyiniz.. Nefret ettirmeyiniz. "(1) Ancak "kolaylaştırma" her zaman ve her konuda geçerli genel bir metod değildir. Allah a isyan olan bir konuda, kesinlikle haram kesin olan şeylerde kolaylaştırma söz konusu değildir. Hz. Aişe (r.anha) validemiz anlatıyor: "Allah’ın Rasûlü iki şey arasında serbest bırakıldığında O, "günah olmadıkça" daima kolay olanı tercih ederdi. Eğer o husus günah ise, insanlar arasında bundan en uzak olan kişi Rasûlullah olurdu".(2) Hz Aişe nin bu ifadesi günah olan şeylerde kolaylaştırma veya kolayı tercih etme hakkı bulunmadığını göstermektedir. Kur an âşıkı genç sahabî Muaz b. Cebel, kabilesinin mescidinde kıldırdığı bir akşam namazında kendisini tamamen ilahî huzura verip çok uzun sûreler okuması sebebiyle Peygamberimiz e şikâyet edilmişti. Bunun üzerine Efendimiz bu duruma üzülmüş, kendisine üç defa: "Sen fitneci misin ey Muaz?!..." (3) diyerek onu uyarmıştı. Bu uyarıya uyarak namaz kıldırırken bile ölçülü davranmalı, arkamızdaki yaşlı ve hastaları, çocuklu hanımları ve ihtiyaç sahiplerini düşünmeliyiz. İnsanları fitneye, sıkıntıya ve huzursuzluğa sürükleyecek davranışların Allah Rasûlünü üzdüğünü iyi bilmeliyiz. Sevgili Peygamberimiz i üzmeyelim!.. O Yüce Peygamber in ümmeti olma şerefine nail olanların O nun mesajını iyi kavramaları, O nu üzecek söz ve davranışlarda bulunmamaları gerekir. Ümmeti olarak O nun huzurunda boynu bükük, mahrum ve mahcup olmamaları için O nun Sünnetine tam anlamıyla sarılmaları, O nun hayat anlayışını gönülden benimsemeleri gerekir. Gelin Kardeşlerim!.. Rasûlullah ı üzecek davranışlar sergilemeyelim. O nun gönlünü incitecek sözler söylemeyelim. O nun hayat anlayışını baş tacı edelim. O nun arzu ettiği İslâm kardeşliğini gerçekleştirelim. Rabbimiz e O nun açıkladığı şekilde "kulluk" edelim. Ümmetini sonsuz sevgiyle kucaklayan Yüce Peygamberimiz e, O nun ümmeti olarak sevgi ile karşılık verelim.
 

--------------------------------------------------------------------------------

1-Buharî: İlim 11, Cihad 164; Müslim: Cihad 5; Ebu Davud: Edeb 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 1/239, 4/399; Tirmizî, Şemail: s. 288 No: 350.

2-Buharî: Menakıb 27, Edeb 80, Hudûd 10; Müslim: Fedâil 77, 78; Ebu Davud: Edeb 4; Malik b. Enes, Muvatta: Husnül-Huluk 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 6/85,114, 130.
 
3-Buharî: Edeb 74; Müslim: Salât 178; EbuDavud: Salât 124; Nesaî: İmamet 39, İftitah 63,70; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 3/124, 299, 300, 301, 369
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: