Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« : 03 Ekim 2010, 01:02:27 » |
|
Beyza Güvenmez
“Ey örtüsüne bürünen, kalk ve uyar!” buyurdu Rabbimiz vahyin ilk emirleri arasında. Bu emirle kalktı Rasulullah (S.A.V)… Bu öyle bir kalkıştı ki, “En yüce dosta” diyerek, Yaradanına ruhunu teslim edeceği güne kadar oturmamacasına… Öyle bir kalkış ki, “Örtüsüne bürünen” sıfatını bir daha tekrar ettirmek şöyle dursun, Rabbinin “Onlar hidayete ermiyorlar diye, neredeyse kendini helak edeceksin” ikazına muhatap olurcasına… İşte 23 yıllık gayretli ve istikrarlı tebliğ hayatının neticesinde birler binlere, damlalar deryalara dönüştü. Tam bu noktada durup, nefislerimize şu soruyu sormalıyız: “Bizler bu emrin neresindeyiz? Dahilinde mi, haricinde mi?”. Allah-u Teala Tevbe suresinde buyuruyor ki: “Mü’min erkeklerle mü’mine kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülüğü nehyederler. Namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah ve Rasulüne itaat ederler. İşte bunları Allah yarın, rahmetiyle yargılayacak; çünkü Allah, Aziz ve Hakim’dir.” Buradan anlıyoruz ki Allah yoluna davet, yani iyiliği emredip kötülükten sakındırma, “Ben mü’minim” diyen ve Allah’ın rahmetini uman bütün mü’minlerin özellikleri arasında bulunmalıdır. Her ne kadar “Sizden iyiliği emredip, kötülükten sakındıran bir ümmet olsun” ayetindeki emri bazı alimler, farz-ı kifaye olarak anlamışlarsa da, bu kifayi olan farzı yerine getirecek topluluğu ümmet içerisinden çıkarmak, yine tüm mü’minlerin görevidir, diyerek
bu görevi başka bir boyutta umumîleştirmişlerdir. Rabbimiz: “Siz, insanlar içerisinden çıkarılan en hayırlı ümmet oldunuz.” buyururken de yine hayırlı olmanın şartını iman ve sonrasında emr-i bil ma’ruf, nehy-i an-il münker yapıyor olmaya bağlamıştır. İslam davetçileri işe, en evvel Kelime-i Tevhid’i anlatmakla başlamalıdır. Allah-u Teala’nın ilahlığını ve yeryüzünde hükmetmeye tek hak sahibi olduğunu, sözü eğip bükmeden, açıkça ortaya koyan bir üslubu tercih etmelidir. “Allah’a davet eden, salih ameller işleyen ve şüphesiz ben Müslümanlardanım diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir.” buyuruyor Rabbimiz… Bugün birçok davetçi, bu konuda hataya düşüp daha zor olanı, kolaya tercih ederek, bataklığı kurutmakla işe başlamak yerine, sinekleri öldürmeyi tercih eden bir yöntem benimsemektedir. Bu açık ve net anlatım, olabilecek en güzel yöntemle muhataba takdim edilmeli ve davetçi, kendini hastasına ilaç zerk eden bir doktor gibi görmelidir. “Rabbının yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel biçimde mücadele et.” Bu ayet-i kerime ışığında, davetimize muhatap olanları üç gruba ayırabiliriz: Birinci kitle aydınlardır ki bunlara hikmet ile yani kesin delillerle konuşmak gerekir. İlmi ve kültür seviyesi, onun davetten etkilenmesi için mantığını da doyurabilmemizi gerektirir. İkinci olarak, davetçinin en sık muhatap olduğu kitle yani halktır. Halka en yakın üslup mev’zeri hasene’dir. Ayetin son kısmında: “En güzel biçimde mücadele et.” emri ile kast olunan üçüncü kitle, dinleyip de anlamayanlar, davaya karşı duranlardır. Bu “en güzel şekil” duruma göre değişiklik arz edebilir. Mevcut şartlarda, onların etkilerine verilecek en uygun tepki ne ise “en güzel mücadele” odur. Davetçi tüm bu şartları yerine getirdiği halde sonuç, muhatabın daveti reddetmesi olabilir. Bu durumda davetçi şeytanın “boşa konuşup yorulduğu” şeklindeki vesveselerine aldırmadan “Ben görevimi yerine getirdim” diyerek, Rabbimizin emrine itaatin ve O’nun gazabından kurtulmanın mühim bir şartı olan davet görevini ifa etmenin ferahlığı ile teselli olmalıdır. Nitekim: “İçimizde salihler varken helak olur muyuz?” diye Resulullah’a sorulduğunda “Evet, kötülükler çoğalırsa...” cevabını vermiştir. Bir toplumda günah ve isyan mevcut ise ve bu durumun değişmesi için mü’minler üzerlerine düşen görevi yapmıyorlarsa, bu, o toplum üzerine Allah’ın azabına inmesi için yeterli bir sebeptir. O halde yeryüzünde Allah’tan başkasına kulluk yapılmamasını ve insanların Allah’ın dinine teslim olmasını sağlamak için çalışan İslam davetçileri, Seyyid Kutub’un deyimiyle, kitleler için “emniyet subabı, can sigortası”dırlar. Dolayısıyla mü’minler davet görevini yapmakla, hem Rabblerinin üzerlerine yüklediği görevi yerine getiriyor, hem de toplumlarının başına gelmesi mukadder bir azabı önlemiş oluyorlar. Bugün, bu ayet ve hükümlerin suladığı “en hayırlı ümmet” sıfatına ulaşmayı arzulayan yeni bir neslin filizlenmesi ve yeniden birlerin binler olması bekleniyor. Fakat ümmet, örtü değil, örtülerin altında kalmış... İşte örtüleri sıyıracak o ilahî nida on dört asır sonra, bu defa bizlere hitaben seslenmeye devam ediyor. Ey örtülere bürünmüş ümmet! Kalk ve uyar... Diril ve dirilt! Çünkü kurtarmazsan sen de kurtulamayabilirsin... •
|