Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Bazı Dâvetçi Müslümanlardan Referanduma Dair Zaruri Açıklama  (Okunma Sayısı 1441 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« : 30 Ağustos 2010, 15:10:31 »

Gündemin, şirk sistemi içinde görece özgürleştirme amaçlı kısmî anayasa değişikliklerine kilitlendiği ve neredeyse bütün toplum kesimlerinin bu değişikliklere verilecek oyun rengini tartıştığı bir konjonktürden geçmekteyiz. Çeyrek asırdır birçok Müslümanın ve tevhidî uyanış öbeğinin savrulmasına yol açan uzlaşma ve sisteme entegrasyon riski, bu referandum vesilesiyle artık kapımıza kadar gelip dayanmış bulunuyor. Giderek daha güçlü esen demokratikleşme rüzgârı, bütün bu süreçlerde savrulmadan ayakta kalabilen tevhidî kesimi de sarsmaya başladı.

 

Bu gidişin, bizi cahiliye toplumunu ve sistemini Kur’an’la kökten değiştirme hedefimizden uzaklaştırarak, sistem içi değişimlere eklemleme riski taşıdığına ve toplumun tevhidî dönüşümünü ve sistemi değiştirmeyi hedefleyen inkılâbî ruhu yok edeceğine dikkat çekiyoruz. Sonuçta bu gidişin, tâğutî sistem, onun şirk anayasası ve kurumları ile ilişkide zaaflara yol açacağını, onlara gönüllü itaati ve uzlaşmayı reddeden, onlardan berâetini ilan edip uzaklaşmayı zorunlu kılan akîdevî ilkeleri flulaştıracağını hatırlatıyoruz. Bireysel ve toplumsal hayatın bütün alanlarında itaati ve kulluğu sadece Allah’a tahsis eden tevhidî duruşu zedeleyeceğini, Kur’anî daveti gölgeleyeceğini, Kur’an’la hayatı ve toplumu yeniden inşa etmeyi hedefleyen devrimci bilinci yok edecek eğilimlerin yaygınlaşmasına yol açacağını fark etmeye çağırıyoruz.

 

Bizler, bu ülkede tevhidî davet ve vahye şahidlik sorumluluğunu taşıyan davetçi Müslümanlar olarak, tevhid, adalet ve temel haklar mücadelemizi, tavizsiz ve uzlaşmasız bir ilkeli tutumla ve itaati sadece Allah’a tahsis ederek sürdürmemiz gerektiğine inanmaktayız. Toplumu tevhidî ölçülerle dönüştürmeyi amaçlayan, davet, şahidlik ve eğitime dayalı İslâmî inşa mücadelemizi, Kur’an’ın belirleyiciliğinde, Resulullah’ın (s) mücadele sünneti ve ilk Kur’an neslinin örnekliği çerçevesinde ortaya konmuş bulunan yoldaki işaretleri takip ederek sürdürmek imanî sorumluluğumuzdur.

 

İşte böyle riskli bir süreçte, tevhidî duruşun temel ilkelerini hatırlatıp, Kur’an ve sünnet ölçüleri içinde tekrar düşünmeye vesile olmak amacıyla bu açıklamayı yapmak zaruretini duymuş bulunuyoruz.

 

Bu temel duyarlılıkla, anayasa ve referandum konusundaki yaklaşımımızı açıklamak istiyoruz:

 

Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #1 : 30 Ağustos 2010, 15:11:04 »

1 – Bizler, tağutları reddedip sadece Allah’a ibadet/itaat etmek üzere yaratılmanın bilincinde olan ve hayatı vahiyle inşa etme sorumluluğunu taşıyan Müslümanlar olarak, Kur’an’ın belirlediği perspektifle olayları değerlendirmek durumundayız. Tevhidi bakış açımızla, ilahi vahye dayanmayan, heva ve zan ürünü hiçbir yasa ve anayasayı meşru saymadığımızı, ilahi vahyi esas almayan hiçbir anayasanın, kısmen ya da tamamen yapıcısı konumunda bulunamayacağımızı beyan ediyoruz. İlahi vahyi dışlayarak ve Allah’a rağmen icra edilen seküler yasa yapıcılık işlevine, aktif olarak katılmanın meşru olmadığına inanıyoruz. Tevhidî mücadele yönteminin Mekke’de ilk Kur’an neslince ortaya konan örnekliğinde de, şirk sisteminden tam anlamıyla berâetin, uzlaşmazlığın ve itaatsizliğin esas alındığını unutmamalıyız. Bizimle mukayese bile edilmeyecek çok zor şartlar altında bulundukları halde, Resulullah’a yapılan devlet başkanlığı tekliflerinin bile hepimizi bağlayan muhteşem bir örneklik sergilenerek reddedilişi ve hiçbir şartta şirk sistemiyle uzlaşmaya yanaşılmaması üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyoruz.

 

2 – Bugün geçerli olan anayasa, “neredeyse bütün maddelerine seküler, ulusalcı, Kemalist resmi ideoloji sinmiş, devletin niteliğini; “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ve “başlangıçta belirtilen temel ilkelere (Atatürk ilke ve inkılaplarına) dayanan”, “laik”, “demokratik”, “sosyal” bir “hukuk” devleti olarak belirlemiş ve bu durum “değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kaydıyla mutlaklaştırılmış tâğutî bir anayasa hüviyetindedir. Bu Anayasa, başlangıç bölümünde “laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”nı, 24. maddesinde ise, kimsenin “Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma…” amacı güdemeyeceğini hükme bağlamış, İlâhî vahye dayalı anayasa ve yasa yapmayı reddedip suç saymış ve İslâmî hayat tarzını dışlamış olan şirke dayalı bir anayasadır. Bu sebeple, Müslümanlar olarak mevcut anayasayı da, onun şirke dayalı niteliğini koruyarak ve İlâhî vahye düşman hükümlerini muhafaza ederek yapılan kısmî değişikliği de meşru görmemiz, oyumuzla destekleyip sahiplenmemiz mümkün değildir.

 

3 – Referanduma sunulan değişiklik, bu anayasanın vahye aykırı, hatta karşıt olma niteliğini koruyarak, var olan oligarşik bürokratik despotizmi çok kısmî bir biçimde geriletmeye kapı aralama ile bazı hak ve özgürlükler alanında cüz’i değişiklikler yapmayı hedefleyen birkaç düzenlemeden ibarettir. Sonuçta, yapılan bu değişiklikler mevcut anayasanın içine monte edilecek ve daha önce var olan İslâm karşıtı maddelerle birlikte işlev görecektir. Mesela değişiklik paketinde yer alan maddelerle, egemen şirk sisteminin ilahlaştırılan kurumlarından olan Anayasa Mahkemesi ile HSYK, üye yapısı ve üye seçimi değiştirilerek yeniden yapılandırılmaktadır. Halkın “evet” ya da “hayır” oyları vermek suretiyle icra edeceği teşrî’ ile yeniden kurulan bu kurumlar, Allah’ın hükümleriyle değil, İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasa ve yasalarla hükmetmeye devam edeceklerdir. Kimi Müslümanların da oylarıyla onaylanan ve yeniden yapılandırılan AYM, çıkarılacak yasaları, mevcut İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasaya uygunluk açısından denetleyecektir.

 

4 – Sivillerin ve halkın tamamının yaptığı bir anayasa bile olsa ve özgürlüklerin önünü bugünkü değişiklikten de daha fazla açsa, temel haklara daha fazla riayet etse, yine de biz İlâhî vahyi esas almayan bir anayasaya oy veremeyiz. Gasp edilmiş bütün haklarımızı iade eden ve halkın sivil iradesinin ürünü olan liberal, demokratik, özgürlükçü laik bir sivil anayasa hazırlandığında da evet oyu verip desteklemeyi doğru bulmuyoruz. Allah’ın iradesini, anayasa ve yasa yaparken teslim olunması gereken nihai otorite olarak kabul etmeyen hiçbir anayasa düzenlemesini meşru göremeyiz ve asla oy vererek şirke dayalı teşrî’ye iştirak edemeyiz. Çünkü, ne kadar özgürlükçü olursa olsun, cahiliye toplumu tarafından, İlâhî vahyi dışlayarak hazırlanan sivil anayasalar da sonuçta, bilmeyenlerin hevasının ürünü seküler tâğutî anayasalardır. İster kısmî değişiklik, isterse bütüncül şekilde yeniden anayasa yapma olsun fark etmez.

 

Biz Müslümanlar, Allah’ın tüm kullarına tanıdığı temel hakların en mütekâmil güvencesi olacak ve tüm insanların, halkların imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirme imkânı bulabilecekleri adalet ve hukuk ortamını sağlayacak olan İlâhi vahye dayalı İslâm anayasasını savunuyoruz. Şiddete dayanmayan, merhameti, adaleti ve herkesin cennete gitmesi için çırpınışı temsil eden tevhidî davet, şahidlik ve eğitim çabalarımız sonucunda Kur’an’la toplumsal inkılabı hedefleyen tevhidî daveti temsil ediyoruz. Bilmeliyiz ki, ya Allah’ın vahyi, Kur’an’ın hükümleri ölçü alınarak meşru bir anayasa yapılacak ya da bunun dışında bilmeyenlerin heva ve zannının ürünü bütün anayasalar ne kadar özgürlükçü olurlarsa olsunlar tâğutî olmaktan kurtulamayacaklardır. Müslüman için, yasaları ve anayasaları yaparken, hukuku, hakları belirlerken; vazettiği hudut, ölçü, emir ve istekleri mutlak anlamda esas alınıp belirleyici kılınması gereken nihai otorite ve nihai hüküm sahibi sadece Allah’tır.

 
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #2 : 30 Ağustos 2010, 15:11:27 »

5 – Bugün içinde yaşadığımız toplum İslâmî bir toplum hüviyetinde değildir ve bu sebeple de güç laik kesimlerdedir. Bu yüzden, laik anayasalarını onlar yapacaklar ve bizim de Rabbimizce lütfedilen fıtri, insani temel haklarımızı güvence altına almak sorumluluğunu taşıyacaklardır. İslâmî sistemde gayrimüslimlere tanınan bütün hak ve özgürlükleri, onların da laik sistemlerinde bize tanımalarını isteyebiliriz. Ancak bu konuda yapılacak görece olumlu değişiklikler hatırına laik anayasalarının yapılmasına iştirak edemeyiz. Bizim tevhidî davetimize toplum icabet eder ve özündekini değiştirirse, o zaman İslâm toplumu oluşacak ve Allah da toplumun siyasi durumunu değiştirecektir. Bu durumda İslâmî toplum, yapacağı İlâhî vahye uygun anayasada, Müslüman olmayan tüm kesimlerin, hepsinin de Rabbi olan Allah’ın lütfettiği temel haklarını tek taraflı olarak tanıyıp güvence altına alacaktır.

 

6 – Bizler, Kur’an’la toplumsal dönüşümü hedefleyen tevhidî davetçiler olarak, referandumda ortaya çıkan, zulumatın/karanlıkların “hayır ve boykot” çizgisindeki koyu tonlarından da, “evet” çizgisindeki görece özgürlükçü gri tonlarından da çok ilerdeki bir konumu, Kur’an’ın aydınlığını temsil sorumluluğunu taşımakta ve insanları bu aydınlığa davet etmekteyiz. Sistem içindeki değişim mücadelesinde, değişime karşı çıkan statükonun “hayır”cı zalim temsilcileriyle, görece özgürlükçü kesimlerini aynı kefeye koymasak da, bizatihi şirk anayasasını fiilen yapmaya katılamayız. Sistem içi görece özgürleşmeyi temsil eden “evet” oylarının fazla çıkmasını, zalim statükonun sürmesini, darbe anayasasının devamını temsil eden “hayır” oylarına galip gelmesini halk açısından sistem içi görece olumluluk olarak değerlendirmekteyiz. Bu durumu, tevhidî bilinçten yoksun halkın görece adalet ve özgürlük arayışı olarak değerlendirmekle beraber, İlâhî vahyi dışlayan bir yöntemle söz konusu değişimi yasalaştırmayı sistem içi değişimcilere bırakmalıyız. Çünkü tevhid davetçileri olarak bizler, görece özgürlük arayışıyla zulümatın/karanlıkların (şirkin) koyu tonlarından kaçarak gri tonlarına gelen bu iyi niyetli kitleleri, hakka dayalı adaleti ve gerçek özgürlüğü bulacakları Allah’a teslimiyete (tevhide) ve Kur’an’ın aydınlığına çağırma konumundayız. İşte bu özgün konumumuzu ve tevhidî çağrımızı her şartta koruyarak, her vesileyle bir daha gündemleştirmeye çalışmalıyız.

 

7 – Egemen zalim sistemin darbe anayasasında kısmî bir değişiklikle despotizme çok cüz’i de olsa geri adım attırarak, sistemi görece özgürlükçü gri bir kulvara taşımak isteyen değişiklik çabalarına bile karşı çıkıp “hayır” kampanyası yapanlar, ne pahasına olursa olsun statükoyu sürdürmek isteyen zalimlerdir. Sistemi benimseyip de sistem içi değişime “hayır” diyenler, temel hak ve özgürlükleri yok eden ve oligarşik kurumları, bürokratik zorba kadroları halk iradesine egemen kılan despot darbe anayasasını ısrarla sürdürmek isteyenlerdir. Ergenekonvari derin devlet çeteleri, faili meçhulcüler, işkenceciler ve derin devlet katilleri ile statükonun ve resmi ideolojinin bağnaz savunucusu olan, asker ve yargı bürokratlarının halk iradesi üzerindeki vesayetinin devamından çıkar uman siyasi partilerdir. “Boykotçu”lar ise, “hayır”cılar gibi laik seküler tâğutî sistemden yana oldukları halde, yapılan değişiklikte kendi talepleri dikkate alınmadığı için sandığa gitmeme çağrısı yapanlardır. Şirk anayasasında görece özgürleşmeyi ve despotizmi kısmen geriletmeyi isteyen sistem içi değişimciler ise “evet” çağrısı yapmaktadırlar.

 

“Hayır”cıların bu derece kötü bir konumu ve despotizmin, zulmün devamını, halka ve değerlerine ihaneti temsil etmelerinden, değişikliğin de görece bir özgürleşmeyi temsil ediyor olmasından etkilenerek, tevhid davetçilerinin de “evet”çi safa eklemlenmesi doğru değildir. Bizler Kur’an davetçileri ve vahyin şahidleri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan muvahhidler olarak, mevcut anayasasının şirke dayalı niteliğini koruyan ve İlâhî vahyi esas almayan değişikliğe “hayır” ya da “evet” oyu vererek teşrîî işlev görmeye, yani yasa yapmaya iştirak edemeyiz. Aksi bir tutum, temel tevhidî ilkelere aykırı olmanın yanında, tebliğin muhatabı olan halka daha sonraki süreçte tevhidî daveti götürmede zaaflı ve tutarsız bir duruma düşülmesine de yol açar.

 

8 – Bizler, Kur’an’ın karanlıklardan aydınlığa, sömürü ve zulümden adalete ulaştıracak ve âhirette kurtuluşa taşıyacak mesajının belirlediği özgün, örnek konumda bulunmak sorumluluğunu taşımaktayız. Cahiliye inanç, ideoloji ve sisteminden berâetimizi ilan ederek, Resulullah’ın ve eğittiği ilk neslin örnekliğinde çağımızın Kur’an toplumunu oluşturmayı ve bu tevhidî ümmet nüvesinin öncülüğünde ümmeti vahiy ölçüleriyle yeniden inşa etmeyi ve İslâmî adalet sistemini kurmayı temsil bilinciyle hareket etmeliyiz.

 
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #3 : 30 Ağustos 2010, 15:11:59 »

İşte bu tespit ve hatırlatmalarımızın ışığında, bütün tevhidî uyanış öbeklerini ve başta öncü İslâmî şahsiyetler olmak üzere bütün davetçi Müslümanları, özgün İslâmî konumumuzu terk edip sistem içi değişime eklemlenme riskinden korunmaya, taktik ve konjonktürel tutumlarla tevhidî stratejik yürüyüşümüze zarar vermemeye çağırıyoruz. Tâğutları reddetmek, Allah’ın hükmüyle hükmetmek gibi vahyî ölçüleri, tevhidî ilkeleri ve halkın, ezilenlerin kurtuluşu için tek alternatif olma anlayışını ve bununla tutarlılık arz eden özgün konumu her şartta korumaya çağırıyoruz. En şerefli görev olan tevhidî davetle yetinmeye ve Kur’an davetçiliği kimliğimizi gölgeleyecek olan, sistem içine ve sistem içi değişime dair davetlerden uzak durmaya çağırıyoruz.

 

 

 

Ahmed KALKAN (Basiret Dergisi) - Ahmet Turgut ULUCAK (Vuslat Dergisi) –

Ahya ARAS (İktibas Dergisi) - Ali KAÇAR (Genç Birikim Dergisi) – Ali YACEL (KALEM-DER) – Bülent KOCA (İLKAV) – A.Burak BİRCAN (İktibas Dergisi) - Coşkun UZUN (İslami Düşünce Enstitüsü) – Faruk KÖSE (Yazar) – Ferid AYDIN (Yazar) – Hakan AKSU (HAY-DER) –

Halim YAZICI (Endülüs Derneği) – Hamza ER (Basiret Dergisi) – Harun ÜNAL (Basiret Dergisi) –

Hüseyin ALAN (ÖZGÜN-DER) – Mehmet PAMAK (İLKAV) - Mevlüt AKBAL (BİRNESİL-DER) – Murat Kurtuldu (Kur'an Nesli Dergisi ) - Mustafa TERZİOĞLU (Asır Derneği) –

Necmettin IRMAK (İnsan Eğitim Derneği) – Ömer EKŞİ (Gençlik Derneği) –

Rukneddin USTA (HAK-DER) - Sabiha Ateş ALPAT (ZEYNEP-DER) –

Şükrü HÜSEYİNOĞLU (Kur’an Nesli Kültür Merkezi) – Yakup DÖĞER (Kardeşlereli Derneği)

 
Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #4 : 30 Ağustos 2010, 16:18:46 »

Nihayet beklenen açıklama geldi.Yeteri kadar geniş kitle olmasada hamd olsun.Cesaret edip bizler bu düzenin prangalarından sıyrılıyoruz diyenler çıkıyor ya..İşte mesele burda.
Rabbim ümmmetin çocuklarına feraset versin.
Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #5 : 30 Ağustos 2010, 23:07:29 »

Bu açıklamadan beni çıkardığım sonuç şu:
Biz oy vermeyelim, ancak evet kazansın.Biz sandığa gitmeyelim halk gitsin.
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #6 : 30 Ağustos 2010, 23:39:34 »

ilginç bir sonuç çikartmissiniz...
Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #7 : 31 Ağustos 2010, 03:51:14 »

ilginç bir sonuç çikartmissiniz...


Aşağıdaki cümlelerden başka ne çıkarılabilirki?




6 – Bizler, Kur’an’la toplumsal dönüşümü hedefleyen tevhidî davetçiler olarak, referandumda ortaya çıkan, zulumatın/karanlıkların “hayır ve boykot” çizgisindeki koyu tonlarından da, “evet” çizgisindeki görece özgürlükçü gri tonlarından da çok ilerdeki bir konumu, Kur’an’ın aydınlığını temsil sorumluluğunu taşımakta ve insanları bu aydınlığa davet etmekteyiz. Sistem içindeki değişim mücadelesinde, değişime karşı çıkan statükonun “hayır”cı zalim temsilcileriyle, görece özgürlükçü kesimlerini aynı kefeye koymasak da, bizatihi şirk anayasasını fiilen yapmaya katılamayız. Sistem içi görece özgürleşmeyi temsil eden “evet” oylarının fazla çıkmasını, zalim statükonun sürmesini, darbe anayasasının devamını temsil eden “hayır” oylarına galip gelmesini halk açısından sistem içi görece olumluluk olarak değerlendirmekteyiz. Bu durumu, tevhidî bilinçten yoksun halkın görece adalet ve özgürlük arayışı olarak değerlendirmekle beraber, İlâhî vahyi dışlayan bir yöntemle söz konusu değişimi yasalaştırmayı sistem içi değişimcilere bırakmalıyız. Çünkü tevhid davetçileri olarak bizler, görece özgürlük arayışıyla zulümatın/karanlıkların (şirkin) koyu tonlarından kaçarak gri tonlarına gelen bu iyi niyetli kitleleri, hakka dayalı adaleti ve gerçek özgürlüğü bulacakları Allah’a teslimiyete (tevhide) ve Kur’an’ın aydınlığına çağırma konumundayız. İşte bu özgün konumumuzu ve tevhidî çağrımızı her şartta koruyarak, her vesileyle bir daha gündemleştirmeye çalışmalıyız.

 



 



Kayıtlı
Ahmed Kalkan
Bismillah
*

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #8 : 31 Ağustos 2010, 10:13:54 »

Ahmed Kalkan
İyi ki böyle bir soru soruldu. Bu vesileyle yanlış anlaşılabilecek ve imza atanlar arasında meşru dengeleri korumayı da kast eden, olumsuzluklar arasındaki farkları gözetip adaleti içeren bazı ifadeler izah edilmiş ve istismar edilmekten korunmuş olacaktır.
Parçacı yaklaşım, koca bir ormanda gözü bir ağaca takılı kalan, ormanı göremeyen bir yaklaşımdır. Bırakın insanın bir cümlesinin bütün içinden koparılıp tümüyle anlatmak istediğinin zıddına anlam çıkarmayı; Kur'an'dan bile bir âyeti, âyetin bir kısmını ele alıp Kur'an bütünlüğünden kopararak yanlış hükümlere malzeme yapmak mümkündür. Meşhur "namaza yaklaşmayın!" şeklinde Kur'an'dan Kur'an'a ters hüküm çıkarmak ve Kur'an'a iftira etmek örneğinde olduğu gibi. Elbette cansız bir yazıdaki bir cümle veya bir paragraf, öncesinden ve sonrasından koparılarak yazı bütünlüğü dikkate alınmadan yorumlanmaya kalkılırsa yazıda kast edilmeyen anlamlar yüklenilmiş olur. Yarım hakikat en büyük yalandır. Sözün yarısını söyleyip yarısını terk etmek; ya hiçbir şey söylememek veya sözü başkasının yanlış tamamlamasına fırsat vermektir. Sizi bilmem ama biz, seçimlere hiç katılmadığımız, hiç oy vermediğimiz halde, halk açısından daha büyük zulümlere sahne olunur diye, CHP'nin çok fazla oy almasına sevinmiyoruz. Bir kavme kinimiz bizi haddi aşmaya, adaleti terk etmeye götürmemeli.
Altıncı maddede ne demişiz: "Evet"çiler ile "hayır"cıların her ikisinin de zulumatın/karanlıkların tonları olduğunu, birinin koyu bir tonu, diğerinin gri tonu teşkil ettiğini, her ikisinin de nur/aydınlık ve beyazdan farklı olduğunu belirtmişiz. Grinin beyaza yakın oluşu, onun beyaz olmasını gerektirmediği ifade ediliyor. İnsanları bâtılın tonlarına değil, aydınlığa çağırmakta olduğumuzu belirtmişiz. Bâtılın her ikisi de bâtıldır, ama ikisi eşit değildir. Birisi "hayır"cı zâlim temsilci, diğeri görece özgürlükçü kesim. Bu tesbitin, ehven-i şerri tercihe götürmemesi gerektiği "ilerideki bir konumu, Kur'an'ın aydınlığını temsil sorumluluğu taşımak ve insanları bu aydınlığa davet" olarak belirtilerek, aralarında bir tercih yapamayacağımız, "bizatihi şirk anayasasını fiilen yapmaya katılamayız" denilerek net tavır vurgulanmıştır. "Evet"in "hayır"dan fazla çıkması, halk açısından sistem içi görece olumluluk olarak değerlendirilmiş. Bu, Rûm sûresinin başlangıç âyetlerinde dile getirilen "ehl-i kitabın müşriklere galip gelmesinden mü'minlerin sevinç duyacakları" ifadesinin bir nevi güncellenmesidir. Kur'an, bâtıl kesimi kategorileştirir. "İnsanların iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetlilerini, yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onların iman edenlere sevgi bakımından en yakın olanlarını da: 'Biz hıristiyanlarız' diyenleri bulacaksın..." (5/Mâide, 82). Cehennem de tabaka tabakadır; herkes İslâm'a ve Allah'a uzaklığına göre orada farklı bir mekânda, farklı bir azaba uğratılır.
Evetçilerin fazla çıkmasını, bizim açımızdan değil; halk açısından ve tevhid eksenli değil; sistem içi, mutlak değil; görece, haklılık değil; olumluluk olarak değerlendirdiğimizi ifade ettik. Bu durumun, İlâhî vahyi dışlayan bir yöntemle söz konusu değişimi yasalaştırmaya cevaz veremeyeceğini ve oy veremeyeceğimizi belirttik. Halk açısından göreceli bir olumluluk olsa da bizim için durum nedir? Bildirideki cümleler şöyle: "Tevhid davetçileri olarak bizler, görece özgürlük arayışıyla zulümatın/karanlıkların (şirkin) koyu tonlarından kaçarak gri tonlarına gelen bu iyi niyetli kitleleri, hakka dayalı adaleti ve gerçek özgürlüğü bulacakları Allah’a teslimiyete (tevhide) ve Kur’an’ın aydınlığına çağırma konumundayız. İşte bu özgün konumumuzu ve tevhidî çağrımızı her şartta koruyarak, her vesileyle bir daha gündemleştirmeye çalışmalıyız." Yoksa, tâğutlardan bir tâğut beğenme değildir kast edilen. Yoksa, bu şerri tercih edelim, bu diğerinden daha az tehlikelidir, denilmiyor. Çünkü muvahhidler olarak biliyoruz ki, pirincin içindeki siyah taştan daha tehlikelisi pirince benzeyen beyaz/ak taşlardır. Müslümanları zâlim düzene entegre eden, muhalif çizgilerini yok eden, lâ bilincini mahveden, dünyevileştirip muhafazakârlaştıran çizgi, muvahhidler için daha tehlikeli çizgidir. Ama halk açısından olay farklı değerlendirilmelidir. Sıkıyönetimlerle, birçok hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılan, ihtilal yapan askerlerin yaptığı anayasalarla huzur bulamayan halk, “darbe anayasası” yerine “sivil anayasa”yı tercih etme şansına kavuştuğunu düşünüyor. Dar çerçeveli de olsa göreceli bir özgürlük isteğini, ehven-i şer veya kısmî ıslahat olarak görüyor ve tercihini olumlu gördüğü değişimden yana kullanıyor. Tevhidden koparılmış halk için şerrin ehveni, kötünün iyisi gibi tercihler sürpriz ve anormal sayılmaz, ama muvahhid mü’minlerin hele böylesine siyasal ve sosyal düzenlemeleri içeren temel konuda tercihi, çok farklıdır, farklı olmalıdır. Onlar, temel yapıyı değiştirmeyen sistem içi basit değişiklikleri değil, köklü değişimi savunur. Temeli tümüyle beşerî görüşlere, Kemalizme ve dolayısıyla şirke dayanan câhiliye hükümlerini onaylayamaz. Halk olarak karşınızdaki insanın mesela CHP'ye oy vereni ile evet oyu verilmesini isteyen partilerden birini savunanı eşit görmek kara ile griyi eşit görmek demektir. Ama griyi beyaz diye lanse etmek, beyaza ihanettir, baştan sona yanlıştır. Halkın sandığa gidip gitmemesi çok önemli değildir. Oy vermeyince kurtulmuş mu olacak şirk koşan insan? "Tevhidden uzak insan, tevhide gelmiyorsa hiç olmazsa çok zararlı şey yapmasın, tevhide tümüyle düşman cepheye katılmasın" demek suç mudur? Câmilerin devlet dairesi, imamların devlet memuru haline getirildiği günümüzde camiye giden halk'a tevhidî bir söylemle de olsa, camiye gitmemesini söylerseniz, o halk camiyi terk eder, kahveye gider.
Dikkat edilmesi gereken hassas nokta, bu yaklaşımın bizi tevhidden uzak bir alana kaydırmaması, küfürden bir küfrü, bâtıldan bir bâtılı, tâğutlardan bir tâğutu tercih ettirmemesidir. Muvahhid mü’minler, özellikle cemaat ve kanaat önderleri ve yılların İslamcıları, İslâmî ilkeler ışığında, çok iyi düşünmeliler. Hayır diyen şer cephesine ve bu değişikliklere bazılarını mecbur eden baskıcı, zorba ve çirkef zihniyete doğal tavır, başka bir bâtılı savunmaya götürmemeli. İlkesiz ya da temel ilkelerimize ters şekilde, konjonktürel kararlar almak, yarınlarda bizi mahcup ve suçlu duruma düşürebilir. Kendimizle, inançlarımızla çelişmemeliyiz. Bir taraftan düzen düşmanlığı, diğer taraftan düzenin en temel sütununu savunur duruma itilmemeliyiz. İskelete kendi kanımızla güç verip canlandırmaya çalışmayalım. Yıkılası düzeni güçlendirmek bize yakışmaz. Komünizme düşmanlık, kapitalizm dostluğuna, Sovyetler Birliğine tavır, Amerika safında yer almaya sürükledi; insanlarımız 60’lı yıllardan 80’li yıllara kadar böyle kandırıldı. Solcu kâfirler öcü gösterilerek sağcı kâfirlerin çobanlığına râzı ettirildi insanımız. Ölüm gösterildi, sıtma tercih ettirildi. Belki on defa, belki yirmi defa, aynı delikten yılana ısırtılan insanımız yine içinde yılan bulunan sandığa elini uzatıyor. Biz de haykırıyoruz: "Oyla besleme sandıktaki yılanı, seni ve çocuklarını sokmasın!"
« Son Düzenleme: 31 Ağustos 2010, 14:21:55 Gönderen: mukarrebun » Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #9 : 31 Ağustos 2010, 14:23:46 »

Muhterem hocam hakkınızı helal ediniz herkesin daha rahat okuyabilmesi için yazınızı büyütüp renklendirdik.
selam ve dua ile.
Kayıtlı
Zeynepder Basın Birimi
Zeynepder Basın Sorumlusu
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 178
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 723



« Yanıtla #10 : 31 Ağustos 2010, 15:30:37 »

Allah sizden razı olsun Hocam !
Artık kimsenin kafasında soru işareti kalmamıştır. Gayet net bir şekilde açıklamanızı yapmışsınız!!
Zaten bildiride oldukça açıktı ancak ilave açıklama da gerekliymiş demek.
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #11 : 01 Eylül 2010, 20:01:09 »

Rahman razı,yar ve yardımcınız olsun hocam.kalplerimizi,düşüncelerimizi ve fikirlerimizi aynı minval üzere kılan Rabbimiz olan ALLAH (c.c) de sonsuz hamd olsun.
Kayıtlı

İsLaM
Bismillah
*

DUÂ: 24
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 34



« Yanıtla #12 : 01 Eylül 2010, 20:40:24 »

Rahman razı,yar ve yardımcınız olsun hocam.kalplerimizi,düşüncelerimizi ve fikirlerimizi aynı minval üzere kılan Rabbimiz olan ALLAH (c.c) de sonsuz hamd olsun.
Kayıtlı

1-Asra andolsun ki.
2- İnsan mutlak hüsrandadır.
3- Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler bunun dışındadır.
ilhami Tuna
Bismillah
*

DUÂ: 0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1


« Yanıtla #13 : 02 Eylül 2010, 17:28:29 »


selamunaleykum.
Muhterem Ahmet Kalkan Hocamıza ve siz değerli kardeşlerimize sorularımız:

7.maddenin son bölümünden alıntı( Aksi bir tutum, temel tevhidî ilkelere aykırı olmanın yanında, tebliğin muhatabı olan halka daha sonraki süreçte tevhidî daveti götürmede zaaflı ve tutarsız bir duruma düşülmesine de yol açar.)

Ahmet Hocamıza sorumuz
1- Stratejik şartlar gereği kemalist öğretinin saflarını yararak mevzi kazanma, hegemonya altına alınan doğusundan batısına tüm halkların acılarını bir nebzede olsa dindirecek oylamaya; islami camiaların yaklaşımını bu derece (tutarsız) görmeniz hangi maslahata dayanıyor merak ediyoruz. Uzun yıllardır sizlerinde yakından müşahede ettiği islami hareketlere karşı biraz ağır eleştiri olmuyor mu?


Size yönetilen soruya verdiğiniz cevapda:
Temeli tümüyle beşerî görüşlere, Kemalizme ve dolayısıyla şirke dayanan câhiliye hükümlerini onaylayamaz. Halk olarak karşınızdaki insanın mesela CHP'ye oy vereni ile evet oyu verilmesini isteyen partilerden birini savunanı eşit görmek kara ile griyi eşit görmek demektir. Ama griyi beyaz diye lanse etmek, beyaza ihanettir, baştan sona yanlıştır. Halkın sandığa gidip gitmemesi çok önemli değildir. Oy vermeyince kurtulmuş mu olacak şirk koşan insan? "Tevhidden uzak insan, tevhide gelmiyorsa hiç olmazsa çok zararlı şey yapmasın, tevhide tümüyle düşman cepheye katılmasın" demek suç mudur? Câmilerin devlet dairesi, imamların devlet memuru haline getirildiği günümüzde camiye giden halk'a tevhidî bir söylemle de olsa, camiye gitmemesini söylerseniz, o halk camiyi terk eder, kahveye gider.

2.Soru:
Kara,Gri, beyaz tonlarla tevhidi düşünceyi açıklamanız ve gri tonu beyaza yakınlaştırmanız düşünsel bazda ne derecede temel ilkelerle örtüşür.
Hocam sizin yukardaki maddelerle olaya bakarsak tevhidin ruhunda ya beyaz yada kara vardır. Tevhid Gri bir ton diye 3.bir seçenek sunar mı? insana.
İnsan ya müslüman/ ya kafir değilmidir?

3.Soru:

A).sorumuzla aynı paraleldede gözükse içsel olarak partisel ve çıkarcı bir yaklaşımdan uzak parti mülahazasıyla değil vicdan, adalet ve hakkaniyet duygularıyla sandığa giderek askeri ve oligarşik putçuluktan bir nebzede olsa kurtulmalarında ne sakınca olabilir?

B) Militarist despot yapıların çözülmesi istikametindeki bu hayırlı gelişmeler her ne kadar da istediğimiz ölçüde olmasada ''Evet''demenin fıkhi ve akidevi ölçüde karşılığını ortaya koyarmısınız. Risalete ters düşecek müşahhas delilleri ortaya koyarsanız memnun oluruz.

4.Soru:

Kişiselleştirmekten ziyade genel kabul gören icma anlayışıyla ortaya koyarsak:
Bulunduğumuz coğrafyada genel kabul görmüş fıkıh otoritelerinden sayılacak Hayrettin Karaman, Faruk Beşer,islami harekete yön vermiş kanaat önderleri, sosyolog,akademisyen ve hemen hemen tüm islami camialar bu hadiseye yaklaşımında kısmi oy vermenin sakıncası olmadığını söylerken, sizin imzanızında bulunduğu platforumdaki genç yazar adayları veya yerel dernekler göz önünde tutulursa arada sıkışmış cemaat gençleri sizce hangi cihede doğru kabule gider. Sizin yanınızda tevhidi red cephesi oluşturanların ilmi ve islami birikimlerini okuyucu göz önünde bulundurmaz mı?
Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #14 : 02 Eylül 2010, 19:53:34 »

Ahmet Kalkan hocam eğer siteye giriş yapıyor ise bir soruda ben yöneltmek istiyorum.
Efendimiz s.a.s Müslümanlara işkenceler arttığında çıkış kapısı olarak onlara Habeeşistanı gösteriyor ve orada adil bir hükümdar var o size sahip çıkar buyuruyordu.Habeşistana hicret eden müminler islam devletine değil, adalet ile yönetilen bir ülkeye hicret ediyorlardı.Bu gün refaranduma katılacak olan müslümanlarda şeri devletin olmadığı bir yerde en azından adil bir devlette yaşayalım demiş olmuyorlarmı? Ayrıca Rum' ların dahi galip gelmesine sevinen sahabeleri biliyoruzda neden ülkemizde Rumlar ile kıyaslanamayacak insanların kazanmasına sevinmeyelim.( Seviniriz diyorsak bu açıklama sevinmemizin önünde bir engel değilmi?)
Kayıtlı
Amâk-ı Hayal
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 255
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 653


Geç kalmış adalet...Adaletsizliktir...


« Yanıtla #15 : 02 Eylül 2010, 21:26:28 »

muhterem hocamın seminerlerini dinledim gerçekten veyizli ve bereketli sohbetlerdi ama hocam çok şaşkınız hocam bazı yazar ve alimlerin gecmiştede devlet adamları eleştirilmiş mesala said nursi işte abdul hamiti adnan menderesi bunu liderlere sorduklarında evet said nursi doğru söylüyor biz kendi görevimizi o da kendi görevini yapıyor demişlerdir
Bazı EVET ler hayır getirmiş onsekiz yıldan sonra ezanı yeniden orjinal haline getirmiştir
 Bazı EVET ler şer getirmiş kur,an kurslarını kapatmiştır
Bazı evetler şer olmuş halkının gözü önünde Ramazanda bardağı başına diklemiş koca cumhur reisi
Bazı evetler hayır olmuş dinime inancıma saygı duymuş Ramazan çadırı kurmuş insanlarla ekmeğini paylaşmış
Bazı Evetler şer olmuş iftar çadırını köpek barınağına benzetmiş köpekler için uygun olduğunu söylemiş. hocam bu sözler canımızı yakıyor bizi çok inçitiyor bizim verdiğimiz vergilerden maaş alıp benim dinime inancıma küfr ediyorlar. biz EVET demesek buda bir Vebal olmazmı Sabiha hocam yazıyı okumaz inşaalah bana kızacak hocam bildiğin gibi değil canımı çok sıkıyorlar sağım solum imansız dolu gride olsa bu kafirlerin inadına EVET Utngc
 
« Son Düzenleme: 03 Eylül 2010, 22:30:34 Gönderen: Amâk-ı Hayal » Kayıtlı

HAK-PERESTİM, ARZ-I İHLAS ETTİĞİM DERGAH BİR. BİR  NEFES AYRILMADIM  TEVHİDDEN ALLAH BİR...
BEN BENİ BİLMEM HAKİKATTE, SEN BİLİRSİN BENİ, BENİM BİLDİĞİM BİR TEK, ALLAH VE RASULÜDÜR...
iktibas
Bismillah
*

DUÂ: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #16 : 04 Eylül 2010, 16:21:26 »

selamunaleykum.
aslen muşlu ve 5 çocuk babası olarak doğunun tüm sillesini yedik.Asker geldi dayak attı,gece yarısı evlerimize yatak odalarımıza kadar girdiler. Doğunun mustazafları olarak çekmediğimiz eziyet kalmadı.Doğu halkları olarak evete hazırlanırken tüm müstazaflar birden bu bildiri çıktı karşımıza.
Bugüne dek oy kullanmadım. Kullanmayı da sizler gibi itikadi görmüyorum. İtikad nasıl bir şeydir? İtikad itikaddır.. İşine gelince içtihad olacaksa bu itikad mıdır? Bakıyorum "Boykot" diyenlerin burada tek somut birşeyi yok.. Herkesin tek derdi savrulmak. Savrulacak tipler varsa sen ne dersen de! Yine savrulacak.. Akp ile savrulma korkusu sarıyorsa bu bizim özgüvensizliğimizdir. En iyi okuyan en iyi düşünen en iyi tekvir edenlerimiz bile savruldu. Ne oldu? Savrulmanın derdi oy vermek mi? Yoksa iman ile ilgili mi? Bu kadar basit mi? Mesele Başörtüsü olsa yok mu diyeceksiniz? Yok diyecekseniz neden başörtüsü ile ilgili taleplerde bulunuyorsunuz? Yok eğer o zaman verebilirim diyeceksen olayın itikadlığı ile sisteme barışıklığı nerede kalıyor? Şunu da diyeyim.. Birileri bana yan gözle bakmasın diye galiba bende gitmeyeceğim. Çünkü bakıyorum burada yazılan yorumlar çok korkunç ve çok ezbere.. Sırf müslümanlara ters düşmüyeyim sırf aramızda husumet olmasın diye gitmeyeceğim. Oturduğu yerde rahat rahat insanları konumlandıranlara bakarsak iş zor. Çok yazık ediyorsunuz! Allah hepimizi affetsin. Bu arada dernek mernek vakıf vs. yerlerinizi de kapatmanızı tavsiye ediyorum.! Çünkü sisteme entegre olabilirsiniz!.


sabiha ateş alpat hanım sizin isminizi burda görünce malesef bu yazıyı yazmadan edemıyeceğim.Benim 5 çocuk var ortancı kızım muşta okurken öğretmen onlara roman okumalarını ve özetini sınıfta paylaşmasını ister.Kızımda sizin ZAMANIN ZEYNEBİ OLMAK kitabını okur.Özetini tahtaya kalkıp okuduğunda sınıftaki öğretmen dahil herkes ağlar.Çünkü o romanda doğu halkların ezilmişliği ve o garipliği görülür.Sizde bir doğulu olarak bizim derdimizi anlamınızı umarım.

Mesele itikatten görmek ne derece doğru.Eleştirmek tekfir etmek kolay ama gelinde doğuyu bir görün.Biz zulmün hafifletilmesi için ,mustazafların mahkemelerde adice yargılanmamsı için evet demeliyiz ama demiyecem.Evimde oturup tekfire muhatap olanlardan olmamak için .

içerik hakkındada iktibas ettiğim soruları size sormak isterim.
« Son Düzenleme: 04 Eylül 2010, 16:30:59 Gönderen: iktibas » Kayıtlı
iktibas
Bismillah
*

DUÂ: 1
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2


« Yanıtla #17 : 04 Eylül 2010, 16:25:59 »

1- çok uzun 2-Çok tekrar var 3-Bir hayli karışık 4-İmza sahipleri kendilerini temsil ediyorlarsa, kurum adı niye? Yok, kurumu temsil ediyorlarsa, kendi isimleri niye? 5-Bildiri kime? "İçeri"ye mi,"dışarıya" mı? Eğer içeriye ise, -ki öyle okunuyor- bütün ülkeyi ilgilendiren böyle bir durumda, dışarıya karşı bir 'iç tartışma' mesajı/görüntüsü dışında verilecek başka şeyler de olmalı değil mi? 6-Bildiri imzacılarının kendilerine verdikleri isim "Tevhidi"lik mi? Bu durumda mefhumun karşısındakiler, yani referandum konusundaki görüşlerinize katılmayanlar, hangi isimin sahipleri?! 7-"Oylamak" ile "onamak" aynıdır, demek tam bir indirgemecilik değil midir? Bu mantığın zorunlu yolu olarak ben de desem ki; (Oylamak tağutun yeni anayasasını kabul etmek oluyorsa) oy vermemek (buna bal gibi boykot denir. tabi bir de üşengeçlerden bahsedilebilir )hangi anayasayı oylamak(onamak demiyorum) oluyor. Buna 12 Eylül darbecilerinin anayasası dışında somut, reel bir karşılık göstermek mümkün mü? 8-'Evet' değil, 'hayır' değil derken kaygılarınız anlaşılıyor da, şu: tavrımız 'boykot' da değil diyorsunuz ya inanın bunu kimse anlamıyor.Hadi itiraf edeyim ben anlıyorum. Anlatayım; siz kimi 'tevhidi' olmayan (BDP'liler gibi) kişilere benzeme/benzetilme, onlarla aynılaşma tehlikesinden sıyrılmak istiyorsunuz. Böylece, fikirleri ile farklılaştığınız müslümanların eleştirilerinin de önü alınmış olacak!! Oh ne ala, siz oy vermemeyi kimileri ile aynılaşma olarak sunanlara "cevap" vermiş olacaksınız. Ama onların bizi "diğer"leri ile karıştırmayın demelerine, 'olmaz',eyleminiz benziyor siz de onlarla aynısınız diyeceksiniz. Bu açmazı ve çıkmazı da garip mi,garip bir söylemle "aşacak"sınız. Sahi, buna inanabiliyor musunuz? 9-Referandum, "cüz'i" değişiklik sunuyor derken bunun böyle olmasının sebebleri ve olayın müsebbibleri kim? 10-Strateji/metot içtihadidir diyenler tevhidin neresinde kalır?(iktibas)


cevapları verirde bizide bu dertten kurtarırsanız kardeşliğimiz adına memnun kalırız.
Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #18 : 05 Eylül 2010, 15:26:53 »

yazarlar, hocalarımızın ve stk tabanında çalışan kardeşlerimizin katılımıyla ciddi ve seviyeli bir ortamda referandumu münazara ediyoruz. Tüm kardeşleri bekleriz.
Katılımcılar bugünkü inşALLAH  yetiştirebilirsek Necmettin Irmak hocamız, gazeteci yazar Ahmet Turgut ulucak abimiz. stk temsilcileri ..
yarında diğer imza atan buyuklerimişzi ve evet diuyen stk temsilcilerini davet edeceğiz..


BUYRUN.http://www.ummetiz.biz/index.php?topic=17181.msg62908;topicseen#msg62908
Kayıtlı
Ahmed Kalkan
Bismillah
*

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #19 : 05 Eylül 2010, 23:07:33 »

Değişik sorulara ortak cevap vermeye çalışayım: Bildiri uzun olabilir. Değişik sorulara cevap olsun diye farklı arkadaşların istekleri ve bildiriye yazılmasını istedikleri cümleleri uzlaşarak koymanın uzunluğu ve sıkıntısı oldu. Önemli olan tevhidi ilkelerde ittifak etmekti ve yirminin üzerinde arkadaş fikirbirliğine vardı.
İslami kuruluşlara karşı çok sert değil misiniz? diye soruluyor. Allah'ın hükmünü Kur'an'dan yola çıkarak hatırlatma, alternatif hüküm koymaya kalkmanın vebalini belirtmek, reddedilmesi gereken tağutun anayasasını oyla desteklemek elbette ağır hükümlerdir. Herhalde böyle bir durumda güle oynaya cevap vermemiz ya da mesajın netliğine halel getireceğimiz tavizkâr tutum beklenmiyordur.
Olayın Rumların (Bizanslıların galip gelmesine mü'minlerin sevinmesi sorusuyla benzerlik kurmaya kalkmış aynı kardeşimiz. İslâm'ın ilk Mekke yıllarında inen bu âyetler, aslında Bedir savaşında mü'minlerin galip gelmesine sevinmeleri olarak âlimlerce anlaşılır. Sevinilen şey Bedir'de mü'minlerin galip gelmesidir. Ama Bedir zaferi zamanında Bizans'ın da zaferı çakışmıştır. (Bakınız Elmalılı Tefsiri). Yine mü'minlerin sevinmeleri, önce Bizans (Rumlar) mağlup olmuş, gücü büyük oranda kırılmış, süper güç olmaktan bu mağlubiyetle neredeyse çıkmış, hayli darbe yemişti. Sonra ikinci süper güç olan da yenilgiye uğrayacak, o da büyük darbe yiyip meydan İslam'a hazır hale gelecekti, mü'minlerin sevinmesinin sebebi bu idi. Biraz daha geniş olarak açıklarsak:
   İslamın karşısında ona tehdit teşkil eden iki büyük medeniyet vardır. Roma ve Sasani imparatorlukları.
Önce Rumlar yenilgiye uğruyorlar, Rumların yenilgiye uğraması sebebiyle Roma imparatorluğu büyük bir toplumsal ve sosyal yıkıma uğradı, zayıfladı. Daha sonra da Rumların Sasanileri yenilgiye uğratması ile, İslamın karşısında iki büyük tehdit olan iki büyük imparatorluk kendilerine büyük darbeler indirerek İslami fetihler için bir zemin teşkil etti.
Yani ayetten anlaşılması gereken müslümanların Rumların yenmesi sebebi ile sevinmesi değil, Rumların ve Sasanilerin birbirlerine darbe vurmaları neticesinde zeminin İslamın gelişip yayılmasına vesile olacağı sebebiyledir. Yoksa Romalılarda inanç yönüyle putperest ve müşriktirler. Allahın oğlu olduğuna inanan bir toplum müşriklerin en büyüğüdür.

Bu olayın günümüzdeki referandumla ne ilgisi var? Mü'minler Rumlara destek mi oluyordu? Yardım mı ediyorlardı? Onların ordularına mı katılıyorlardı? Sözgelimi onların milletvekili seçimi olmuş olsaydı, ya da anayasaları oylansa, referanduma tabi tutulsaydı, ashab, onlara destek mi olurdu? Kur'an bunun kapısını mı açıyor? Bakın, onca hüküm âyetleri varken, bir olayın nakledildiği ve hüküm olarak bize bir emir vermeyen bir âyetle spekülasyonlara gidilecek. Hiç benzeyen bir durum olmadığı halde oradan bir şeyler çıkarılmaya çalışılacak. Halbuki Kur'an'da nasıl hükmedilmesi gerektiği, kanun yapma hakkının kime ait olduğu, egemenliğin kimin hakkı olduğu, kimlere itaat ve destek olmamızın yasak olduğu net şekilde birçok ayette belirtilir.

   
« Son Düzenleme: 05 Eylül 2010, 23:14:46 Gönderen: Zeynepder2 » Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #20 : 05 Eylül 2010, 23:16:09 »

Allah Razı Olsun Hocam bunca yogunlugunuzun arasinda bizlere vakit ayirdiniz
Rabbim Size saglik, sihhat ,afiyet versin basimizdan eksik etmesin

Yazinizi renklendirip buyuttuk kardeslerimiz bu sekilde daha rahat okuyabilirler...
Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #21 : 05 Eylül 2010, 23:22:42 »

2.Soru:
Kara,Gri, beyaz tonlarla tevhidi düşünceyi açıklamanız ve gri tonu beyaza yakınlaştırmanız düşünsel bazda ne derecede temel ilkelerle örtüşür.
Hocam sizin yukardaki maddelerle olaya bakarsak tevhidin ruhunda ya beyaz yada kara vardır. Tevhid Gri bir ton diye 3.bir seçenek sunar mı? insana.
İnsan ya müslüman/ ya kafir değilmidir?

HOCAM kardeşimiz böyle bir soru sormuş..Bu konudaki görüşünüzü alabilmemiz mümkün mü?

Diğer kardeşimizde şöyle sormuş:Yıllarca başörtüsü eylemi yapıyorunuz,referandumda başörtüsüne evet onansa düşüncenizde gitmemek mi? olurdu...Şayet gitmemekse bunca örtü eylemi neden yıllardır yapılıyor..
Kayıtlı
Ahmed Kalkan
Bismillah
*

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #22 : 05 Eylül 2010, 23:47:37 »

Kara,Gri, beyaz tonlarla tevhidi düşünceyi açıklamanız ve gri tonu beyaza yakınlaştırmanız düşünsel bazda ne derecede temel ilkelerle örtüşür.
Hocam sizin yukardaki maddelerle olaya bakarsak tevhidin ruhunda ya beyaz yada kara vardır. Tevhid Gri bir ton diye 3.bir seçenek sunar mı? insana.
İnsan ya müslüman/ ya kafir değilmidir?
CEVAP: Elbette bir insan ya müslümandır, ya da kâfir. Ama Kur'an, bazen ara tonlardan da bahseder: Savaşmayı bilseydik biz de savaşırdık deyip savaştan kaçınanlara  Kur'an: "Onlar o gün, imandan çok kâfirliğe yakın idiler. Ağızlarıyla kalplerinde olmayanı söylüyorlardı. Halbuki Allah onların gizledikleri niyeti çok iyi bilir" buyrulur (3/Âl-i İmran, 167).
İnsan ya mü'mindir ya kâfir de, küfür çeşit çeşittir; cehennem yedi tabakadır. Allah'a ikinci bir ilah ortak olarak vermeden mesala riya gibi küçük şirkle ilgili günah işleyenle açıkça Hz. İsa'yı tanrı kabul etmek aynı değildir. İslam'a savaş açan bir tâğut veya zalim biri ile kendi halinde kimseye karışmayan bir gayrı müslim eşit değildir. Bir hıristiyan ile putperestin eşit olmadığı gibi. Az önce sorduğu soruda Rumlarla mecusilerin eşit görülmediği gibi. Nur olan, aydınlık olan beyaz renge uzaklığına göre diğer renkler kategorize edilir. En uzağına siyah denilecekse, beyaza yaklaştığı müddetçe grinin tonları olacaktır. Onlar beyaza yaklaştığı müddetçe mümkün ki hidayete de yaklaşmış olacaklar, siyaha yaklaştıkları müddetçe kalpleri mühürlenecektir.     

3.Soru:

A).sorumuzla aynı paraleldede gözükse içsel olarak partisel ve çıkarcı bir yaklaşımdan uzak parti mülahazasıyla değil vicdan, adalet ve hakkaniyet duygularıyla sandığa giderek askeri ve oligarşik putçuluktan bir nebzede olsa kurtulmalarında ne sakınca olabilir?
CEVAP: Askeri ve oligarşik putçuluğun anayasa değişikliğine oy vermekle yok olacağını mı iddia ediyorsunuz? Kur'an şirkin en büyük zulüm olduğunu söyler Lokman suresinde. Düzenin kendisi, anayasanın tümü şirkle ilgilidir. Ve büyük zulümdür. Demek ki anayasa değişikliğine evet denilince put sistemi kalkacak, kimseye putlara tapma dayatılmayacak. hangi maddeden yola çıkarak bunu iddia edebiliyorsunuz sevgili kardeşim? okullarda yine benzer ayinler yapılacak, heykeller ve resimler yine saygıyla eğilen halkı karşılayacak bayramlar, anıtkabir ziyaretleri yine sürecek. Allah'ın hükümlerinin tatbik edilmediği ve Kur'an'dan referans almayan anayasa ha bire bataklık gibi şirk üretecektir.
 
B) Militarist despot yapıların çözülmesi istikametindeki bu hayırlı gelişmeler her ne kadar da istediğimiz ölçüde olmasada ''Evet''demenin fıkhi ve akidevi ölçüde karşılığını ortaya koyarmısınız. Risalete ters düşecek müşahhas delilleri ortaya koyarsanız memnun oluruz.

CEVAP: kapsamlı bir soru. Nasıl özetleyebilirim? deneyeyim:
Bizim gönlümüzdeki anayasamızın ilk maddesi olan kelime-i tevhid, “lâ” ile, yani isyanla başlar. Tüm sahte ilâhlara, tâğutlara ve onların İslâm dışı düzenlerine isyan anlamı ve eylemi vardır tevhid mesajında. Yani, Allah’a isyan edenlere isyan! Bütün peygamberler bu anlamda kutsal isyan ateşini tutuşturan önderlerdir. “Andolsun ki Biz, ‘Allah’a kulluk edin ve tâğuttan (Allah’ın hükmüne isyan edip azgınlaşan ve insanları Hakk’a isyana zorlayan egemen şahıs ve anlayışlardan) kaçının diye (emretmeleri için) her topluma bir peygamber gönderdik.” (16/Nahl, 36)   

Peygamberlerin tevhid mücâdeleleri, yozlaşmış bir toplum içinde, bireyin nasıl seçkin ve kirlenmemiş bir hayat süreceği, onurlu bir direniş ve muhâlefeti nasıl ortaya koyacağı sorusuna verilen cevabın etrafını örmektedir. "İbrâhim'de, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır.” (60/Mümtehıne, 4) "Bir zaman İbrâhim, babasına ve kavmine demişti ki: 'Ben sizin taptıklarınızdan uzağım. Ben yalnız beni yaratana kulluk yaparım. Çünkü O, beni doğru yola iletecektir. Bu sözü, ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, insanlar (tevhid inancına) dönsünler." (43/Zuhruf, 26-28)
« Son Düzenleme: 05 Eylül 2010, 23:49:20 Gönderen: Zeynepder2 » Kayıtlı
Ahmed Kalkan
Bismillah
*

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #23 : 05 Eylül 2010, 23:48:19 »

İbrâhimî mirasa sahip çıkmak ve İbrâhim’i (a.s.) örnek almak demek; İbrâhim olup Allah’tan başka en çok sevdiğimiz “İsmâil”lerimiz ne ise onları Allah yoluna fedâ edebilmek demektir. Putlara, putlaştırmaya ve putçulara karşı tek başımıza da olsa mücâdele içinde olmak demektir. Âhiret ateşine atılmamak için dünya ateşlerinden korkmamak, ateşle imtihanı göze alabilmek demektir. Babamız ya da Nemrut gibi zâlim devlet reisi de olsa muhâtaplarımıza hakkı haykırabilmektir. Ne yapmıştı Hz. İbrâhim, bedeli ağır da olsa putları kırmış, putperestlerin yüzüne şöyle haykırmıştı: "Yuh olsun size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Siz, aklınızı kullanmaz mısınız?" (21/Enbiyâ, 67)

Muvahhid mü’minler olarak biz, bugünkü yapay kamplaşmanın tarafı olmamalıyız. Biz bu anayasa değişikliği cephesinde ne “evetçi” ne “hayırcı” olabiliriz. Hayırcı olmak; içinde despotizmle, askerî ve yargısal oligarşiyle, her iki cepheden ırkçı şovenizmle aynı kategoriye girmek ve hayırcı hayırsız koalisyona katılmak olarak damgalandırılabilir; “evetçi” olmak ise, düzeni güçlendirmek demek. Biz hakkın şâhitleri olmaya çalışan Hak taraftarı olmalıyız. Mevcuduyla ve değişecek şekliyle bu anayasaya evet demeyenleri nasıl ve hangi İslâmî ölçülere göre suçlayabilirsiniz? Veya yine, vahyi reddeden, hiçbir ilkesi Kur’an’dan referans alınmayan, anayasaya hangi şer’î gerekçeyle evet diyebilirsiniz? Biz hak-bâtıl farklılaşmasından, İslâm-küfür kategorisinden, tevhid-şirk eksenli bir ayrışmadan yanayız. Böyle bir ayrışma olduğunu da görmüyoruz.

“Anayasa değişikliğine evet demek, değişen maddeleriyle birlikte değişmeyen ilkeleriyle şirk anayasasını kabul etmek değil midir?” diye sorulsa, iknâ edici cevabımız var mıdır? “Evet oyu vermek; uzlaşmacılığı seçmek, demokrasiyi kabullenmek, kendisinin ya da bazı insanların, İlâhî kanunlara ters ana kanun koyabileceğini, bunların onaylanabileceğini kabul etmek demektir” dese birisi, ne cevap verilecektir? Anayasaya evet demek, mevcut anayasal düzene de evet demek anlamına gelmez mi?  Evet diyenlerin düzeni, anayasayı eleştirmeye ne kadar hakları olabilir?

“Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'ndan başkasını dostlar edinip peşlerine düşmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!” (7/A’râf, 3)

“Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların hevâlarına/arzularına uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratıp belâlarını vermek istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkmış fâsıklardır. Yoksa cahiliye hükmünü mü arayıp istiyorlar? İyi anlayan bir topluma göre, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?” (5/Mâide, 49-50)

Demokrasi, anayasa değişikliği, Ergenekon karşıtı söylemler, nutuklar… derken memleketin nasıl yönetildiğini unutuyor insanımız. Anayasayı, babayasayı kim takıyor bu ülkede? Hâkimler mi, yöneticiler mi, subaylar mı? Herkes Özal gibi açıktan söyleyecek değil ya: “Anayasayı bir defa çiğnesek bir şey olmaz” diye. Allah’ın hükmünü devamlı çiğneyenler, anayasaya tümüyle uysa ne olur, çiğnese ne olur? Politikacılar değişiklik metinleri hazırlasın, biraz anayasa mahkemesi müdahale etsin. Halka onaylamak düşsün. Sonra, yöneticilerin eline ülkeyi bununla yöneteceksin diye bir “kırmızı kitap” tutuşturulsun. MGK’da askerlerin isteğine ters bir görüş çıksın bakalım. Anayasa referandumu için bu kadar gürültüye bakan birisi, sanki bu ülke, anayasa ile yönetiliyor sanacak. Şu günkü yapı ile, baştan aşağı değişse ne yazar?  Bilmeyen yok, ama bilmezlikten gelmek âdet demek ki; bu düzeni anayasa yönetmiyor. Devrimlerine ve ilkelerine ters bir kanunun meclise bile getirilememesi, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif bile edilemez (nass hükmünde) giriş bölümleriyle, sistemi, öncelikle yattığı yerden Atatürk yönetir. Sonra silahlı kuvvetler, düzenin koruyucu ve kollayıcısı vasfıyla düzeni ve halkı yönetme hakkına sahiptir. Seçilmiş yöneticilerin (daha doğrusu perde gerisindeki fiilî yöneticilerin memurlarının) ellerine hemen, yönetim sınırlarını belirleyen ve anayasanın da anayasası şeklinde Kırmızı Kitap verilir. Milli Güvenlik Kurulu kararlarını, Genel Kurmay’ın isteklerini geri çevirme hakkına sahip değildir hiçbir hükümet; istedikleri zaman, hükümetlere ültimatom verir, yönettikleri bu ülkenin çıkarları icabı diye değerlendirdikleri kendi inanç ve yönetim anlayışları icap ettirdiğinde postmodern darbelerle istediklerini uygula(tı)rlar. Üçüncü sırayı bürokrasi alır ülkede. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, HSYK gibi sistemin içindeki bürokratlar hükümetin de üstünde bir konum arzederler. Amerika’yı, Avrupa’yı ve hatta İsrail’i; yöneticiler sıralamasında sonlara koymak büyük yanlış olur. Onlar istemeden onlarla ilişkide olan sistemin ve yöneticilerin karar alması, alsa bile uygulaması mümkün değildir. Daha sonra derin devlet gelir, JİTEM gibi askerî ve sivil örgütler vardır adı konulmamış yöneticiler arasında. Devletin içindeki derin devletle ilgili daha önceki yıllarda meclis araştırmalarında görev yapan Ersönmez Yarbay’ın basına verdiği bilgiye göre, bu ülkede Ergenekon tipinde tam yirmi beş tane benzer yapılanma vardır. Bunlardan biri tasfiye olsa ne olur, olmasa ne olur? Televizyon ve gazete ağırlıklı medyanın yönetimdeki etkinliği gelir sonra. Memleket, biraz ekranlardan ve gazete manşetlerinden yönetilip yönlendirilir. Sonra TÜSİAD gibi para babaları. “Egemenlik kayıtsız şartsız paranındır” bu sistemde. Değil mi ki, düzen kapitalist düzendir. Paranın yöneticiliği inkâr edilemez. “Paranın dini imanı olmaz” denilmesi biraz bununla ilgilidir. Kimse sormaz: “Madem dini imanı olmaz da, üzerinde Kemalizm dininin simgesi Atatürk resimleri olmadan niye para düşünülemez?” diye. “Para kazanmak için haram-helâl hükmü aranmaz” anlamında kullanılan bu söz, kapitalizmin, yani paranın, yani para babalarının yönetimdeki önceliğini gösterir. Uygulamaya bakıldığında, herhalde bu yönetme mücadelesinin içinde bulunan kesimlerin içinde (başında veya sonunda) “halk”ın olduğunu iddia eden bir kişi çıkmaz. En son sırada, bütün bu öncelikli yöneticilere ters düşmemek şartıyla halkın oy vererek yönetici olarak seçtikleri gelir. Onlar “miş gibi” yapar. Sekreterdir, memurdur. Demokrasi adlı tiyatroda; sahne arkasındakilerin emirlerini uygulayan sahne görevlileridir. Bu oyunda halk sadece seyircidir. Hükümet denilen kurum, yukarıda sayılan esas yöneticilerin çıkarlarını öncelikle hesap eder, onlara “hayır” deme hakkını kendinde gör(e)mez. “Kim kimin emrinde?” diye sorulmaz bu ülkede. Bilinir ki, hükümet resmen (kâğıt üzerinde) kendi emrinde olan Genel Kurmayı, bürokrat kesimi değil; onlar hükümeti ve sistemi yönetirler ve yönlendirirler. “Efendim, evet deyin, bütün bu yapı kökten değişsin, İslâmî ve insanî bir rejim gelsin…” Öyle mi, güldürmeyin insanı. Çocuk yerine konulmayı yeğleyin isterseniz; bitmeyen bir masalın bin birinci dinletisini tercih edin: “Aslında bunlar değiştirecekler, ama yavaş yavaş…”

“(Allah’ın indirdikleriyle hükmetmediği veya İlâhî yasalarla hükmedilmek istemediği için) zâlim olan kimse, o gün (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: ‘Keşke Peygamber’in gösterdiği yolu izlemiş olsaydım! Yazıklar olsun bana, ne olurdu filancayı kendime dost edinmeseydim! Kur’an bana ulaşmışken, beni (nasıl da ondan) saptırdı.’ Şeytan insanı yapayalnız ve çaresiz bırakır. Peygamber (şikâyet ederek) diyecek ki: ‘Ey Rabbim! Benim halkım (onların içinde, Müslüman olduğunu iddia eden bazı kimseler) bu Kur’an’ı (anlamını öğrenip hayatlarına geçirmek istemediklerinden) terk ettiler.” (25/Furkan, 27-30)



4.Soru:

Kişiselleştirmekten ziyade genel kabul gören icma anlayışıyla ortaya koyarsak:
Bulunduğumuz coğrafyada genel kabul görmüş fıkıh otoritelerinden sayılacak Hayrettin Karaman, Faruk Beşer,islami harekete yön vermiş kanaat önderleri, sosyolog,akademisyen ve hemen hemen tüm islami camialar bu hadiseye yaklaşımında kısmi oy vermenin sakıncası olmadığını söylerken, sizin imzanızında bulunduğu platforumdaki genç yazar adayları veya yerel dernekler göz önünde tutulursa arada sıkışmış cemaat gençleri sizce hangi cihede doğru kabule gider. Sizin yanınızda tevhidi red cephesi oluşturanların ilmi ve islami birikimlerini okuyucu göz önünde bulundurmaz mı?
CEVAP: Karşı cepheyi büyütmeye, bizim cepheyi küçültmeye çalışan cümleleriniz sizin taraflı baktığnızı gösteriyor. Kim genç yazar adayları: 60 yaşında ve 5-6 kitabı olan Mehmet Pamak mı, 65 yaşında kitapları olan Ferit Aydın mı, 63 yaşında 100'ün üzerinde tercüme ve telif eseri olan Harun Ünal mı? 56 yaşında yüzlerce makalesi ve on kitabı olan Ahmed Kalkan mı? Kitapları olan ve yüze yakın makalesi olan 50'ye yakın yaşı olan Ahya Aras mı? Emeklilik yaşına gelmiş kitapları ve çok sayıda makalesi olan A. Burak Bircan mı? 50'nin üzerinde yaşı olan yılların davetçisi Ali Kaçar mı? Elli yaş civarında dâva için koşturan Mevlüt Akbal mı? yaş ve tecrübe olarak üçümsediğin 40'ını geçmiş ve dava için saçlarını ağartmış Hüseyin Alan mı, Faruk Köse mi, en az yirmi senedir hanımlara yönelik hocalık ve davetle ilgili koşturan Sabiha Ateş Hanım mı, genç yazar adayları? Çala kalem yazdığın ve hiç de tanımadan küçümsediğin insanlar yanında seni ben hiç tanımıyorum. Bizi genç yazar adayı olarak suçlayana da bak hele. Yaşınız herhalde 60-70 olmalı, yazar adayı değil, yazarlığınız uluslararası tescilli olmalı. Siz böyle değilseniz ben sizi ciddiye almayacak mıyım? Ya da yanlış görüşleri olan bir profesörden mesela yaşını başını almış ilahiyat profesörü olmuş Zekeriya Beyaz'la kıyas yapıp seni küçük mü görmem gerekir? Bu ne kadar yakışık alır? Önemli olan kişinin yaşı veya makamı değildir. İki tane örnek vermişsin, ikisi de profesör. Demek ki İslam hakkında konuşmak için profesör mü olmak gerekiyor sana göre? Söz doğru olduktan sonra kim söylerse söylesin, alınır. Söz yanlış ise, kim söylerse söylesin reddedilir. Siz sözü söyleyene değil, söze bakın olur mu kardeşim.
Sevgiler, dualar... Rabbim razı olmayacağı adımlar attırmasın.  
 
« Son Düzenleme: 05 Eylül 2010, 23:50:21 Gönderen: Zeynepder2 » Kayıtlı
Ahmed Kalkan
Bismillah
*

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9


« Yanıtla #24 : 05 Eylül 2010, 23:54:32 »

Esselamu aleykum sevgili Zeynepderliler ve sevgili forum köşesini takip eden kardeşlerim.
Ben hasta bir adamım. Bu gece de mübarek bir gece. Sabaha kadar bu sorular ve cevaplar devam eder. Ben müsaadenizle izin almak istiyorum. Siz sorularınızı sorun.
Ben inşaAllah yarın cevaplamaya çalışayım. Zaten cevapla da ne kadar ne değişir, emin değilim. Ama madem cevaplamamız isteniyor, seve seve.
Bu andan itibaren artık zihnimi toparlamakta çok zorlanıyorum. Verimli cevap yazma imkânım giderek yok oluyor. İnşaAllah sorularınızı yarın cevaplamaya çalışırım.
Hepinize hayırlı geceler, Esselamu aleykum. 
                    Gecenizi Tebrik
Kur’an’ın indirildiği gece bin aydan hayırlı olduğuna göre, Kur’an’ı okumaya, anlamaya ve yaşamaya ayrılan bir günün veya gecenin de bin aydan hayırlı olduğu değerlendirilmelidir. Geceye inen Kur’an o zaman dilimini böyle yüceltirse, bizim hayatımıza inen Kitabımız, Kur’an’dan uzak yaşayan bin kişiden bizi daha hayırlı kılmaz mı? Biz de vahyi gönlümüze ve yaşayışımıza indirirsek, o zaman biz de bin insandan hayırlı oluruz. Böyle canlı Kur’an olmaya çalıştığımız gün ve geceler, takvim hangi tarihi gösterirse göstersin, bizim için bin aydan üstün Kadir gecesi olur. Kur’an’sız geçen gece ise hiçbir şekilde Kadir Gecesi olamaz. Kur’an’ın ilk nüzûlünün tam 1400. sene-i devriyesi olan bu geceyi, Kur’an’ın doğum gününü tebrik eder, Kur’an’la canlanıp dirilmemizi Rabbimden niyaz ederim.
Ahmed KALKAN     
« Son Düzenleme: 05 Eylül 2010, 23:56:38 Gönderen: Zeynepder2 » Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #25 : 05 Eylül 2010, 23:59:31 »

Hocam biz yazarken sizin yazdığınızla aynı anda oldu.Hakkınızı helal ediniz.rabbim gecenizi berektli ve hayırlı eylesin.inşALLAH  en kısa zamanda sizi ziyarete gelecek hayır dualarınızı alacağız.Rabbim size acil şifalar versin hocam.İnşALLAH  bu gece dualrımızın en güzel yerinde alacaksınız...
selam ve dua ile hocam.
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #26 : 06 Eylül 2010, 00:01:31 »

Aleykumselam Hocam
Allah Sizden razi olsun sifa versin
Hocam tesekkur ederiz Sizinde geceniz mubarek olsun,dualar musterek insALLAH
bildiride gerekceleri ile neler red edilmis acikca belirtilmis aslinda,kafasi karisan kardeslerimiz olmus anlasilan
insALLAH  sadece kafalarda ki sorularin aydinlatilmasi için sorulmus sorulardir zaten gerekli cevaplari Hocamiz verdi soru isareti kalmamis olsa gerek...

Hocamizi daha fazla yormayalim derim bu ümmetin O'na daha çok ihtiyaci var...
« Son Düzenleme: 06 Eylül 2010, 00:16:53 Gönderen: Zeynepder2 » Kayıtlı
Ubeydullah
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 55
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 569


~DİN NASİHATTİR~


« Yanıtla #27 : 06 Eylül 2010, 00:42:12 »

ALLAH RAZI OLSUN EBEDEN inşALLAH...
Rabbim tez zamanda acil şifalar versin hocamıza...
Hocamız her zaman ki gibi cok güzel acıkladı.
Konuyu bütünlemesine öyle güzel anlattık ki inanıyorum ki bir çok arkadaş hem bilgi olarak hemde imanını tazelemek adına faydalanacaktır.Bizleri safı belli inşALLAH tevhidi yolda yürümek HAKKA yaklaşmak dogru nerdeyse yönümüzü oraya çevirmek.Bütün taguti sistemlerin hepsine sadece "LA" diyoruz.
"Rabbim razı olmayacağı adımlar attırmasın."   Hocamızın duasına canı yürekten amin diyorum
herkese hayırlı geceler.
Kayıtlı

LailaheillALLAH
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #28 : 06 Eylül 2010, 00:54:29 »

saygı değer hocamız,Rahman razı olsun sizden ve tez zamanda Şafii adıyla tecelli etsin size ve ümmetin hastalarına.bu mübarek gece de bu yazınız akaid dersi gibi oldu.hatta gibisi fazla aynen öyle.Rahman sizi başımızdan eksik etmesin hocam.zeynepder2 bacımızın dediği gibi bu ümmetin size ihtiyacı var.Rahman Rabbim bizleri sırat-ı müstakim'e erdirsin ve ayaklarımızı orada sabit kılsın inşALLAH .
Kayıtlı
Mus'ab
Bismillah
*

DUÂ: 9
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 53


Ebu Muhammed Salih


Site
« Yanıtla #29 : 06 Eylül 2010, 01:49:45 »

Bismillah,

HANGİ KİTABA UYACAĞIZ

Değerli kardeşlerim başlık biraz askıda kalsada neden böyle bir başlık kullandığımı izin verirseniz açıklamaya çalışayım. Öncelikle ben burada bizlere destek vermeye gelen kıymetli büyüklerimiz gibi kanaat önderi değil, kendi çapında ALLAH Subhanehu ve Teala ve Rasulu(sav) den gelen emirleri yerine getirmeye çalışan bir avamım.

Şimdi geleyim dilimin döndüğünde derdimi anlatmaya.

Müslüman kimlik olarak kimin Anayasasına "evet" ya da "hayır" diyeceğiz. Referandumla önümüze konan bu Anayasayı 'evet' le onaylamakta 'hayırla' beslemekte günümüz tağuti sistemini kabul etmek değilmidir. Evet dediğimizde sistemin Kur'anına güzel ve benim hayat sınırlarımı belirleyebilecek düzeye gelir demiş, hayır dediğimizde ise gelecek yenilikler doğru değil eski anayasa hayat sınırlarımı daha iyi belirliyor demiş olmuyor muyuz? Bizler Kur'an dışında hangi kitap hakkında LA dışında bir görüş bildirebiliriz?

Güzide kardeşlerim Tevhidi düşüncenin tohumlarını kimliğine gömmüş bütün kardeşlerimiz hemfikirdir ki günümüz tağuti yönetim sisteminin kullandığı Anayasa ALLAH'a LA diyen kimselerin Kur'anıdır. Öyleyse Müslüman kimsenin refarandum diye tabir edilen bu asimile planını 'evet' ya da 'hayır' diye onaylaması mümkün değildir. Rabbimizin Kur'anda da belirttiği gibi küfür ehli de iman ehli de tek millerttir. Öyleyse Küfür milletinin Kur'anını onaylama yarışımız neden gerçekten algılamakta zorluk çekiyorum. Zamanın radikal abileri, kardeşleri -ki onlar tağutla hemhalliği kati olarak reddedenlerden oluyorlar ve genel ya da yerel seçim oyunlarında kesinlikle sandığa gitmeyenlerdir- malesef şimdi refarandumda dökülüyorlar. Hemde o kadar cesur bir şekilde savunuyorlarki bu izzetsiz düşünce yapısını Türkiye ve Dünyada hatırı sayılır takipçileri olan, 10 larca kitap ve 100 lerce makaleleri olan değerli büyüklerimizi geride kalmakta, günü yakalayamamakla suçluyorlar. ki bu oldukça üzücü.

ALLAH'ın bizlere yaradılıştan bu yana verdiği özgürlükleri tağutların elinden tekrar alabilmek için bu denli benliğimizden ödün verebilmemiz sadece ve sadece Şeytan (Aleyhillane) ve guruhunu sevindirmektedir. Nerede kaldı örnek olarak aldığımız Hz. İbrahim, Hz. MUHAMMED, Hz. Ali, Hz. Osman, Hz. Hüseyin,  Hz. Ebu Hanife, Şeyhülislam İbn Teymiyye, Seyyid Kutup, Hasan El Benna, Abdulkadir Udeh, Halid el İslamboli ve niceleri. Hangisi bizler kadar tavizkar bir tutum içerisinde benliklerini sadece biraz daha rahat yaşama uğruna sattılar?.

Hangimiz Nemrut'un karşısındaki Hz. İbrahim, Firavunun karşısındaki Hz. Musa, Mekke müşrikleri karşısındaki Hz. MUHAMMED, Haricilerin karşındaki Hz. Ali, İbn Ziyâd karşısındaki Hz. Hüseyin, Cemal Abdül Nasır karşısında li Seyyid Kutup, Enver Sedat karşısında ki Halid el İslamboli'ni gösterdiği iman örneklerinden birisini gösterme şerefine nail olduk ki şimdi onların attıkları adımlardan gerisin geriye dönmeye çalışıyoruz?

Güzide kardeşlerim referandum Müslümanları sistemin çarkında öğütme stratejisidir, bizim gibi görünen ancak tağut gibi yaşayan kimselerin bizi kendilerine benzetme çabası ancak bu şekilde meyve verebilecek ve tağut ALLAH nurunu tamamlayıncaya kadar biraz daha üstünmüş gibi görünecektir.

Bu referandumla verilecek haklar bizlere falah mı getirecek?

Asla ve kat'a ancak çoğu seküler, sistemin ekmeğine kendiisini zorunlu hisseden Müslüman bu soruya evet demektedir. İşte asıl yanılgıda burada dır. Ahzab suresi 36. ayette "ALLAH ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim ALLAH ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur. " demektir. Ancak bizler hala Onların dediklerini sanki günümüze uymuyormuşcasına yorumlama ve saptırma yoluna gitmekteyiz.

Değerli kardeşlerim bu konu hakkında gerçekten söylenek çok şey var lakin gecenin ilerlemesi ve zaman kısıtlılığı dolayısıyla daha sonra deva etmeyi düşünmekteyim. Son olarak Şehid (İnşaALLAH) Seyyid Kutup'un sözüyle izin isyorum: Eğer ALLAH kanunu ile mahkûm edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkûm olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. ALLAH'a şükürler olsun ki on beş sene cihad  ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben ALLAH yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda ALLAH'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır.

Rabbim ben'ci değil, MUHAMMEDi bir imanı hepimize nasib etsin. Amin.
« Son Düzenleme: 06 Eylül 2010, 02:26:33 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı

Hasan el-Benna diyorki:

"Eğer denilirse size, davetiniz neyedir? İnsanlığı neye çağırıyorsunuz? Cevabınız şu olsun! ALLAH Resulunun getirdiği İslama çağırıyoruz. Yönetimde Onun bir parçasıdır. Hürriyetse O nun farzlarından bir farzdır. Davetimiz işte bunlaradır. Bu doğrudan doğruya siyasettir diye itiraz edelerse Hayır! Bu İslamın ta kendisidir. Biz bu tür bölümleri,dilimleri bilmeyiz deyin. Şayet siz devrim davetçilerisiniz derlerse bunada şu cevabı verin. Deyin ki: Biz Hakkın ve barışın davetçileriyiz. Buna inanıyor ve bununla şeref duyuyoruz. Şayet siz bize karşı çıkar ve davetiğmizin yoluna durusanız bu durumda ALLAH kendimizi savunma hususunda bize izin vermiştir. Sizse zalim intikamcılar konumuna girmiş olursunuz. Bu kez çeşitli kişiler ve heyetlerden yardım görüyorsunuz diyebilirler size. Hemen cevap verin. biz yalnz ALLAH a inandık ve sizin sizin putlarınızı tanımıyoruz. Söyleyecek söz bulamayıp saldırgan bir tavır içine girecek olurlarsa, size selam olsun biz cehillerle ilgilenmeyiz ayetini söyleyip çekiliniz."
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: