Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Umutlarımı Kuşanarak Çıkıyorum HiRaMdAn!!!  (Okunma Sayısı 231 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
AzRa
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 111
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 824


cihad;imanın çekap'ı ... Şehadet çıkan sonuç


« : 16 Temmuz 2007, 08:06:26 »

Karanlığın dört bir yana çöktüğü, milyonların uykuya gömüldüğü, sabahın gelip gelmeyeceğinin bilinmediği bu gece yarısında merhaba dost. Saat şu an 01'e çeyrek var. Vakit gecenin tam ortası. Herkes uyumuş olmalı. İnsanın monotonlaşıp robotlaştığı kentte "qum!" diye gece kıyamına çağıran Rabbani kavlin sağaltıcı soluğuna karşılık verip, üzerine doğrulanlar var mı? Bilinmez. Ama gecenin hem korkuya, hem de güvene çaldığı, gazabın ve rahmetin eş-zamanlı olarak arzı kuşattığı muhakkak. Bense inadına kentin, gafletin ve güncel meşguliyetin; tüm yorgunluklarımı ardıma alarak, tüm acziyetimden silkinerek, cümle kalabalıklardan ve meşgalelerden koparak yol almaya çalışıyorum Rabb’e.

Her şartta "munîb" olan ve varlığa sığmayan ruhuma dar geliyor kent. Hele de gece olunca ve cümle "beşer" ler uykularına çekilince. Artık bir vuslattır sarar gönlümü, bir özlemdir sarar içimi, bir darlıktır sıkar göğsümü, bir hüzündür kuşatır da kuşatır ruhumu ve yüreğimi... Derviş olur kendimden geçerim, bülbül olur güle söylenirim, kuş olur kanatlanırım; zaman-mekan ve fizik zindanımı kırıp kırıp "Mirac"a soyunurum... Artık bir duraktır soluklar; nefes alıp vermeye korkarım, yolda kalacağım diye... Vakıa ötesi tarihsel-güncel, dalışlar yapar, zulüm görmüşler ile karşılaşırım: "de bira, bu haliniz nedir looo! üzerinizden inmeyen bu kırbaç, bu zincir, bu istibdat nedendir?!." Cevap veren yok. Mustazaflar dinmez bir uykudalar. Artık uyku-uyuşukluğa o derecede alışmışlar ki üzerlerindeki kırbacın acısını bile hissetmiyorlar. Çaresizce döner zirveleri tırmanırım, nice nice zulüm ve gaflet konaklarını gezinip oyuklarıma kapanırım... Artık ruhum hüzünden bir deniz, göz pınarlarım ise toprağa açılan ırmak... Sızım sızımım artık... Artık durmadan çağıldamaktayım... Hüzün ırmağının hüzünsel ve coşkusal dalgalarında... Bir sevince, bir hüzüne çalar gönlüm; yüreğim umut ve korkunun ikircikli, tedirgin ve ürperten yelkenlerinde yol alır... Yüreğim bir deryaya dönüşüp med-cezirlerde boğuşur... Artık yorgunum, takatsizim ve kendimde değilimdir artık.... Artık cümle duyuşlar donakalmıştır. Ruhum aciz düşmüş ve azrailine amade olmuştur... Sonra kendime gelirim ansızın yeniden... Yüksek bir zeminden düşer gibi... Feza boşluğunda rüzgara yakalanmış gibi... "Burak" hızında ve "Mirac" durağında... Rüzgar kadar hızlı ve rüzgar kadar sonsuz bir yürüyüşle… Sağa sola çarparak... Her şeye tanık olarak eser, eser, eserim... Ruhum artık fırtına, fırtına artık kontrolsüz bir dalga... Sonra şafağa an kala kumsala vurduğumda nihayet yavaş yavaş diner, teskin olurum suveyş suveyş... Derken gözlerimi açtığımda artık bilinç halindeyim... Şuurum kendisini toparlarken, zihnim "mirac"ını anlamlandırma çabasında, ruhum takatsiz ve tahayyülüm çakılı... Varlık ve yokluk, hayret ve dehşet, fizik ve metafizik, tarih ve günce, yöresel ve küresel, ekolojik ve kentolojik konaklarda gezindiğimi, nice nice zulümlere, tuğyanlara, baskı ve katliamlara tanık olduğumu, nasıl olur da müdahale eden birilerine rastlamadığımı, zulmün, keyfiliğin, başıboşluk ve sinikliğin nasıl olur da alıp başını gittiğini, ana gözyaşlarını, bacı ağıtlarını, yürek yakan mus'tazaf feryatlarını, bebek çığlıklarını, kulak patlatıcı iniltilerin arzdan arşa doğru yükseldiklerini, hiç bir çığlığın arzdakiler tarafından karşılık bulmadığını, hiç bir uyarının dikkate alınmadığını, hiç bir feryadın umursanmadığını, insan denen bir varlığın ne derece katılaşmış, vicdan denen bir olgunun ne kadar kararmış, Adem ve Havva çocuklarının ne denli kör, sağır ve dilsiz olmuş olduklarını belleğim bana anımsatıyor, vahye teslim olmuş zihnim bana yorumluyor ve ruhum dehşet içerisinde donmuş olarak potasına alıyor bu sahneleri... Hüzün pınar olup gözlerimden fışkırıyor... Göz yaşlarım ademoğlunun arınmasına yetmiyor...


arkadaşım!

ben neler gördüm arkadaşım,

arkadaşım!

biz neler gördük arkadaşım,


............................ve sonra ölgün kentte, diriltici mesajlar, Rabbani bildirim ve esinletici kavller can sunar yine ruhuma. Tüm ölgünler adına dirilirim, cümle insanlar adına kıyama durarım; şeytana, şeytanlaşmış beşere, zulme ve ifsada, küfre ve şirke, cümle tağut ve müstekbirlere karşı "Allah'ın adıyla" "tüm vicdanlar adına"... üzerime doğrulur yola koyulurum... "Sadece bir insan" umudu, içimde "tüm adem çocukları adına taşıdığım kollektif ve evrensel bir sancı"yı anlamlandırmak ve donanımlı bir yürekle dönüp koyulabilmek için kavgaya, Hira'ma çekilirim. Şafağa an kala son defa Hiramdayım. Son hazırlıklarımı görüyor ve son defa geziniyorum arzda.

"O'ndan geldik/ dönüş O'nadır yiğit/ Rabb’ının övgüsü/ Sanadır yiğit/ Sızım sızım sızlar/ Yüreğim/ Yiğit/ El-alem uykuya / Daldığı zaman"…

Derken bu kez umutla bakıyorum tan yerine. Oradan doğan ışık direnen, üzerine doğrulan, boy vermiş bir ekin gibi dal budak saçan birilerini işaretliyor. Artık şafak doğdu dostum ve ben cümle umutlarımı kuşanarak onlara karışmak için çıkıyorum Hiramdan.*

haşem ay
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: