Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslami Kuruluşlardan Referanduma Aktif Destek Kararı  (Okunma Sayısı 1069 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« : 13 Ağustos 2010, 10:06:46 »

İslami Kuruluşlardan Referanduma Aktif Destek Kararı
12.08.2010 14:58     
İstanbul-Fatih’te bulunan Ali Emiri Efendi Kültür Salonu’nda bir araya gelen çeşitli İslami kesimler ortak bir basın açıklaması yaparak referandum karşısında takınacakları tutumu kamuoyuna deklare ettiler.
Şartlı destek kararının çıktığı toplantıda kuruluş sözcüleri de teker teker söz alarak destek gerekçelerini ortaya koydu ve sandığa gidilmesi çağrısında bulundu.

"Despotizmi Geriletecek ve Özgürlükleri Genişletecek Değişiklikleri Destekliyoruz!" yazılı bir pankartın açıldığı ve Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Cüneyt Sarıyaşar'ın yönettiği toplantıda ilk olarak basın bildirisi okundu. Basın açıklamasının ardından kuruluş temsilcileri birer söz alıp referandumun önemine dikkat çektiler ve desteklerini gerekçelendirdiler.

İkram Soltan / İMH:

İlk olarak İMH'den İkram Soltan referandumun önemi üzerinde durarak bunun seçkinlerin gayri meşru iktidar alanlarını daraltacak değişiklikler içerdiğini söyledi. Türkiye'de yaşanan son gündemlerin de tekrar gösterdiği üzere bürokratik oligarşinin iktidar hırsından vazgeçmediğini ve imtiyazlarının muhafazasına çalıştığını kaydeden Soltan, referandumun öncelikli olarak bu yapıyı gerileteceğini ve ikinci olarak da atanmışlara karşı seçilmişlerin elini güçlendireceğini belirterek bu sürecin olumluluklar taşıdığını ve bu nedenle aktif olarak desteklediklerini ifade etti.

Hasan Hafızoğlu / AKABE VAKFI:

"Türkiye bu oylamayla kendi kaderini oyluyor." vurgusuyla konuşmasına başlayan Hafızoğlu, bu süreç sonunda halkın ya vagon ya da lokomotif olacağını söyledi. Anayasa değişiklik paketinin kısmi açılımları içerdiğini ve hakların iadesi anlamına geldiğini belirten Hafızoğlu, Akabe Vakfı olarak kendilerinin bu süreci desteklediklerini ve kitlelerine de sandığa giderek evet oyu kullanmalarını istediklerini ifade etti.



Burhanettin Can / AKV:

Kuruluşundan bu yana Türkiye Cumhuriyeti'nde ana bir tezadın bulunduğunu belirten Can, sistemi kuran asıl kadronun İttihat Terakki olduğunu ve darbeler sonucunda yapılan bütün anayasaların da sistemin topluma dayatmak istediği ideolojik kimliği merkeze aldığını söyledi. Anayasaların halkın inanç değerleriyle uyumsuzluğuna dikkat çeken Can, bunun sürekli bir çatışmayı beraberinde getirdiğini belirterek sistemin merkezi pozisyonunda olan "resmi merkez"in daima dış güçlere yaslanarak çevreden oluşan "ağırlık merkez"ini sindirmeye çalıştığını kaydetti. Ağırlık merkezinin parlamentoda temsil imkanı elde etmekle birlikte sürekli resmi merkezce kontrol altında tutulduğunu ve kontrolden çıktığı sinyali verdiği anlarda da darbelere muhatap olduğunu belirten Can, Türkiye'deki bütün anaysalar da dahil olmak üzere Ergenekon çetesinin de, Bayloz, Kafes vb. eylem planlarının da merkezinde çevreyi sindirmek olduğunu söyledi. Buradan hareketle Anayasa değişiklik paketinin bütün yetersizlikleriyle birlikte hesaplaşmanın sembolik bir adımı niteliğinde olduğunu kaydeden Can, kurum olarak bu yüzden aktif olarak destekleyeceklerini ifade etti.



Mehmet Şahin / Fatih Akıncıları:

Müslümanlar olarak sosyal-siyasal gelişmelere karşı müteyakkız, ilgili ve bir tutum sahibi olmalarının önemini vurgulayarak sözlerine başlayan Şahin, bunu yaparken İslami ilkeler ve kimlikten kopmamanın önemini ifade etti. Özellikle de 12 Eylül mağdurları olarak darbe anayasasını onaylamalarının mümkün olmadığını ve İslami ilkeler açısından ise zaten mevcut anayasayı hiçbir şekilde onaylayamayacaklarını belirten Şahin, "Müslümanlar olarak nihai talebimizin anayasanın tamamen değiştirilmesi ve Müslüman halkın değerlerine, adalete ve insan haklarına dayalı yeni bir anayasanın oluşturulması olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Ve belirtmek isteriz ki hiçbir şartta bu hedefimize doğru yürümezlik etmeyiz." Şahin müteakiben mevcut referandum sürecinin çeşitli olumluluklarına dikkat çekerek şunları söyledi: "Tavrımız evettir ama bu kerhen bir evettir. Bu mevcut anayasayı bir bütün olarak kabul ettiğimiz anlamına gelmemelidir. Biz bunu askeri vesayet rejimine ve onun muhalifleri muhatap alan kesintisiz baskılarına karşı bir gedik olarak görmekte ve bu nedenle desteklemekteyiz."


Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #1 : 13 Ağustos 2010, 10:06:57 »

 
Burhan Kavuncu / Özgür-Der:

Toplantıda Özgür-Der adına söz alan Burhan Kavuncu esasen mevcut anayasanın tamamına karşı olduklarını belirterek çünkü bu anayasanın birinci olarak seküler-laik karakterde olduğunu ve ikinci olarak da ırkçı bir yapı arz ettiğini söyledi. Anayasadaki değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez zırhının ise doğrudan bir tuğyanı, ilahlaşma iddiasını içerdiğini kaydeden Kavuncu, Özgür-Der olarak kendi tutumlarının mevcut sisteme ve onun anayasasına karşı devrimci bir duruş olduğunu söyledi. Değişiklik paketinin ise önemli değişiklikler içermekle birlikte düzenin resmi ideolojik özüne yönelik bir dokunma gerçekleştirmediğini kaydeden Kavuncu, yine de mevcut haliyle özellikle de yargı bürokrasisine karşı ciddi mevzi kazanımlar içerdiğini ve bu nedenle kendilerinin aktif olarak destekleyeceklerini söyledi. İki temel nedenden dolayı değişiklikleri desteklediklerini belirten Burhan Kavuncu; "İlk olarak 367 saçmalığından Meclisi fiilen bitiren başörtüsü ile ilgili iptal kararına, ülkeyi siyasi parti mezarlığına dönüştürme tutumuna kadar verdiği sayısız Anayasa Mahkemesi'nin mevcut haliyle Kemalist bürokratik oligarşinin kılıcı işlevini yüklendiğini ortaya koymakta; ikinci olarak muhalifleri tasfiye etmek, Ergenekon davasını yürüten hakim ve savcıları sürmek, darbe çetelerini soruşturanları açığa almak, askere dokunanı meslekten ihraç etmek gibi icraatlara imza atan HSYK'nın yargıda nasıl bir kast sistemi teşkil ettiği de ayan beyan ortada; bu yapının kısmen de olsa değişmesi, otoriter zihniyet ve işleyişin bir nebze dahi geriletilmesi imkanını sağladığı için değişiklik paketini destekliyoruz."

Hüseyin Özhazar / Anadolu Platformu:

Anayasa sorununun Türkiye'nin tarihi sorunu olduğunu belirten Özhazar, sorunun temelinin de anayasa yapıcılarının halkın inanç değerlerine yabancılıklarından kaynaklandığını söyledi. Bu özelliği dolayısıyla Türkiye'deki bütün anayasaların devşirme bir nitelikte olduklarını kaydeden Özhazar, gelinen noktada AK Parti'nin öncülük ettiği Anayasa değişiklik paketinin önemsenmesi gerektiğini, bunun halkın ve muhaliflerin lehine olduğunu ve bu yüzden aktif olarak desteklenmesi gerektiğini söyledi. Bunun ise uzun vadede özgürlükleri, halkın İslami değerlerini ve adaleti gözeten ideal anayasa çalışmaları ve buna yönelik mücadelelerinden Müslümanları alıkoymaması gerektiğini sözlerine ekledi.



Basın açıklaması Mazlumder Genel Başkan Yardımcısı Cüneyt Sarıyaşar'ın referandum sonrasında da hak ve özgürlüklerimizin takipçisi olma kararlılığını devam ettirecekleri temennisiyle sona erdi. Sarıyaşar konuşmasında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri 2 temel yanlışın devam ettiğini belirtti. Bunlardan ilkinin Müslüman kimliğin görünürlüğüne yönelik düşmanca tavır olduğunu söyleyen Sarıyaşar, ikincisini ise Türk kimliğini etnik bir mensubiyete indirgeyerek Kürt halkına zulüm edilmesi olarak ifade etti. Cüneyt Sarıyaşar, bütün kesimlere ve kimliklere yapılan yanlışlıkları düzeltecek ve özgürlüklerini verecek bir anayasa yapılana kadar taleplerinde ısrarlı olacaklarını söyledi.



Ortak açıklama:

Darbeci Bürokrasiyi ve Yasakçı Yargıyı Geriletecek

Özgürlükleri Genişletecek Değişiklikleri Destekliyoruz!

Türkiye, 12 Eylül 1980 darbesinin 30. yıldönümünde yapılacak referandumla yeni bir sürecin evresinde bulunuyor. Bugüne kadar neredeyse hiçbir değişime uğramayan 82 Anayasası'nda 26 maddelik bir değişiklik halkın onayına sunulmaktadır.

Anayasa değişiklik paketinin referanduma gitmesini engelliyemeyen vesayet bürokrasisi ve ona eklemlenen siyasi mekanizmalar, "hayır" kampanyalarıyla bu paketin reddedilmesi için yoğun uğraş veriyorlar.

Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkından, sendikal özgürlüklerin genişletilmesine, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesinden, yüksek askeri şura kararlarının yargı denetimine açılmasına ve yüksek yargı kurumlarının seçim mekanizmalarının temsil kabileyitini artıracak istikamette değiştirilmesine imkan tanıyan bu paketin kabulü halinde bile, Türkiye'nin anayasa sorunu tam anlamıyla çözümlenmiş olmayacaktır.

Türkiye'nin etnik, milliyetçi ve ideolojik dayatmacı bir anayasa sorunu vardır. Anayasalar toplumda bulunan tüm kesimlerin taleplerini karşılayan TOPLUMSAL SÖZLEŞME'ler olmalıdır.Oysa 1924 Anayasası, 27 Mayıs Anayasası, 12 Mart değişikliği, 12 Eylül Anayasası hepsi ya askeri darbelerin ürünü yada toplumun taleplerini gözetmek yerine resmi ideolojik kimliği topluma dayatan jakobenlerin ürünüdür. Bu anayasaların hiç biri normal şartlarda ve serbest bir ortamda; siviller tarafından yapılmamıştır. Bu anayasalar seçilmişlerin iktidar alanını daraltmak esası üzerine kurgulanmıştır.

82 Anayasası TBMM'yi yani halkın seçmiş olduklarını, dolayısı ile resmi ideolojisini dayatarak tüm toplumu vesayet altına almıştır. Hem siyaset yapıp, hem de siyaset üstü kabul edilen kurumların varlığı, Türkiye'nin en önemli açmazıdır. Ülkemizde asker ve yargı tam bu konumdadır.Temsile dayalı sisteme kuşkuyla bakan bir anayasanın, görevleri olmadığı halde siyaset yapan kurumlara tanıdığı imkanlar vesayet sisteminin derinleşmesine neden oluyor.

Siyaset yapmaması gereken kurumlara siyaset yapma imkanı veren anayasa, siyaset yapması gereken kuruluşların ise alanlarını daraltmaktadır.

Anayasalarda, özgürlüğün kural, özgürlüğe getirilen kısıtlamaların ise istisna olması gerekir. 82 Anayasası'nda ise, neredeyse özgürlükler istisna tutulup kısıtlamalar kural haline getirilmiştir.

Halka güvenmeyen ve onun tercihlerine kuşkuyla bakan bir devlet anlayışı, ülkemizdeki sorunların derinleşmesinde önemli bir etkiye sahip. Siyasal iktidar ve devlet iktidarı olarak bölünmüş bir devlet yapısı kabul edilemez.

 Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bugüne kadar yaşadığı tarihi, bu ikili iktidar yapısının oluşturduğu sorunların tarihi olarak da okunabilir. Son 7-8 yıl içinde, siyasal kriz olarak nitelenen bütün olayların vesayetçi bürokrasinin hukuksuz bir şekilde inşa ve işgal ettiği iktidar alanını kıskançlıkla korumasından kaynaklandığını görüyoruz. Dolayısıyla Türkiye'nin sorunlarının önemli bir kısmının kaynağı olan bu ikili iktidar yapısına son verilmesi gerekmektedir. Halkın temsil yetkisi verdiği insanların, hukukun sınırları içinde kalmak kaydıyla, müdahil olamadıkları hiçbir iktidar alanının olmaması gerekir.

Buraya kadar saymış olduğumuz ve burada ifade etmediğimiz sorunların halledilebilmesi için atılacak en önemli adımlardan bir tanesi yeni bir anayasanın yapılmasıdır. Yeni anayasa bugüne kadar yaşamış olduğumuz sorunların hallinde önemli bir girişim olacak; hem de darbe anayasalarına mahkum olma ayıbından bizi kurtaracaktır.

Ancak, bir kısım seçilmişlerin siyasi planları ve statükodan yana tavır almaları sebebiyle bugünkü meclis aritmetiği yeni bir anayasa yapmaya imkan tanımamaktadır. Bütün şartlar zorlanarak 26 maddelik bir Anayasa değişikliği paketi meclisten ancak geçirilebilmiştir…

12 Eylül 2010'da halkın oyuna sunulacak bu değişiklik girişimi bugüne kadar yapılan değişikliklerden daha kapsamlı ve vesayet sisteminin kurumsal yapılarına müdahale eden bir mahiyet arz etmektedir. Bu müdahalelerin ve değişikliklerin ona asla özgürlükçü bir anayasa özelliği kazandırmayacağını da biliyoruz. Ve halkın egemenliği söyleminin slogan olmaktan öteye geçmesi için, anayasanın halk iradesine ipotek konulmadan tam bir serbesti ile yapılması gerektiğine de inanıyoruz.

Biz aşağıda ismi yazılı olan kurumlar anayasa değişiklik paketine bu çerçevede "evet" diyeceğiz. Çünkü bu anayasa değişiklik paketinde sendikal hürriyetlerin genişletilmesi, kamu denetçiliği kurumunun ihdası ,Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolunun açılması, seyahat hürriyetinin genişletilmesi, özel hayatın masumiyeti, sivillerin askeri mahkemede yargılanmasına son verilmesi ve benzeri konuları düzenleyen maddeler, eskiye nazaran genellikle daha iyileştirilmiş ve insanların hayatlarına olumlu etkileyebilecek bir şekilde düzenlenmiştir.

Cumhurbaşkanının kurumlara üye seçiminde TBMM'den daha güçlü kılınması gibi bize göre eleştirecek yönleri olmasına rağmen, bu değişikliğe "evet" diyoruz. Çünkü bu değişikliklerin vesayet sisteminde gedik açan önemli düzenlemeler ihtiva ettiğini ve daha özgürlükçü bir anayasanın önünü açtığını düşünüyoruz. Bu gerekçeyle vesayetçi bürokratik yapıyı gerileteceğini, halkın özgürlük alanını da genişleteceğini düşündüğümüz değişiklikleri destekliyoruz.     

Bizler bu paketi destekliyoruz, çünkü; kapalı devre seçim sistemiyle üyelerini belirleyen HSYK ve Anayasa Mahkemesi gibi vesayet kurumlarının yapısının değişmesini istiyoruz. Tüm toplum kesimlerinin taleplerini karşılayan, sivil, özgürlükçü, ve adaleti tesisi önceleyen TOPLUMSAL SÖZLEŞME niteliğinde bir anayasa talebimizi tekrarlıyoruz.

AKABE VAKFI - ANADOLU PLATFORMU - AKDAV - ARAŞTIRMA KÜLTÜR VAKFI - FATİH AKINCILARI DERNEĞİ - HİKMET VAKFI - İHH İNSANİ YARDIM VAKFI - İNSAN VE MEDENİYET HAREKETİ - MAZLUMDER
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #2 : 13 Ağustos 2010, 10:08:36 »

SİZ KARDEŞLER NE DİYORSUNUZ?Huh???
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #3 : 13 Ağustos 2010, 10:34:43 »

Ben müslümanlardanım " diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
ayetini muhatap alan insanın artık bu ayete uygun hareket etmesi gerekir. müslümanım diyorsa insan kendisini her anlamda ALLAH'a teslim etmelidir. özünü yzünü ALLAH'a dönmelidir.

şimdilerde referanduma evet denmesi gerektiğini söyleyen bilgisi bizlerin kat be kat üzeerinde olan büyüklerimizin kardeşlerimizin nasıl bu sonuca vardıklarını anlayamıyorum.

ALLAH resulunun hayatını birçok siyerden okumuş yada dinlemişizdir. mekkede müşriklerin tüm tekliflerine hayır diye resul kabul edemezmiydi teklifleri .

ben anlayamıyorum son zamanlarda evet diyenleri.anlayan varsa anlatsın lütfen







Kayıtlı

MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #4 : 13 Ağustos 2010, 11:59:27 »

Bazı yazarların refanduma evet  demeyi, demokratik sisteme ve onun yasalarına evet, islami sisteme hayır demek olarak algılamalarını anlamakta zorlanıyorum.Elhamdülillah bugüne kadar oy kullanmadım, kullanmayacağımda.( bir toplum kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe, Allah’ın o topluma bahşettiği nimeti değiştirici değildir..)
Partilerin islam adına ortaya çıkarak ne kadar islama faydaları! dokunduğunu çok gördük görmeyede devam ediyoruz.En güçlü halk desteği ile iktidara gelen İslamcı! bir hükümet 8 senede ne kadar yol aldı hepimiz şahidiz.Bırakın sistemin/yasaların islami yönde düzeltilmesini (islami söylem ile yola çıkan hiçbir partinin böyle bir amaçları olmadığı biliyoruz) en temel islami haklarımızı dahi iade edemediler.Meclis çatısı altında kanun çıkarmak, çıkarılan kanunların şeri sisteme aykırı  olması, parti çalışmasının sürekli uzlaşı arayışı içerinde olması, işin ucunda oy kaybetme endilesi olması, benim açımdan bu çalışmadan uzak durmak için yeteli sebebtir.
Gelelim refarandum meselesine: Öncelikli olarak refandumda 20 kanun değişip yerine yenileri gelecek ve halka bu konuda kararı siz verin diyorlar.Bir müslüman olarak eğer değişecek kanunların yerine gelecek olanlar islami açıdan sorunlu değil, müslümanların ve de diğer insanların lehine olacaksa hangi gerekçe ile uzak duracağız?
refandumda evet dediğimizde laik/kemailist sistemin bir üyesi, destekçisi durumunamı düşeceğiz? partilere oy verip çıkarttıkları kanunlara müdahil olamamak ile değişecek kanuna direk müdahil olmanın hükmü aynımıdır?

Bu ülkede imam hatiplerin önündeki engeller kaldırılsın, başörtüsü bu ülkede sorun olmaktan çıkarılsın, karma eğitim kalksın ve kuran eğitimindeki yaş sınırı kaldırılsın, mecburi askerlik kaldırılsın....şeklinde dile getirlin problemler nasıl düzeltilecek? aslında bunları ifade ederken bu türdeki kanunlar değişsin demiş olmuyormuyuz?

Bazen geçmişteki söylemler ifade edilerek sizde değiştiniz deniliyor, bazen geçmişte biz hata yapmıştık doğrusu bu denilerek geçmiş kötüleniyor.Malesef Türkiyede o kadr çok ses o kadar çok görüş o kadar çok imam varki, kafalarımızın karışmaması imkansız gibi.Özelliklede radikal olarak ifade edilen camialar arasında fikir ayrılıkları, tekfircilik, diğerini beğenmeme, ben doğruyum vs anlayışı her geçen gün daha da artmakta.Az olsun benim olsun, bir tek doğru benimdir gerisi yanlıştır anlayışı insanların içlerine sinmişte farkında değiller.

Oy verene tağutu destekledin, oy vermeyene sen müslümanların maslahatına aykırı hareket ettin, islam düşmanlarını destekledin ...
peki ne yapsın bu vatandaş?

« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2010, 16:25:27 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #5 : 13 Ağustos 2010, 12:58:51 »

Anlayamiyorum..Sonucta yapilacak olan yeni bir anayasa degil mi?beseri bir anayasa....
Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #6 : 13 Ağustos 2010, 13:11:47 »

Anlayamiyorum..Sonucta yapilacak olan yeni bir anayasa degil mi?beseri bir anayasa....

İslami anayasayıda beşerler yapacaktır.Anayasayı kimin yaptığı değil neye göre yapıldığı önemlidir.Bizlerin partilere oy vermekten imtina etmemizin nedenide ticaret, aile, miras vs.. gibi konularda Allah cc emirlerinn değil insanların kendi belirledikleri kanunları uygulamalarıdır.
Refarandumda insanların önüne paket yasalar gelecek, bu yasalarda islama aykırı kanunlar var ise zaten gündeme dahi alınmaz.Fakat değişecek olan kanunlar devleti babalarının malı gibi kullanıp istedikjleri zulmu kimseye hesap vermeden uygulayan zümrenin ellerinden bir takım imkanların alınmasıdır.

şuan evet diyende hayır diyende boykot edende sistem içerisnde hareket etmiş olacak.Bu durumda müslümanların ve insanların yararına olanı gözetmek gerekir.Refaranduma evet demek Ak partiye oy vermek değil, ülkenin geleceğine cüzüde olsa yön vermektir.
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2010, 16:28:30 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #7 : 13 Ağustos 2010, 13:39:59 »

islami anayasayida beseriler yapacak demissiniz de özü islam kanunlari olmayacak mi?

her neyse fikir sorulmus beyan ettik zaten yurtdisinda oldugumuz icin kullansak mi kullanmasak mi gibi bir sorunumuz yok?eger vatanimizda da olsaydik kullanmazdik..
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2010, 13:56:17 Gönderen: Zeynepder2 » Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #8 : 13 Ağustos 2010, 13:49:22 »

düşüncelerınızı beklıyoruz buyrun
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #9 : 13 Ağustos 2010, 14:05:27 »

islami anayasayida beseriler yapacak demissiniz de özü islam kanunlari olmayacak mi?

her neyse fikir sorulmus beyan ettik zaten yurtdisinda oldugumuz icin kullansak mi kullanmasak mi gibi bir sorunumuz yok?eger vatanimizda da olsaydik kullanmazdik..


Kardeşim siz genede oy vermeyin bu düzene ve bu düzenin oyunlarına. İnşALLAH  şimdi şahsımızın fikrini yazacağız.
Kayıtlı
AhVa
Elhamdülillah
**

DUÂ: 13
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 122



« Yanıtla #10 : 13 Ağustos 2010, 14:16:36 »

kafam karıştı iyice
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #11 : 13 Ağustos 2010, 14:21:22 »

islami hareketlerin geldiği sürece baktığımızda acınacak durumdayız malesef.
Çünkü islami hareketlerin geçmişteki söylemlerinde malesef sıkıntılar var. Bizler topyekun ret etmediğimizden mevzi kazanma adına askeri rejıme, imam hatip açmalarına, başörtüye özgürlük için çıktık.Direk söylemlerimizin asli çıkışı olan ALLAH ın davasındaki red mantığıyla hareket edip onda istikrarlı duramadığımızdan malesef.

Mekke dedik,işkenceden bahs ettik.La dedik eziyettir,işkencedir ezadır. Beyat ettik akabede.Beyat ederken ensardan içimizden biri çıktı dedıkı sizler beyat nedir bilirmisiniz.Allah resulune ıtaat sıkıntı demek işkence demek eza demek.
Güzide o diyarın sakinleri olan sahabeler bu yüzden işkencelerden geçtiler.

İşkence görmelerinin en büyük sebebi ise topyekun red ettiklerindendir.Anayasalarına ve onların yasalarından herhangi bir özgürlükte talep etmediler. Sadece ben MÜSLÜMANLARDANIM dedler ve işkence gördüler.
Bizler 80li yıllarda sııkıntı çekerken tek kelime vardı.LA idi. şimdi ise la bile karıştı. Yerini rahatlığa bırkatı malesef.Dik duruşun yerine geçen la bizleri rahatlattı elbet. Bugün bu yasa size demokrasi getirecek ama yarın siz karşısına geçip islami devlet istediğinizde size diyecekleri şu. kardeşim sen en istiyrosan tüm isteklerini yaptık.şimdi derdin ne. Daha ne devlet istiyrosun zaten var her özgürlük. BUNU DİYEN SENIN KARDEŞLERİN OLACAK BAŞKASI DEĞİL.

Fethullah Gülen dediki kabirdekileride çıkartıp evet demeli..yani kabirdekileride dahi olsa getirip evet demeli..

Bizde diyoruzki bu bizim camialar için acaba ALLAH  yolunda canlarını vermiş aziz şehidlerimizi kabirlerden o halleriyle kaldırsak ve desekki ey şehilder sizler bu dava için kanlarınızı verdiniz ve bizlerde bu hareketın daha ivme kazanması için oy veriyoruz ne dersiniz? DESEK NE DERLER SİZCE KARDEŞLER..


Bizde diyoruzki şehadet parmağı için kalkan bu parmağım asla ve asla tağutların sandıklarında renge boyanmıyacaktır.Bu parmağım sadece ve sadece al kanlara boyanacaktır.
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #12 : 13 Ağustos 2010, 14:26:21 »

2008 de yazmış olduğumuz ve bugüne ışık tuttuğunu düşündüğümüz yazımızı yeniliyoruz. Aziz şehidlerimize ithaf olunur.

Yıllar öncesinde bıraktığım anılarımı o kadar çok özledim ki
Seksenli yılların o soğuk esen rüzgarlarını;kara kışını,fırtınalı günlerini
İlk beyazıt eylemlerini,Başörtü mücadelelerini ve eskimeyen yüzleri özledim.
Günlük bitirdiğimiz kitablarımızı,kitabevlerini,otobüs yolculuklarını,vapur seferlerini ve yolculuğu tebliğ alanları gördüğümüz günleri....
Kardeşlerimizi görmediğimiz akşam ağlamalarımızı,gördüğümüzde yürekten musafalarımızı, ellerimizi birleştirirken çıkan şakırdamaları öyle özledim ki;
Öğrenci evlerimizi,geceleri sabaha kadar devlet kurup devlet yıktığımız hayal dünyamızı....Çay muhabbetlerimizi,melemen yemeğini ve sıcak çorbalarımızı öyle özledim ki...
Abilerimizin dizi dibinde öğrendiğimiz vahyin yüreğimizde yakan volkanı,eylemci duruşumuzu,dersden sonra söylenen marşlarımızı,o soğukta üşüdüğümüzde birbirimize montları verdiğimiz günleri..
Ayaklarımızın yerden kesildiği , şehadet hayallerimizi ve kızıl şerbeti öyle özledim ki dostlarım..
Beyazıt meydanında ki polis dayaklarını,sırtımıza atılan o jopları,kanayan ve moralan yanlarımızı öyle özledım ki..
Her akşam sokaklarda ettiğimiz tebliğleri,her an serseri bir kurşunla gelecek tehditleri ve hakaretleri...
Yılmadan usanmadan kavgasını verdiğimiz fedakar yiğitleri öyle özledim ki

Hey benim gençlik dostlarım nerdesiniz şimdi nerelerde kaldınız.Kırkına dayanan şu yaşlarımızla ayaklarınız yere basarken çakılımı kaldı yerlerınde..Ökçeleriniz mi kırıldı ve gerisin geriye mi düştünüz..
Sonbaharınız neden ilk baharlara dönüşmez ve neden hala ordamısınız diye bizle alay edersiniz...
Hey benim dava gardaşlarım ,sırdaşlarım,gönüldaşlarım ..hani şehadeti ilk tadan şefaat hakkını kullanacaktı..Hani hepimiz şehadetle nişanlıydık..Şimdi çocuklarınız nişanlandı ama sizler hala yoksunuz...

Gidin ,hepiniz birer birer gidin .Hüseyince durmayın, zeynepce haykırmayın..Gidin gidin ama unutmayın ki;gidececeğiniz son yeriniz kara toprak olacak ve sevdikleriniz biriktirdiğiniz servetlerin kurbanı ve kölesi olacak..
Hey benim sadık gardaşlarım..Ayaklarınız yere basmasın serbest bırakın ,kasmayın kendınızı,STK,sivilleşme sonunda sizleride sindirecek ve birer birer tarih sahnesinden silinip gideceksiniz.
Zaman şahiddir,yaşanan hayat şahiddir,yıprattığımız yollar şahiddir,öğrenci evleri şahiddir,Beyazıt meydanı,yakılan Amerika bayrakları,açılan özgürlük pankartları şahiddir.Bizler hep burdayız ve burda kalacağız.Sizlerin alaycı bakışlarınıza rağmen gene burdayız ve hep öyle kalacağız...   EBU ÖMER
Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #13 : 13 Ağustos 2010, 15:29:32 »

Refarandum oy vermek ile seçim zamanında bir partiye oy vermek veya refarandumda sandığa gitmek ile şeri kanunları ret edip karşısında durmak birbirine karıştırılıyor.

Bir yerde haklarımız ellerimizden alınıyor veya birilerinin hakları ellerinden alınıyor ise, hılfül fudul ve beni kureyza ile yapılan anlaşmalar veya hudeybiyede yapılan anlaşmalar unutulmamalıdır.Bunlar sahih sünnette olan akidlerdir.
Biz küfür sistemini ayakta tutan, islamın şeri sistemine aykırı olan kanunlara karşıyız.
Bu ülkede müslümanların hakları özgürlükleri ellerinden alınmaktadır, bu hakların geri alınabilmesi için mücadele şarttır.Bu mücadele hedefine varana dek devam etmeli, ağızlara çalınan bir kaç kaşık bal ile unutulmamalıdır.
Küfre La derken bu sözün bedeli elbetteki ödenecektir.Bu bedelin mutlaka kan olması gerekmez.


Sistem içerindeki bir partiye oy vermek ile refarandumu birbirinden ayırmaz iseniz, pirincin içinde taş var diyerek tüm pirinci çöpe atmış olursunuz.

Refarandumda evet demeyelirsiniz, kendi geleneğinize veya düşüncelerinize uygun bulmaya bilrsiniz, ancak bunu islami bir hüküm gibi algılamak veya anlatmak bizi yanlışa sürükler.
İlme ve alimlere hürmet şiarımız olmalı diye yola çıkan bizler bu konuda neden alimlerin görüşüne başvurmayız.
Benceler senceler bitmeyecektir.
Rabbim cümlemize feraset nasip etsin, ufkumuzu açsında hata yapmaktan beri olalım.
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2010, 16:33:58 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #14 : 13 Ağustos 2010, 15:37:23 »

Günlük yaşamı ilgilendiren aşağıdaki maddeler neden akaid meselesi haline getiriliyor? .Aşağıdaki değişecek maddeleri okuyarak yorum yaparsak daha sağlıklı olacaktır.


İşadamının yurtdışı çıkışına kolaylık

Özellikle işadamlarının muzdarip olduğu bir soruna da pakette çözüm getiriliyor. Mevcut işleyişte, ceza soruşturması ve kovuşturması geçirenlere yurtdışı yasağı getirilebiliyordu. Az miktarda vergi borcu olan bir işadamı bu sınırlama yüzünden yurtdışına çıkamıyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de 2006 yılında yanlış bulduğu bu uygulama değiştiriliyor. Anayasa değişikliğinde seyahat özgürlüğünün kapsamı genişletiliyor. Buna göre, hakkında hâkim kararı olmadığı sürece ceza kovuşturması ve soruşturması geçirenler de yurtdışına çıkabilecek.

Ekonomik ve Sosyal Konsey Anayasa'da

Hükümetler ile işçi ve işveren sendikaları, tüccar, esnaf, sanayicinin bağlı olduğu birlik ve konfederasyon temsilcilerinden oluşan 'Ekonomik ve Sosyal Konsey' anayasal güvenceye kavuşturuluyor. Böylece konseyin toplanması ve sosyo-ekonomik politikaların belirlenmesinde iktidarların inisiyatifi kaldırılıyor. Toplumun geniş kesimleri sosyal ve ekonomik politikaların belirlenmesinde sürece dahil edilecek. Ekonomik ve Sosyal Konsey AK Parti iktidarı döneminde toplanmaya başlamıştı. Anayasal güvence altına alınan Konsey, artık her hükümet döneminde görev yapacak.

Sendikal özgürlükler genişletiliyor

Grev hakkına getirilen kısıtlama kaldırılıyor. Grev esnasında meydana gelen olaylardan sendikanın sorumlu olacağına yönelik hüküm Anayasa'dan çıkarılıyor. Siyasi amaçlı grev ve lokavt faaliyetlerine ilişkin yasaklar da kaldırılarak çalışanlar lehine iyileştirmeye gidiliyor. Greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumlu tutulamayacak. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grevi ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, iş yavaşlatma, verim düşürme ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar tamamen kaldırılacak.

Memur maaşları artacak

Paketin referandumdan geçmesiyle birlikte 11 milyonun üzerindeki işçi, memur, emekli ve özürlülere yeni haklar gelecek. Anayasa'ya göre memurlar bugüne kadar sahip olmadıkları toplu sözleşme hakkını kazanacak. Maaş zammı konusunda Uzlaştırma Kurulu kararları bağlayıcı olacak. Son sözü hükümet yerine Uzlaştırma Kurulu'nun söylemesi memurun alacağı zammı yükseltecek. Bu kurumun kararları geçtiğimiz dönemlerde bağlayıcı olsaydı memurlar son 6 yılda yüzde 17 daha fazla zam alacaktı.

Birden fazla sendikaya üyelik

Değişiklikle birlikte bugüne kadar sadece bir sendikaya üye olabilen işçiler aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olabilecek. Bu durum sendikalar arasındaki rekabeti artırırken, işçiden yana avantajlar getirecek. Bunun yanı sıra memurlara ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak. Kınama ve uyarma gibi disiplin cezalarına karşı da yargı denetimi işletilecek. Haksız ceza aldığını düşünen memur mahkemeye gidebilecek.

AİHM yerine Anayasa Mahkemesi'ne

Referandumdan evet çıkarsa bütün vatandaşlara Anayasa Mahkemesi'nin kapısı açılacak. Toprağı elinden alınan köylüden ayrımcılığa tabi tutulanlara, din ve vicdan baskısı yaşayanlardan aile kurma hakkı engellenenlere kadar herkes AİHM yerine Anayasa Mahke-mesi'ne başvuracak. AİHM'nin kurulduğu 1959'dan beri 2 bin 295 kez mahkemeye giden Türkiye, bu davaların 2 bin 17'sinde yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkum oldu. Bu değişiklikle birlikte her yıl AİHM'ye ödenen milyonlarca dolarlık ceza azalacak.

Kadın ve çocuk istismarına önlem

Paketin 1. maddesinde yapılan değişiklikle kadınlar, çocuklar, özürlüler, şehit ve gazi yakınları ile ilgili alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacak. Örneğin bir işveren istihdam konusunda kadınlara belli bir kontenjan ayırdığında, bu şikâyet konusu olamayacak. Kadınların toplumsal hayat pratiğinde karşılaştıkları engeller ortadan kalkacak. 12 Eylül Anayasası'nda görmezden gelinen çocuklar yeni anayasaya giriyor. Çocukların şiddete ve her türlü istismara karşı korunmasına devlet güvencesi geliyor.

Mahkemeye gitmeden çözüm

Devlet-vatandaş arasında yaşanan sorunların çözümünde yeni bir müessese oluşturuluyor. Kökeni Osmanlı'ya dayanan, oradan da İskandinav yarımadasına sıçrayan ve gelişmiş Batı demokrasilerinde yaygın olan ombudsmanlık mekanizması kuruluyor. Vatandaş mahkemeye gitmeden, ilk elden ombudsman aracılığıyla sorunlarına çözüm arayacak. Devlet kurumlarının her türlü işleminde haksızlığa, kötü muameleye uğrayan vatandaş mahkemeye müracaat etmeden sorununu Meclis'e bağlı oluşturulacak kamu denetçiliği (ombudsmanlık) aracılığıyla çözebilecek.

12 Eylül darbecileri yargılanacak

Anayasa'nın geçici 15. maddesi 12 Eylül darbecilerini koruma altına alıyordu. Paket referandumdan geçerse 12 Eylül darbesini gerçekleştiren Kenan Evren ve arkadaşları ile Danışma Meclisi üyelerinin yargılanamaz ve hesap sorulamazlığına son verilecek. Darbecilerin yargılanmasıyla ilgili yasal düzenlemeler gündeme gelecek. Tartışma konusu olan zamanaşımında farklı görüşler savunuluyor. Kimi hukukçular insanlık suçu gördükleri darbeler için zamanaşımı olmayacağı görüşünde. Ancak bazı hukukçulara göre de yargılamayı imkânsız kılan sebepler zamanaşımını durdurur, engeller kalktığında zamanaşımı tekrar işlemeye başlar. Yani 12 Eylül darbecileri yargılanabilir.

Ordudan atılan askere yargı yolu

Yıllardır eşinin kılık kıyafeti veya inançlarından dolayı irtica gerekçesiyle ordudan binlerce subay ve astsubay ihraç edilmişti. Bu rakam 28 Şubat döneminde zirveye çıkmış, 1997-1998 yıllarında 569 kişi ordudan atılmıştı. Ordudan ilişiği kesilen askerlerin hak aramasının önündeki engel, YAŞ kararlarına karşı yargı yolunun kapalı olmasıydı. Rütbesi sökülen, işsiz bırakılan askerler mahkemelere gidip hakkını arayamıyordu. Anayasa değişikliğiyle bu durum düzeltilerek YAŞ kararları yargı denetimine açılacak. Böylece Silahlı Kuvvetler'den ilişiği kesilen askerî personele hak arama hürriyeti ve savunma hakkı tanınacak.

Özel hayata koruma geliyor

Darbeler insanların hayatını karartırken, cuntacılar toplumun neredeyse tamamını fişlemişti. Kişisel verileri korumaya alan anayasa paketi ile fişleme tarih olacak. Vatandaşın adı, yaşı, adresi, medeni durumu, telefon numarası, pasaport numarası, özgeçmiş bilgileri, resimleri, sesi, parmak izi ancak kişinin rızası ile kayıt altına alınabilecek. Zorunlu haller dışında bu veriler kayda geçirilemeyecek. Fişleme yapanlar yargılanacak. Gerektiğinde, özel bilgilere işlem yasağı getirilebilecek. Herkes kişisel bilgilerinin kayıt altına alınıp alınmadığını öğrenme hakkına sahip olacak. Memurlar disiplin cezalarını yargıya taşıyabilecek.

« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2010, 16:35:43 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #15 : 13 Ağustos 2010, 15:37:34 »

Darbeciler sivil mahkemeye

Türkiye, ikili yargı sisteminin olduğu nadir ülkelerden. 12 Eylül Anayasa'sı ile askerî personelin işlediği suçlara askerî mahkemeler bakıyordu. Bir asker demokratik rejime karşı suç işlese, darbe planı yapsa hatta uyuşturucu işine bile karışsa askerî mahkemede yargılanıyordu. Anayasa'nın 145. maddesinde yapılan değişikliğe göre, bundan sonra askerler sadece görevleriyle ilgili disiplini gerektiren suçlarda askerî mahkemelerde yargılanacak. Darbe ve muhtıra gibi anayasal düzene ve devletin güvenliğine yönelik suçlara sivil mahkemeler bakacak. Siviller kesinlikle askerî mahkemelerde yargılanamayacak. Askerî hâkim ve savcılar emir komuta zincirinden kurtarılarak 'hâkimlik teminatı'na kavuşturulacak.

'Yüce Mahkeme'ye demokrasi ayarı

Siyasi parti kapatma davaları, 367 kararı, başörtüsüne özgürlük tanıyan düzenlemeleri iptal ederek demokrasiye zarar veren Anayasa Mahkeme-si'nin yapısı köklü bir şekilde değişecek. Anayasa'nın 146. maddesinde yapılan düzenleme ile 'Yüce Mahkeme'nin üye sayısı 11'den 17'ye çıkacak. Üyelerinin 3'ünü TBMM, 14'ünü ise cumhurbaşkanı seçecek. Yeni yapıyla Mahkeme'nin antidemokratik uygulamaları ortadan kalkacak. Yüksek Mahkeme, 2 bölüm ve Genel Kurul olarak çalışacak. Anayasa Mahkemesi üyeleri, gizli oyla bir başkan ve iki başkan vekili seçecek. Süresi bitenler yeniden seçilebilecek. Yeni yapısıyla Anayasa Mahkemesi'nin antidemokratik kararlara imza atması zorlaşacak.

HSYK-Yüksek Yargı paslaşması bitiyor

Ergenekon, Balyoz, Kirli Tezgâh davalarına bakan savcı ve hâkimleri görevden alarak yargı üzerinde baskı ortamı oluşturan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısı değişecek. Yüksek Yargı'daki vesayetçi anlayış sona erecek. Kurul'un yapısı ve işleyişi, gelişmiş ülkelerdeki demokratik standarda kavuşacak. Kapalı kast sistemini andıran mevcut durumda HSYK üyeleri Yargıtay ve Danıştay tarafından seçiliyordu. Bu iki kurumun üyeleri de HSYK tarafından belirleniyor böylece "al gülüm, ver gülüm" olarak adlandırılan görüntü yaşanıyordu. Yapılan değişikliklerle HSYK üyeliği yüksek yargı dışındaki hâkim ve savcılara da açılıyor. HSYK'nın 7 asıl, 5 yedek olan üye sayısı 22 asıl, 12 yedek üyeye çıkıyor. HSYK üyeliği seçim yöntemi de değişiyor. Asıl ve yedek 34 üyenin 10'u Danıştay ve Yargıtay genel kurulları tarafından doğrudan seçilecek. Böylece yaklaşık 13 bin hâkim ve savcıdan oluşan birinci derece mahkemelerde (taşrada) görev yapan yargı mensupları da seçimlerde söz sahibi olabilecek.

Meslekten atılan hâkim hak arayacak

Tıpkı YAŞ kararları gibi HSYK'nın meslekten çıkarma kararları da yargı denetimi dışındaydı. Şemdinli Savcısı Ferhat Sarıkaya örneğinde olduğu gibi HSYK'nın meslekten attığı yargı mensuplarının hak arama yolu kapalıydı. Değişiklik paketi ile HSYK'nın meslekten çıkarma kararlarına karşı yargı yolu açılıyor. Ayrıca HSYK'nın fizikî ve malî çehresi de değişecek. HSYK, müstakil bir bina ve sekreterya ile bütçeye kavuşacak.

Bakan yargı atamalarına karışmayacak

Adalet bakanı ve müsteşarı yine kurulda olacak. Bakan, HSYK'nın atama, yetki, terfi, disiplin gibi önemli kararlarının alındığı toplantıya katılmayacak ve oy kullanamayacak. Müsteşarın katılmadığı toplantılarda HSYK Genel Kurulu toplanabilecek. Dairelerin ve genel kurulun görev ve yetkileri kanunla belirlenecek. Hâkim ve savcıların denetimi ve soruşturmalarını yapacak olan müfettişler, kurul müfettişleri ve adalet müfettişleri olarak ikiye ayrılıyor. Kurul müfettişleri HSYK'ya, diğerleri bakanlığa bağlı çalışacak.

ZAMAN
« Son Düzenleme: 13 Ağustos 2010, 16:37:17 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #16 : 13 Ağustos 2010, 16:52:40 »

hadi varsayalım anayasa değişikliğine evet dedik,yukarıda sayılan iyileştirmelerin hangisi müslümanlardanım diyenler için bir kolaylık sağlayacak.baş örtüsü için denir ise sormak istiyorum karma eğitim de yarım yamalak baş örtüsü ile okuyan kızlarımız için karma eğitim kaldırılarak yerine kız erkek ayrı eğitim getirilerek,isteyen cilbabı ile okuyabilecek mi?bunun haricinde zina'ya ceza kanunları kaldırılmıştı,bu cezalar ıslah edilerek yeniden anayasaya girecek mi?yada hangi hakimin ,savcının zihniyeti değişecek de hakim kararı müslüman lehine dönecek.hangi ıslah,hangi çalışma islamdan parçalar katacak anayasaya.gündeme gelen maddeler kesinlikle yetersiz.hatta neyin amaçlandığı meçhul.tek fayda darbecilere mahkeme yolu görünüyor.o ise tağutla muhakemeye giriyor.ceza kanunları ıslah edilmiyor.ve daha bir çok handikap,bir müslüman yada müslümalardanım diyenlerin evet demekten  çekinmeyecekleri tek anayasa vardır oda ALLAH'ın kanunlarına paralel bir anayasadır.ben şahsen bu yeni taslağın müslümalara bir fayda sağlayacağına da inanmıyorum.selam ve dua ile
Kayıtlı

Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7465



« Yanıtla #17 : 13 Ağustos 2010, 16:59:44 »

bir sey demeden gecemeyecegim
verdiginiz yazi Zaman gazetesinden bu gazetenin devlet yanlisi oldugunu bilmeyen yoktur herhalde...

eger 12 eylul darbesi diyecekseniz o zaman cekilen acilarin intikami alinacak iyilestirme yapilacak derseniz buna da, bir fayda saglayacagina da inanmiyorum ki o darbe zamanlarinda en buyuk acilari cekmis bir aileden gelerek bunu diyorum...
Kayıtlı
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 90
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 605


GELECEĞE UMUTLA


« Yanıtla #18 : 13 Ağustos 2010, 17:15:05 »

bir sey demeden gecemeyecegim
verdiginiz yazi Zaman gazetesinden bu gazetenin devlet yanlisi oldugunu bilmeyen yoktur herhalde...



Yazının zaman gazetesinde yer alması refaranduma gidecek maddelerin farklı olduğu anlamınamı geliyor?
Yazıda yanlış olan bir kısım var ise ekleme yapabilirsiniz?


Sistem bizi ılımanlaştırıyor: Ilımanlaşmayalım efendim, zorlamı dayatıyorlar.
Referanduma evet demek sistemi kabullenmektir: Oy vermeyiniz efendim.
Kalbim mutmain değil diyorsanız boş verin gitsin olan biteni.


Bu hükümetten siz şeriat sistemini getirmesinimi bekliyordunuz? tabiki beklemiyorsunuz, zaten onlarda bu iddiada değiller.
İdeallerimiz uğruna mücadele ederken yaşadığımız gerçekleri görmezden gelmeyelim.

benden bu kadar vesselam..
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #19 : 14 Ağustos 2010, 08:31:31 »

Evet ya da Hayır dayatması


12 Eylül tarihi yaklaştıkça anayasa oylamasına ya evet diyeceksin, ya da hayır! restleşmesi daha bir keskinleşiyor. Hemen hemen bütün kesimlerce anayasa oylaması evet ve hayır tercihleri makasına alınıyor. Makas, evet de, hayır da demeyenleri biçmeye hazır vaziyette. Demek ne evetten, ne de hayırdan yana olanların hiç var olma hakları yok ki, onlardan hiç bahsedilmiyor. Evetçiler nazarında hayır diyenler ‘hain’ damgasını yemeye hazır, hayırcılar nazarında da evet diyenler aynı şekilde. Tartışmalar en galiz küfürlerin havada uçuştuğu bir kutuplaşmaya doğru hızla ilerliyor.

 

Bu arada yaman çelişkiler yaşanıyor. Liberaller, herkesi ya evet deyip ‘ak’lardan olursunuz, ya da hayır deyip ‘kara’lardan olursunuz cenderesine almayı pek beceriyorlar. Peki, diyerek sormak istiyorum: hani bugüne kadar onlar değil miydi, sosyal hadiselere siyah ve beyaz ikilemi ile bakmamak gerektiğini, başka renklerin de var olduğunu söyleyenler? Onlar değil miydi, siyah ve beyaz gibi iki ana renkten başka gri ve tonlarının da var olduğunu imalı yollarla hatırlatanlar? Hani objektif olmak gerekirdi, birlikte yaşam tecrübesi, çok kültürlülük gibi çağdaş tanımlar vardı! Hani hepimiz aynı gemideydik, hani mahalle baskısı, hepimizin(!) şikayetçi olduğu bir baskı unsuruydu! Müslümanlar tevhid-şirk ayrımını tam olarak siyah-beyaz netliğiyle anlatırlarken ve duruşlarını o netliğe göre tanzim etmeyi savunurlarken onları totaliter bulan, insan haklarını hiçe sayan bir tutucu ideolojiye tutunmakla suçlayan o liberal demokratlar değil miydi? Yani şunu mu diyeceğiz: siyah-beyaz tonunda bir ayrımcılık İslam-küfür bağlamında Müslümanlar tarafından yapılırsa kötü, demokrasi-ve diğerleri bağlamında liberaller tarafından yapılırsa iyidir!

 

Bu kampanyada benim en çok dikkatimi çeken ve anlam vermekte en çok zorlandığım, kimi İslamî grupların tutumudur. Daha şimdiden söz konusu İslami gruplar, laik-demokratik cumhuriyeti, yeni anayasasına evet diyelim çağrısıyla, koruyup kollamaya namzet görünüyorlar. Doğrusu bu tamir edilecek anayasa Müslümanların nesi geliyor, anlamakta güçlük çekiyorum.[1]

 

Bir Müslüman nazarında laik-demokratik bir anayasa ister eskisi, isterse yenisi olsun, hiçbir şekilde oylama konusu olmamalıdır. Böyle bir anayasaya ‘evet’ demek, o anayasanın tamamına onay vermek, onu tasdik etmek, günahına ve sevabına(!) ortak olmak anlamına gelecektir. Bir Müslümanın böyle bir vebal altına girmeye cüret etmesi çok büyük bir iştir! Hayır demek dahi bir açıdan, bir kısmını beğenip, bir kısmını beğenmemek gibi bir anlama geleceği için, ‘hayır’ dense de, hayırlı bir iş değildir.

 

Allah'ın Müslümanlara buyruğu çok açık ve nettir. Allah, bütün toplumsal sorunların O’nun buyruklarına göre çözülmesini emreder. Müslümanlar, ihtilaflarını Kur'an'a ve onun açılımı demek olan sünnete götürmekle mükelleftirler. Demokrasi ise insanın zevklerini, heva ve hevesini tanrılaştırmasıdır. Demokrasi, İslamsızlıktır.

 

Müslümanların da içinde bulunduğu kamuoyuna, 12 Eylül darbesinin getirdiği zulüm, baskı ve işkenceleri göstererek, darbeci generallerden intikam alınacağını, o dönemde bir şekilde zulme uğramış herkesin referandumda evet oyu kullanması gerektiğini söyleyerek, yukarıda değindiğim, oylamayı hiç gündemine almama tavrını değersizleştirmek, ahlakî değildir. Bu, sadece zulümlerden zulüm beğenmektir. Evet cephesini, Müslümanları da içine alacak derecede genişletmeyi düşünenler, cephenin başrollerinde oynayan neo-nurcu vaiz liderin, Kenan Evren’i cennete gönderen fetvasından geri adım atmadığını, o görüşünü değiştirip değiştirmediğini sorgulamalarını; Kenan Evren, referandumdan evet kararı çıkması halinde bir kurşunla kendi işini bitirirse, onun hakka yürüdüğünü belirten taziye mesajı yayınlayıp yayınlamayacağına dair kesin bir şey söylemelerini beklerim. Bu ne yaman çelişki, bu ne utanmaz bir pişkinliktir ki, 12 Eylül darbesine övgüler düzen söz konusu vaiz ve taifesi, şimdilerde yeni anayasa reformu ile aynı cuntadan hesap sorulacağı, intikam alınacağı yalanı ile bir kere daha halkı kandırmaya devam etmektedirler! Bu cepheye kim, nasıl güvenmektedir? Mavi Marmara gemisi gibi sivil/insanî yardım girişimine bile katlanamayan, Amerika ve İsrail’i rahatlatan mesajlar vererek, yükselen İslami öfkeyi anında dağıtan bir liderlik(!), hangi anayasa reformu ile kimden hesap soracaktır? Bu aptal yalana hangi zekiler inanmaktadır?

 

Kaldı ki, neden hesap sadece 12 Eylül darbecilerine sorulmaktadır? Hesap sorulması gereken başka darbeciler yok mudur? Hesap sorulması gerekenler silsilesinde 12 Eylül darbecileri listenin başında mı olmalı, sonunda mı, o da tartışılmalıdır. Neden 12 Eylül darbecilerine hesap sorulmaktadır da, İslam'ı laikleştiren, İslam'ı siyasallıktan tamamen arındırmayı hedefleyen, kâfir düzenlerin din bastonlarına sorulmamaktadır? Yeni anayasa kabul edildiğinde, evet oyu veren Müslüman çevreler, kimlerle aynı cephede aynı günaha ortak olmuş olacaklarına dikkat etmekte midirler acaba?

 

Müslümanların, başkalarının temin ettiği bir takım ‘iyileştirilmiş’ şartlardan medet ummaları, kendilerini bu yeni şartlara göre konumlandırmaları esef vericidir. Müslümanlar global sistemin düzenbazlıkları karşısında bu kadar kolay çözülmemelidirler. Şimdilerde hemen her yerde yeni anayasa oylaması konuşulmaktadır. Ne zaman bir seçim, referandum v.b. olsa, ne zaman Cumhurbaşkanı yenilenecek olsa, Müslümanlar arasında tam bir zihin karışıklığı yaşanmakta, o güne öğrenilmiş bütün öğreti allak bullak olmaktadır. Yemin ederek söylemek istiyorum ki, Müslümanların, yenilenmiş anayasa dönemlerine olan ihtiyaçlarından çok daha fazla, sistem Müslümanlara muhtaçtır. Müslümanlar aslında çok güçlüdürler çünkü İslam güçlüdür. İslam’la baş edecek hiçbir yeryüzü kuvveti bulunmamaktadır. Müslümanlar kendi vaziyetlerini demokrasiye göre değil, demokratik düzen kendi pozisyonunu Müslümanlara göre belirlemenin hesabını yapmalıdır. Bu seviyeye gelmek, herkes bilsin ki, biz Müslümanlara bağlıdır. Bunun için, öyle çok derin siyasî analizler yapmaya, çok derinlikli siyaset uzmanı olmaya da hacet yoktur. Muhammed (sav)’in son yirmi üç yılını dikkatli bir şekilde okumak bu iş için yeterlidir.


[1] Anayasa oylamasını sırat köprüsü mecazı ile açıklayan üstadlarımız da var. (Rasim Özdenören, Gemi Limandayken, Yeni Şafak, 29.07.2010). Köprünün kurtuluş yönü istikametinde ‘evet’ yazıyormuş, ‘hayır’ ise ters istikamette duruyormuş. İşi böyle ahiret hesabına benzetmeye kadar vardıran üstadın temsilinden hiç etkilenmedim çünkü tıpkı ‘sırat köprüsü’nün asılsızlığı gibi, yapılan benzetme de asılsızdır. ‘Sırat köprüsü’, bir Kur'an teriminin yanlış yorumundan başka bir şey değildir. Kur'an sırat köprüsünden değil, sırat diye andığı bir yoldan bahseder ve bu, peygamberlerin ilk gidenleri olan İslam/şeriat yoludur. Hayat düzeni olan İslam'ı yaşamanın dünyadaki adı sırattır ve mü'minler günde kırk kere bu sırattan sapmamak için Rablerine yalvarmaktadırlar. Benim gibi düşünen Müslümanlar nazarında da evet ya da hayır gibi abes seslere kulak asmak sırat köprüsünden değil ama sırat’tan ‘düşmeye’ (çıkmaya) sebebiyet verebilir. Sırattan saptırıcı etkenler arasında, laik bir anayasayı oylamak da bulunur.


Mehmed Durmuş
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #20 : 14 Ağustos 2010, 09:13:39 »

 
hadi varsayalım anayasa değişikliğine evet dedik,yukarıda sayılan iyileştirmelerin hangisi müslümanlardanım diyenler için bir kolaylık sağlayacak.baş örtüsü için denir ise sormak istiyorum karma eğitim de yarım yamalak baş örtüsü ile okuyan kızlarımız için karma eğitim kaldırılarak yerine kız erkek ayrı eğitim getirilerek,isteyen cilbabı ile okuyabilecek mi?bunun haricinde zina'ya ceza kanunları kaldırılmıştı,bu cezalar ıslah edilerek yeniden anayasaya girecek mi?yada hangi hakimin ,savcının zihniyeti değişecek de hakim kararı müslüman lehine dönecek.hangi ıslah,hangi çalışma islamdan parçalar katacak anayasaya.gündeme gelen maddeler kesinlikle yetersiz.hatta neyin amaçlandığı meçhul.tek fayda darbecilere mahkeme yolu görünüyor.o ise tağutla muhakemeye giriyor.ceza kanunları ıslah edilmiyor.ve daha bir çok handikap,bir müslüman yada müslümalardanım diyenlerin evet demekten  çekinmeyecekleri tek anayasa vardır oda ALLAH'ın kanunlarına paralel bir anayasadır.ben şahsen bu yeni taslağın müslümalara bir fayda sağlayacağına da inanmıyorum.selam ve dua ile

Kardeşimizin yazdığı bu yazıyı sonuna kadar destekliyorum.Tağutun bizlere vereceği lutuflara gerek yok.Yeterki mü'minler dirayetli ve izzetli kalsınlar.Bunlar hep kolaycılığın ve menfaatçiliğin eserleridir.Düzen kendi eksiklerini tedavi ederken bizleride ehilleştiriyor malesef.28 şubatta dik drabilseydik,omuzlarımızda yük varmış gibi kaçmasaydık bunlar olmazdı belkide. Biz herdaim kalkıp onlardan bir adım taviz bekledik.Örtüden tutunda her alanda.
İslami hareketlerin tek çözümü vardır ki oda temelde onlarla bizleri ayrıştıran özellik.Düzenin tüm yasalarını külliyen red. Siz ne kadar taviz beklerseniz o kadarda taviz vermeye mahkumsunuz.
Bugün ağabeylerin geldiği noktaya bakıyorumda burda yazamacayak kadar derinlemesine hatalar var.
Adama sormazlar mı? Sizler bugüne kadar değil referandum tağutun en ufak mahkemesinden tutun ,çocukları okula göndermeye kadar red çekerken,gençleri askere göndermesken şimdide kalk libarelizme doğru kay.
Diyorum ya kim nerde olursa olsun kim ne yaparsa yapsın bu eller kalkmıyacaktır ALLAH ın izniyle.Elbet şehadet parmağımızın kalkacağı günler gelecektir. Velevki ömre adanmış bir harekette olsa gevşediğini,zeminden kaydığını gördüğümüz anda onca uyarmaya tepki vermiyorsa acıda olsa ordan uzaklaşmalı..
Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #21 : 18 Ağustos 2010, 22:57:36 »

Neden Referandum Çağrısının Tarafı Olmamalıyız ?
Hamza Er
hamzaer@hotmail.com
18 Ağustos 2010 Çarşamba Saat 23:17

Rejimle Hesaplaşmanın Yolu Sandık Değildir

12 Eylül darbe Anayasasına büyük bir antipatiyle bakmak ve referandumu darbecilerle hesaplaşmaya endekslemek, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Şunu sormamız gerekir; daha önceki anayasaların durumu neydi ki 82 anayasası sorun olsun. Yine şu sorularda aklımıza gelmelidir; 90 yıldır bu topraklarda icra edilen kanunlar kime dayanmaktadır. Bu kanunlarla kimler susturulmuş, asılmış ve sürgün edilmiştir. Hangi değerlerimiz yok sayılmış, halka rağmen, halkın dini olan İslama rağmen hangi yasaların zorla, zorbaca ve süngü tehdidiyle icrasına geçilmiştir. Kaç tane anayasa yapılmış ve bu anayasaların temel nitelikleri olarak neler tespit edilmiştir. Bu soruların ışığında 82 anayasasının 90 yıllık rejimin yakın döneme yansımasından başka bir şey olmadığı görülebilmelidir. Bizim gündemimiz, halka bu acıları yaşatan zihniyet ile hesaplaşarak, toplumun Tevhidi hakikatleri kavramasına engel teşkil eden, hayatın her alanını kuşatan uygulamalarına son vermek olmalıdır.

Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.

Daha düne kadar sistem içi mücadele meşru mu, değil mi tartışmaları yaparak sandıklar değerlendirilirken, bugün tartışmalar bu bağlamda değerlendirilmemektedir. “Sistem içi mücadele yöntem olarak nebevi, Rabbani değil”  ikazlarımız artık komik gözükmeye başlamıştır. Çünkü hedefler hedef olmaktan çıkmış, sistem içi mücadelenin taktiksel bir yöntem olduğu mazereti de anlamsızlaşmıştır. Toplumun, devletin İslamileşmesi talepleri rafa kalktığından, Demokratik devlet, Adalet devleti söylemleri yetinilmesi gereken olduğundan, onun kendi iç hareket alanlarını sorgulamak artık anlamsızdır. Çünkü hedef batıl olduğu için yöntemden söz etmenin gerekliliği de kalmamıştır.

Bu tespitlerden, Müslümanların etraflarında yaşanan gelişmelere duyarsız, ilgisiz kalmaları anlamı çıkarılmamalıdır. Müslümanlar olarak her şart altında, tevhidi, İslami kimlik ve ilkelerimize sadık kalarak Nefsimizi ve tüm Müslümanları, vahyin ölçüleriyle uyarma ve ıslah etme sorumluluğumuzu ciddiyetle yerine getirirken, egemen yapının kendi yapısal değişimlerini takip etmeli, iç istişarelerimizde bunun değerlendirmelerini yapmalıyız. Mücadele alanlarımızın açılması, hareket imkânlarımızın çoğalması noktasında ki girişimler tabii ki temenni edilebilir. Her alternatife göre strateji belirlenebilir. Ama bu temenniler, propaganda ve aktif katılım aşamasına geçmemelidir. Resulullah(s) ve ashabı, Ebu Talib’in, Habeş kralının ve Rum ordusunun askeri ve propagandisti olmayarak bağımsız İslami kimliklerini inşa etme faaliyetlerini terk etmemişledir. Sadece işlerini daha iyi yapabilme adına gözlemde bulunmuşlar ve adımlarını ona göre atmışlardır.

Referandum sürecinde, Demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi söylemlerin sahiplerine kendi inandıkları değerlere karşı samimi olmalarını hatırlatabiliriz. Ancak İslami çalışmalar içerisinde bilinç kazanan, yetişmiş Kur’an neslinin fertlerine çağrımız, nesli olmakla övündüğümüz Kur’an’ın o net beyanından başka bir şey olmamalıdır :  “Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup ayrıl.”(73/Müzzemmil 10)

Neden Referandum Çağrısının Tarafı Olmamalıyız ?
1- Devlete egemen olan Kemalist rejim, İslami değerlere savaş açmış ve ağır dayatmalar sonucunda varlığını sağlamlaştırabilmiştir. Bu toprakların mayası olan İslami hayat tarzı tek düşman ilan edilmiş, belki de işgal ordularının bile göze alamayacağı tahribatlar, katliamlar sergilenerek yönünü batıya çeviren, Laik bir Ulus devlet inşasına kalkışılmıştır. Bu sistem İslam’a ve Müslümanlara yabancı, dayatmacı, işgalci bir zihnin ürünüdür. Müslümanların, kendilerini hidayete sevk etmek üzere gönderilen kitapları Kur’an’a bakarak, yaşadıkları toplumu ve egemen olan anlayışları tanımlamaları ve ona göre bir tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Bizler bu kaynağın ışığında, günümüz sisteminin bir cahiliye sistemi, tâğûti sistem olduğunu görebilmeliyiz. İmanın ilk adımı ve Peygamberlerin ortak gönderiliş gayesi, insanları tâğût’a kulluktan kaçındırmaktır. Bu sebeple bütüncül ve bilinçli bir kopuş yaşamamız gereken cahiliye sistemiyle aidiyet oluşturacak tüm girişimler reddedilmelidir. Belli aralıklarla önümüze konan sandıklar ve seçim davetleri de bu girişimlerdendir. Rejim, sandığı kendine bağlılığın test edilmesi olarak görmekte, vatandaşlık bilinci kazandırdığı insanların sayısının artmasıyla da dayatmalarla başlattığı hâkimiyetinin kemale erdiği mutluluğuna sahip olmaktadır. Laik, Kemalist, ulusal sistemi meşrulaştıracak vatandaşlık görev davetlerini, böyle bir sistemin vatandaşı olmayı kabul etmediğim için reddediyorum.

2- Devletin yeni Anayasasını oluşturacak olan Referandum çağrısında, tartışılanın ve oylanacak olanın bir hüküm kitabı olduğu gerçeği gözlerden kaçmamalıdır. Temel kısmı darbecilere ait kalan, bazı kısımları Liberal-Demokrat hükümetlerce değiştirilerek 1982’den beri 28 yıldır delik deşik edilen mevcut anayasa ile ilgili, şimdi de dünyadaki normlara paralel olarak bazı şekil verme çabalarını görmekteyiz. Toplumun ifsadından başka bir işe yaramayan ve yaraması da beklenmeyen cahiliye sisteminin hüküm kitabının oylanması davetini, hükmün sadece Allah’a ait olduğu inancımdan dolayı reddediyorum.

Kayıtlı
mukarrebun
fani dünya
AllahuEkber
***

DUÂ: 46
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 384


Site
« Yanıtla #22 : 18 Ağustos 2010, 22:58:09 »

3- Eski haline göre görece olumlu bazı maddelerin yeni pakette bulunduğu açıktır. Fakat rejimin hiçbir zaman emekliye ayrılmayan hukukçuları, paşaları ve eski başkanları, ürettikleri teorilerle bu yeni maddelerin işlevini daraltmakta, böylece örneğin 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarının mümkün olmadığı yorumları yapılmaktadır. Birbirinden farklı birçok konuyu içeren Anayasa paketine, sadece Anayasa mahkemesi ve HSYK üzerinde yapılacak değişiklikler sevdasıyla yönelerek darbe ve darbecilerin safında olmama gerekçesiyle evet oyu verecek olanlar, düzenin bu kaygan ve kaypak yönünü göz ardı etmektedirler. Herhalde sürekli olarak AKP veya onun çizgisinde bir partinin hükümet olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple, anayasa mahkemesi ve HSYK’nın üye sayılarının artması, Cumhurbaşkanının, Meclisin ve Adalet akademisinin bu üyelerin belirlenmesinde etkinliklerinin olacağı ümit olarak görülmektedir. Oysaki sistem temel unsurları ile karşımızda durmaktadır. Yürürlüğe girmeye aday kanunlar da, diğer tüm kanunlar gibi temel unsurların muhafazası adına ucube yorumlarla ihlal edilme ve delinebilme durumunda olacaktır. Eğer göz yumulan ve uygunluğuna onay verilen bazı değişiklikler varsa da, bunların sistemin tıkanan noktalarının açılması için yürütülen restorasyon çalışmalarından öte bir durum olmadığı aşikardır. Bir anlık heyecan ve iç fısıltılarla sandık başına gidecek olan Müslümanlar sadece yitirdikleri ile kalacaklardır. Tırnaklarımızla kazıyarak modelliğini oluşturmaya çalıştığımız İslami kimliğimiz bu süreçte zarar görecektir. Sistemin kendi iç senaryolarına aldırmadan sadece kendi ilahi senaryomuzu tatbik etmeye çalışmamız gerektiğinden,  Tevhidi bakış, istikrar, sabır, ilkelilik ve samimiyet gibi değerlerimizi yitirmemizin asla mümkün olamayacağından dolayı Referandum sandığını reddediyorum.

4- Gerek Rabbimizin kitabındaki ilkelerde, gerek bu ilkelere göre mücadele içerisinde bulunmuş Resullerin örnekliğinde, gerekse son Nebi ve Resul olan Hz.Muhammed(s)’in pak mücadele sünnetinde, müşrik düzenlerin temel niteliklerine yönelik sistem içi mücadele ve uygulamalara aktif katıldıklarına dair tek bir uygulama ve açık kapı bulunmamaktadır. Aksine, kendilerine yapılan uzlaşma ve beraber hareket etme tekliflerini ellerinin tersiyle iterek toplumu Tevhidi yönde dönüştürme görevlerine devam etmişlerdir. Resuller bu tercihlerinde, yani mücadele yöntemlerinin sınırlarının çizilmesinde Allah(c)’tan bağımsız değillerdir. Bu sebeple, Resullerin mücadele örnekliğine ters olan, günümüz egemen sisteminin Müslümanları kendisiyle barıştırma daveti olarak algılanması gereken bu referandum çağrısını reddediyorum.

5- Rabbimizin bizlere yüklemiş olduğu şahitlik görevi, müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam bir kopuşu ve ısrarla Tevhidi hakikatleri net bir biçimde ortaya koymayı gerektirir. Vazifemizin, kulluğumuzun temelini bu oluşturur. Bizler Allah(c)’a, bu görevimizin farkına varıp varamadığımız, yerine getirip getiremediğimiz hususunda hesap vereceğiz. Bu referandum sürecinin peşinden koşulmasını, Tevhid ve Adaletin şahitleri olma görevime zarar vereceğinden dolayı reddediyorum.

6- Sistem içi iyileştirme olarak görülen bu sürecin kumandasında da baş aktörlerin olduğunu, AB normları, BOP gibi proje sahiplerinin üzerimize yeni dünyaya ait yeni bir elbise biçtiklerini görebilmekteyiz. Üzerine hesapların yapıldığı Ortadoğu ve yakın Asya bölgesi üzerinde model ve uygulayıcı konumunda olan bir ülkenin içerisindeki dikta anlayışlarının tasviye edilmesi ve iç hesaplaşmaların, emperyalist projelerden bağımsız olmadığı bilinmelidir.Çağımıza yönelik hazırlanarak vizyona sokulmaya çalışılan, başrollerinde emperyalistler ve işbirlikçilerinin yer aldığı filmde, mustazaf halka biçilen rolü figüranlık olarak gördüğümden dolayı oy kullanmayı reddediyorum.

7- Referandum ve seçim davetlerini, kirlenmemiş, sabırla yürüyen ve gelişen, anlık heyecanların rüzgârına kapılarak mahcubiyet ve pişmanlık yaşamamış, keşkeleri olmayan,Tevhidi ilkeleri öncelemiş, gelecek nesillere miras olarak bırakacağımız örnek bir İslami Hareket’in var olabilmesi adına reddediyorum.

8- Müslümanlar olarak çok önemli sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, ancak Müslümanların bir araya gelebilmesiyle planlı ve etkili hal alabilmektedir. Her 4-5 yılda bir farklı bahanelerle üzerimizde estirilen seçim rüzgarı, Müslümanların arasına tartışma ve ayrışmayı sokmaktadır. Bu dönemlerde enerjilerimiz boşa harcanmakta, küskünlükler ve kopuşlar görülebilmektedir. Sistemin kendi iç davetlerini, bize kendi işimizi unutturduğundan, yola çıkış gayelerimizin üstünü örten, hedeflerimizi kaybettiren bir sürece bizleri yönlendirdiğinden dolayı reddediyorum.

9- Üniversitelerde ve birçok mesleki alanda başörtülü olarak yer almanın yasak olduğu, Kur’an öğreniminin 13 yaşına kadar engellendiği, okullarda resmi ideolojinin çocuklarımıza kendini her yönüyle dayattığı, dini değerlere savaş açmış ve aynı zamanda kirli bir savaşın tarafı olan askeriyeye katılımın zorunlu olduğu çok açıktır. Müslümanları direkt ilgilendiren bu konular asla gündeme getirilmemekte, bu sorunların çözümüne yönelik hiç bir girişimde bulunulmamaktadır. Bu toplumun gerçeği, temel harcı olan İslami hayat tarzımıza yönelik en ufak bir saygı gösterilmemekte, Müslümanlar bu ülkede yokmuş gibi hareket edilmektedir.Müslümanları görmezden gelenleri ben de görmezden geliyor ve gündemlerini gündemim yapmayacağım için sandığa gitmeyi reddediyorum.

10- Şehadetinin 44. yılında üstat Seyyid KUTUB’un o tavizsiz duruşuna gıpta ile bakıyor,Namazda Allah(c)’ı birleyen elim bir tâğût’un hükmünü tasdik edemeyeceği için, önüme konan sandığı reddediyorum.





haksöz
Kayıtlı
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #23 : 19 Ağustos 2010, 10:55:46 »

Rabbim razı kalsın sizden.Kaçgündür bu yazı beni meşgul etmekte olup islami camiaların bu duruşu bizi üzmektedir. Düne kadar tağutun mahkemelrine gitmeyi kendine zul görenler bugün alesef onların mahkemelerin yumuşak geçişine onay vermektedirler.sonuçta gene tağutun mahkemesi değil mi? Biz onlardan yumuşak geçiş beklerken ve yasaya oy verirken sanki zafer kazanmış edasıyla KOCAMAN BİR EVET DENİYOR. Dün şehadete koşan ve cihad için yurt dışında tetik basan şehadet parmakları bugün malesef kızıla boyanması gerekirken onların mürekkebine boyanacak.
Unutmayalım ve bekleyeceğiz ve göreceğiz.Bugünü tevil edenlerin 1 yıl sonraki seçimleri nasıl tevil edecekler göreceğiz.O zamanda düzen bizi iki makasın ucunu gösterecek.O zamanda bizi ya ergenokoncular yada ak parti.ya onlar gelecek yada size daha çok özgür birey ve halkların ucuz hakları.
Bu gidişat pekde hayra gitmiyor.Dün menderes kurtarıcı oldu,gemi azığa alınınca hemen özalı devreye koydular. Ne zaman müslümanlar sisteme karşı ümitlerini yetirdiler hemen bir parti daha ve seçimler ,sinir savaşları ondan sonra gene kazanan sistem oluyor.Siz zafer kazandık dediğiniz anda sistemi yeniden inşaa ediyorsunuz.Bu gidişle merak etmeyin bu topraklarda bu devran hep böyle gider.Bir müddet sonra ergenokoncular kazanır sonra tekrar muhafazkarlar.
Merak ediyorum bu cemaatleri yarın akpartileri gitse ne yapacaklar.Bu sefer kim kahraman olacak.Düzen acaba yeni bir kurtarıcımı çıkaracak o zamanda.Bizim ömrümüz yetermi bilmem ama her onbeş yiryi yılda bir sistem bunu yapıyor.
Padişahım çok yaşa!!!!!


Ey müslümanlar sizlerin basiretlerine ne oldu ALLAH aşkına.Elbet yolumuz çetin ve elbet zulüm göreceğiz.Zaten bizler bu kavgaya soyunurken bunları göze almadıkmı? hemen onların demokrasılerınden meded umar olduk.Bize biraz daha özgür verin dedik.Bizler masanın başındaki kırıntılarla uğraşmaktan masanın sahiplerini unutur olduk.Bizler şayet bu kavgada saflarımızı aldıysak ve her sabah anlımızın çatına şehadeti koyduysak bu gidiş neden. ALLAH aşkına neden ey dostlarım.

Bugün islami camialara bakın.Sizi bilmiyorum ama 25 yıldır içlerindeyim ve gözlerimi bu yapılarla açtım.Ruhunu adeta ezberledik.Şimdi adamlara diyorsunki cihad ve şehadet adamlar bana diyorki ooo sen kardeşim nerde kalmışsın.sen hala DİNAZOR DEVRİNDEMİ YAŞIYORSUN.
evet eğer dinozor devri buysa ben burdayım .Şayet sizler bize geri kafalı diyorsanız evet kardeşim ben geri kafalı ve softa yobazım. Bizde diyoruzki gün gelecek ve bizler o pak kanlarımızla bu topraklarda imzamızı atacağız.Kimse bilsede bilmesede önemi yok.Bizleri bilen rabbimiz bilsin yeter.
Size sorarım şu sanal mücahidliğin haricinde nerde cihad  ve şehadeti dillendiren adamlar nerde...işte insan bu olanları görünce kahrolmaması içten bile değil.şehrin öbür ucundaki adam aklıma geliyorda ah keşke kavmim bilseydi.....

fethullah gülen mezardakileri bile ayağa kalkıp evet demesini bekliyormuş.Bizde diyorzuki bu davanın pak şehidleri ayağa kalksa bizlere ne der acep. Biz kanlarımızı, sizler bu düzenin kanunlarının yumuşatması için mi? verdik.(ALLAH ualem)bizler ne diyeceğiz o kahraman yiğidlerimize...ah be dostlar ah...
Kayıtlı
Şamil
Bismillah
*

DUÂ: 7
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 50


“El-Cihadu hatta’l mevt” (ölene kadar cihad)


« Yanıtla #24 : 19 Ağustos 2010, 21:57:32 »

selamunaleykum ve rahmetullah

muvahhid bir abim firavun sakal bırakıp cübbe giyse bir kaç yere cami yaptırsa özünde tatbik ettiği şirki-koştuğu şirki- temizlemeyemez demişti.
bu da aynen böyle.bir zulüm arabası var ve sadece içindekiler değişiyor. zulüm arabası gideceği yere gidiyor yine.
bir kere sistem Allah a apaçık şirk koşan bir sistem  başındakiler kim olursa olsun.
avrupa ülkelerine dikkat edin oy oranı çok önemlidir. bizim ülkede de gerçi öyle . evet yada hayırdan ziyade oy kullanmayanların yüzdesine d bakılır. bu yüzdelik kişinin sistemi desteklemediğin bir ifadesidir.
ben bu sistemi desteklemiyorum bu yüzden oy kullanmıyorum dmektir.
en iyisini Allah bilir
vesselam veddua...
Kayıtlı

Ölüm Ne Yandan Gelsin

Şimdi Neylesin Ölüm

Şehadet İkliminde

Çaresiz Kaldı Ölüm...
Ebu Yusuf
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 237
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1336



« Yanıtla #25 : 30 Ağustos 2010, 11:06:49 »

Referandum sürecini doğru okuyabilmek
Müslüman toplumda savrulmaların  yoğun yaşadığı zaman dilimlerine tanıklık  ederken erdemli toplumu oluşturabilmek için varlık sebebini İslami kimliğinden alan alması gereken Müslümanların bunca deformasyon sürecine katılmaları ve çözülmeleri acaba neden kaynaklanmaktadır.Belirginleştiremediğimiz sahih İslami mücadele tavrımız konjektürel yargılarla şekillendiği için savrulmaların yoğun olarak yaşanılmasıda kaçınılmaz olmaktadır.Bizlere hayatın içinde takdim edilen(dayatılan) yada gelişen siyasi ve toplumsal olaylar duruşumuzu belirgin kılma noktasında hakkaniyete uymayan  unsurlarla bizleri daha fazla çözülmeye götürmektedir.Referandum sürecinde mevcut rejimin kendi taslağı ve projesi yol haritasında Müslümanların rol almaya çalışması kabul edilir bir durum değildir.Mevcut rejimi ve onun hükümlerini üstlendiği misyonu tağut olarak görme anlayışı Müslümanlarda neden  gevşemiştir yada yoksun hale dönüşmüştür. Bunları neye göre izah etmek gerekir yaşadığımız çağın şartları artık bunlarla uzlaşmayı veya yaptıkları azgınlaşma ve taşkınlaşmayı hayatın bir gerçeği kaçınılmaz durumu olarak görüp içselleştirme  halimidir.Bizlerin özellikle bu referandum sürecinde evet veya hayıra mecbur  bırakılma anlayışı sistem içi  mekanizmalara Müslümanların  bir vesile uyumlu hale getirilme düşüncesidir. Elbet bizlerde burada taraf olmak durumundayız ama bu tarafımız belirleme anlayışı mevcutu rejimin kendi dikta anlayışı içinde iki tercihten biri değil kendi varlığımızla inisiyatif yüklenerek Allahın hükümleri konusunda tercihimiz esas olmalıdır. Birilerinin etnik kimlik adına yada kendi dünyevi çıkarımları adına referandumu boykot edecek olmaları süreci değil İslami kimliğimizin Allahın  hükümlerine savaş açan Müslümanların varlığına dahi tahammül edemeyen bu baskıcı Kemalist rejimden laik hukukdan  beri olmak adına biz bu seçimleri kesinlikle  red etmeliyiz.Kaldıkı bu yeni anayasa paketini oylamak yasam yürütme ve yargı adına belirleme  mevcut sistemi kendi açmazları içerisinde onaylama  durumu işin akidevi açıdanda bir mukayese ihtiyacı olma durumu bile göz önüne getirilmemektedir.kendini yenileme biraz daha makyajlama anlayışı bizleri neden dolaylı bile olsa mevcut rejimin tercihlerini kabule götürüyor .Gerçekten sağlıklı bir yüzleşme bizleri işin vehametini gözlemleme ve göstermek açısından yeterli olacaktır.İslami camiada Müslümanların kıymet verdiği kanaat önderi olarak gördüğü bir dönemin mümtaz şahsiyetlerinin bu süreçte adeta mevcut hükümetin sözcüsü gibi hareket etmeleri Müslümanların fire odaklarının ve sisteme entegre olmaları açısından ne kadar zavallı hale düştüklerinin ayrı bir göstergesi olmuştur. Toplumların içinde Müslümanlara kanaat önderliği yapan bir dönemin cihad erleri şehadet aşıkları stk laşma sürecinden sonra bunu kendi algı biçimleri içinde ortak deklarasyon ile mevcut hükümetin çıkardığı anayasa paketini desteklemede ortak bir blok oluşturmaları izahı mümkün olmayan bir başka çürüme ve entegrasyonun yansımasıdır.Küfrün zulmün tağutların her türlü yaşam modellerinden beri olduğumuzu Allahın hükümlerini yeryüzünde yaşanılmaz kabul eden Allaha resulune müminlere düşman olan her sistemle  kurumla ve şahıslarla  beri olduğumuzu onlarla velayetimizin olmadığını hiçbir  şekli ile onlarla uzlaşmayacağımızı beyan etmek durumundayız .Darbeciler ergenokoncular  faşistler tabiî ki hesap versinler insanlığın adaletine uygun olan fıtratın her yansımasını bizler müsbet bir değer olarak kabul etmeliyiz.AKP mi ergenokonmu biraz olsun normalleşmemi yoksa baskın gücü diktatoryasımı bu tür ikilemlerle  taraf olmaya zorlanmak bizleri  kendi kulvarımızdan çıkarıp  rejimin kendi alanlarında bizleri bir tercihle bırakmaya çalışmaları mevcut durumu ön kabule dönüştürmek olmayacakmıdır. Neden iki olumsuzluktan birini tercih etmek durumunda kalalımki neden ehveni şer mantığı içinde az zararlı olan tercih sebebimiz olsunki? Hak ve batılın birbirinden ayrıştığını rabbimiz beyan ederken batıla ait değerler neden hakkaniyet zarfında dosya haline getirilmeye çalışılsınki .Mevcut  beşeri ideolojiler ile tağutlar ve kurumları ile ayrışmayı bugün yapamıyorsak ne zaman yapacağız soruları bitmeyecektir.Savrulmaların çözülmelerin  duyarsızlaşmanın önüne geçmek istiyor isek takva toplumunu vahiy merkezli biricik önderimiz resulullahın hayat mücadelesinden bir bütünlük içerisinde oluşturabileceğimizi bir kez daha hatırlatmak gerekiyor. Yardımcısı Allah olan yenilmeyecektir dünyanın iktidarları ve imkanları geçici süreliğine fazla cezb edici olsa bile gerçek mükafat ve mutluluk nimet yurdu olan cenneti kazanabilmek hak edebilmek  ahireti önceleyen bir yaşam modelini  kendilerine  yaşam tarzı kabul edenler ile gerçekleşecektir.
Nisa suresi 59- Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
60- Şunları görmüyor musun? Kendilerinin sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri sürüyorlar da tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, tağut önünde muhakemeleşmek istiyorlar. Şeytan da onları bir daha dönemeyecekleri kadar iyice sapıklığa düşürmek istiyor.



Ahmet Turgut ulucak
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: