Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kadın'da İslami Ahlak Varsa Toplum Kurtulur!  (Okunma Sayısı 199 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 213
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1653


Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın


« : 11 Temmuz 2010, 19:32:21 »

 Kur’an’ın nakışlarına göre şekillenmiş bir kadının, saliha bir annenin topluma yön verebileceğini ifade eden İlahiyatçı Yazar Süleyman Karacelil, 'İslami ahlakın hâkim olmadığı kadınlar da toplumu ifsada sürükler' dedi.


Dinimiz kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, müstesna bir makama oturtmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz kadının erkeğe bir emanet olduğunu ifade etmiş ve kadınların haklarını koruma noktasında erkeklere büyük vazifeler yüklemiştir. İslam’ın kadına verdiği değeri ve kadının toplumdaki yerini İlahiyatçı Yazar Süleyman Karacelil ile konuştuk.

Hocam, İslam kadına nasıl bir değer vermiştir?

İslam kadını bir meta olarak, varlık nesnesi olarak görülme konumundan alıp, değerli bir şahsiyet, değerli bir insan, Allah katında kulluk timsali, cenneti ayakları altına verdiği bir konuma yükseltmiştir. Kadına seçme hakkı, mal sahibi olma hakkı, anne olma hakkı ve şerefi verilmiştir. Öncesine bakıyoruz kadın köle, pazarda istediği gibi alınıp-satılır, kadın anne olamaz, kadın cariyedir. Bakıyorsunuz sahip olmadığı bütün değerleri İslam, kadına vermiştir. Kadını yücelten İslam’ın kendisidir ama maalesef son dönem Müslümanları bunun pek bilincinde değil.

İçtima-i hayatta kadının rolü nedir?

İçtima-i hayat, içerisinde kadının konumunu ve durumunu belirleyen kendisi değil. Özellikle Meşrutiyetten sonra etkin olan güçler, modernizm gibi akımlar, kadın ve erkek ayrımı yapmaya başladı. O zamana kadar aslında kadın İslam nazarında ve Müslümanlar nazarında bir insan olarak değerlendirilirken bu süreçten sonra kadına farklı bir konum yüklenmeye başlandı. Modern hayat içerisinde kadın, bir insan, bir beşer, bir şahsiyet, hepsinden önemlisi bir anne rolünden çekildi. Kadın bir meta hatta cinsel meta olarak görülmeye başlandı. Sosyal yaşamın içerisinde kadın, “Ben bir anneyim” demekten utanır ve çekinir hale getirildi. Annelik duygusu dipnot, meslek sahibi olmak asıl metin olarak kabul edilir hale geldi. Kadınlar üzerinde birtakım tezgâhları olan, kadınlar üzerinde nefsanî duygularını gerçekleştirmek isteyen insanlar sosyal hayatta kadına öyle bir rol biçtiler ki kadının değeri en âli seviyeden aşağılık seviyesine indirdiler.

KADIN ANNELİK DUYGUSUNDAN UZAKLAŞTIRILDI

Kadın bu süreçte nasıl bir değişime uğradı? Bu konuyu biraz açabilir misiniz?


Kadının bir değeri vardı. Bundan 40–50 sene öncesine kadar bile içtima-i hayatta herkes ailesi içerisinde birlikte bir bütün olarak yaşardı. Örneğin baba marangoz ise evinin altında tezgâh açardı. Ya da çiftçilikle uğraşıyorsa ailenin bütün fertleri kadın da dâhil olmak üzere o hayatın içerisinde kendisine uygun rolü kendisine uygun biçimde İslam’i daire içerisinde gerçekleştirir, varlığını da hissederdi. Kıymetini, değerini, yaptığı faaliyet ve rolün farkında olarak hayatını devam ettirirdi. Ama sonraki süreçte kadına öyle bir rol biçildi ki kadın evinin içinden çekilip alındı. Kadının varlığının temel sebebi diyebileceğimiz varlığının en önemli ifadesi olan annelik duygusundan uzaklaştırıldı. Bunun yerine daha sufli bir amaç ve gayeler ona empoze edilmeye başlandı. Bakıyorsunuz kadın 40 yaşına gelmiş evlenmiyor, ya da evli olsa bile birçok ailede ‘çocuk yaparım-yapmam’ tartışmaları yaşanıyor. Sosyal hayatta kadın anne olarak, en mukaddes varlık olarak, İslam’a göre ayakları altında cennet bulunan valide sıfatını terk etti, onun yerine hiç tanımadığı bir erkeğin yanında ya da hizmetinde bulunarak çok düşük bir maliyetle çalışmayı şeref kabul etmeye başladı. Temizlikçi, kasiyer, tezgâhtar olmayı, evinde eşinin sevdiği, değer verdiği, çocuğunun annesi olmaya tercih etti.

Kadınlar farklı gerekçelerle çalışmaları gerektiğini öne sürüyorlar. İslam’a göre Kadın çalışabilir mi?

İslam’a göre diye soru sorduğumuz zaman öncelikle içinde yaşadığımız yapının daha doğrusu kadının çalıştığı ortamın İslam’a göreliğini tartışmak lazım. Evet, İslam’a göre Peygamber (s.a.v) zamanında kadın çalışma hayatı içerisinde bulunabiliyordu. Hepimiz Hz. Hatice’nin yaptığı ticari faaliyetleri biliyoruz. Hz. Aişe başta olmak üzere yapılan ilmi faaliyetlerin içerisinde bulunan sahabelerin varlığını biliyoruz. Ama içeride onları kuşatan toplum, buna müsait ve uygun bir yapıdaydı. Günümüz şartlarını göz önünde bulundurduğumuz zaman ise kadın çalışabilir mi? Evet çalışabilir. Ama hangi şart ve ortama göre çalışabilir. Yani hangi sebep ve gerekçe olursa olsun nedeni ne olursa olsun bir kadının başını açarak, Allah’ın açık hükmüne karşı gelerek, kabul etmeyerek ya da İslam’a aykırı bir şekilde çalışmasının helal olduğunu söylemek kimsenin hak ve yetkisi altında değildir. İslam’ın burada kadına verdiği değer önemli. Yani İslam belli ölçüler içerisinde helal daire içerisinde çalışmaya izin veriyor ama içinde bulunduğumuz şartlar o helal daireyi içeriyor mu? Buna her bir birey kendisini muhasebe ederek cevap vermelidir.



(arama yapıldı fakat sonuc bulunamadı)

Kayıtlı



birgün dünyaya ait büyük bir derdin olursa Rabb,ine dönüp,"benim büyük bir derdim var"!deme,derdine dönüp"benim büyük bir Rabbim var!"de 
aksi seda
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 213
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1653


Hz. Fatıma gibi olmadan Hz.Ali gibisini bulamazsın


« Yanıtla #1 : 11 Temmuz 2010, 19:32:48 »

KIYAFETİ DEĞİŞEN KADININ KİŞİLİĞİ DE DEĞİŞİR

Kadın hangi şartlarda çalışabilir ve bunun ölçüsü nedir?

Benim kanaatimce hizmet amaçlı birtakım manevi faaliyetlerin yürütüldüğü yerlerde hanım kardeşlerimiz olmazsa olmaz. İş hayatı içerisinde de kadın İslam’i kimliği içerisinde varlığını devam ettirebiliyorsa buna kimsenin diyebileceği bir şey yok. Ama kuşatılmışlık içerisindeki kadın ilk etapta İslami gibi görünen ya da helal daire içerisinde çalıştığını düşünürken birçok şeyin farkında olmadan taviz verip dünyevileşmeye başlıyor. Bir bakıyorsunuz ki “Ben bu ortamda çarşafla çalışamam” diyerek pardösü giymeye başlıyor. Pardösü giydikten sonra, “işimi yaparken rahat hareket edemiyorum” diyerek pantolon, tunik giymeye başlıyor. Bunlar bir bir devam ediyor. Kılık kıyafeti değişmeye başlayan kadının aynı zamanda kişiliği de değişmeye başlıyor. Aradaki fark iyi tespit edilmeli.

Ayrıca, baktığımız zaman kadın üzerinde çalışma bahanesiyle farklı oyunlar oynanıyor. Kadın kullanılan bir meta haline getiriliyor. Ancak, bütün bunları kadın kendi düşüncesi zannederek “Kocama sormadan çalışma hakkına sahibim. Beden benim, bedenimi istediğim gibi kullanırım” demeye başlıyor. Kendi kişiliğini ortaya koymak adına farkında olmadan dişiliğini ortaya koyuyor. Aslında kendi hakkını aldığını zannederken başkalarının istediğini, onlara verdiğinin farkında değil. Bu anlamda tesettür İslam’ın kadınlara verdiği bir haktır. Yani tesettür kadını bir meta olarak, bir varlık olarak değil de, bir insan olarak, bir kişi olarak değerlendirmenin ifadesidir.

Kadınlar zayıf yaratıldıkları için erkeklere emanet edildiği ve erkeğin evde aile reisi olması gerektiği, erkeğin kadından mesul olduğu söyleniyor. Kur’ân bu konu ile ilgili ne buyuruyor?

İslam kadına erkekten aşağı veya seviyesini düşürecek konum vermek yerine kadın ve erkeğin tabiatına ve fıtratına uygun olan roller vermiştir. Kadın ve erkek eşittir deniliyor. Tamam, eşitlik olsun diyoruz. O halde böyle söyleyen hanımefendiye soruyorum. Burada 10 çuval un var. Madem eşitlik var o halde beşini ben beşini sen taşı. Aldığım cevap “Ama bu haksızlık” olur. Eşitlik istiyorsanız eşitlik bu. Ama bu adalet olmaz.

Kadın ve erkeğin fıtratını tabiatını bu yönüyle göz önüne aldığınız zaman kadın ve erkek eşittir veya kadın da erkek kadar söz hakkı sahibi olmalıdır düşüncesinin altında Müslüman aile yapısının bozulması amaçlanıyor. Kadınlar oradan buradan duydukları “Kadın yemek yapmak zorunda değil, çocuğu emzirmek zorunda değil, temizlik yapmak zorunda değil’ gibi söylemlere ikna olmuş ve bunu dile getiriyor. Kur’ân-ı Kerim’de nas olarak kadın, erkeğin bulaşığını yıkayacak diye bir nas yoktur. Ama örfümüzde, adabımızda, dünden bu güne geleneksel yaşamımız içerisinde bunlar vardır.

Bunu dile getirdiğimiz zaman hemen ‘Hazreti Peygamber de dikişini yapmıştı, hanımına ev işlerinde yardım etmişti’ diyorlar. Hazreti Peygamberin hayatından birkaç örneği cımbızla çekip kadın bunları yapmaz demek çok sağlıklı bir yaklaşım değildir. Bu düşünceler bizim aile yapımıza dinamit koyan düşüncelerdir. Bu söylemlere bakan hanım kardeşlerimiz eşleriyle ciddi sıkıntılar yaşıyorlar. Birbirleriyle kopma ayrılma noktasına geliyorlar. Madem İslami nasları bu kadar esas alıyorsunuz ki almak ta gerekiyor, o halde hanımlarının Hazreti Peygambere yaptığı hürmet, sadakat gösterdikleri şefkati de düşünmeniz gerekiyor. Tabi yeri geldiği zaman ev işlerinde birbirlerine yardımcı olacaklardır.

Dikkatimi çeken başka bir nokta da erkek Türkiye şartlarında belli bir miktar maaş alır ve harama bulaşmayan erkekler için konuşuyoruz bunun tamamını evi ve çocukları için harcar. Buna rağmen kadın, söz ettiğimiz sebeplerden dolayı kocasının en küçük bir sözüne büyük tepkiler gösterir. Ancak çalışan bir bayan, iş yerinde patronu bağırdığı, kızdığı, azarladığı zaman aynı tepkiyi göstermez, patrondur kızar der, geçer. Geldiğimiz noktanın en güzel ifadesi bu olsa gerek.

ALLAH’IN EMRİ OLAN TESETTÜRE RİAYET EDİN

Kadınlar cennetteki mevkilerini yüceltmek için nelere dikkat etmelidirler?

Bir Müslüman olarak Allah’a ubudiyet imanın şartlarını yerine getirme noktasında kadın ve erkek arasında ayrım yapmayacak hususlar ortadadır. Ancak kadını erkekten ayrı kılan hususlar da vardır. Bunlardan birincisi tesettürdür. Tesettür noktasında ciddi problemlerimiz var. Artık öyle bir zihniyet hâkim oldu ki “Ben istediğim gibi giyinirim, günahsa başkası bana bakmasın ne var bunda”, “Niye İslam kadına tesettürde bu kadar zorluklar getirmiş” diye birtakım nasları inkâr edecek duruma gelindi. Kadına cennette makam ve mevki kazandıracak en büyük etkenlerden biri bu. Bunun için tesettür konusuna kesinlikle riayet edilmesi gerekiyor.

İkinci bir husus ise çocukların dini eğitimidir. Yani, öldüğü zaman da hayır hasenat kapısını kapatmayan, Hz. Peygamberin ifadesiyle sadaka-i cariye olan çocuğun eğitimi. Tabi bu babaya da ait ama çocukla birlikte olma fırsatı daha fazla olan anne için bu husus daha önemlidir. Öyle bir duruma geldik ki çocuğuna bakmak istemeyen annelerle karşı karşıyayız. Bir hanımefendinin ağzından duydum ‘Oh be yaz tatili iyi ki bitti. Akşama kadar çocuğumla birlikte olmaktan çıldıracaktım” diyebiliyor. Bu konuyla ilgili çok güzel bir söylem var: “Kreş eken huzurevi biçer.’ Ne kadar çok kreş o kadar huzur evi. Bir annenin çocuğuna çocuk sevgisini şefkatini gösteememesi ona okul öncesi dönemde gerekli dini eğitimi vermek adına çaba ve gayret sarf etmemesi onun en büyük eksikliğidir.

Üçüncü bir nokta ise yine daha çok bayanları ilgilendiriyor. Bayanların Televizyon ve internet konusunda hassas olmaları gerekiyor. Televizyona bağlılık sonucunda ciddi zihniyet problemleri ortaya çıkıyor. Televizyonlarda, İslami değerler ile uyuşmayan çarpık ilişkilerin yaşandığı dizi ve programların izlenmesi sonucunda eşler arasında problemler ortaya çıkmaya başlıyor. Evlilik programları, İslami değerlerle hiçbir ilgisi olamayan çarpık ilişkilerin olduğu programların izlenmesi sonucunda İslami düşünce yapısı kayboluyor böyle olunca da eşler arasında problemler ortaya çıkmaya başlıyor. Hanım kardeşlerimiz bu konuda biraz daha hassas olmalı.


DOĞRUHABER GAZETESİ
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: