Sayfa: 1 [2]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tebliğ başlıklı yazılar/Tebliğde Usul ve Üslup/Ömer Faruk Karagüzel  (Okunma Sayısı 2596 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #30 : 17 Eylül 2010, 09:45:51 »

Tebliğde Metodun Rolü ve ÖnemiBir din, doktrin ya da sistem, ne kadar derin ve yüksek hakikatler ihtiva ederse etsin, gereği gibi
tanıtılmadıkça etkili olması mümkün değildir. Bir şeyin kesin bir hakikat olması kadar, bu hakikatin
duyurulması, tanıtılması ve neticede bunun insanların davranış ve tutumlarına etkide bulunmasının yol ve
yöntemlerini bilmek de büyük önem arzetmektedir.28
İngiliz filozofu Bacon: "Doğru yolda yürüyen bir topal, yolunu şaşırmış bir koşucudan daha önce hedefine
varır," diyerek öğretimde amaca kolay ve kısa yoldan ulaşmada anahtar rol oynayan metodun önemine işaret
etmektedir29.
Metod, çalışmaları düzenleyip, disiplin altına aldığı gibi, aynı zamanda işe ciddiyet kazandırmakta ve
amaca ulaşmada önemli ölçüde kolaylık sağlamaktadır. Hedeflenen amaçlar yönünden insanı ve toplumu olumlu
bir biçimde etkileyebilmesi için öğretim ve tebliğ, çok ciddî, planlı ve metodlu yürütülmelidir.
Ayrıca her konunun öğretim ve tebliği farklı metodlarda olabilir. Bu bakımdan tek bir metod yoktur,
metodlar vardır.30 Bu metodların belirlenmesinde, tebliğ edilen veya öğretilen konunun özellikleri, tebliğ veya
öğretimin amacı, muhatap veya öğrencinin özellikleri, konunun öğretildiği yer ve zaman gibi faktörler rol
oynamaktadır.
Tebliğde muhataba verilmek ve kazandırılmak üzere ele alınan konuya en uygun düşen tebliğ ve öğretim
metodları, ilke ve teknikleri bir uyum içinde, gereğinde ve yeteri kadar kullanılırsa, o zaman bilinçli ve uygun
tebliğ ve öğretim yapılmış olur.
Uygulanan tebliğ metodu, aynı zamanda, bir konunun tebliği sırasında muhatap ya da muhataplarda
dinleme ve öğrenme isteği uyandırabiliyorsa, onları zihinsel aktiviteye ve bedensel etkinliklere sevk edebiliyorsa
o iyi bir metoddur.
İyi bir tebliğ ve öğretim metodunda bulunması gereken belli başlı özellikler şunlardır: İyi bir tebliğ/öğretim
metodu,
Öğrenme ilkelerine uygundur.
Öğretim ilkelerine uygundur.
Düşünme ilkelerine uygundur.
Öğrenciyi yormaz.
Bireysel farklılıkları dikkate alır ve psikolojik prensiplerden yararlanır.
Zihinsel etkinliği sağlar.
Bedensel etkinliği sağlar.
Muhatabı tümü ile aktif kılar.
Sosyal ilişkileri sağlar.
Konunun özelliklerine uygundur.
Konunun, eğitim-öğretim ve tebliğin amaçlarına uygundur.
Muhatabın ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate alır, ilgi ve istek uyandırır.
Mantığa uygundur.
Statik değildir.31
Verilmek istenen mesajın muhatapta kalıcı olması ve neticede onu düşünce ve davranış değişikliğine sevk
etmesi için, metod, muhatabı düşünmeye sevk etmeli ve onun aktifliğini sağlamalıdır. Metodlu çalışma
yapılmadıkça veya uygun metodlar takip edilmedikçe iyi bir öğretim ve verimli bir tebliğ yapılamaz, yapılan
tebliğ amacına ulaşamaz.


1 Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'an, Beyrut, ts., s.61 (beleğa md.); el-Mu'cemu'l-Arabiyyi'l-Esâsî (Heyet), Alecso 1989,
s.174. Ayrıca bkz. Öztürk, Yaşar Nuri, Kur'an'ın Temel Kavramları, İstanbul 1993, s. 572 (Tebliğ md.)
2 İbn Manzûr, Ebu'l-Fadl Cemaluddîn Muhammed b. Mükerrem, Lisânü'l-Arab, Beyrut 1990, c. VIII, s. 419 (beleğa md.); Fîrûzâbâdî,
Muhammed b. Ya'kûb, el-Kâmûsü'l-Muhît, Beyrut 1993, s. 1007
3 İbn Manzûr, age, VIII, 420; Fîrûzâbâdî, age, s. 1007; Mes'ûd, Cobran, er-Râid, Beyrut 1978, c. I, s. 337; el-Müncid, Beyrut 1992, s.
48-49; el-Mu'cemu'l-Arabiyyi'l-Esâsî, s. 174; el-Mu'cemu'l-Vasît, Beyrut, ts., c.I, s. 69-70; Sarı, Mevlüt, el-Mevârid, İstanbul 1982, s.
127; Develioğlu, Ferid, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1988, s. 1254; Meydan Larousse, İstanbul, ts., c. XI, s. 956
4 Atay, Hüseyin - Öztürk, Yaşar Nuri - Bilgin, Beyza - Ayas, Rami - Güneş, Arif - Elik, Hasan, İslam Gerçeği, Ankara 1995, s. 21
5 Saraç, Tahsin, Fransızca-Türkçe Büyük Sözlük, Ankara 1976, c. I, s. 253; Baltaş, Zühal - Baltaş, Acar, Bedenin Dili, İstanbul 1994, s.
19; Kemertaş, İsmet, Uygulamalı Genel Öğretim Metodu, İstanbul 1965, s. 138. [Komünikasyon (Fr. Communication): (Bir yerden
bir yere) geçme, geçirme, iletme, iletilme, iletişim, bilimsel bildiri ve tebliğ, haber, mesaj, ulaştırma, bağlantı, irtibat, telefon
konuşması anlamlarına gelmektedir(Saraç, age, I, 253)].
6 Çakan, İsmail L., Hakkı Tavsiye Metod ve Vasıtaları, İstanbul 1992, s. 22
7 İlgili ayetler için bkz. Abdülbakî, Muhammed Fuâd, el-Mu'cemu'l-Müfehres li Elfazı'l-Kur'an, İstanbul 1986, s. 135 (belâğ md.)
8 Öztürk, age, s. 572
9 Uludağ, Süleyman, İslam'da İrşad, İstanbul 1984, s. 19. Ayrıca bkz. Izutsu, Toshihiko, Kur'an'da Allah ve İnsan (Çev. Süleyman
Ateş), yrs., ts., s. 168
10 Çakan, age, s. 22
11 Teğâbün, 64/12
12 Nûr, 24/54
13 Nahl, 16/82
14 Şûrâ, 42/48. Bu konuda başka ayetler için bkz. Cin, 72/23; Kaf, 50/45; Kehf, 18/29; Yunus, 10/99; Ra'd, 13/40; Bakara, 2/256; Hûd,
11/12; Nisâ, 4/80; Al-i İmrân, 3/20; Nahl, 16/35; Mâide, 5/67,92,99; En'âm, 6/107.
15 Ğâşiye, 88/21-22
16 Yâ-sîn, 36/17
17 Bkz. Bulaç, Ali, " 'Din-dışı'nın Seküler Sisteminden 'ed-Dîn'in Sahici Dünyasına", Bilgi ve Hikmet, İstanbul, Bahar-1994, sy. 6, s. 3
18 Mâide, 5/67
19 Bkz. İbn Arabî, el-Fütuhâtü'l-Mekkiyye, Beyrut, ts., c. II, s. 257.
20 Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur'an (Çev. Alparslan Açıkgenç), Ankara 1993, s. 76
21 Fatiha, 1/1
22 Bkz. Cum'a, 62/2; ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/164; Bakara, 2/151. Bu ayetlerle, "Peygamber'e düşen sadece tebliğdir" 23 Saraç, age, II, 834-835.
24 Alaylıoğlu, Ruşen - Oğuzkan, A. Ferhan, Ansiklopedik Eğitim Sözlüğü, İst. 1976, s. 240; Meydan Larousse, İst., ts.,c. VIII, s. 682;
Büyük Larousse, 1993, c. XXIV, s. 12601; Bilgiseven, Amiran Kurtkan, Sosyal İlimler Metodolojisi, İstanbul 1982, s. 3 . Ayrıca bkz.
Öcal, Mustafa, Din Eğitimi ve Öğretiminde Metodlar, Ankara 1990, s. 227; Pazarlı, Osman, Din Eğitimi ve Öğretiminde Metodlar,
İstanbul 1967, s. 4; Kemertaş, age, s. 326; Önkal, Ahmet, Rasulullah'ın İslam'a Davet Metodu, Konya 1981, s. 25; Çakan, age, s. 51
25 Kemertaş, age, s. 57
26 age, s. 327
27 Çakan, age, s. 51
28 Hökelekli, agm, s. 27
29 Kocaçınar, Muhip, Genel Öğretim Metodu, İstanbul 1969, s. 162; Antel, Sadrettin Celal, Umumî Didaktik, İstanbul 1952, s. 74
30 Bkz. Kemertaş, age, s. 327
31 Geniş bilgi için bkz. Kemertaş, age, s. 328; Özbek, Abdullah, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed, Konya 1991, s. 120-121

http://kutuphane.uludag.edu.tr/PDF/ilh/2000-9%289%29/htmpdf/M-22.pdf
« Son Düzenleme: 06 Ekim 2010, 08:31:06 Gönderen: Zeynepder4 » Kayıtlı

Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #31 : 22 Eylül 2010, 07:51:26 »

AĞIR BİR YÜKÜMLÜLÜK - Seyyid Kutup

İman, verimli ve dinamik bir hakikattir. Gönülde yerleşir yerleşmez, salih amel ve Allah'ın dinine davet şeklinde dışarıya yansıyan bir hakikattir.

İslâmî iman budur. Bu imanın atıl, hareketsiz ve mü'min kişinin dışında gizlenmiş halde kalması mümkün değildir. Böylesine doğal bir hareket halinde bulunmayan bir iman, sahte veya ölü demektir. Koku vermeyen bir çiçek gibidir.

Allah'ın dinine davetin hareket kaynağı, mü'minin dinine ve şeriatine olan imanıdır. Ve bu imanla, tabiî bir şekilde ortaya çıkması gerekir. Yoksa imandan söz edilemez. İmanın asıl kıymeti de burada yatmaktadır.

Çünkü iman, bir hareket ve eylemdir. İlâhî bir davet, inşa ve ümran hareketidir. Yani iman, insanın içinde tıkanıp kalan münzevilik,verimsizlik ve zavallılık hali değildir. Harekete geçmeyen mücerred bir iyi niyetten de ibaret değildir. İman, İslâm'ın tabiatını ortaya koyan bir harekettir. Hayatın içinde büyük bir inşa gücüne dönüşen bir hareket...

Allah'ın dinine davet; imanın vazgeçilmez ve apaçık bir gereğidir. Bakın Kur'an-ı Kerim, dikkat çekiyor:

"De ki: Beni, (isyan ettiğim takdirde) hiç bir kimse Allah'ın (azabından) koruyamaz. Ve ben, O'ndan başka hiç bir sığınak da bulamam. (Size tarafıma indirilen) Allah'ın buyruklarını tebliğ etmekten başka hiç bir şey yapamam." (el-Cin: 21-22)

Gönüllere bu işin ciddiyetini yerleştirip, korku veren bir buyruktur, bu ayet, Risalet ve davet işinin ciddiyetini...

Hz. Peygamber (s.a.s.), bu büyük hakikati ilân etmekle emrolunuyor.

"Beni, isyan ettiğim takdirde hiç bir kimse Allah'ın (azabından) koruyamaz. Ve ben, O'ndan başka hiç bir sığınak veya himaye de bulamam."

"Tek çarem, bu işi tebliğ edip görevimi yapmaktır!."

Ne kadar da korkunç, ne kadar da ürkütücü ve ne kadar da ciddi!...

Davet; fazladan ve davetçinin arzusuna bırakılmış bir iş değildir. Çünkü o, yerine getirilmesi kaçınılmaz olan kesin ve tavizsiz bir yükümlülüktür. Arkasında Allah'ın bulunduğu bir yükümlülük...

devam edecek
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #32 : 28 Eylül 2010, 08:00:20 »

Gene bu dava, insanların iyilik ve hidayetinden elde edilen kişisel bir lezzet değildir. Çünkü o, kaçınılmaz ve tereddüde yer vermez yüce bir iştir. İşte davet, böylesine net ve açık özelliğiyle ortaya konulmalıdır. O, bir yükümlülük ve görevdir. Arkasında; dehşetli bir korkunun, ciddiyetin ve yüceler yücesi büyük kudretin bulunduğu bir görev ve yükümlülük...

Şu halde davetçiler bilsin ki, önlerinde, ağır bir görev vardır. Çünkü onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'in tabileri ve Allah'ın insanlara gönderdiği hüccetleridirler.

Bu zor görevden kurtuluş yoktur. İnsanları, ilahî hüccetle sorumlu kılma, insanları Ahiret azabı ve dünya bahtsızlığından kurtarma görevidir, söz konusu olan.

Öyleyse tek çare, Hz. Peygamber'in (s.a.s.) izlediği metodun doğrultusunda tebliğ yapıp bu görevi yerine getirmektir. Risalet, aynı risalettir. İnsanlar da aynı insanlardır. Sapıklıklar, şüphe ve şehvetler gene bulunacaktır. Katı ve söz dinlemez tağuti güçler, gene bulunacaktır. Davaya karşı koymalarına, insanları güç ve saptırma yollarıyla dinlerinden koparma taktiklerine devam edeceklerdir. Tavır, aynı tavırdır. Engeller, aynı engellerdir. İnsanlar da aynı insanlardır. Ve tüm bunlara rağmen tebliğ zorunludur. Görev yapmak zorunludur. Hem dille tebliğ, hem de amelî tebliğ zorunludur. Davetçilerin, tebliğini yaptıkları davanın canlı birer örnekleri olmalarının yolu budur.

Davetin yolunu tıkayan; insanları batıl ve kuvvet zoruyla fitneye uğratan engelleri ortadan kaldıracak bir tebliğ gerekir. Aksi takdirde tebliğ yapılmamış ve görev eda edilmemiş olur. Çünkü bu, taşınılması gerekli olan ve kaçışı olmayan bir görevdir.

"Ta ki peygamberlerin gelişinden sonra insanların elinde Allah katında (kendilerini savunacak) bir delilleri olmasın." (en-Nisa: 165)

Bu, ağır bir görevdir. Tüm insanlığı dünyevî dalalet ve mutsuzluktan kurtarma görevi ile Ahirette Allah'ın huzurunda onları delilsiz bırakma görevi...

Tüm bu sorumlulukları taşımak ya da ateşten kurtulamamak...

Bunu küçümsemeye imkân var mı?

Beli kıran, mafsalları sarsan ve vücudu titreten bir görevi kim küçümseyebilir ki?

"Müslümanım" diyen bir kimse tebliğ yapıp görevini ifa etmek zorundadır. Yoksa ne dünyada, ne de ahirette kurtuluş vardır.

Bir kimse "müslümanım" dediği zaman, tebliğ yapmıyor, tebliğ ve ifadenin tüm çeşitlerini uygulamıyorsa; İslâm'a âykırı bir şahidlik yapıyor demektir.

Yani İslâm için şahidlik yapacağına İslâm dışı bir şahidlik yapıyor demektir. Oysa ki, Yüce Allah, İslâm için şahidlik yapmasını istemektedir.

"Aynı şekilde sizi, insanlara şahidlik edesiniz, peygamber de size şahidlik etsin diye orta (adil) bir ümmet kıldık." (el-Bakara: 143)
« Son Düzenleme: 06 Ekim 2010, 08:26:12 Gönderen: Zeynepder4 » Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #33 : 28 Eylül 2010, 08:01:08 »

İslâm için şahid olmak; kişinin kendisinden, evinden, ailesinden ve daha sonra aşiretinde başlar. Davet edilen İslâm'ın pratik bir örneği olarak şahitlik yapılır.

Şahitliğin ikinci adımı, ümmeti davet etmektir. İslâm'ı, hayatın tümünde uygulamaya davet etmektir.

Bu şahidliğin son merhalesi ise cihadtır. İnsanları saptıran ve fitneye uğratan tüm beşerî engelleri ortadan kaldırmak için cihad etmektir.

İşte "şehid" bu cihadta öldürülen kimseye denir. Çünkü o, dini için şahidlik yaparak Rabbinin huzuruna gitmiştir. İşte şehid, sadece bu kimsedir. Allah'ın dinine inanmış müslümandan istenen şey, bu din için şahidlik yapmaktır. Bu dinin kalıcılık hakkını onaylayan ve bu dinin insanlığa vereceği hayrı sağlayan bir şahidlik...

Kendisini, kişiliği, ahlakı, davranışı ve yaşamıyla bu dinin canlı bir örneği haline getirmeyen kimse, şahidlik görevini yapmamış demektir. İnsanların, yüce bir örnek yaşam olarak göreceği bir şahidlik görevini...

Bu dinin, dünya yüzeyinde bulunan tüm düzen ve örgütlerden çok daha iyi, mükemmel ve daha çok yaşam hakkına sahip olduğunu ispatlayacak bir şahitlik:

"Ey Rabbimiz! Biz indirmiş olduğuna iman edip Peygamber'e uyduk. Sen de bizi, şahidlerle beraber yaz." (Al-i İmrân: 53)

Bu dini;

- hayatına esas,

- toplumuna nizam,

- nefis ve kavmine şeriat olarak almayan kimse, istenen şahidliği yapmamıştır.

İçinde yaşadığı toplum bu sağlam ve sağlıklı hayat sistemiyle yönetilmedikçe şahidliğini ifa etmemiştir. İslâmî bir toplumun kurulması ve bu toplumda İslâm nizamının uygulanması uğrunda ölümü hayata tercih etmedikçe ve Allah'ın nizamını hayatına uygulamayan toplumlara karşı cihad etmedikçe şahidliğini ifa etmemiştir.

O, bu şahidliğini ifa etmemiştir, İslâmî bir toplumun kurulması ve bu toplumda İslâm nizamının uygulanması uğrunda ölümü hayata tercih etmedikçe ve Allah'ın nizamını hayatına uygulamayan toplumlara karşı cihad etmedikçe şahidliğini ifa etmemiştir. O, bu şahidliğiyle bu dinin; yaşamdan bile üstün ve canlıların önem verdiği her şeyden daha aziz olduğunu ispatlamak durumundadır. Cihadı sonunda öldürülünce kendisine "şehid" denmesinin nedeni budur.

Bu hakikati iyice anlamak gerekir. Dini uğrunda bu şahidliği yapmayıp ketmeden kimse, günahkâr olmuştur.

"Müslüman" olduğunu söyleyip de İslâm'ın yolunu izlemeyen veya İslâm'ı kişisel planda benimsediği halde dışarıya yayılmasına çalışmayan, rahatını düşünüp kişisel hayatını dinin yaşamasına tercih ederek ilâhî nizamın hayata geçmesi yolunda cihad etmeyen kimse ise görevini eksik yapmıştır. Şahidliğini ihmâl etmekle kalmayarak, bu dine aykırı bir şahitlik yapmıştır. Yani müslüman olduğunu söyleyen kimselerin İslâm'ın lehinde değil, aleyhinde şahitlik yaptıklarını gören kimseleri hak yola girmekten önleyen bir aykırılık...

Gerçekte mü'minlerden olmadığı halde "mü'min olmak" iddiasıyla insanları Allah'ın dininden önleyen kimselerin vay haline!..

Bu dinin şahidliğini yapmak bir emanettir. Bu şahidlik, en başta nefiste gerçekleşmelidir.

devam edecek
« Son Düzenleme: 06 Ekim 2010, 08:25:56 Gönderen: Zeynepder4 » Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #34 : 06 Ekim 2010, 08:25:16 »

- Nefisle cihad yapılmadan bu dinin canlı bir örneği olunamaz. Bu canlı örnekliğin, kişinin bilinç ve davranışlarında gerçekleşmesi şarttır, öyle ki imanın nefiste canlanmış halini gören insanlar; "Bu iman ne güzeldir; ne temiz ve ne paktır" diyebilmelidirler.

Taraftarlarının kişiliğini birer ahlak ve kemal abidesi olarak örnekleştiren iman bulununca bu dinin nefiste billurlaşan şahitliğinden muhakkak ki, başka insanlar da etkilenecektir. Bu kadarla da bitmez.

- "Şahitlik meziyetini" nefsinde yaşatıp üstünlüğünü ispatlayan davetçi, daha sonra insanları da davet etmelidir. İslâm'ın üstünlük ve meziyetlerini ortaya koyup davet ederek şahitliğini sürdürmelidir. Kendi kişiliğinde imanın şahitliğini yapıp da insanları İslâm'a davet etmeyen bir davetçi, yetersizlik içindedir. Çünkü bu haliyle, davet, tebliğ ve açıklama görevini yapmamış sayılır.

- Daha sonra sıra, İslâm nizamını hayata egemen kılmaya yönelik şahitliktedir. Bu dinin gerek mü'minler ve gerekse tüm insanlık için bir hayat nizamı olması yolunda çalışmaktır. Gerek ferdî ve gerekse toplumsal tüm vesilelere başvurarak çalışmak gerekir. Çünkü insanlık hayatında ilâhî nizamın egemen olması, kişisel imandan sonra gelen en büyük emanettir. Bü büyük emanetten ne bir ferd, ne de bir cemaat muaf tutulamaz. Bundan dolayı cihad, - bu esas gereğince- Kıyamet Günü'ne değin sürecektir.

Akide ve şeriat emanetini taşımak; anlayış, kavrayış ve bilgi gerektiren bir şeydir. Bu emaneti, salih amel işlemek suretiyle ruh ve hayat alemlerinde gerçekleştirmek gerekir. Yalnız bu arada hayırsız, umutsuz ve çarpık bir durum söz konusu olabilir. Bu durum, emaneti taşımakla emrolundukları halde taşımayan kimselerle ilgilidir. Bu kimselerin gerçek durumunu ortaya koyan bir hakikattir bu. Büyük büyük kitaptan sırtında taşıyıp da yükünün ağırlığından öte bundan bir şey anlamayan eşeğin durumu gibi...

Tevratı uygulamakla emrolundukları halde onu taşımayan (uygulamayan) kimselerin durumu, kitap yükünü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan bu kimselerin durumu ne de kötü bir durumdur. Allah, zalim kimseleri hidayete erdirmez." (el-Cum'a: 5)

Tevrat'la amel etmekle emrolundukları halde onunla amel etmeyenler...

Ve akide emanetini taşımakla emrolundukları halde onu taşımayan herkes...

Pek çok kuşağı geride bırakarak bu zamana kadar gelen ve "müslüman" adını taşıdıktan halde müslümanca amel etmeyen herkes...

Özellikle de Kur'an'ı ve diğer kitapları okudukları halde içindekilerle amel etmeyenler...

Evet bunların tümü, kitap yükünü taşıyan eşekler gibidirler. Bu tip örnekler gerçekten çoktur. Bu bakımdan mesele, taşınan ve incelenen kitapların meselesi değildir. Asıl mesele (dava), kitaptakileri anlayıp uygulama meselesidir.
Kayıtlı
Tabiin
AllahuEkber
***

DUÂ: 49
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 269


Sen artık gitmelisin vakit çok geç olmadan...


« Yanıtla #35 : 15 Şubat 2011, 13:35:28 »

Davet; fazladan ve davetçinin arzusuna bırakılmış bir iş değildir. Çünkü o, yerine getirilmesi kaçınılmaz olan kesin ve tavizsiz bir yükümlülüktür. Arkasında Allah'ın bulunduğu bir yükümlülük...
Kayıtlı

ebuzeri kıyam
Ziyaretçi
« Yanıtla #36 : 19 Haziran 2011, 10:37:28 »

Allah razı olsun değerli büyüğüm takipteyim..
Siz İslam Davasına Sahip Çıktıgınız Zaman,ciddi ve samimi olarak sahip Çıkınız!! Kendinizi Bir Memur sıfatında telaki ediniz;Hemde ALLAHın Memuru olarak..(Molla Mansur Güzelsoy)
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #37 : 20 Haziran 2011, 08:30:52 »

ALLAH sizden de razı olsun.
güzel yazılar buldukça ekleriz inşALLAH.
bu kadar uzun yazının okunmasını bilmek beni umutlandırdı. teşekkürler

 
Kayıtlı
ebuzeri kıyam
Ziyaretçi
« Yanıtla #38 : 29 Haziran 2011, 19:52:31 »

ALLAH sizden de razı olsun.
güzel yazılar buldukça ekleriz inşALLAH.
bu kadar uzun yazının okunmasını bilmek beni umutlandırdı. teşekkürler

 

Aslında sizi umutlandırdıgı kadar bizide korkuya sevk ediyor ,,,Müslüman sadace yasayan değil aynı zamanda bildikleriylede insanlıga Allahın nurunu saçmaya Allahın nuruyla onun güzide nebisi ile tanıstırmak ve bunun misali ile bir insanın senin elinde hidayete kavuşması kırmızı develerinden olmasından hayırlıdır ...
Rabbim islamı yasayan yasadıgı ilede amel eden ,insanlığa hayırlı davetcilerden kılsın...

Eski den bir çalışmamız vardı ayda 3 kişiye islamı teblig etme ,,,ve islama kazandırma adına calışmalar...Hem dersde gördüklerimizi anlatarak belleğimizin saklı köşelerinde gizlenmiş teblig kelimelerini cıkarıyorduk hemde Rabbimizin adını hayırlı bir şekilde yaymak,Aslında düşünüyomda neden böyle bir calışma yapmıyoruz biliyom yapıyosunuz bunu yaparken me gibi sorular geliyor karsınıza bunu asıl ögrenmek istiyorum...
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #39 : 30 Haziran 2011, 08:59:11 »



Aslında sizi umutlandırdıgı kadar bizide korkuya sevk ediyor ,,,Müslüman sadace yasayan değil aynı zamanda bildikleriylede insanlıga Allahın nurunu saçmaya Allahın nuruyla onun güzide nebisi ile tanıstırmak ve bunun misali ile bir insanın senin elinde hidayete kavuşması kırmızı develerinden olmasından hayırlıdır ...
Rabbim islamı yasayan yasadıgı ilede amel eden ,insanlığa hayırlı davetcilerden kılsın...

Eski den bir çalışmamız vardı ayda 3 kişiye islamı teblig etme ,,,ve islama kazandırma adına calışmalar...Hem dersde gördüklerimizi anlatarak belleğimizin saklı köşelerinde gizlenmiş teblig kelimelerini cıkarıyorduk hemde Rabbimizin adını hayırlı bir şekilde yaymak,Aslında düşünüyomda neden böyle bir calışma yapmıyoruz biliyom yapıyosunuz bunu yaparken me gibi sorular geliyor karsınıza bunu asıl ögrenmek istiyorum...

[/quote]

forum sitelerinde uzun yazılar pek okunmaz bu nedenle umutlandım. uzun olduğu için okunmamazlık yapılmıyor.

tabiki okuyup da bir kenara atmak olmaz . her bilgiyi yük olarak taşıyıp hayatımızda bunu göstermiyorsak bilginin ne faydası olur.

duanıza binlerce amin. RABBİM bizlere hükümlerini yaşamayı ,yaşanmasına vesile olmayı nasip eylesin.

eskiden yaptığınız çalışmalarınızın tekrar devam etmesini dilerim zira gerçekten çok güzel bir çalışma.
bizler anlatmadığımız üzerimize düşeni yapmadığımız için bilgisiz inançsız insanların sayısı artıyor.

ALLAHI bilen ama eksik bilen insanlardan en çok sorulan soru ahiretle ilgili oluyor. aslında bir yerlerde biliyorlar ki bu dünyanın bir karşılığı olmalı ama ateist insanlar özellikle kafalarını karıştırıyor.

ateisteler ise ALLAHIN varlığı hakkında soru çok yöneltiliyor. bulunduğum ilde ateist olan epey var. bunların geneli belli mevkilerde olan insanlar.

ALLAHI ,gönderdiği emirleri bildiğine inan birçok insan ise namazı abdesti soruyor. siz ALLAHI, ALLAHA imanın nasıl olması gerektiğini ifade etmeye çalışıyorsunuz onlarsa namaz abdest ve kısa yoldan cennet derdindeler. çok üzücü bir durum. elbette namaz abdest anlatılmalı ama ALLAHA imanlar tazelenmeli .

aklıma bunlar geldi şimdilik. varsa sizin aklınıza gelen daha önceden yaptığınız çalışmalrdan sorular paylaşmanızı bekleriz

rahmetle kalın
Kayıtlı
MuSALLi
Süper Moderatör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 259
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1962


*Zervêşayê Pexmêr*


« Yanıtla #40 : 30 Haziran 2011, 14:55:15 »

bunu yaparken ne gibi sorular geliyor karsınıza bunu asıl ögrenmek istiyorum...

Çok güzel bir soru olmuş.Çünkü hepimizin karşılaştığı sorulardan muhakkak ki örtüşenler vardır.Sorularımızı burda paylaşıp cevabını eğer biliyorsak ki "delilleriyle" cevaplarını alırsak inşALLAH hepimiz faydasını görürüz
Kayıtlı

ebuzeri kıyam
Ziyaretçi
« Yanıtla #41 : 30 Haziran 2011, 16:57:03 »

tebligden önce teblig edilecek kişiyi iyi analiz edilmesi lazım,sağlam sekilde tanımadan birseyler anlatılmamamlı kanatindeyim..
iyi bir gözlemden sonra kafasına takılan sorun kendinii gözterir,ve o sıkıntısını gerektigi gibi gıdayı vermek lazım
Allah razı olsun bu konuyu gündemde ve korumak lazım ve sürekli canlı tutalım olurda bir kardeş faydalanır insALLAH ..
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #42 : 08 Mayıs 2012, 12:47:06 »

bu konunun hala okunuyor olması güzel
Kayıtlı
Sayfa: 1 [2]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: