Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: YARDIM FİLOSUNUN OLUMLU VE OLUMSUZ YÖNLERİ  (Okunma Sayısı 397 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« : 15 Haziran 2010, 09:23:12 »

Müslümanların ve mazlum insanların, ancak direnerek var olabileceği, bedel ödeyerek bereketleneceği gözükmüş oldu. Şehid ve gazi vererek Türkiye’li mü’minler Filistin dâvâsına sahip çıktıklarını ispat etmiş oldular. Şehid kanlarının dâvâya hareket ve bereket kattığı bir kez daha anlaşılmış oldu ve olacak.

Mavi Marmara Aynasında Boyumuzun Ölçüsü;
Güzel ve Çirkin Yönlerimiz


Olumlu Yönler


Bu süreçte yaşananlarla, bütün problem ve eksikliklere rağmen; Müslümanlara ve dünya halklarına aşağıdaki mesajlar verildi:

1- Mavi Marmara gemisine farklı cemaatlerden Filistin dostları katıldı. Bu kardeşlerimizin hepsi ölümü göze almış, şâhitliklerini ispat etmeye çalışan canlı şehidlerimizdi. Kaybımız yok bizim, kazancımız var, dokuz şehid kazandık. Gemideki yiğit mü’minler asil, onurlu ve bir o kadar da kahraman tavırları karşısında alınlarından öpülmelidir.
2- Ölenlerimizin, ölümsüzleşen şehidlerimiz olduğu hakkında hüsn-i zannımızı korumalı, onları takdirle yâd etmeliyiz. Türkiye’li Müslümanlar olarak artık bizim de Filistin şehidlerimiz var diye seviniyor, o şehidlerin bereketlerini bekliyoruz.
3- Yardım filosu ile, İsrail’e karşı ambargonun delinmesi ve İsrail’in zâlim ve çirkin yüzünün dünyaya gösterilmesi hedefleniyordu; bu hedefler belirli oranda gerçekleşti.
4- Yardım gemileri vesilesiyle, dünyada Filistin dâvâsına duyarlı insanlar olduğu gösterildi. Mazlum insanlara her inançtan ve her ülkeden insanî yardım yapılabilmesi, insanlığın henüz ölmediğini ispatladı.
Kayıtlı

Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #1 : 15 Haziran 2010, 09:24:32 »

5- İsrail, kendisi için en kötü propagandayı yaptı; gözü dönmüş siyonist bir haydut olduğunu dünyaya kafa tutarak gösterdi. İsrail, intihar için kendi ipini çekti. İsrail dünya Müslümanlarının ve hatta dünya kamuoyunun izzetiyle oynamanın cezasını bekliyor. Zulümde bu kadar azgınlaşan bir zihniyeti Allah cezasız bırakmaz. Gönül istiyor ki duyarlı mü’minler olarak biz de bu cezalandırmada görev alalım. İsrail, Kıyâmet Savaşı da denilebilecek 3. Dünya Savaşının pimini çekmiş oldu. Azgınlığın zirvesine alçalan İsrail, cami duvarı kabilinden gemileri pisledi. Uzun vadede bütün bunlar İsrail’in aleyhine, Filistinli mü’minlerin lehine gelişmeler olacak.
6- Gemiye binenler kadar binmek isteyip de başaramayanları da unutmayalım. Yardım filosuna katılmak için nice Müslüman canla başla uğraştı. Çok çeşitli cemaatlerden fedâkâr ve ölümü göze alan insan Gazze ile İstanbul arasında bir kardeşlik köprüsü kurmak için seve seve gitmeye can attılar, gittiler canlarını attılar.
7- Farklı ülkelerdeki Müslümanlarla Filistin konusunda aynı görüntüyü sergileyip evrensel İslam kardeşliği ve ümmet olma bilinci ortaya konuldu. Katılanlar, katılmak isteyenler, uğurlayanlar, dua edenler hepsi uğruna can vermek için Allah’ı, O’nun dâvâsını seçmişti. Bu vesileyle her iki anlamdaki “şehâdet” toplumun sadece gündemine değil, yaşayışına da girmiş oldu.
8- Farklı cemaatlerin önde gelen insanları, gemi yolculuğu sırasında birbirlerini yolda/yolculukta daha iyi tanımış, iletişim kurmuş oldular. Gerçekten kan kardeşi oldular, cephe arkadaşlığı yaptılar. Birbirlerini satmadılar, birbirlerine ve dâvâlarına sahip çıktılar. Güzel şeyler yaşadılar, yaşattılar.
9- Sivil girişimli insanî yardım olmasına rağmen, aktivistlerin bu kadar güçlü siyasi mesaj ve meydan okuma tarzında hareket etmeleri, onların dâvâ bilincini ve şehâdet sevgisini gösteriyordu.
10- Müslümanların ve mazlum insanların, ancak direnerek var olabileceği, bedel ödeyerek bereketleneceği gözükmüş oldu. Şehid ve gazi vererek Türkiye’li mü’minler Filistin dâvâsına sahip çıktıklarını ispat etmiş oldular. Şehid kanlarının dâvâya hareket ve bereket kattığı bir kez daha anlaşılmış oldu ve olacak.
11- T.C. Hükümetinin İsrail’e ciddi hiçbir yaptırım yapmayacağı, sadece laf üreteceği, bu olayı seçim yatırımına dönüştürmeye çalışacağı, basîreti hâlâ kapanmamış olan ve görmek isteyen muvahhid mü’minlere gösterilmiş oldu.
12- Halktan gizli olarak İsrail’le çok yönlü ortak askerî tatbikatlar yapıldığı ortaya çıktı, askerî işbirlikleri yanında istihbarat işbirliklerinin bir kısmı deşifre oldu.
13- On yıl öncesine kadar olaya “Arap-İsrail savaşı” şeklinde şaşı gözüyle bakan ve kendi ülkesi dışında bir olay olarak görüp umursamayan halk, artık meseleye belirli oranda sahip çıktığını gösterdi. Mavi Marmara gemisine yönelik gerçekleştirilen haydutluk ve katliam olayı nedeniyle Türkiye halkının ezici bir çoğunluğu ayağa kalktı. Milyonlarca insan büyük bir üzüntü ve öfke içinde Siyonist saldırıya karşı tepkilerini sergiledi.

Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #2 : 15 Haziran 2010, 09:25:15 »

14- Arap ülkelerindeki halklar, çok istedikleri halde İsrail’i kınamak için sokağa bile dökülemeyecek, toplantı yapamayacak şekilde İsrail dostu rejimler altında, zillet içinde yaşadığı görüldü. Mısır’ın, Suud’un ve benzeri ülkelerin taktıkları Filistin maskelerinin altındaki İsrail slüeti daha bir görünür oldu.
15- T.C.’nin derinden derine İsrail dostu olduğu, onunla bağlarını koparmaya hazır olmadığı, medyada hayli siyonist zihniyete sahip yazarların bulunduğu ortaya çıktı. İsrail’in Ortadoğu’dan önce her şeyiyle içimizde olduğu netlik kazandı.
16- T.C., Tarihinin en utanç verici ve onur kırıcı durumunu yaşamış oldu...  Düşünün, Uluslar arası sularda sizin vatandaşlarınızın ağırlıklı olarak bulunduğu ve sizin bayrağınızın (resmî olmasa da) çokça asılı olduğu bir gemi, İsrail adlı sözde devletin, korsanlar çetesinin askerleri tarafından basılıp insanlarınız ölecek, yaralanacak, esir alınacak ve siz 10-15 saat sonra çıkıp cılız ve içeriği yönüyle bir o kadar talihsiz bir basın açıklaması yapmakla yetineceksiniz. O iç siyasette aslan kesilen genel kurmay başkanınız sus pus olacak; bu da yetmezmiş gibi Bir başbakanınız çıkıp sadece esip gürleyecek ve onun ötesine geçemeyecek...
17- Fethullah Gülen zihniyeti, görmek isteyen gözlere “lâ”sı olmayan bir din anlayışından “lâ”yı “illâ” gören bir yaklaşıma dönüştüğünü gösterdi. Reddedilip “hayır” denilmesi gerekenlere “evet” denilip otorite kabul edilmesi, düşmanlık yapılması gerekenlerden “izin alınması gerektiği” kendi ağzından dünyaya ilan edildi.
18- Bülent Arınç ile içyüzünü ve uzlaşmacı yönünü gösteren hükümet, Ahmet Davudoğlu ve Tayyip Erdoğan ile de dışa, vitrine karşı nasıl oynanması gerektiğini usta bir aktör gibi gösterdi. Yapılması gerekenin sözle zâlimleri kınamak olmadığı, ama T.C. tarihinde bunun bile önemli olduğu ve sadece Türk halkının değil, Arap halk ve yöneticilerinin de alkış tuttuğu ve yeterli göreceği bir yaklaşım kabul edildiği ortaya çıktı. Halkın kandırılmaya müsaitliği yanında, yönetimin hileleri belirginleşti. Bülent Arınç örneğinde olduğu gibi, politikacılar oy uğruna, kendi partilerinin sözle çıkışlarını bile unutarak, Hoca Efendi’yi desteklemeyi tercih etti; kendileriyle çelişti. Politikacılığın çokyüzlülük olduğu gösterilmiş oldu. 
19- Devlet yöneticileri, İsrail’i protesto eden hiçbir etkinlikte boy göstermezken, böyle bir ortamda diyalogçuların şarkı yarışmalarına katılıp onları övmeyi tercih etti.
20- Bir rakip politikacı, hükümetin tavrını; “Kameralar önünde ‘one minute’, kapalı kapılar ardında ‘yes please’ demek olarak yorumladı
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #3 : 15 Haziran 2010, 09:25:46 »

Olumsuz Yönler

1- Ümmet olarak, yüzde birimizden daha az sayıdaki küstah İsrail’e “dur!” diyememenin zilletini yaşattı T.C. hükümeti. Ümmet olarak, zulmü ve büyük fitneyi ortadan kaldıracak çok etkili bir şey yapamamanın ve âcil kesin çözüm bulamamanın ıstırabını yaşadığımızı, bu yönüyle gemilerde bazı kardeşlerimiz bir defa ölürken, bizim çaresizlik içinde günde bin defa öldüğümüzü itiraf etmek gerekiyor. Aslında ümmet olamadığımızın cezasını çekiyoruz. Ümmet yok ki, kendi haysiyetiyle oynayanlara hak ettikleri cezalarını versin. Ne İslâm Devleti, ne Halife ve ne de ümmet… Ümmeti bu hale getiren tâğutlardır esas suçlular. Zillet onlarındır. Erdoğan, Atatürk anıtı açmak için çıktığı Güney Amerika seferinde olduğu için Arınç’ın temsil ettiği T.C. hükümeti, Gazze İnsani Yardım Filosu krizinde gerek karar mekanizmalarında, gerek demeçlerinde, gerek Gülen'in ilkesiz söylemiyle paralelleştiği için büyük bir hata ve zaaf hali içinde olmuş ve ümmetin zilletinden birinci derece sorumlu olduğunu ispat etmiştir.
2- Bu olaylar olurken, İsrail’e “one minute” gibi meşhur sözle sataşma dışında nasıl yaptırıma gideceği merakla beklenen Erdoğan, Arjantin’e fiilen tavır almış ve planlandığı halde o ülkeye gitmekten vazgeçmiş. Gerekçe hayli ilginç: Arjantin’de açılması öngörülen Atatürk Anıtı’nın iptal edilmesi. Demek T.C. sadece söylemle değil, eylemle de tavır alabiliyormuş. Tabii, İsrail Atatürk heykelleri yapmakta sakınca görmediği için işi garantiye almış gözüküyor. Meselâ İsrail’in dördüncü büyük kenti Ber Şeva’da Atatürk Meydanı var, tabii ki alanda Atatürk heykeli.
3- T.C., tarihinin en utanç verici ve onur kırıcı durumunu yaşamıştır... Kendisi yaşasa, haydi neyse… Temsil etmeye kalktığı Müslüman halka da bu zilleti tattırmıştır. Düşünün, Uluslar arası sularda sizin vatandaşlarınızın ağırlıklı olarak bulunduğu ve sizin bayrağınızın asılı olduğu bir gemiye İsrail adlı sözde devletin, korsanlar çetesinin askerleri tarafından basılıp insanlarınız ölecek, yaralanacak, esir alınacak ve siz 10-15 saat sonra çıkıp cılız ve içeriği yönüyle bir o kadar talihsiz bir basın açıklaması yapmakla yetineceksiniz. O iç siyasette aslan kesilen genel kurmay başkanınız sus pus olacak; bu da yetmezmiş gibi, başyakanınız hiçbir radikal tavır göstermeyecek, sadece esip gürleyecek, daha doğrusu kandan rant/oy devşirmeye çalışacak. 
4- Yardım filosu, İslâmî hedefleri öne çıkartan bir İslâmî tebliğ veya cihad amaçlı değildi. İnsanî, vicdanî bir yardım amacıyla oluşmuş barışçıl gönüllülerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmıştı. İçlerinde ateistlerin, Hıristiyan, Yahudi ve başka din mensuplarının, Batılı milletvekili ve gazetecilerin bulunduğu sivil insanların ortaklaşa el verdiği bir organizasyondu. İHH, 32 ülkeden gelen onlarca katılımcı kuruluştan sadece biriydi. Olay, İslâm ve küfür olarak safların netleşmesine yönelik kanalize edilmeliydi. İnsanî yardım ve insanî protestolarla sınırlı kaldı.
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #4 : 15 Haziran 2010, 09:26:10 »

5- Bu olayı, İslâm-küfür mücadelesi olarak yansıtmak doğru olmaz. Hedef, araç, yöntem ve beklentiler; İslâmî cihad veya tebliğle bire bir örtüşen hususlar değildi. Tevhidî tavır, İslâmî mesaj değil; sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde insanî yardım amaçlı bir işlev görüyordu gemi filosu. Gemide tevhid bayrağı yerine Türk bayrakları dalgalanıyordu. İHH başkanı, gemi faciası üzerine T.C. yetkililerine sitem edeceğine bol bol teşekkür ediyor, uzaktan ellerini öpüyor, onların reklamını yapıyordu. Olay, hezimet olduğu halde, zafer gibi takdim edilerek, tâğutlara hizmet eden ve politikacıların ekmeklerine yağ süren bir işlev gördü.   
6- İnsanlara en büyük yardım, onların karınlarını doyurmak ve tok olarak, daha sağlam binalarda ölümü beklemelerini sağlamak olmamalı; onların önce gönüllerini ve zihinlerini şirkten, küfürden arındırmak olmalı; bu konu kimsenin umurunda olmadı. 
7- İsrail’den savaş tamtamları gelirken Arjantin ve Brezilya Gezisinin acelesi ne idi? İsrail’in gemiye saldırma riskinden daha mı önemliydi Arjantin’de açılacak Atatürk heykeli? Her ülke, başka bir ülkeye kendi inancına uygun değerler, faydalı bir şeyler ihraç etmeye çalışır. Bu vesileyle, Erdoğan hükümetinin en çok değer verip ihraç etmek istediği şeyin Atatürk heykeli olduğu ortaya çıktı. Sevsinler böyle İslâmcı(!) başbakanı (Sevsinler, zaten seviyorlar bâtıl Batılılar ve sevdirmeye çalışıyorlar Ortadoğuya). 
8- Mavi Marmara gemisine Siyonist askerlerin gerçekleştirdiği korsan saldırıdan ve verilen şehitlerden sonra Amerika kıtasındaki Nikaragua Devleti bile, halkı Müslüman olan ülkelerin başındaki yöneticileri utandırırcasına bir günlük yas ilan etmiş ve Siyonist İsrail ile olan bütün diplomatik ve ticari ilişkilerini kesmiştir. Bu kâfir ve tâğut, tamam da, diğer yöneticiler ne acaba?
9- Tarihten ibret alınmadığı kim bilir kaçıncı kez ortaya konularak; kanı, canı mü’minler verdi, parsayı tâğutlar topladı. İsrail düşmanlarının fedâkârlıkları, İsrail dostu yöneticileri kahraman yapmış oldu.  Müslümanlar kan verdi, can verdi; politikacılar bunu oya dönüştürmenin yollarını buldu, şehid kanları üzerinden hesaplar yaptı. Şehidlerin kanlarının yerde kalmasına seyirci olundu. Filistin’li mazlumlara yardımcı olmak isterken şehid olanlara yardımcı olup onların intikamlarını almak hiçbir yetkilinin gündeminde yoktu. Daha önce aldığı İsrail övünç madalyasını iade etmeyi düşünmeyen, İsrail’le anlaşmaları iptal edemeyen zihniyetten Müslümanların ne beklediği, hâlâ o kucakta ne aradıkları sorgulanmıyor bile.
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #5 : 15 Haziran 2010, 09:26:38 »

10- İslâmî sloganların yanında; Türk bayraklarının, bozkurt işaretlerinin ve politikacıları öven konuşmaların da yön verdiği şekilde çeşitli yerlerde protestolar yapıldı. Yapılan fedâkârlıklar ve İslâmî faaliyetler insanlarımızı sağcılığa, merkeze, iktidara yamadı; kazançlar düzenin hanesine yönlendirildi. İnsanımız biraz daha düzenci oldu, kaymalar daha hızlandı.
11- Filistin konusu insanımızı vahdete kısmen ulaştırdı denilebilir mi? Bence denilemez, çünkü herkes kendi bayrağı, kendi sloganı, kendi dünya görüşüyle birlikte katıldı eylemlere ve herkes kendi grupsal hedefleri uğruna konjonktürel tarzda ve geçici heyecanla etkinliklerde yer aldı. Tevhid öne çıkmalı ki, vahdet umut edilsin.     
12- İsrail konsoloslukları önünde protestolar yapıldı; onun yerine T.B.M.M. önünde yapılmalıydı esas protestolar. Oradan bir şeyler istenmeli, orası İsrail’e tüm desteklerinden dolayı protesto edilmeliydi. Orası istemese konsolosluk ve elçilik açık olmaz, bunca dostluk ve yardımlaşma sona ererdi. 
13- Abartıyı, övünmeyi çok seven bir toplumuz. “Ezilmeden yenildik” diye mağlubiyetten bile zevk duyan anlayış ve aşağılık duygusu verildi insanımıza. “Mavi Marmara, tarihin akışını değiştirdi”; “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi ifadelerin gerçeği yansıtmadığı bilinmelidir.
14- Siyonist İsrail'in yardım gemisini vurduğu günün gecesinde Fethullah Gülen’cilerin düzenlediği Türkçe Öğretimi Derneğinin organize ettiği Türkçe Olimpiyatlarının finali vardı. Adana’da 17. Uluslararası Altın Koza Film Festivali, “millet yas tutarken festival yapamayız” denilerek ertelenirken; Diyalogçular, Türkçe şarkılarla coşuyorlardı. Abartı ve özenmenin sırıttığı şekilde Olimpiyat diye adlandırdıkları Türkçe şarkı yarışmasında, bu hizmeti(!) icrâ edenlerin dünya görüşünü açıklayan en uygun parça; “Leylim Ley” birinci olmuş. Böyle bir katliama destek olurcasına, bu zulmü desteklercesine bu direniş ve matem gecesini leylim ley’lerle vur patlasın çal oynasın kutlayan insanlar bütün bunları İslâm’a hizmet adıyla yapıyordu. Kimin yanında yer aldığı tartışılacak şekilde böyle zamanlarda neşeli şarkı ve halkoyunları yarışmaları ve eğlencelerle program yapanları halk daha nasıl tanıyacak, bilmiyorum. Ama, gerekçeleri müthiş: “Türkçe’ye hizmet, hizmetlerin en büyüğüdür.” Afrikalı zenci kıza Türkçe şarkı söyletmenin keyfi, başka hiçbir şeyde bulunmazmış. Tüm eğlenceler, şarkılar Türkçe; Türkçe, üzerinde güneşin batmadığı bir dil haline geliyormuş… Ilımlı İslâm anlayışının taşıyıcısı sözde dindarların düzenlediği Türkçe Olimpiyatları şarkı ve dans yarışmasının iptal edilmemesi, Fethullah Gülen'in talihsiz demecinin pek de dil sürçmesinden kaynaklanmadığını düşündürtmektedir.
15- Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesinde yayınlanan habere göre Gülen, ''anlaşma aramadan, izin almadan yardımı yola çıkarmanın otoriteye başkaldırı işareti olduğunu ve fayda getirmeyeceğini'' bildirdi. T.C yönetimini ülü’l-emr kabul ettiği gibi, Amerika ve İsrail yönetimini de, izin alınması gereken meşru bir yönetim, başındakileri de kendinden olan ülü’l-emr kabul ediyor olmalı. Fethullah Gülen, Siyonist işbirlikçiliğine kapı açan ve Kur'an akaidiyle taban tabana çelişen bu sözleriyle, İslam dışı otoritelerle işbirliği yaparak kendi geleneksel din anlayışını muhafaza etmeye çalışıyor. Son beyanatlarla görülen odur ki; ılımlı İslâm anlayışı bir adım daha ileri (geri) götürülerek İsrail dostluğu ve işbirlikçiliğine ulaşmıştır.
16- Somali'de korsanları önlemek için Kızıldeniz'e harp gemisi yollamaktan çekinmeyen, dün Kore’de bugün Pakistan’da NATO şemsiyesi altında savaşmaktan kaçınmayan Türk ordusu… Ve emrindeki bu orduyu Akdeniz'in uluslararası sularında kendi vatandaşlarını korumak için ne Deniz Kuvvetlerini ne Hava Kuvvetlerini harekete geçiremeyen bir hükümet…
17- Daha olayın sıcaklığı sürerken ilk günde havlu atan teslimiyetçi bir yönetim tarzı: Başbakan vekili Arınç, 31 Mayıs Pazartesi günü, hem de Siyonist saldırı ve katliam gerçekleştikten tam yedi buçuk saat sonra yaptığı ilk konuşmasında "Türkiye'nin savaşa girmesinin söz konusu olmayacağı"nı belirten çok talihsiz bir açıklama yaptı.  Hâlbuki, TSK Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı olarak Akdeniz'in uluslararası sularında devriye görevi yapan "Çağrı Grubu" muhriplerini aynı gün saat 00.01'den itibaren olay yerine rahatlıkla yönlendirebilirlerdi.
18- Türkiye Cumhuriyeti neden Mavi Marmara gemisini koruyamamıştır? Ya da korumak istememiştir? Hükümetçe TSK harekete niye geçirilememiştir? TSK'ya uluslar arası hukuktan doğan haklara da dayanılarak yardım ve kurtarma emri niye verilmemiştir? Veya bu emir verildiği varsayılsa, TSK niye ve nasıl emre uymamış veya oyalanarak Mavi Marmara katliamına göz yumulmuştur? 
19- Mavi Marmara gemisine 31 Mayıs günü sabah namazı sırasında müdahale eden Siyonist komanda birliklerinin haydutluğuna karşı, bunu engellemek için neler yapılmış, ne tür yazışmalar veya suspayı olarak ne anlaşmalar yapılmış, açıklanmıyor. Başbakan vekili Bülent Arınç ne yapıldığını, ne gibi emirler verildiğini halen açıklamamış, üstelik en kritik zamanda en azından susacağına, hangi akla uyduysa bir de savaş hali olamayacağı açıklamasında bulunmuştur ki bu son derece acziyet içeren ve Türkiye halkını rencide eden büyük bir yanlışlık olmuştur. Ancak Arınç bu gafından ve izzetsizliğinden dolayı kamuoyundan, Türkiye halkından ve insanlık onurundan özür dileyeceği yerde, bir de kalkmış statükoculuğu ilke edinmiş, Fethullah Gülen'in bir facia olarak nitelendirdiğimiz demecini "Hocaefendi her zaman olduğu gibi doğru söylüyor" ifadesiyle bir müridin şeyhine itaati gibi savunabilme bahtsızlığında bulunabilmiştir.
20- Hükümetin denge politikası denilen politikasına uygun olarak; Konya başta olmak üzere, Ankara, İzmir ve İstanbul’da olayın üzerinden birkaç gün geçmeden örgüt üyesi iddiasıyla Afganistan’a daha önce gidip gelen çok sayıda Müslüman tutuklandı.
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #6 : 15 Haziran 2010, 09:27:13 »

Bazı Sorular

1- Bizim insanımız orada ölürken, bunları düşmanlardan koruması gereken halkın çocukları olan askerler, halkın vergileriyle alınmış savaş gemileri neden boy göstermedi? Göstermelik dahi olsa neden orada değildi? Kudüs Günü’nde İsrail’e net tavır alınan toplantı için Sincan’da tankları yürüten, Düzeni eleştiren bir gösteri sonrasında Doğu’da savaş uçaklarını alçaktan uçuran düzenin askeriyesi, İsrail’in kendi vatandaşını suçsuz yere öldürmesi karşısında üç maymunu oynamayı tercih ediyor. Böyle bir ordunun vatanı kime karşı savunduğu tartışılmalı değil mi? İç düşman kabul ettiği kendi insanına gösterdiği demir balyoz rolünü, esas görevi olan dış düşmanlara karşı en küçük çapta göstermeyi niye düşünmemektedir? Acaba başka bir ülkenin insanına bu reva görülseydi, onlar T.C. askerlerinin takındığı tavırsızlığı mı gösterirlerdi?
2- Yakın zamana kadar Türk bandıralı olan Mavi Marmara gemisi, Gazze’ye yola çıkmadan kısa süre önce Komor Adaları bandırasına (bayrağına) neden geçirildi? Bu değişiklik ne anlama geliyordu? Eğer gemi Türk bandırası olarak kalsaydı, uluslararası sularda gemiye yapılan bir saldırı, uluslararası hukuk uyarınca Türkiye topraklarına yapılmış sayılacaktı. Bu durum, sadece duygusal bir öneme sahip değil. Türkiye, bir NATO üyesi. NATO’nun ünlü 5. Madde’si gereği askeri bloğa üye olan devletlerden birisinin topraklarına başka bir ülke tarafından yapılan saldırıda, blok üyeleri yapılan saldırıya topluca yanıt veriyor. Bandıranın değiştirilmesiyle Türkiye, bir saldırı durumunda uluslararası hukukun sunacağı yolları, hatta NATO müdahalesi ihtimalini dahi kendi elleriyle yok etmiş oluyor. Acaba bütün bunlar niye böyle yapılmış?
3- Sigortası 27 Nisan’da biten geminin şu anki sigortasının hangi şirkette devam ettiğine kimse neden ulaşamadı? Çünkü sigorta yaptırılmadı. Kim niye yaptırmadı? Gemide zarar gören, yaralanan veya ölen olursa, kayıplar için sigortadan para alınması yolu baştan niye tıkandı? Veya böyle bir olayın gerçekleşeceğini sigorta şirketleri de bildiği için mi sigorta yapmaya yanaşmadılar?
4- AKP’li bazı milletvekillerinin İsrail’in saldırısına uğrayan gemilerle Gazze’ye gitmek istedikleri ancak parti yönetiminin izin vermemesi nedeniyle son anda bundan vazgeçtikleri ortaya çıktı. Gemideki gönüllüler arasında bulunan Yeni Şafak gazetesi yazarı Hakan Albayrak 17 Nisan’da, “Bir grup AKP’li milletvekili 15 Mayıs’ta demir alması planlanan yardım gemilerinde çoktan yer ayırttı” diye yazmıştı. Edinilen bilgilere göre AKP’li bazı vekillerin saldırıya uğrayan gemilerde bulunması son anda AKP yönetimince engellendi. Geçen yıl aralık ayında AKP’li 16 milletvekili, “Filistin’e Yol Açık” sloganıyla Gazze’ye ulaşmak için bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu ziyarette yer alan AKP’li milletvekillerinden aralarında Türkiye-Filistin Dostluk Grubu Başkanı Zeyit Aslan ile Hüsnü Tuna, Cemal Yılmaz Demir ve başka bazı milletvekilleri de İsrail’in saldırdığı gemilerle gitmek istedi. Milletvekilleri, İHH’nin organize ettiği yardım kampanyası kapsamında saldırıya uğrayan Mavi Marmara gemisinde yer alma isteklerini AKP yönetimine iletti. Ancak parti yönetiminden milletvekillerinin bu talebine vize çıkmadı. Parti yönetimi vekillere izin vermezken açık bir gerekçe göstermedi. Bu aşamada milletvekillerinin gemilerle Gazze’ye gidişlerinin uygun bulunmadığı belirtildi. Milletvekilleri de uzun zamandır hazırlık yürütmelerine karşın parti yönetiminin izin vermemesi nedeniyle son anda gitmekten vazgeçti. Daha önceden gideceklerin içinde olduğu halde, işinin çıktığını söyleyerek vazgeçen Dilipak İsrail'in müdahale ettiği Mavi Marmara'ya binmedi. Onunla birlikte, meclisten izin çıkmadı diye 15 AKP milletvekili gemiye bindirilmedi. Gemilerde 40 kadar yabancı milletvekilleri vardı. AKP’li Milletvekilleri neden yoktu? “Gemi yola çıkmıştı, ama başına gelecekler belli idi, devlet yetkilileri tarafından biliniyordu. Bunun içindi bu milletvekillerinin gitmeme sebebi, daha önce yazışmalarla İsrail’in gemiyi vuracağı kesinlik kazandığı içindi, bunu bilen AKP insanımızı bilerek ölüme yolladı” iddiasına karşı yetkililer ne diyor?
5- Uzun yıllardır oralarda müslümanlar vahşice katledilirken İsrailliler hiç kimseden izin isteme ihtiyacı duymamıştı. Bebek, çoluk-çocuk, ihtiyar, kadın demeden İsrailliler müslümanları katlederken Gülen (mi Ağlayan mı) Hoca niye bir açıklama gereği duymadı da oralarda susuz, ilaçsız, yiyeceksiz bir şekilde aç aç yaşamaya çalışan insanlara iyi niyetli bir şekilde beyaz bayrakla yardım etmeye çalışan müslümanlar vahşi katillerden izin istese ne değişecektir? Zâlim İsrail’i kendisinden düşmanlarına yardım için izin alınacak, itaat edilecek bir yetkide ve makamda görmek dünyaya nizam vermeye kalkan bir hocaefendiye ne kadar yakışır? Türkçe şarkı yarışması kadar şehid kanlarını önemsemeyen insanlar, hiç olmazsa kendi dışlarındaki İslâmî çalışmaları ve muvahhid mü’minleri görmezden geldiği gibi keşke hiç sesini çıkarmasaydı da, şehid ve gazileri eleştirmeseydi… “Hırsızın hiç mi suçu yok?” dedirtecek şekilde suçu mü’minlere yükleme kolaylığını seçti. Niçin?
6- Deniz Baykal gibi birisinin evli bir kadınla zina fiilinin akabinde destek mesajları göndermeyi ihmal etmeyen bu zât; İsrail’li çocuklar için ağladığını bildirdiği halde, Filistin’de, Irak’ta ve Afganistan’da şehid olan veya yaralanan insanlar için niye sesi-soluğu çıkmadı?
7- Hop oturup hop kalkan ve her seferinde İsrail’e sadece sözle çatan hükümet, İsrail adlı buzdağının görünmeyen derin ayağını oluşturan A.B.D.’ye karşı niye en küçük bir sitem bile yollayamıyor? Esas çıban başının o olduğunu, İsrail’in her yaptığı fesadı, Amerika’nın izni ve gücüyle yaptığını bilmiyor mu?
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #7 : 15 Haziran 2010, 09:27:51 »

8- Acaba, Türkiye’nin yönetimini Ortadoğu’ya ihraç etmek, ılımlı İslâm anlayışını Türkiye örneğiyle diğer halkı Müslüman ülkelere yaymak için bütün bunlar bir senaryo gereği olarak mı uygulandı? Bütün bu olup biten önceden kurgulanmış olaylar, “One minute”’un devamı “two minute” muydu, diye sorgulanması gerekmiyor mu? 
9- Demokrasilerde “çare” değil, ama “çene” tükenmez. Esip gürlemek gerçekten başarı mıdır? Meselâ İsrail’e benzer saldırı olsaydı ne yapardı? Ya da bu olay sonrasında yapılması gereken sadece diplomatik girişimler mi olmalıydı?
10- Bu tarz metodlar ümmetin âlimleriyle istişare edilmeli değil mi? Ümmet, küfür ve şirk içinde yüzerken, demir ve çimento yardımı mı öne çıkmalı? Bunca bedel ödenerek gönderilen inşaat malzemeleriyle yapılacak binaların İsrail’in birkaç bombasıyla yeniden yok olacağı, bunun hep tekrar edilerek, Filistinlilerin binanın içinde ve tok olarak ölmeleri mi ciddi faaliyet oluyor, değerlendirilmeli değil mi? 
11- İHH, birkaç ay sonra yeniden benzer bir organizasyon yapacağını açıkladı. İslâmî çalışma ve gayretlerin temel misyonunun bu tür organizasyonlar mı olması gerektiği, yoksa Kur’anî, tevhidî ölçüler ışığında Nebevî yöntemlerle İslâm’ın insanlara ulaştırılması mı olmalıydı? İsraillilere ve dünya kamuoyuna İslâm adına tevhidî bir mesaj verilmesi gerektiği hiç kimsenin aklına mı gelmiyordu? Yoksa organizatörlerin öyle bir derdi mi yoktu?
12- Bu olayı, başından muvahhid mü’minler İslâm’ı dünya kamuoyuna duyurmak, tevhidî mesajlar vermek ve İslâmî hedefleri öne çıkartmak olarak kullanamadıkları gibi; olayın süreci ve sonucunda da İslâmî ve tevhidî mesajlar hemen hiç ortaya konulamamıştır. Tâğutların kendi çıkarlarına hizmet için istismarına göz yumulmuştur. Bütün bunlar, Müslümanların “acaba kullanılıyor muyuz?” sorusunu sormalarını gerektirmiyor mu?   
13- Rasûlullah olsaydı, bu tür organizasyonlar yaparak mı Filistin’e sahip çıkar, onlara öncelikle inşaat malzemesi mi gönderirdi? Yahudilerin bunca zulmünü sadece protesto mu ederdi?
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #8 : 15 Haziran 2010, 09:29:22 »

Hükümet Ne Yapmalı?

İslâm Devletinin başında bulunan Allah’ın indirdikleriyle hükmeden ülü’l-emrin, İslâmî hükümetin yapacakları farklıdır; bu günkü hükümetten beklenen şeyler elbette farklıdır. Hatta “Bir mü’min, reddetmek zorunda olduğu tâğutlardan hayırlı olarak ne bekleyebilir?” sorusu ve bu soruya net cevap bulmak zorunluluğu önce çıkarılmalıdır. Bununla birlikte, bu hükümet yapılması gerekenleri, yapabilecekleri şeyleri yapıyor değil, halkın gözünü bağlıyor. Dolaylı olarak zulme fırsat veriyor. Sadece laf üretiyor. Mü’minlerin hakla karışık sunulan bâtılı, içinde doğru da bulunan yanlışı tanımaları ve nasıl korunmaları gerekiyorsa öyle korunmaları gerekmektedir.

Peki, ya Müslümanlar Ne Yapmalı???

AHMED KALKAN
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #9 : 15 Haziran 2010, 10:44:51 »

Ahmed Kalkan hocamız çok yönlü ve ince ayrıntılarıyla açıklamış mavi marmara destanını.ALLAH ondan ve burada paylaşan zeynepder4 kardeşimden razı olsun .elinize yüreğinize sağlık  Byrun
Kayıtlı

Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #10 : 16 Haziran 2010, 11:11:27 »

amin ecmain ablacım
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: