Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İSLÂMİYET KELİMESİ ÜZERİNE  (Okunma Sayısı 187 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« : 10 Haziran 2010, 10:47:54 »

İSLÂMİYET KELİMESİ ÜZERİNE

Temelde «İslâm»'dan çok farklı bir anlam taşıyan «Müslümanlık» ya da «İslâmiyet» kavramları hakkında, bugün bilimsel malumata sahip çok az insan vardır.

Bu iki kavram arasındaki uçurum hakkında eğer biraz bilgilenmek isterseniz, ünlü Araştırmacı, Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak'a ait aşağıdaki satırlardan yararlanabilirsiniz. Yazar; «Türkiye'de Tarihin Saptırılması Sürecinde Türk Sufîliğine Bakışlar» adıyla kaleme aldığı eserinin önsözünde aynen şunları kaydetmektedir:

«İşte iyi bilmediğimiz bu Türkler ve İslâm konusunun, bilgisizlik ve ciddi bir tarih perspektifi yoksunluğu veya maksatlı hareket yüzünden Türkiye'de yarattığı, belki bazı ideolojik kesimler tarafından da özellikle manipüle edilen, henüz iyi algılanamamış birtakım meseleleri vardır. Bunların bir kısmı terminolojik alana da yansımakta, iyi anlaşılmadığı için, değişik kesimler tarafından çok farklı biçimlerde yorumlanması sebebiyle kargaşalara sebep olmaktadır.»

«Bunlardan -bu kitapta da sık kullanılan- bir grup, İslâm, İslâmiyet, Müslümanlık terimleridir. Türkiye'de yayımlanan pek çok araştırmada bunlar çoğu zaman birbiri yerine kullanılmakta, bu yüzden önemli bir fikrî karmaşa yaratılmaktadır. Oysa Türkçede kullandığımız bu terimlerin arasında çok belirgin ve önemli nüanslar vardır. Batı dillerinde bu üç kelime bir tek İslâm kelimesiyle karşılanır. Bir de "Müslüman" anlamında kullanılan Muslim veya Musulman kelimesi vardır. Fakat Türkçede özellikle bilimsel araştırmalar söz konusu olduğunda İslâm, İslâmiyet, Müslümanlık kelimeleri farklı şeyleri ifade ederler.»

«İslâm, doğrudan doğruya esasları Kur'ân-ı Kerime dayalı olup Hz. Muhammed tarafından insanlığa bildirildiğine inanılan ilâhî mesajı belirleyen bir terimdir, ki bu bizzat Kur'ân'da da bu çerçevede kullanıl-mıştır. İslâm ilâhiyatı, bu teorik çerçeve üzerinde uğraşır. İslâmiyet ise, bu ilâhî mesajın Müslümanlar tarafından pratiğe geçirilmesi sonucu yaşanılan, kültürleşen biçimidir. Bu biçim, zamana, mekâna uyularak bu zaman ve mekân içindeki daha eski kültürel altyapıların etkisiyle değişik yorumlar, uygulamalar ve zihniyetler yaratır ki işte buna da Müslümanlık denir.»

Günümüz Türkiye'sinde, kendi alanında önemli bir otorite kabul edilen bir ilim adamının yukarıdaki tespitlerine bakılacak olursa; İslâm'ı: Kur'ân'da tanımlanmış şekliyle EVRENSEL BİR İNANIŞ, YÖNETİM VE YAŞAM BİÇİMİ olarak anlamak zorunlu iken, «Müslümanlığa» ya da «İslâmiyete» tek ve net bir tanım bulmak mümkün değildir. Onun içindir ki inanış biçimi «İSLÂM» olan kişi, Kur'ân'ı bir bütün olarak kabul edebilmektedir. Oysa (ister Sünnî, ister Şii, ya da başka bir mezhep ve tarikat bağlısı olsun), hemen hiçbir «Müslüman», Kur'ân'ın bütünlüğüne inanmamaktadır. Bu durum ise, İslâm akâid ilkelerine göre çok önemli sorumluluklar getirmekte, çok yönlü sosyolojik bir sorunun ortaya çıkmasını sonuçlandırmakta ve Hanîf mü'minlerin büyük sıkıntı çekmelerine, hatta hayati tehlikelerle karşı karşıya gelmelerine neden olabilmektedir!

Bu ilgiyle hemen vurgulamak gerekir ki burada değinilen sorun, Türkiye toplumunun, temelde Kur'an'daki İslâm'ı henüz keşfedememiş bulunmasının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Buna rağmen, ne çoğunluktaki «Müslüman» Sünniler, ne de başta Şiiler olmak üzere Sünnilerin; «Fırak-ı Dalle», ya da «Sapkın inanç grupları» diye niteledikleri, suçlayıp aşağıladıkları hiçbir kampın bağlısı, Kur'ân'a bölünmez bir bütün olarak bakmamıştır ve bakmamaktadır! Oysa bütün İslâm din bilginlerinin üzerinde görüş birliğine vardıkları temel ilkelerden biri de «Kur'an'ın hem söz, hem de anlam bakımından bölünmez bir bütün» olduğudur. Bugünün Türkiye'sinde çoğunluğu oluşturan «Müslümanların» azınlıktaki Mü'minlerden farklı olarak bu ilkeye inanmıyor olması çok önemli bir sorun oluşturmaktadır. Türkiye'yi belki de İslâm dünyasından koparan en büyük sorun işte budur. Hatta İslâm dünyasının bugün içine sürüklenmiş bulunduğu kaosun kaynağı da budur. Çünkü eğer Müslümanlar İslâm'ın bütünlüğüne inanmış olsalardı bugün yaşamakta oldukları perişanlığın içine sürüklenmeyeceklerdi. En azından bugün karşılaştıkları sorunlar görüldüğü kadar ağır ve tehlikeli olmayacaktı.

Türklere özgü bir din formülü şeklinde peydahlanmış bulunan «Müslümanlık» ya da «İslâmiyet», tarihin akışı içinde Arap ırkçılığına karşı bir tepkinin ürünü olarak her muhit ve her döneme göre türlü biçimler ve içerikler kazanarak günümüze kadar gelmiştir. Dıştan ılımlı gözüken Sünniliği bile aşarak Hanefizm'e dönüşen, hatta onu da dejenere ederek onlarca tarikat şeklinde ortaya çıkan «Müslümanlık» ya da «İslâmiyet», Türkleri Kur'an'a ve İslâm'a ait hemen bütün temel değerlere karşı yabancılaştırmıştır.

Bu ağır sorunun, Dünya «müslümanlarını» ve mü'minleri temsil eden otoriteler tarafından tartışılarak bir an önce kesin bir sonuca bağlanması gerekir. Çünkü bu mesele, her şeyden önce imanî bir sorun olarak hayati önem taşımaktadır. Ayrıca dünya İslâm Birliğini yeniden ihya etmek bakımından da konu büyük önem arz etmektedir.

Ferit AYDIN


 

Kayıtlı

GençDavetçi
Bismillah
*

DUÂ: 10
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 41



« Yanıtla #1 : 12 Haziran 2010, 13:13:44 »

 Allah Razı Olsun
Aşırı islamcı,ılımlı islam kavramları ortalıklarda dönüp duruyor,bilmiyorlar ki,demiyorlarki islam tektir,bir bütündür,kuran ve sünnet çizğisidir.
Kayıtlı

Silahların yıktıgı binalar inşa edilir fakat;''kavramların'' yıktıgı insanlığın inşası çok zordur!
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: