Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #3 : 14 Mayıs 2010, 17:28:18 » |
|
On iki yıllık resmi ideolojinin eğitimiyle öğütülmüş gençlerin önüne bir de değişimi engelleyen (icad edilmiş bir din) getirildiğinde haklı olarak rabbani yörüngeye girmiyorlar. Bu bağlamda gençlerdeki hastalıklardan bahseder misiniz?
Gençlerin hepsini aynı çerçeveye oturtup toptancı bir yaklaşıma gitmemiz pek doğru değil. Ama genelden hareketle olayı değerlendirmeliyiz. Gençler bugün tepkili. Gençler aileye tepkili, topluma tepkili, sisteme tepkili, çağa tepkili... Hatta daha da ilerisi kendisiyle de barışık değil. Gençlik kendisine de tepkili. Gençlik kendi içinde de savaş veriyor. Yani kendi ruhuyla da barışık olmayan, bir gençlikle karşılaşıyoruz. Hem kontrol edilemiyor, hem tatmin edilemiyor, hem de ikna edilemiyor. Gençliğin adeta zincirlerinden kopmuş, hiçbir kaide, kural, ölçü, değer, kutsal tanımaz hali var. Bu gençlik bu sistemin semeresi ve günahıdır. Yani cumhuriyet nasıl Osmanlı''nın günahı ise bu gençlik de cumhuriyetin günahıdır. Bu günahın sonucunu hep birlikte yaşıyoruz. Bunu ifade ederken gençliğin üzerini çizelim gibi bir niyetimiz yok. Nihayetinde bu gençlik bizim imtihan alanımızdır. Dolayısı ile burada da olayı iyi teşhis etmeliyiz. Yani bugünkü gençlik etkin değil edilgen, özne değil nesne, aktif değil pasif, sürükleyen değil sürüklenen bir gençlik. Ama görebildiğim kadarıyla gençlik üç şeyin etkisinde kalmış durumda. Bunlar:
Kuvve-i akliye, kuvve-i şeheviyye ve kuvve-i gadabiyedir. Yani; aklın gücü, şehvetin gücü ve öfkenin gücüdür. Türkiye''de ki gençlerin çoğu bu üç kuvvetten birinin tutsağı halindedir. Kimileri okuma, öğrenme, bilgi üzerine yoğunlaşıyor ve bu bilgilenmede bilgi kirliliğine kayıp gidiyor. Yani aklını öyle bir kullanıyor ki daha ilkokulda iken dershane maratonuyla tüm dünyası buna kilitleniyor. Akıl erken uyarılıyor ve bu defa akıl kaldıramayacağı yüklerin altına giriyor. Sonuçta da insan akıl ve kutsal dışında hiçbir değer tanımıyor. Bu defa aklını mutlaklaştırıyor. Tabiri caizse aklını putlaştırmaya kadar işi götürüyor. İşte benmerkezci anlayış buradan ortaya çıkıyor. Bir de bakıyorsunuz ki rasyonalizmin ve pozitivizmin etkisinde kalıyorlar. Burada şu kritik karşımıza çıkıyor. Bu defa aklı ve bilgiyi bu derece önemseyen, akılda cerbeze denilen bir seviye çıkıyor. İşi hep kendi çıkarına pragmatist ve oportünist bir yaklaşımla halletmeye çalışıyor. Bunun için ülkedeki gençlik kurnaz bir gençlik. Çünkü çıkış noktası akıla yoğunlaşıyor. Akıl bürokraside tırmanıyor, siyasi iktidarda tırmanıyor. Bu devrede toplumun maslahatına ve insana yönelik hiçbir şey olmuyor. Ve bu noktada bakıyorsunuz ki korkunç sömürü hortumları devreye giriyor. Dolayısıyla "adam oldu, akıllı oldu" denilenlerin akıbeti maalesef bu şekilde oluyor.
İkinci bir kesimde kuvve-i şeheviyyenin - şehvet gücünün- mahkûmu olmuş durumda. Bazı gençlerin cinsel özgürlükler bağlamında işin ucunu kaçırarak, sonuçta hiçbir mahremiyet tanımadan, her şeyi cinsellik bağlamında düşünmeye başladıkları görülüyor. Yalnız ben bu şehveti sırf karşı cinse olan ilgi olarak tanımlamıyorum. Mal şehveti, para şehveti, makam şehvetinin de tutsağı olan gençler var. Al-i İmran 14. ayetinde bizlere bu hatırlatılıyor: "Kadınlara, oğullara, ekinlere, davarlara, altına, gümüşe şehvet insana cazip gösterildi." İnsanlarda çok farklı şehvetler vardır. Ama bizim kültürümüzde şehvet daha çok karşı cinse yönelik olan ilgi olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda kimi gençlerde şehvetin tutsağı ve mağlubudurlar.
Gençlikte üçüncü bir kesimde kuvve-i gadabiyyenin mahkûmudur. Yani öfkenin mahkûmudur. İnsanda sinirlenme, tepki verme özelliği vardır. Eğer bu ölçülü ve dengeli bir şekilde seyretmezse taşkınlığa şiddete ve kontrolsüz bir güce dönüşecektir. Ve gençlerimizin büyük bir kesimi de öfke selinin önünde sürüklenen nesnelere dönüşüyor. Okullarının önündeki çetelere dikkat ettiğimizde, eskiden erkek çocukların arasında daha çok bıçaklama olayları varken şimdi kız öğrenciler bile silah ve bıçak kullanıyorlar. Bu durumlar kuvve-i gadabiyyenin doğurduğu sonuçlardır. Burada şu sonuca varıyoruz. Gençler ya aklın ya şehvetin ya da öfkenin tutsağı halindeler.
Gençlerdeki bu hastalıkları teşhis ettikten sonra nasıl bir reçete sunarsınız?
Başta da söylediğim gibi bu gençler bize emanet. Allah bu gençler üzerinden bizi imtihana tabi tutuyor. Hz. Nuh''un (a.s) oğlunu gemiye bindirmek için nasıl çırpındığını vahiyden görebiliyoruz. Oğlu kendince bir mantık yürütüyordu, "Eğer dediğin tufan olursa ben yüksek bir tepeye çıkarım dolayısı ile kendimi kurtarırım" diyordu. Bu itiraza rağmen Hz. Nuh (a.s) oğlunun peşini bırakmıyor, ondan elini çekmiyordu. Ben bu kıssadan az önce saydığım kuvvetlerin esiri olan bu nesilden umudumuzu kesmememiz gerektiğini anlıyorum. Uzandığımız, ulaştığımız, muhatap olduğumuz her gencin potansiyel bir Müslüman olduğunu ve bizim cennetimizin onun üzerinden gerçekleşeceğini hesap ederek yola çıkmamız gerekiyor. Bu noktada geçmişte vakıfların, derneklerin, cemaatlerin yaptıkları güzel çalışmalar vardı. Son psikolojik savaş dönemlerinde birçok çalışma aksadı, ara verildi, ertelendi ve sonuçta gençlik sahipsiz kaldı. Gençliğe yönelik alternatif programlar noktasında önceki gayretler kesilince gençlik kişiliksiz ve kıblesiz bir rotaya doğru savruldu. İlk yapılması gereken şey ailelerin bilinçlendirilmesidir.
Aile eğitiminde çocuk ilk aşıyı alacaktır. Eğer bilinçli aileler devreye girerse olay başta kontrol altına alınmış olur. İkinci derecede İslami yapıların, cemaatlerin, derneklerin vs. gençlik programlarını, öğrenci çalışmalarını özellikle lise ve ilköğretim aşamasında çok yaygın ve etkin bir şekilde sürdürmeleri gereklidir. Şimdilerde ev okulu çalışmaları, yaz okulu çalışmaları ve aile okulu çalışmaları var. Bunlar sevindirici şeyler. Ama daha sistematik, daha yaygın ve daha geniş çaplı bir şekilde sürdürülmesi lazımdır. Şu an bu anlamda uğraş vermek isteyenlerin önü açık, imkânlar var, ama geniş gençlik kesimini kuşatacak projeler henüz hayata geçmiş değil. Burada öncelikle kendi ihmalimizi, kendi eksiğimizi idrak etmemiz lazım. Daha geniş ve ciddi açılımlar için ciddi çabalar sarf etmemiz lazım. İşte önümüzde yaz ayları geliyor. Yaz okulu çalışmaları çok önemli. Her Müslüman''ın kendi çapında bu çocukları gerçeklerle buluşturmak adına, onların temiz fıtratının işlenmesi için, tezyin ve teçhizi için, elini taşın altına sokması gerekiyor.
Gençlikteki hırçınlık ve taşkınlığa rağmen İslam''a yatkınlarını görebiliyorum. Yani temelde farkında olmasa, yaşamasa ve bilmese bile İslam''a düşman değiller. Yeter ki bu gençlerle temas kurulabilsin ve bunları ikna edebilecek hikmetli bir dil kullanılabilsin. Bu açıdan ulaşamadığımız insanı mahcup etmemiz, ön yargılarla kategorize edip dışlamamız çok yanlıştır. Ulaşma imkânımız varken ulaşamadıklarımızdan dolayı Allah''a nasıl hesap vereceğimizi düşünmeliyiz. Yarın bu gençler bizden davacı olurlarsa, "İslam''ın güzelliklerini bildiğiniz halde neden bize aktarmadınız?" gibi bir şikâyetle Allah''a giderlerse biz kendimizi nasıl savunacağız? Bu işin farkında olan Müslümanların sorumluluklarını yerine getirmede ağır davrandıklarını ve mutlaka bunu geliştirmek ve yaygınlaştırmak noktasında işi hızlandırmaları gerektiğini düşünüyorum.
|