ardu-l gazel
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 63
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 767
Dağların sıkletini yüklemişim omzuma..Bu Yük Büyük
|
 |
« : 16 Nisan 2010, 18:24:32 » |
|
İntifada Öyküleri Vicdanı Red
 Verilen koordinatlar çerçevesinde menzile doğru uçuyordu. Cephane dolu bir depoyu bombalayacaktı. Ko mutanı böyle emir vermişti. Mavi gökyüzünde bulutlar ara sında süzüle süzüle F-16'sıyla uçtu. Uçmak onda çocukluğundan beri süregelen bir aşktı. Tahsil hayatı boyunca hep bir gün pilot olmak ümidiyle okumuş, üstün bir başarıyla Hava Harp Akademisine girmişti. İşte şimdi emeline ka vuşmuştu. Ustteğmen rütbesiyle iki yıldır görevdeydi. Gazze üzerinde uçarken komutanının vurulmasını em rettiği koordinattaydı. Her biri 500-1000 kg olan füzelerle yüklüydü uçağı. Hedefe kilitlenmek için uçuşunu biraz da ha alçalttı. Kilitlendiği anda füzeyi bıraktı. Öyle ya, cepha ne dolu depoyu havaya uçurması, İsrail'in / devletinin ali menfaatlerini korumaktı. Bir daha dönüş aldığında cehennemi bir alev topunun kaldırdığı toz bulutuyla karşılaştı. Hedef isabet almıştı, amaikircildendi. "Yoksa" dedi kendi kendine "Bombaladığım si vil bir yerleşim yeri miydi? Yok canım! Komutanım cepha ne dolu bir depo olduğunu söylemişti." içinde binbir türlü şüphe ve kuruntuyla geri dönüyordu. Hava Jet Ana Üssüne yaklaştığında inişe doğru geçti. Kuleyle irtibatlı bir haldeydi. Piste öncelikle F-16'nın Ön te kerlekleri değdi. Birazdan iniş tamamdı. Kokpitten çıktı, inerken arkadaşıyla karşılaştı. Hoş geldin Yosef, dedi arkadaşı üzgün üzgün. Hoş bulduk İzak, neden somurtuyorsun? Yok bir şey! Var, var! Seni tanırım. Nereyi bombaladığını biliyor musun? Aniden duran Yosef in kalbi heyecanla attı. Aklına şüp heleri geldi. Yoksa... dedi. Yoksa sivil yerleşimciler miydi? "Evet" anlamında başını sallayan İzak Maalesef, dedi. Ama, ama komutan bana öyle dememişti. Artık halkı vurmayacağımı söylemiştim. Yaptığımız açıkça bir katliam. Üzgündü Yosef yaptıklarına. Filistinli mazlum, çocuk ve kadınları evleriyle havaya uçurduğuna, evlerini bombaladığına inanamıyordu. Beni aldattı, dedi öfkeyle. Komutan beni aldattı. Sivil leri vurmayacağımı bildiği için cephane dolu bir depo diye beni kandırdı. Allah kahretsin! İzak endişeyle etrafa baktı. Sakin ol Yosef, dedi. Biliyorsun ki her pilot bizim gibi düşünmüyor. Azınlıktayız. Sivilleri vurmayacağımızı kamuoyuna deklare etmemiz lazım. Yoksa bu kuralsız savaşa alet olmaya devam edeceğiz. Komutan da sen gelmeden çıktı. Raporunu sonra verirsin. Şimdi eve gidip biraz dinlen. Eve nasıl vardığının bilincinde değildi. Pilot olmayı çok istemesine rağmen işlerin bu şekilde gelişeceğini hiç düşün memişti. Filistinlilerin ne uçağı^ ne helikopterleri vardı. Kendilerinin ise F -16'ları, Apaçi helikopterleri, hatta nük leer başlıklı füzeleri boldu. Bu silahları halka karşı kullan mayı yanlış buluyor, buna alet olmayı vicdanına yediremiyordu. İsrail ordusu içinde "vicdani retçiler" diye bazı sesler yükselmişti. Savaşın kuralsızca oynanmasına, çocuk, kadın ve sivil halkın bombalanmasına, evlerinin füzelere tutulma sına karşı çıkanlar bir platform oluşturmuş, Yosef i de arala rına çağırmışlardı. Tabiatı itibarıyla sivillerin bombalanma sına karşı çıkan Yosef, tereddütsüz bu çağrıya katılmıştı, ama bu son görevde komutanının oyununa gelmişti. Aklına televizyonu açmak geldi. Düğmeye dokunur dokunmaz spikerin sesiyle irkildi. Gazzede cephane depo su diye bombaladığı yerin görüntüleri eşliğinde verilen ha berde, sivillerin öldüğünden bahsediliyordu. Halktan birinin evi havaya uçurulmuş, komşu evler dahil olmak üzere birçok yapı yerle bir olmuştu. Haberde 20 Ölü, 60 yaralıdan bahsediliyordu. Görüntülerde sedyelerle taşınan çocuklar ve kadınlar ambulanslarla hastanelere taşınıyordu. Ekrana kollan kopmuş bir çocuk görüntüsü yansıyınca "Allah kah retsin" dedi hırsla. "Allah kahretsin, beni kandırdı, beni kandırdı..." Başına ağrılar girmişti. Nasıl da oyununa gelmişti komutanın, bir türlü yediremiyordu kendine, Koltuğa pelte gibi yığıldı. Yüzlerce yaş ihtiyarladığını hissetti birden. Ne kadar da yorgun hissediyordu kendini. Ansızın kapı çalındı. Yerinden doğrulup kapıya gider ken kimseyi beklemediğini düşündü. İzak olabilir miydi? "Belki benî merak edip peşimden gelmiş olabilir" dedi. Kapıyı açtığında karşısında az Önce televizyon ekranın da kolları kopuk olarak gördüğü çocuk duruyordu. Her tarafı kan, her tarafı lime limeydi. Allahım!" dedi sayıklarcasma. Bu... bu olabilir mi? Nereden çıkmıştı bu çocuk? Ne arıyordu burada? Sen, dedi çocuk bağırarak. Kollarımı sen kopardın... Kollarımı ver!!! Ansızın Yosef in üzerine atladı. Aaaaü! Çığlık çığlığa uyanan Yosef şoka girmişti. Durmadan bağırıyordu. Biraz sonra kendine geldiğinde koltukta yığılıp uyumuş olduğunu anladı. Rüya görmüştü. "Ne korkunç tu Allahım!" dedi. "Ne korkunç... Onları ben öldürdüm, ben öldürdüm." Ağlıyordu Yosef. Vicdanı kendisini rahat bırak mıyor, artık bu işten el çekmesi gerektiğine inanıyordu. Birden kapı çalındı. Kalbi hızlı hızlı attı. Rüyası aklına geldi. Korku dolu bir heyecanla kapının arkasından; Kim o? dedi. Ben İzak, Yosef! Kapıyı açar mısın? Hızla açıp arkadaşının boynuna sarıldı. İyi ki geldin İzak, dedi sevinçle. Rüyasını bir çırpıdaanlattı. Vicdanımız, dedi İzak. Bunu kabul etmiyor Yosef. Masum sivil halkı bombalamak, çocuk ve kadınları öldürmek kabul edilecek bir davranış değil. Ama neden bunu hükümetimiz ısrarla yapıyor. Daha çok düşman kazanacağımız girişimlerde neden bulunuyo ruz ki? Hem görmüyor musun Filistinli çocuk ve kadınları, sivilleri bombalayınca, onlar da haklı olarak meyhaneleri mizi, diskoteklerimizi, otobüslerimizi, sivillerimizi bombalıyorlar. Karşılıklı bundan vazgeçilseydi olmaz mıydı? On lar bombalayınca terör, biz bombalayınca misilleme mi olu yor? Adalet mi bu İzak? Ne kuralsız bir savaş bu ah! Karşı lıklı bundan vazgeçilseydi olmaz mıydı? Geçenlerde, dedi İzak. Filistin direniş grupları aynen senin düşündüğün gibi bize bir çağrıda bulundular. Çağrıda mı? Nasıl yani? Kahire görüşmelerinde hükümetimize sivillerin çatış ma alanının ve saldırı hedeflerinin dışında tutulmasını yine teklif ettiler. Tabii bizimkiler de her zamanki gibi yine red ettiler. Anlamıyorum, dedi Yosef. Anlamıyorum. Yıllık aske ri bütçemiz 10 milyar dolar. Onların ise 300 milyon dolar. 605.000 eğitimli askerimiz var. Onların 30.000 gönüllüleri... 400 nükleer başlık var elimizde . Onların ise hiç yok, geçen lerde internette gördüm biliyor musun? Eylül 2000 ile Ağustos 2004 arasında çoğu kadın, çocuk, yaşlı, hasta silah sız siviller olmak üzere 3500 Filistinlinin öldürüldüğünü yazıyordu ikinci intifadadan bu yana. Bu olacak iş mi İzak? Bu bir savaş Yosef, kuralı olmayan ve maalesef bizim de kullanıldığımız bir savaş. Biliyor musun İzak? Uçuşa çıkan bazı pilot arkadaşlarcesaret verici haplar yani uyuşturucu alıyorlar. Sadece pilotlarımız mı? Askerlerin çoğu operasyonla ra, çatışma bölgelerine gittiğinde uyuşturucu alıyor. Çoğunun psikolojisi bozulmuş durumda. Hatta her an Öldürül me korkusu yaşıyorlar. Bir çoğu da firari... İkisi de sustular.Bakıp duran İzak, Yosefe niçin geldiği ni açıklamak istedi. Yosef, buraya gelişimin sebebini sormayacak mısın? Kusura bakma İzak, dalmışım. Ben, dedi İzak, sen eve geldikten sonra arkadaşlara uğ radım. Yarın basına yönelik bir açıklama yapacaklarını söy lediler. Sana haber vermeye geldim. Yaa! Buna çok sevindim. Artık tavrımızı ortaya koy mamızın zamanı geldi. Hep suskun kalamayız ya. Bir de, dedi İzak. 200 Öğretim görevlisi de basın açık lamamıza imza atıp destek oldu. İşte bu çok güzel. Ertesi gün basm-yaymda 27 vicdani retçi pilotun 200 öğretim görevlisinin desteğinde basın açıklaması yer almıştı. "Bizler hür irademizle Filistinlilerin sivil yerleşim alanla rına yönelik saldırılara ve bombalamalara katılmayacağımı- | zı, işgalin devam etmesinin İsrail'in güvenliğini tehdit ettiğini ve sivillere yönelik eylemlerin ahlaki değerlere aykırı olduğunu, ekteki 200 öğretim görevlisinin imzasıyla beraber kamuoyuna açıklıyor, bir an önce bu kuralsız savaştan uzak durmaya hükümeti davet ediyoruz." Çevrelerini saran gazetecilerden durmadan soru soran lar vardı. Uğultunun içinde bir gazeteci: Bu açıklamanızın emre itaatsizlik olduğunu düşünmediniz mi? diye sordu. Yosef soruyu soran gazeteciye döndü: Olabilir, dedi. Fakat vicdanımızın sesi bir tonluk bir bombayı sivillerin üzerine bırakmayı doğru bulmuyor. O sebepledir ki vicdani redçi olarak karşınızdayız. Hem bil melisiniz ki bir tonluk bir bombanın büyük bir yıkıma ne den olacağını bilmek için dahi olmaya gerek yok. Birileri bu bombalan kullanma kararını, onların birçok binayı yıkma sına ve birçok masum insanın, sivilin öldürmesine sebep olacağını bilmesine rağmen karar veriyor. Bu, bizi terörist haline getirmiyor mu? Ortalık sütliman bir sessizliğe gömüldü. Fakat vicdan larının sesine kulak veren bir grubun gönülleri su serpilmişcesine rahattı. Yaptıklarının doğruluğuna inanan bir ta vırla... M.A.Gönül[/b]
|