Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sanat Dallarına Bakış Açımız  (Okunma Sayısı 827 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7464



« : 03 Nisan 2010, 13:49:34 »


"De ki: 'Size (yaptıkları) işler bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? (Bunlar) güzel sanat yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir." (18/Kehf, 103-104)

Sanatı ve sanat kabul edilenleri değişik biçimde tasnif etmek, farklı bölümlerde incelemek mümkündür. Güzel sanatlar, zanaatlar, göze hitap eden sanatlar, kulağa hitap edenler, fonetik sanatlar, plastik sanatlar, el sanatları, süsleme sanatları, halk sanatları, grafik sanatlar, tatbiki güzel sanatlar gibi.

Batıda mimarlık, heykeltıraşlık, resim, müzik ve edebiyat sanatın ana dalları; diğer türler bunların birer kolu kabul edilir.

Müslümanlara göre güzel sanat denilince ilk sırayı edebiyat alır kanaatindeyiz. Kur'an ve Sünnet'in hem edebiyat şaheserleri olmaları, hem edebiyatı, yani güzel sözü teşvik ve tavsiye etmeleri, hem de dinin tebliğine en müsâit sanat dalları olmaları hasebiyle şiir, hikâye, hiciv, edebî sanatlar ve her türlü dallarıyla edebiyat. Sonra mimarî, süsleme sanatları. Tabii ki hat, kıraat, tezhip, ebru...

Resim, müzik, tiyatro ve sinema çok sıkı kayıt ve şartlarla kabul edilebilecek dallar (Bu sanat dallarının aslının kötü olduğundan değil; özellikle günümüzde çok çeşitli haram ve hatta küfürlere bulaşmasından dolayı bu sanatlara biraz soğuk bakıyor, sıcak ortamları bekliyoruz). Heykelin özellikle soyut olanı, resmin daha çok minyatür ve karikatür şeklinde ya da figür halinde tezâhürü, zanaat denilen el sanatlarının hemen her çeşidi. Ölçü belli: Allah'ın hudûdu.

Put amaçlı veya tâğutların putlaştırılmasına hizmet eden insan ve hayvan figürlerine âit heykellerin ve dans, bale gibi etkinliklerin sanat kabul edilmesi bizim açımızdan mümkün değil. Herhangi bir şirke, küfre veya harama âlet ve vesîle olan şekliyle sanat kabul edilenlerin güzelliği de meşrûluğu da kaybolur. Genel ölçü, Allah'a yaklaştıran herhangi bir şey meşrû, Allah'tan uzaklaştıran; tâğutlara, şeytana, nefsin hevâsına hizmet eden herhangi bir şey çirkin ve yasak. Müslümana göre sanatın mutlaka bir hayra hizmet etmesi ve yalan değil, hakikat olması gerekir. Tabii ki dinî ölçüler, selim akıl ve fıtrat kalıpları içinde güzel olması, estetik, zevke uygun olması şarttır ki sanat olabilsin. Bütün bu sanatlar vecd, tefekkür ve tebliğe hizmetleri ölçüsünde dince makbuldür.

Sanat deyince dejenere edilip yozlaşmış toplumun aklına gelen iki şeyden biri müzik. Müziğin helâl ve haram türleri var. Ayrıca müziğin icrâ edildiği yere ve icrâ edildiği maksada göre de hükmü değişir. Haddi aşmadığı ve herhangi bir günaha sebep olmadığı takdirde çoğu âlimlerce mubah görülen müziğin günümüzdeki durumu dikkate alınmadan değerlendirme yanlış olur. Günümüzde müziğin içkili gazinolarda, fısk u fücuru ihtivâ eden, haramla birleşerek icrâ olunan, hayvanî duyguları öne çıkaran, cinsiyet ve seksin ön planda olduğu, şarkı sözlerinin çoğunun İslâmî edep ve hayâyâ ters düşmesi bir yana, küfür lafızlarını da içermesi değerlendirilince (böyle bir müziğe) mubah damgasını vurmak mümkün değildir. Vakit israfı, para israfı, sayılanların yanında daha küçük problem. Bu problemlerin hiçbiri yoksa, salt olarak müzik, insanı şeytanî düşüncelere yaklaştırmıyor ve müslümanlığını unutturmuyorsa o takdirde helâl denilebilir. Günümüzde adına yanlış olarak dinî mûsikî denilen ilâhî, marş ve ezgileri, yeşil pop denilen parçaları buna örnek verebiliriz.

Sinema için de benzer şeyler söyleyebilir, aynı hükümleri tekrarlayabiliriz. Hep kadın ve çıplaklık, gayri meşrû ilişkiler, sevgililer, kâfirlerin câhilî hayatlarının reklamı... Türk filmleri de Batı hayatının ve Batı filmlerinin hem de çok kötü birer taklidi. Konular bizim insanımıza tümüyle ters olduğu halde, izleye izleye insanımızın hayatı da film oldu. Bugünkü ortamda sinemaya gitmeyene, film seyretmeyene tavsiye edilecek, onu filme alıştıracak, yani içinde hiçbir çirkin ve haram unsur bulunmayan bir film var mı, bilmiyorum. Bana sorarsanız, bugünkü şartlarla (tevhidî ve Peygamberî) tebliğe pek müsâit görünmüyor sinema. Çünkü çözümü bugünkü şartlarla çok zor olan onlarca problemi var sinemanın. Meselâ bayan eleman, yani aktrist problemi var. Oyuncu kızcağızın kıyafetinden zarâfetine dişiliğinin ortaya çıkmaması nasıl mümkün olacak? "Bâtılı tasvir, saf zihinleri saptırır." Müşrik veya günahkârları, kötüleri tasvir etmeyen, onların çirkefliklerini gözler önüne sermeyen film biliyor musunuz? Bu rolleri müslümanın mı, bir başkasının mı oynayacağından ve “nasıl”ından tutun, elfâz-ı küfrü ve ef'âl-i küfrü rol icabı da olsa söyleyip yapmaları... Bunların ibret alınabileceği kadar bazıları açısından kötü örnek de teşkil etmesi, bazılarını olumsuz yönde etkilemesi gibi birçok sakıncalar. Oyuncu, senaryo yazarı, yönetmen ve diğer teknik elemanların gerçek anlamda müslüman, hele dâvâ adamı olup olmamaları; olaya tüccarca mı, sanatçı olarak mı, yoksa tâvizsiz dâvâ adamı olarak mı baktıkları, bunların genel olarak İslâm'ı, Kur'an'ı ve yaptıkları işle alâkalı teferruatlı hükümleri ne oranda bildikleri, yaşadıkları değerlendirilmeli. Bütün bu problemlerin aşılması için ortam, bağımsız ve helâl finansman temini, hangi televizyonda veya hangi salonlarda oynanabileceği, rejimin sansür kurumlarını nasıl geçeceği... Film seyretmeyeni sinemaya alıştırma tehlikesi, muayyen/belirli bir şahsın taklidinin hükmü, hayalde büyük yeri olan bir zâtın veya bir peygamberin basit bir artist tarafından canlandırılması (ne demek canlandırma?), yani rol olarak taklidi. Sözgelimi gençlere Hz. Hamza dediğinizde akıllarına Yunan asıllı Amerikalı kâfir Anthony Quinn geliyor; Züleyha denilince Fatma Girik vb.

Bütün bu problemler aşılsın, ortaya gerçekten ve her şeyiyle müslümanca bir film konulsun, sonra konuşalım hükmünü.


Ahmet Kalkan/Vuslat dergisi
konu devam edecek
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7464



« Yanıtla #1 : 04 Nisan 2010, 11:05:21 »

Tiyatro için de aşağı yukarı aynı problemler sözkonusu. Hükmü de benzer.

Peki, öyleyse bunlardan İslâm adına yararlanmayalım mı? Yararlanma yollarını arayalım, ama nasıl? Din, "ille yararlanın, haram veya büyük günahlar önemli değil!" diyorsa, tamam. Haramlarla İslâm'a hizmet ve tebliğ olmayacağını, alkolle abdest alınmayacağını bilelim. Şu anda öncelikle ilimle mi, filmle mi uğraşmalıyız, din bizden ne bekliyor, bu ortam içinde tekrar değerlendirelim. Dünyaya hizmet için değil; kulluk için geldiğimizi hesap edelim. Kulluğun içine ne kadar hizmet giriyorsa, yani yaptığımızın ne kadarı ibâdet ise, ancak o kadarını yaratılış amacımız, diğerlerinin ise nefsin aldatmacası, şeytanın sağdan yaklaşarak bizi kandırması olarak düşünelim. Biz böyle düşünüyoruz. Olaya başka açılardan bakanların delillerini ve güzel örnek olarak ortaya koydukları şeyleri tartışmaya hazırız ve önyargılı olmadığımızın bilinmesini istiyoruz.
 
Edebiyata gelince... Haramlara ve küfre vâsıta olması, günahkâr yalancılar elinde şeytanî ilhamlarla küfre hizmet edilmesi Kur'an'ın dikkatleri çektiği büyük günah. İslâm için kullanılması ise Kâ'b bin Züheyr için olduğu gibi Hz. Peygamber (s.a.s.)'e cübbesini çıkartıp ikram ettirecek ölçüde teşvike şâyân.

Müslüman açısından sanatlar içinde ilk sırada sayılabilir edebiyat. Müslümanlar söz sanatlarında, hitâbet ve edebiyatta söz sahibi olmalıdır. Laf adamı olmaktan ve gevezelikten kurtulmak, sanatla bu çirkinliklerin farkını ayırabilmek için de gereklidir bu. Savunduklarının ve yaşadıklarının güzelliğinin dile yansıması, "İnsanlara güzel söyleyin" (2/Bakara, 83) emrine uyulmasıdır bu.

Kur'an, müslümanlar için birinci ve en büyük sanat kaynağı olmasına rağmen, bundan çok az yararlanılmıştır.

Sadece müslümanlara has orijinal sanatlar daha çok Kur'an'la direkt ilgili sanatlardır. Hat sanatı bunlardan biridir. Yasaklanan put amaçlı canlı resimlerine karşı, yazıdan tablo gibi resim yapar müslüman sanatçı. Hem tebliğdir hüsn-i hat, hem süs. Tabii, Kur’an harflerine ve bu harflerle oluşan eserlere yabancı şimdiki insana ne oranda tebliğdir, hatta güzel ve sanat eseri gibi geliyordur, orası ayrı bir kanayan yara. 

Kur'ân-ı Kerim tilâveti, müslümanlara has orijinal sanatlardan bir diğeridir. Rasûlullah (s.a.s.)'ın "Kur'an'ı seslerinizle süsleyiniz." (Buhârî, Müslim) emri ve teşviki, bu sanatın gelişmesine en büyük etken olmuştur.

Hayber'in fethi sırasında bir sahâbî, nağme ile şiir (ilâhî-ezgi) okumaya başlayınca Rasûlullah (s.a.s.) ona duâda bulunmuşlardı (Buhârî, Müslim). Ezanı güzel sesli ashâbına okuturlardı. Güzel sesli bazı sahâbîden Kur'an dinlerlerdi. Dinin bu teşviki hoş sadâ ile Kur'an tilâvetinin, makamla ezanın ve meşrû müziğin gelişmesi açısından büyük rol oynamıştır.

"Güzel sesin ne önemi var, okunan Kur'an'ın mesajı yeterli" diyemezsiniz. Güzel ses, mesajın etkisini arttırır. Bir divan şâirinin "Bozulmaz mâni-i Kur'an, olursa bed sadâ hâfız" demesine nazîre yaparak Bağdat'lı Rûhî şöyle cevap veriyordu: "Uçar te'sîr-i Kur'an olursa bed sadâ hâfız." (Yani, bir şâirin, "Hâfızın sesi kötü olursa, Kur'an'ın mânâsı bozulmaz" demesi üzerine şâir Rûhî: "Hâfızın sesi kötü olursa, Kur'an'ın etkisi uçup gider." Yani "Kur'an'ın tefsiri değilse de tesiri bozulur" diye cevaplamıştır.) 

 
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7464



« Yanıtla #2 : 06 Nisan 2010, 09:49:57 »

Resim ve heykele gelince... Canlı resmi, özellikle insan figürü resimde müslümanların tarihi boyunca soğuk karşılanmış. Özellikle heykel için bu soğukluk, haram ve put hükmü verilerek yasaklık yönüyle daha ileri boyutta algılanmıştır. Tevhid inancının temel esaslarını korumak, bu yasağın en büyük hikmetidir. Kendi eliyle yaptığına tapma ahmaklığını bazı insanlar, sadece eski câhiliyye döneminde değil; şu asırda ve çok yakınlarımızda bile göstermekte. Sadece imal ettiği halde "yaratma" vehmine kapılmak, çıplak kadın heykeli, sahte tanrılar, bâtıl dinlerin sembolleri gibi şeyler yapmaya kalkmak ve bunların demirden, tunçtan yontusu için büyük paralar sarfetmek, faydasız bir lüks, yani israf, heykelin yasaklanması için diğer hikmetleri kabul edilir.

Ama klasik değerlendirmelerin aksine, Kur’an’dan yola çıkarak put özelliği taşımayan resim ve heykellerin câiz olacağı görüşünü benimsemek daha doğru olur diyebiliriz. Çünkü;
 
İbrâhim (a.s.) döneminde, put görevi üstlendiği için ateşe atılma pahasına devrilmesini ister. Vahyin emriyle bütün peygamberler ve muvahhid mü’minler, put-heykellerle mücâdele etmek zorunluluğunu hissetmiştir. "İbrâhim babasına ve kavmine: 'Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller nedir böyle?' demişti." (21/Enbiyâ, 52). Ve heykellere tapınma şeklinde saygı duyanlara şöyle haykırır: “Yuh olsun size ve Allah’ın dışında tapmakta olduklarınıza (put heykellere), siz aklınızı hiç kullanmaz mısınız?” (21/Enbiyâ, 67). Elbette, yaşadığı dönemde yine put görevi üstlenip saygı duyulan heykellere Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisi gibi tevhid önderi olan putkıran dedesi İbrâhim Peygamber gibi onları yeryüzünden kaldırmak için savaşları göze almış, her türlü mücadeleyi yaparak putları devirmiştir. Bununla birlikte, Kur’ân-ı Kerim, Süleyman (a.s.) döneminde, put görevi üstlenmediği ve sadece sanat eseri olduğu anlaşılan heykele (timsâl) hoş gözle bakar, eleştirmez (bkz. 34/Sebe', 13). Biricik önderimiz Peygamberimiz’in de Hz. Âişe’nin küçük yaşlarda iken oyuncak olarak oynadığı kanatlı at heykeli gibi put özelliği taşımayan ve saygın konumda bulunmayan eserlere hiçbir yasak koymadığını değerlendirebiliriz. Ölçüyü şu şekilde güncelleştirebiliriz: Saygı duyulup putlaştırılan heykelleri ve hatta resim ve fotoğrafları bırakın sanat eseri olarak kabul etmeyi, kişiyi dinden çıkarıp müşrik yapan bir araç, put olduğu için çok çirkin ve yıkılıp yok edilesi bir nesne olarak görmek zorundadır muvahhid müslümanlar. Fakat, hiçbir put özelliği taşımayan ve salt sanat eseri kabul edilen ve başka haramlara da yol açmayan, tâğut ve küfür önderlerini de çağrıştırmayan fotoğraf, resim ve hatta heykellere Kur’an ve Sünnet, haram hükmünü koymaz (Bu konuyla ilgili olarak gerekiyorsa, İslâm’da Helâl ve Haram konusunu işleyen kitaplara ve “put” kavramına bakınız). Ama bir harama sebep oluyorsa hükmünün haram, bir şirke sebep oluyorsa hükmünün şirk olacağı da unutulmamalıdır.   

İslâm'da canlı resim ve heykellerin müslümanların tarihi boyunca tümden yasak kabul edilmesinin, bazı iddiâların aksine, sanat için çok olumlu etkileri de olmuştur. Biyolojik bir vâkıadır ki, kullanılmayan bir kabiliyet, kullanılmakta olan diğer yeteneği takviye eder. Meselâ bir âmânın hâfızası ve hassâsiyeti normal insanlarınkinden kat kat üstündür. Meyvesini çoğaltmak için ağacın budanması gibi canlı yaratıkların resim, yontma ve heykellerinin tasvirinden uzak kalan sanatkârın kabiliyeti diğer sahalarda daha büyük kuvvetle kendini gösterir. Hat sanatı, minyatür, arabesk, stilizasyon ve her çeşit süsleme sanatındaki müslüman sanatçının başarıları bunun delilidir. Resim ve heykelin soyut olanına İslâm’ın yasak koyduğunu zaten hiçbir kimse iddia etmez. Dolayısıyla resimle veya heykelle uğraşmak isteyen için soyut resim ve heykelin kapıları tarihten bu yana ardına kadar açıktır. Modern resim ve heykel sanatı bile soyut resim ve heykele yöneldi. Minyatür modernize edilebilir, soyut resmin sınırsız imkân ve güzelliklerinden yararlanılabilir. Hat modern resme adapte edilebilir. Heykelden tebliğ amaçlı olarak da yararlanılabilir. Meselâ Allah'ı, âhireti, ölümü, kulluğu hatırlatan ve canlı figürlerden uzak, soyut heykel ve anıtlar gerekirse meydanlara dikilebilir. İsrafa kaçmadan ve yararlı bir şekilde müslümanca bu sanatlarla uğraşılabilir.

Sanat konusunda çok az yasak vardır. Yeme-içme konusundaki birkaç yasak gibi. Geniş olan alan, meşrû olan alandır. Yasakların çoğu putçuluk, seks, fitne, fesat, israf gibi, sanatın aslına âit olmayan unsurlardır ki, şeytanın süsleyip güzel gösterdiği ârızî dış etkenlerle ilgilidir. Bunlar sanatla birlikte olmasa da yasak olan inanç ve ahlâk dışı çirkinliklerdir. Müslüman sanatkârın önünde, kabiliyetini gösterebileceği çok geniş saha vardır. Ancak, oynamasını bilmeyen gelin "yenim dar, yerim dar" der.

"Müslümanım" diyen sanatçı, Kur'an'a yönelmek zorundadır. Ancak bu şekilde evrensel çapta, güçlü ve orijinal eserler üretebilir. Sanatın da, sanatçının da kurtuluşu Kur'an'dadır...
Kayıtlı
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 639
Çevrimiçi Çevrimiçi

Mesaj Sayısı: 7464



« Yanıtla #3 : 06 Nisan 2010, 09:51:57 »

Sanat Konusunda Neler Yapılabilir?
Bazıları, "mehteri ihyâ edelim. Düğünlerimizi, eğlencelerimizi mehter marşları şenlendirsin. Millî-tarihî sanatımız bizi, biz onu kurtaralım" diyebilir. Bazıları, okunmaz, anlaşılmaz hale getirilmiş, tebliğ amacı unutulmuş hat sanatını bu ortam için "İslâm sanatı"nın çıkış noktası olarak teklif edebilir. Ebru, tezhip gibi bize ait, ama ölmüş sanatları diriltmek için boşuna uğraşabilir. Veya en fazla yeni Mimar Sinan'lar çıkması gerekir ki "İslâmî sanat" oluşsun değerlendirmesi yapabilir.

Bütün bu ve buna benzer görüşlerin bugünkü müslümanlar için, müslümanca sanat için hayâtî önemi olduğunu sanmıyorum. Önce konumumuzu tespit etmeliyiz; sonra ihtiyaçlarımızı. Niçin geldik dünyaya, nasıl bir dünyada, nasıl bir çevrede yaşıyoruz? Görevlerimiz, öncelikli işimiz nelerdir? İnsanların imanları bin bir oyunla, düzenle çalınırken, İslâm'a hizmet iddiâsındakiler İslâm'ı bilmez, hoca denilenlerin bilmem kaçta kaçı gerçek İslâm'a inanmazken... neye, nereden başlamalıyız?

Her düzen kendi sanat anlayışını ve sanatını beraberinde getirir. Her rejim kendi prensiplerine uygun ortamı ve altyapıyı oluşturur. O yüzden müslümanca sanat isteyenler her alanda müslümanca bir nizam için, Şeriat için çalışmalıdır. Bu çalışmalar estetik biçimde olduğu müddetçe sınırlı da olsa sanat ortaya çıkmış olacaktır. Yani istenen ve beklenen nizamı tebliğ için her türlü faâliyetler de sanata dönüşebilir.

Her yaptığımızı en güzel şekilde yapmak İslâm'ın emri olduğu için müslümanın her yaptığı sanat haline dönüşebilir. Kur'an'da geçen "ihsân" tüm anlamlarıyla gerçekten güzel olanı, güzel sanatı da ifâde edecek boyuttadır: "Güzellikler yapın. Şüphesiz ki Allah muhsinleri, güzel hareketlerde bulunanları sever." (2/Bakara, 195). Âyette geçen ihsân, husün ve hasenât kelimeleri, aynı kökten ve Türkçe'de de az-çok kullanılmaktadır; Güzellik, iyilik, infak etmek, işi doğru yapmak, dürüst olmak gibi anlamlara gelir. Allah'ın sevdiği "muhsin" de Arapça'da işinin ehli olana denir; infak eden ve güzel harekette bulunan anlamlarıyla birlikte. "İhsan (güzel hareket) nedir?" diye Rasûlullah (s.a.s.)'a sorulmuştu. O da: "İhsan, Allah'a O'nu görüyormuş gibi kulluk etmendir. Eğer sen O'nu görmüyorsan, mutlaka O seni görüyor" diye cevaplamıştı. İşte ihsan, bu çeşit kulluktur; ihsan, yani sanat.

Bugün esas olarak ve öncelikle yapılması gerekenin fert, toplum ve düzen bazında tevhidle kopan bağın asr-ı saâdet örneğiyle yeniden ikamesi olmalıdır. Tevhide dayanmayan, Lâ ilâhe illâllah dâvâsıyla ilgisi bulunmayan bir çalışmanın, bütün dünyaca şöhreti olan bir sanat kabul edilse bile; müslüman açısından hiçbir önemi yoktur.

Allah'a kulluk/ibâdet için yaratılan insanın en önemli sanatı kulluktur. Kulluk yapmak demek, her şeyi imtihan vesilesi bilerek Allah'ı sevmek, Rasûlü'nü örnek almak, güzellikleri tanımak ve güzel yaşamak demektir. Bunun adına ister ibâdet/kulluk deyin, ister örnek insan olma deyin, ister insanca yaşama deyin, isterse adam olma sanatı deyin; esas sanat budur. Hayatı sanat haline getirmek, yaşamayı anlamlı ve güzel kılmak, güzele tâbi olmakla mümkün olduğundan, bu, bizim elimizde. Kur'an, en büyük sanat eseri; canlı Kur'an olmak da hem bizim, hem sanatın canlanması için tek yol. Fıtratımız güzel, en güzel sûrette yaratılmışız; fıtrata uygun yaşamaksa ana vatanımıza (cennete) dönüşümüz, sanat şaheseri güzelliklere lâyık olmamız demek. Güzel bir kulluk sergilediğimizde dünyamız da cennete dönüşecek, bu gurbet bitecektir.

"Rabbimiz, bize dünyada da hasene/güzellik ver, âhirette de hasene/güzellik ver." (2/Bakara, 201)
Kayıtlı
MuSALLi
Süper Moderatör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 259
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1962


*Zervêşayê Pexmêr*


« Yanıtla #4 : 08 Nisan 2010, 01:56:02 »

İslamda sanatın yerini çok güzel açıklayan bir yazı olmuş
ALLAH RAZI OLSUN Zeynepder2 ablam Byrun  eline sağlık
Kayıtlı

vezin
Bismillah
*

DUÂ: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #5 : 20 Haziran 2010, 13:39:52 »

RESİM YASAĞININ MAHİYETİ VE ÇERÇEVESİ-1

Soru:

Resim ve heykelin, şu yaşadığımız zamanda diliminde toptan caizdir-değildir denmeyecek kadar dallı budaklı bir mesele olduğunu düşünüyorum. Tasnif edecek olursak:

Hikmet-illet

Risale-i nurlarda, İslamî hükümlerin "taabbudi" ve "makul-ul mana" olmak üzere ikiye ayrıldığını okumuştum. Bu çerçevede, resim ve heykel, belli bir hikmet ve maslahata binaen yasaklanan hükümler cümlesinden olsa gerek... Zira, hadislerde Allah'ın yaratmasına benzemeye çalışmak ve mahlukat tasvirlerini hürmet-ta'zim makamında tutmanın yanlışlığına işaret ediliyor:

"Her kim bir canlı resmi yaparsa Allah ona o resme can verinceye kadar azab eder. Ressam resmine katiyyen ruh veremez ve ebediyen azab olunur" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, VI, 533). (Küfürden başka günahlar ebedi azabı gerektirmez iken niçin böyle denmiş olabilir? Putlaştırmaya vesile olanlar olmasın?)

"Ebû Hüreyre (ra) rivâyet eder: Bir defasında Cebrâil Aleyhisselâm Resûlullah'ın (asm) huzur-u saadetine girmek için izin istedi. Allah Resûlü de (asm) müsaade buyurmuştu. Fakat Cebrâil (as): Şimdi ben sizin evinize nasıl gireyim? Evinizde at ve insan resimlerini ihtiva eden bir perde asılıdır! Ya bu resimlerin başlarını koparmalısınız! Ya da bu perdeyi indirip yere sermelisiniz! Biz melâike zümresi, içinde resim bulunan eve girmeyiz dedi."

Yani, yasak olan resmin muhtevasıdır denilebilir mi? Yani meşru bir maksada hizmet eden resimler masumdur demek ne derece mümkündür?

Soyutlama

Resimde soyut ve gerçekçi ayrımı yapacak olursak, Michalengelo'nun gerçekçi figürleri gibileri resmetmek mi yasaktır? Ayrıca, canlıların azalarını eksik resmetmek ve deforme-stilize etmek gibi yöntemler makbul müdür? Yani, karikatürler, minyatürler, çocuk yayınları için yapılan illüstrasyonlar, çizgi filmler ve 3 boyutlu animasyonların (dijital kuklalar da denilebilir, bazı filmlerde ve bilgisayar oyunlarında kullanılıyor) hükmü nedir?

Oyuncaklar

Peygamberimiz'in, Hz. Aişe'nin oyuncak bebeklerine müsaade ettiği rivayet ediliyor. Bu çerçevede oyuncak asker ve bebekler, at şeklinde salıncaklar, 2 boyutlu, 3 boyutlu kuklalar (Hacivat-Karagöz) ve süs biblolarına ne dersiniz? (Tabi bunları tasarlayan-çizen-modelleyen sanatkarlar olduğunu düşünürsek)

Heykeller

Soyut heykeller, kabartmalar, abideler, biblolar, tıb ve tasarım öğreniminde kullanılmak üzere yapılan insan modellerinin durumu nedir?

Cevap

Öncelikle bu son derece önemli soruyu bu şekilde tafsilata giderek gündeme getiren okuyucuya teşekkür etmemiz gerekiyor.

Fotoğraf, resim, heykel… meselesi öteden beri üzerinde tartışma yapılan ve farklı görüşler serd edilen bir mesele. Hakkında müstakil eserler, risaleler kaleme alınmış, fetvalar verilmiş.

Bir sonraki yazıda –eğer becerebilirsem– bunlardan ulaşabildiklerimi özetlemeye çalışacağım.

RESİM YASAĞININ MAHİYETİ VE ÇERÇEVESİ-2

Yazının hemen başında bir tesbiti kaydedelim: Konusunu cansız veya hareketsiz varlık ve nesnelerin oluşturduğu "manzara" yahut "natürmort" tarzı resimlerin haram olmadığında ittifak vardır.[1] Dolayısıyla burada sözünü edeceğimiz resim ve heykel, insan, hayvan gibi canlı/zî-ruh varlıklarla sınırlı olacaktır.

Efendimiz (s.a.v)'den, resim ve heykel yapımını kötüleyen/yasaklayan birçok sahih hadis rivayet edilmiştir. Bunları şu şekilde gruplandırabiliriz:

1. Resim ve heykel yapanlara ahirette azap edileceğini ifade eden hadisler.

2. Meleklerin, içinde köpek ve resim bulunan eve girmeyeceğini bildiren hadisler.[2]

Bu rivayetlerden hareketle Dört Mezhep fukahası canlı/zî-ruh varlıkların heykelinin, biblosunun vs. yapılmasının haram olduğu hükmünde birleşmiştir. Duvara, kumaşa, tuvale, sayfalara vb. nakış veya resmetmek, dokumak vb. bir şekilde yapılan canlı/zî-ruh varlıklara ait resimler de Hanefî, Şâfiî ve Hanbelî uleması tarafından haram olarak nitelendirilmiştir. Malikîler'in çoğunluğu bunun mekruh olduğunu söylerken, diğerleri cevazına hükmetmiştir.[3]

Konuyla ilgili bazı çalışmalarda[4] resim/heykel yapmanın haramlığı hükmünün, "Allah Teala'nın yaratmasına benzetme"ye ve bir de cahiliye şirkinin temel unsuru olan resim/heykel/put algısının yeniden canlanmasının önüne geçme amacına bağlandığı görülmektedir.

Ancak söylemek gerekir ki, bu illetlerden sadece ilki bir kısım hadislerde açıkça belirtilmiştir. İkincisine ise belki "hikmet" demek daha doğru olur. O da nassen (açıkça) belirtilmediği için zan ve tahmine dayalı bir tesbit olmaktan öteye geçmez. Öte yandan söz konusu illet/hikmet tesbitini, bahse konu hadislerden sadece bir kısmı için gündeme getirebiliriz. Diğer bir kısmı için ise bu mümkün olmamaktadır. Mesela meleklerin, içinde köpek ve resim bulunan evlere girmemesini ne mezkûr illet ile, ne de mezkûr hikmet ile açıklamak mümkündür!

Bu durumda şunu söylemek yanlış olmayacaktır: Söz konusu haramlık hükmünün muhatabı evvelemirde, resim/heykel yaparken "yarattığını" iddia ve vehmedenlerdir. Bunda şüphe yok.

İkinci olarak, çocuklara mahsus olarak yapılan oyuncaklar, her ne surette olursa olsun haram değildir. Hz. Peygamber (s.a.v)'in, Hz. Aişe (r.anha) validemizin oyuncak bebeklerini gördüğü zaman onlarla oynamasını onaylaması bu hükmün delilini oluşturmaktadır.[5]

Heykellerin başsız veya karın bölgesi oyuk bir surette yapılmış olanlarının cevazı da mezhep uleması tarafından dile getirilmiştir.[6] Burada önemli olan, canlının resminin, eksik olduğu takdirde yaşaması mümkün olmayan azalarından soyutlanarak yapılmasıdır. Buna da Cebrail (a.s)'ın, Hz. Peygamber (s.a.v)'in bulunduğu bir mekânda mevcut resimlerin baş kısmını koparmasını istemesi ile istidlal edilmiştir.[7]

Devam edecek

[1] Sa'dî Ebû Ceyb, Mevsû'atu'l-İcmâ', II, 667. Burada nakledildiğine göre Sadece Tabiun'dan Mücâhid bu tür resmin mekruh olduğunu söylemiştir.

[2] Resim ve heykel konusundaki rivayetleri toplu olarak görmek için bkz. Ali el-Karî, Mirkâtu'l-Mefâtîh, VIII, 265 vd.

[3] Muhammed Takî el-Osmânî, Tekmiletu Fethi'l-Mülhim, IV, 159.

[4] Mesela bkz. Muhammed el-Habeş, Ahkâmu't-Tasvîr, 26.

[5] el-Buhârî, "Edeb", 81; Ebû Dâvûd, "Edeb", 65.

[6] el-Cezîrî, Kitâbu'l-Fıkh ale'l-Mezâhibi'l-Erba'a, IV, 40.

[7] et-Tahâvî, Şerhu Ma'âni'l-Âsâr, IV, 287.
Kayıtlı
vezin
Bismillah
*

DUÂ: 4
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #6 : 20 Haziran 2010, 13:40:00 »

RESİM YASAĞININ MAHİYETİ VE ÇERÇEVESİ-3

İslam'ın resim ve heykel sanatlarına bakışını, bir önceki yazıda işaret ettiğim rivayetler belirlemiştir. Konuyla ilgili olarak Sahabe'den gelen fetvalar da aynı istikamettedir.[1]

Meseleyi detaylandıran Fıkıh kitaplarımızda, duvarda asılı olmayan veya duvara dayalı yastık gibi nesneler üzerinde bulunmayan, yere serili, üzerine basılan yaygılardaki cansız resimlerinin veya deforme edilmiş canlı resimlerinin bir mahzuru olmadığı belirtilmiştir.[2]

Öyle anlaşılıyor ki, resmin bulundurulmasına verilen cevaz, resme ta'zim anlamına gelmeyen, dolayısıyla putperestlere benzeme anlamı taşımayan durumlarla sınırlıdır. Öyleyse resim ve heykel konusundaki hükmü "ta'zim" ve "benzeme" ile ta'lil etmek mümkündür. Yani resim ve heykel yapma/bulundurma yasağını, putperestlere benzeme ve resme/heykele ta'zim gösterme durumlarına dayandırmak yanlış olmasa gerektir.

Nitekim İbn Âbidîn de bu meseleyi (resim bulunan yerde namaz konusunu) işlerken illetin ya resme ta'zim veya putperestlere benzeme olduğunu tasrih etmektedir. Dolayısıyla genel bir tesbit olarak şunları ifade edebiliriz:

1. Resmi yapılan şeye ta'zim gösterme ve onu ululama anlamına gelecek ve putperestlerin putlara gösterdiği ta'zimi çağrıştıracak davranışlardan uzak durmak gerekir. Bu anlamı taşımayan ve çağrıştırmayan –mesela minyatür tarzında– resimler zaruri durumlarda –mesela eğitim amaçlı olarak– kullanılmıştır. Şeklen dahi olsa benzememe konusunda hassas olmak gerekir.

2. Evlerde, canlı varlığı bütün olarak (boydan) yansıtan resimler bulundurmamak, bu türlü resimleri duvarlara asmamak gerekir. Bazı ulemanın, sadece başın veya göğüs kısmından yukarısının çekildiği yarım resimlere cevaz vermesi, bir önceki yazıda belirttiğim husus dolayısıyladır. (Canlının, baş, göğüs ve karın boşluğu gibi onsuz yaşayamayacağı kısımlarının resimden çıkarılması.)

3. Resim/heykel ile fotoğraf aynı şey değildir. Bunlardan ilkinde, insanın, yeteneklerini kullanarak insan veya hayvanı aynıyla resmetmeye çalışması, tabir yerindeyse onun bir "kopyasını" yapması söz konusudur. Fotoğraf ise mevcut görüntüyü hapsetmekten ya da bir nesne üzerine yansıtmaktan ibarettir. Muhammed Bahît merhum bunu, kişinin aynadaki görüntüsüne kıyasla açıklamaktadır. Şöyle ki: Bir kimse boy aynasının önüne geçerek orada durduğu zaman görüntüsü aynaya yansır. Aynadaki bu görüntünün haram olduğunu söylemek mümkün değildir. O kimsenin görüntüsü aynada mevcut iken bir başkası, herhangi bir alet vasıtasıyla o görüntüyü orada sabitlese buna haram diyebilir miyiz? Görüntü aynı görüntüdür ve yapılan iş onu bir alet vasıtasıyla orada sabitlemekten ibarettir. Dolayısıyla fotoğrafın caiz olması gerekir.

4. Buradan hareketle, –senaryosu, oyuncuları ve diğer unsurlarıyla– meşru sınırlar içinde olmak kaydıyla sinema filminin de bu hükme dahil olduğunu söyleyebiliriz.

Her ne kadar sinema filmi ve televizyon hakkında Muhammed Takî el-Osmânî tevakkuf etmiş olsa da[3] Bahît merhumun fetvasından hareketle bunun caiz olduğunu söylemek mümkündür. Esasen el-Osmânî'nin tevakkufu, fotoğrafın –zaruret durumları hariç olmak üzere– caiz olmadığı kanaatinde olmasından kaynaklanmaktadır.

5. Çizgi film ve çizgi romanlara gelince, çocukların oynaması için yapılan oyuncak bebeklere kıyasla bunların da caiz olduğunu söyleyebilir miyiz? Oyuncak bebeğe cevaz veren ulemanın, burada putperestlere benzeme ya da putu ta'zim anlamı olmadığı noktasından hareket ettikleri görülüyor. Aynı durum çizgi film ve çizgi romanlarda da mevcuttur. Çizgi film ve romanda mevcut karakterleri ta'zim söz konusu ise caiz olmaz, değilse caizdir demek mümkündür.

6. Günümüzde çizgi film, film, illüstrasyon, karikatür… gibi sanatlar vasıtasıyla verilen mesajlar özellikle gençler ve çocuklar üzerinde hayli etkilidir. Birinci maddede çizdiğim çerçeve içinde kalmak kaydıyla aynı yöntem kullanılarak gençler ve çocuklar üzerindeki bu yıkıcı etkinin dengelenmesinde bir sakınca olmasa gerektir.

Vallâhu a'lem.

[1] Bu konuda Sahabe'den gelen fetvalar için bkz. İbn Abdilberr, el-İstizkâr, XXVII, 170 vd.

[2] Mesela bkz. İbn Âbidîn tercümesi, II, 586 vd.

[3] Bkz. Tekmiletu Fethi'l-Mülhim, IV, 164.

http://www.ebubekirsifil.com/
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: