Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« : 31 Mart 2010, 20:34:59 » |
|
Moskova Saldırısını Kafkasya Emiri üslendi Moskova Metrosunu Mücahidler Vurdu 31 Mart 2010 Çarşamba Saat 18:42 Kafkasya Emiri Ebu Osman (Dokko Umarov), Moskova Metrosuna düzenlenen şehadet eylemlerinin Rus İşgalcilerinin Şubat 2010'da Çeçenistan ve İnguşetya'daki sivil katliamına misillemedir dedi.
ALLAHU EKBER VELİLLAHİL HAMD...
Cihaderi.net olarak zorlu bir süreçten geçtikten sonra (kimileri Mücahidler yapmadı haberi neden yayınlıyorsunuz Rusyanın istediğini yapıyorsunuz dedi, kimileri Ebu Osman operasyonu üstlenmedi fsb yaptı dedi) nihayet Kafkasya İslam Emiri Ebu Osman'dan beklenen açıklama geldi. Cihaderi.net farkıyla sizlere aktarıyoruz.
Moskova Metrosuna saldırı Rusların Çeçenistan'da (Arshty ve Dattykh) yaptığı katliama karşılık düzenlenmiştir.
Arshty'daki Sarımsak Toplamaya Giden Sivillerin Katledilmesiyle İlgili Haberi Okumak İçin Tıklayınız
http://cihaderi.net/news_detail.php?id=15593
VİDEONUN ÇÖZÜMLENMESİ:
Esselamu aleykum verahmetullahi vebarakatuhu.
Allah'a Hamd Olsun. Salat ve Selam Muhammed(Sav)ın ve onun aile ve ashabına olsun. Ben Kafkasya Emirliği Emiri Dokku Umarov. Açıklama yapıyorum. Bugün 29 Mart 2010 tarihi ve bildiğiniz gibi Moskova'da kafirlere karşı ve FSB'ye selam olarak 2 ayrı operasyon yapılmıştır.
BU OPERASYONLARIN EMRİNİ BEN VERDİM ve İNŞAALLAH SON OLMAYACAKTIR.
Bu operasyonu yapma sebebimiz 11.02.2010 tarihinde FSB teröristlerinin Arşti'de işkence ile öldürülen en fakir olan Yabani Sarımsak toplayan sivillerin intikamını almak içindir. Bu Moskova operasyonunda ölenler bizim fakir insanımız gibi değil zengin insanlardı. Bugün beni suçlayan politikacı, haberci ya da normal insan olsun, YÜZLERİNE GÜLÜYORUM, çünkü bizim sivil halkımızı öldüren Putin'i neden suçlu ilan etmiyorlar? Neden ona TERÖRİST DİYEMİYORLAR?
11.02.2010 tarihinde öldürülen fakir insanlar Putin'in emri ile öldürülmüştü. Rusların bilgisi olsun ki bu operasyon son değil ve inşAllah onların topraklarında devam edecektir.
11.02.2010 tarihinde şehid (inşALLAH ) olan mücahid kardeşlerimin de intikamı ayırca alınacaktır. Ruslara daha özel operasyonlar olacak inşAllah.
Ruslar! Sizler savaşı sadece televizyonlardan biliyorsunuz. Ben inşAllah bu savaşı sizin sokaklarınıza getireceğim,o zaman daha iyi anlarsınız bizim sıkıntılarımızı. ALLAHU EKBER
Cihaderi.net
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 90
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 605
GELECEĞE UMUTLA
|
 |
« Yanıtla #1 : 31 Mart 2010, 22:29:33 » |
|
Uzunca bir süredir, dün sabah Moskova'da yaşanan ve dehşet veren saldırılar gibisi yaşanmadı. Bali'de, Londra'da, Madrid'de ve dünyanın başka bölgelerinde, 11 Eylül saldırılarıyla kendini gösteren güçlü, çok ölümlü terör saldırıları kesintiye uğramış, "El Kaide saldırısı" denilerek kapatılan yeni dosyalar açılmaz olmuştu.
Pakistan'da devam eden, çok sayıda sivil insanın ölümüne yol açan, iç savaş görüntüsünü andıran, Taliban'a karşı savaşan ABD'nin örtülü operasyonlarıyla ürkütücü bir hal alan çatışmaları hariç tutarsak, özellikle Barack Obama'nın ABD Başkanı olmasından sonra terör saldırılarında bir azalma olduğunu söyleyebiliriz.
Moskova Metrosu'nda, (biri tam da Rus istihbarat merkezinin altında) ardı ardına patlayan ve onlarca kişinin hayatını kaybetmesine yol açan saldırı, Rusya'nın Çeçenistan'da kanlı bir işgal operasyonu başlatmasına zemin hazırlayan apartman bombalamaları ya da Beslan'daki trajediyi andırıyor. O zaman, Moskova'daki saldırıları, istihbarat örgütleriyle, devletlerin güvenlik politikalarıyla iç içe olan küresel terör ve terörle mücadele söylemi kadar, daha özel bir çerçevede, Kafkaslar üzerindeki etkinlik mücadelesiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor.
Henüz sağlıklı bilgiler yok. Saldırıdan hemen sonra "olağan şüpheli" Çeçenler öne çıktı. Çeçenistan'da çatışmalar durma noktasına gelmişken, direnişçi Çeçen liderlerin büyük bölümü Rusya tarafından tasfiye edilmişken, Rusya'yı çevreleme politikası gereği Çeçenistan'a verilen destek bitmek üzereyken, dünkü saldırılarda her şeyi yeniden başlatmak isteyenler parmak izlerini görmek mümkün. "Çeçen öfkesi" ihtimalini elbette yadsımıyoruz. Ama konu Rusya olunca, istihbaratçıların rolü olduğu daha sonra ortaya çıkan ve Çeçenistan'da çok kanlı bir savaşın gerekçesi olarak kullanılan apartman bombalamaları hâlâ canlıyken, Kafkaslara yönelik geniş ilgi ortadayken, konuyu sadece kriminal incelemeyle ele almak hiçbir zaman yeterli olmayacaktır.
2008 Ağustos ayında, Güney Osetya ve Gürcistan'da olanları bir kez daha hatırlamakta yarar var. Hatırlayalım da, bu tür saldırıların nedenlerini biraz daha iyi anlamaya çalışalım.
Gürcistan'ın kendi sınırları içindeki G. Osetya'ya yönelik operasyonu, yeryüzünün fay hatlarındaki küçük sorunların bile ne denli büyük çatışmalara yol açabileceğinin yeni ve ürkütücü bir örneğini sundu. Dünyanın etnik olarak en karmaşık bölgelerinden biri olan Kafkasya'daki gerilim bir anda dünyanın en büyük krizi haline dönüşüverdi. 21. yüzyılın dünyasını şekillendiren merkez güçler, küçücük G. Osetya üzerinden karşı karşıya geldiler.
Rusya, Sovyetler'in çözülmesinden bu yana kendisine yönelen çevreleme politikasına ilk kez bu kadar sert, ani ve kararlı reaksiyon gösterdi. ABD ve NATO Moskova'nın bu kadar sertleşeceğini düşünemedi. Gelişme, hem enerji savaşlarıyla hem İran kriziyle, hem Rusya-NATO rekabetiyle hem Türkiye'nin pozisyonuyla hem Ortadoğu'da oluşturulacak statükoyu tamamlaması düşüncesiyle hem de bizim için hayati bir konu olan Karadeniz tartışmasıyla ele alınması gereken bir durumdu.
Çünkü Kafkaslarda hiçbir sorun tek başına çözülemez. Osetya, Abhazya, İnguşistan, Çeçenistan, Dağıstan, Hazar'ın altında yatan zenginlikler ve Karadeniz tartışması, Rusya ile NATO'nun bölge üzerindeki satranç oyunun parçalarıdır. Karabağ meselesi de öyle. Hatta İran-ABD ilişkilerinin bir boyutu da Kafkasya'dır, Hazar'dır, Rusya-İran stratejik ortaklığıdır.
Rusya ile Batı arasında yıllardır zımni bir kabullenme vardı. Güney Kafkaslar Batı etkisinde kaldı. Kuzey Kafkaslar'a kimse karışmıyordu. Çeçenistan'dan destek bu yüzden çekilmişti. Son G. Osetya krizi ile bu zımni anlaşma bozuldu. O dönemde; "Herkes her yere karışacak. Bu olunca da sadece Abhazya ve Güney Osetya değil, Çeçenistan, İnguşistan, Dağıstan da karışabilecek" demiştik. Bu ihtimalin ciddi olduğunu Moskova'daki son saldırılarla bir kez daha gördük.
Endişemiz; Rusya'nın Moskova saldırılarını gerekçe kullanarak Çeçenistan'da belki de son ve kalıcı operasyona başlayacak olması. Gürcistan krizi ile Kafkaslar'a eskisinden çok güçlü bir şekilde dönen Rusya, benzer bir sertlikle bölgedeki nüfuzunu güçlendirme yoluna gidecektir.
ABD ve NATO Balkanlar'ı istediği gibi dizayn etti, Rusya hiçbir şey yapamadı. Aynı güçler Hazar çevresine odaklandı. Doğu Avrupa'yı füze üsleriyle donattı. Orta Asya'ya, Afganistan'a girdi. Bölgenin güçleri hiçbir şey yapamadı. Eski Sovyet Cumhuriyetleri NATO'ya alındı ve Rusya'yı çevreleme stratejisinde garnizon ülkelere dönüştürüldü. Rusya hiçbir şey yapamadı. Ancak Soğuk Savaş'tan bu yan devam eden sürecin bir kırılma noktasına geldiği, ABD ve müttefiklerinin artık bir çok bölgede çetin dirençlerle karşılaşacağı kesinleşti. Son durumun, tıpkı Gürcistan olayındaki gibi, İran kriziyle besleneceğine, Hazar çevresinde gerginliği artıracağına, Orta Asya'da hamleleri sertleştireceğine inanabiliriz.
"Çeçen öfkesi" olsa bile, etkileri Çeçenlerin çok ötesine geçebilecek. İran-İsrail krizi patlama noktasına gelmişken Kafkaslar'ın hareketlenmesi oldukça manidar... Dar anlamda bir terör dosyası değil bu. Terörle mücadele söylemleriyle de üstesinden gelinebilecek bir durum da değil. Çeçenlerin çok daha dikkatli olmaları, imha anlamına gelen ve kendilerini küresel oyuncuların kartları haline getiren hiçbir şeyin içinde yer almamaları gerekiyor.
"Kan artık bizim şehirlerimiz ve kasabalarımızla sınırlı olmayacak. Savaş onların şehirlerine geliyor. Eğer Ruslar savaşın sadece televizyonlarında olduğuna ve Kafkasya'dan uzakta olan yerlere onlara ulaşmayacağını düşünüyorlarsa, inşALLAH , savaşın onların evlerine geri döneceğini onlara göstermeyi planlıyoruz. Bu yüzden, askeri eylemlerin bölgesi bütün Rusya topraklarına kadar genişletilecektir."
Çeçenler için tek yol, bu sözlere kimlerin ne tür yatırımlar yaptığını çok iyi bilmektir.
30.03.2010 Yenişafak
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 90
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 605
GELECEĞE UMUTLA
|
 |
« Yanıtla #2 : 31 Mart 2010, 22:35:13 » |
|
Rusya'nın başkenti Moskova'da iki metro istasyonunda yaşanan saldırıdan sonra tüm gözler Kafkasya İslam Emiri Dokko Umarov'a çevrildi.
Gürcistan'ın Rusça yayın yapan Pervıy Kavkazski televizyon kanalına Umarov'un sözcüsü olduğunu iddia eden bir kişi açıklama yaptı. Kanala banttan konuşan Çeçen, "Benim açıklamalarım resmi . Moskova'daki patlamalardan Rus İstihbarat Servisi ( FSB) sorumlu. FSB'nin bu olaylarla bağlantısı var" iddiasında bulundu.
Adını açıklamayan Umarov'un "sözcüsü" saldırılar hakkında Rusya Başbakanı Vladimir Putin'i suçladı. Putin'e atfen Çeçen, "Siz tüm bunları kendi prestijinizi yükseltmek için yapıyorsunuz. Görev sürenizin uzatılması amacıyla toplumun size oy vermesi için yapıyorsunuz." iddialarında bulundu.
Çeçen vatandaşı "Dünyanın en aşağılık yaratığı" diye Putin'e yönelik hakarette de bulunarak, çok sayıda insanın kanını döktüğünü iddia etti.
Umarov'un "sözcüsü", "Hiçbir terörist ve hiçbir Çeçen'in kendi gücünü göstermek gibi bir niyeti yok. Terör savaşı ve bu tür benzer patlamalar bize gerekli değil. Bu savaşı kimse istemiyor. Biz böyle bir savaştan yana değiliz." dedi.
Pervıy Kavkazski tv kanalı Gürcü Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili'nin Moskova'ya karşı propaganda amacıyla 2009 yılında kurulmuştu.
isra haber
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #3 : 01 Nisan 2010, 03:13:28 » |
|
Rusya'nın başkenti Moskova'da iki metro istasyonunda yaşanan saldırıdan sonra tüm gözler Kafkasya İslam Emiri Dokko Umarov'a çevrildi.
Gürcistan'ın Rusça yayın yapan Pervıy Kavkazski televizyon kanalına Umarov'un sözcüsü olduğunu iddia eden bir kişi açıklama yaptı. Kanala banttan konuşan Çeçen, "Benim açıklamalarım resmi . Moskova'daki patlamalardan Rus İstihbarat Servisi ( FSB) sorumlu. FSB'nin bu olaylarla bağlantısı var" iddiasında bulundu.
Adını açıklamayan Umarov'un "sözcüsü" saldırılar hakkında Rusya Başbakanı Vladimir Putin'i suçladı. Putin'e atfen Çeçen, "Siz tüm bunları kendi prestijinizi yükseltmek için yapıyorsunuz. Görev sürenizin uzatılması amacıyla toplumun size oy vermesi için yapıyorsunuz." iddialarında bulundu.
Çeçen vatandaşı "Dünyanın en aşağılık yaratığı" diye Putin'e yönelik hakarette de bulunarak, çok sayıda insanın kanını döktüğünü iddia etti.
Umarov'un "sözcüsü", "Hiçbir terörist ve hiçbir Çeçen'in kendi gücünü göstermek gibi bir niyeti yok. Terör savaşı ve bu tür benzer patlamalar bize gerekli değil. Bu savaşı kimse istemiyor. Biz böyle bir savaştan yana değiliz." dedi.
Pervıy Kavkazski tv kanalı Gürcü Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili'nin Moskova'ya karşı propaganda amacıyla 2009 yılında kurulmuştu.
isra haber
Dokko Umarov'dan Rusya'ya Tehdit: Daha Şiddetlisini Bekleyin
Moskova'daki Metro saldırılarının sorumluluğunu üstlenen Umarov, Rusya'yı daha şiddetli saldırılarla uyardı.
Umarov, 20 Mart tarihli video bandında, Moskova'daki iki metro istasyonunda gerçekleştirilen saldırıların kendi emri doğrultusunda icra edildiğini belirtti.
Kavkas.tv tarafından yayınlanan videoda Umarov, Moskova'daki iki saldırının da 11 Şubat'ta Rus birliklerin Çeçen ve İnguş halkını hedef alan saldırılarının intikamını almak için gerçekleştirildiğini kaydetti.
Umarov, Kafkas bölgesinde Rusya'nın gerçekleştirdiği katliamlara karşı düzenledikleri saldırının meşru olduğu söyledi, Rusya'nın 11 Şubat'ta gerçekleştirdiği saldırıda ölenlerin çoğunluğunun sivil olduğunu sözlerine ekledi.
Bazı siyasi ve gazetecilerin Moskova'daki saldırıları "terör" saldırısı olarak nitelemesine dikkat çeken Umarov, Putin'in emirleri doğrultusunda katledilen siviller için "terör" nitelemesinin kullanılmamasını eleştirdi.
Umarov, açıklamasının devamında Putin'in Kafkas bölgelerinde katliam işlemeye devam etmesi halinde Rusya'nın iç noktalarında daha şiddetli eylemler gerçekleştirmekle tehdit etti.
isra haber yukarıda iki haber okuyoruz isra haber kaynaklı sizce hangisine inanalım? en iyisi en yukarıda cihaderi nette verilen linkte bulunan umarov'un açıklamasını içeren videoyu izleyin kararı siz verin.tabii çeçence biliyorsanız
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 90
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 605
GELECEĞE UMUTLA
|
 |
« Yanıtla #4 : 01 Nisan 2010, 11:05:03 » |
|
Dokko Umarova ait olduğu söylenen o konuşmanın doğru olmadığını bilmeyi çok isterim.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
|
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #6 : 01 Nisan 2010, 23:20:57 » |
|
kavkazcenter de de okudum dün bu haberi dokko umarov saldırıyı üstlenmişti ALLLAHUUUUU EKBARRRR dedim 
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 639
Çevrimiçi
Mesaj Sayısı: 7464
|
 |
« Yanıtla #7 : 02 Nisan 2010, 09:46:09 » |
|
kavkazcenter de de okudum dün bu haberi dokko umarov saldırıyı üstlenmişti ALLLAHUUUUU EKBARRRR dedim  Kafirler her türlü zulmu yapiyor,bacilarimizin iffetine el uzatiyor,yasli ,çocuk genc demeden katlediyor gereken tepki kimseden cikmiyor islamda kisas var cihad var bunlar icin gereken fetva var ama muminler bir eylem yapinca nedense ilk tepki yine muminlerden geliyor,zulm oldugu dusunuluyor bu eylemi yapanlar ben inaniyorum ki islami bizden daha iyi bilip yasiyor... her eylemde aklima su ayet gelir" Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize katından bir yardım-eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz"(nisa 75)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 90
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 605
GELECEĞE UMUTLA
|
 |
« Yanıtla #8 : 02 Nisan 2010, 10:00:03 » |
|
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #9 : 02 Nisan 2010, 15:47:10 » |
|
Değerli kardeşlerim istişhadi eylemler konum, coğrafi ortam ve stratejik şartlara göre değişkendir. Her yerde aynı eylemin yapılması o eylemin meşruiyetini oluşturmamaktır. İsrailde sinonizme karşı uygulamanın fetvası verilirken, yeryüzünün başka memleketinde bu uygulama kerih görülmektedir. Şayet bizlerde islami hukukların sınırlarını zorlar ve te'vil yaparak meşru zemin ararsak o zaman bu zulüm olur ve ordaki savunmasız insanlarında haklarını taciz etmiş oluruz.
Bize yapılan zulümlere karşı efendimizin uygulamalarını göz önünde tutalım kardeşler..istişhadi eylemin meşruiyetine dair çok kaynak var.Alimlerin görüşlerini buraya atabiliriz.
Kısas hukukuna gelince onu burda bir yere oturtamayız. Herşeyi en iyi bilen Rabbimizdir ve ondan bu ümmete yakışır şekilde cihad ahlakıyla ahlaklanmayı diliyoruz. Zira istihbaratlar bu işlerde öyle sansasyonel programlar uyguluyorlarki bizler sadece tahlil etmekle yetiniyoruz.Bakın yakında göreceğiz ki bunun ardından başka bir büyük proje çıkacak. Rusyada seçimlerde yaklaşıyor bu arada...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #10 : 02 Nisan 2010, 15:57:57 » |
|
kARDEŞLER BİR KISMINI ŞİMDİ YAYINLIYORUZ HAYIR OLUR İNŞALLAH.BİRAZ UZUN OLDU HAKKINIZI HELAL EDİNİZ.DEVAMI GELECEK İNŞALLAH. Bilindiği üzere cihad yaşanılan dönemin şartlarına ve gereklerine göre yapılır. Nitekim Resulullah (s.a.s.) bir hadisinde: "İyi bilin ki kuvvet atmaktır" diye buyurmuştur. (Bu hadisi Müslim, İmare 168'de; Ebu Davud, Cihad 23'te; Tirmizi, Enfal suresi tefsirinde; İbnu Mace, Cihad 19'da; Darimi, Cihad, 14'te; İbnu Hanbel, 4/157'de rivayet etmiştir.) İlim adamları bu hadisi, savaşı yaşanılan çağın gereklerine ve şartlarına göre yapmak gerektiği şeklinde yorumlamışlardır. Bu bütün cihadi ameller için geçerlidir. Bu itibarla savaşta yasaklar sınırının aşılmaması şartıyla yaşanılan çağın gereklerine göre yeni metotlar geliştirilmesi mümkündür. Dolayısıyla bir metot geliştirilirken dikkat edilmesi gereken onun yasaklar dairesine girip girmediğinin tespit edilmesidir. Eğer bir fiilin benzeri Resulullah (s.a.s.) döneminde yapılmış ve itiraz edilmemişse o fiilin yasaklar dairesine girdiği söylenemez. Ayrıca bilmek gerekir ki, burada önemli olan esasta benzerliktir. Yoksa şekilde farklılık esastaki benzerliğe dayanan kıyası geçersiz kılmaz.
Batılıların literatürlerinde "şehadet" kavramı olmadığından, Müslümanların cihad esnasında şehadeti göze alarak gerçekleştirdikleri eylemleri onlar "intihar" olarak adlandırıyorlar. Bu isimlendirme bizim İslami yayın organlarına da aynen yansıyor ve halkın dilinde "intihar saldırısı" ismi dolaşmaya başlıyor. Bu kez: "İntihar etmek haram olduğuna göre bu insanlar bu fiilleri neye dayanarak yapıyorlar?" sorusu akla geliyor. Bazıları bu eylemleri zulüm karşısındaki bıkkınlığa karşı bir patlama şeklinde anlamaya çalışıyor ve: "Her ne kadar şer'an bir izahını bulamazsak da başlarındaki zulmü göze olarak bu fiillerini anlayışla karşılamak zorundayız" tarzında birtakım izahlar bulmaya çalışıyorlar. Oysa bizim için her konuda ölçü ve terazi ALLAH'ın şeriatıdır. ALLAH'ın şeriatına göre izahını bulamadığımız bir ameli belli bir sebebe dayandırsak bile geçerli ve meşru göremeyiz. Bir amelin ne derece meşru olduğunu ortaya koymak için yapacağımız izahlarda önemli olan olayın sosyolojik veya psikolojik boyutlarını izah etmemiz değil şer'i yönden geçerliliğini ortaya koyabilmemizdir.
Aşağıda siretten, bir insanın cihad esnasında kesin şekilde öldürüleceğini bildiği halde, Müslüman tarafın maslahatı veya karşı tarafın zayıf düşürülmesi için bir eyleme atılmasıyla ilgili örnekler ve fıkıh alimlerimizin bu konudaki görüşlerini sıralayacağız. Bu bilgilerin derlenmesinde, Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Abdurrezzak Halife eş-Şayci'nin haftalık el-Muctema dergisi, sayı: 1192, sh. 44-45'te yayınlanan bir araştırmasından, yine Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nin dekanı Prof. Dr. Acil Casim en-Neşemi'nin el-Kabas gazetesinin 19 Mart 1996 tarihli sayısında yayınlanan fetvasından, Ezher Alimleri Cephesi'nin konuyla ilgili fetvaları hakkında eş-Şa'b gazetesinin 13 Nisan 1996 tarihli sayısında yayınlanan geniş haberden, değişik üniversitelerin Şeriat fakültelerinde görev yapan bazı öğretim görevlilerinin "Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki meşruiyeti hakkındaki fetvaları" başlığıyla ortaklaşa yayınladıkları fetvalarından, İbrahim el-Ali'nin, Filistin el-Muslime, Ekim, Kasım ve Aralık 1995 sayılarında (üç sayı arka arkaya) yayınlanan bir araştırmasından ve bunların dışındaki değişik İslami kaynaklardan yararlandık. (Yararlandığımız kaynaklardan bazılarını metin içinde zikrettik.)
* Yüce ALLAH, bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: "Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, ALLAH'a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (ALLAH yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır." (Ahzab, 33/23) Bu ayetin nüzul sebebiyle ilgili olarak, Buhari, Müslim, Tirmizi ve daha başkalarının Enes ibnu Malik (r.a.)'ten rivayet ettiklerine göre, Enes ibnu Malik (r.a.)'in amcası Enes ibnu Nadr (r.a.) Bedir savaşında bulunamayınca: "Resulullah (a.s.)'ın girdiği ilk çarpışmada bulunamadım. Eğer ALLAH bana Resulullah (a.s.) ile birlikte bir çarpışmaya katılmak nasip ederse, mutlaka nasıl (kahramanca) hareket edeceğimi görecektir" dedi. Bu kişi Uhud savaşında şehid edildi. Bu savaşta öldürülünceye kadar kahramanca savaştı. Bedeninde kimi gürz, kimi kılıç, kimi de ok yarası olmak üzere seksen küsur yara görüldü. Bu ayeti kerime de onun hakkında indirildi. (Bu konudaki rivayeti Buhari, Cihad, 12; Tefsir, Ahzab suresi tefsiri, 3; Tirmizi, Ahzab suresi tefsiri, 2,3'de rivayet etmiştir.) Dikkat edilirse ayetin metninde Yüce ALLAH, ALLAH yolunda şehid oluncaya kadar çarpışmayı adayanlardan ve bu adağını yerine getirenlerden övgüyle söz etmektedir ki, bu onların intihar edenler gibi olmadıklarını gösterir. Ayetin nüzul sebebiyle ilgili rivayet de, şehid olmayı göze alarak kahramanca çarpışmanın övgüye değer bir amel olduğunu ortaya koyuyor. Fakat bilmek gerekir ki, cihadın gayesi ölmek değildir. Ama düşmanın zayıf düşürülmesi veya İslam kuvvetlerinin bir zarardan korunması mücahitlerden birinin veya birkaçının öldürülmesiyle ancak mümkün olacaksa bundan dolayı bazılarının kendilerini şehadete atmaları intihar değil aksine büyük bir kahramanlıktır. Aşağıda vereceğimiz rivayetler de bunu ortaya koymaktadır.
* Müslim'in naklettiği bir hadise göre Enes ibnu Malik (r.a.)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.s.) Uhud gününde ensardan yedi ve Kureyş'ten iki kişiyle birlikte yalnız bırakıldığında, müşriklerin onun üzerine ok yağdırmaları ve kendilerine doğru yaklaşmaları üzerine: "Bunları kim bizden uzaklaştırır, onun için cennet vardır -yahut- o cennette benim arkadaşımdır" diye buyurdu. Bunun üzerine ensardan bir adam öne geçti ve öldürülünceye kadar çarpıştı. Sonra yeniden üzerine ok atmaya başladılar. Resulullah (s.a.s.) tekrar: "Bunları kim bizden uzaklaştırır, onun için cennet vardır -yahut- o cennette benim arkadaşımdır" diye buyurdu. Bunun üzerine ensardan bir adam öne geçti ve öldürülünceye kadar çarpıştı. Bu şekilde tam yedi kişi şehid oluncaya kadar devam etti. Daha sonra Resulullah (s.a.s.) yanındaki iki sahabisine: "Arkadaşlarımıza insaf etmedik" diye buyurdu." (İmam Nevevi, Müslim Şerhi'nde hadisin sonundaki: "Arkadaşlarımıza insaf etmedik" ibaresini şu şekilde açıklamıştır: "Yani Kureyşliler, ensara insaf etmedi. Kureyşliler çarpışmaya çıkmazken ensardan olanlar teker teker çarpışmaya çıkarak şehid edildiklerinden böyle denmiştir.")
Bu olayda dikkat edilirse yedi sahabi Resulullah (s.a.s.)'a zarar gelmesini önlemek için müşriklerin üzerine atılmış ve geleceği kesin olan bir ölüme kendilerini atarak müşriklerin Resulullah (s.a.s.)'a yaklaşmalarını engellemişlerdir. Kurtubi, Tefsir'inde bu olaydan, cesaretli bir kimsenin yalnız başına da olsa ölümü göze alarak kalabalık bir düşman grubunun arasına dalıp onlara zarar vermesinin caiz olduğu hükmünü çıkarmıştır.
* Enes ibnu Malik (r.a.)'ten rivayet edildiğine göre Bedir'de müşrikler Müslümanlara yaklaşınca Resulullah (s.a.s.): "Genişliği göklerle yer kadar olan cennet için kalkın" diye buyurdu. Ensardan Umeyr ibnu'l-Humam: "Genişliği göklerle yer kadar olan bir cennet mi ey Resulullah?" dedi. Resulullah (s.a.s.): "Evet" dedi. O da: "Tamam, tamam" dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.s.): "Seni "tamam, tamam" demeye yönelten ne oldu?" diye sordu. O da: "VALLAH i, oranın (o cennetin) ehlinden olma arzusundan başka bir şey değil, ey Resulullah!" dedi. Resulullah (s.a.s.): "Sen oranın ehlindensin!" diye buyurdu. (Umeyr) sonra heybesinden birkaç hurma çıkardı ve onları yemeye başladı. Sonra: "Ben eğer bu hurmaları yiyinceye kadar yaşarsam bu uzun bir hayat olur" dedi ve yanındaki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar onlarla çarpıştı." (Bunu Müslim, İmare, 145'te rivayet etmiştir.) İmam Nevevi, Müslim Şerhi'nde bu hadisle ilgili açıklamasında şöyle der: "Buradan bir kişinin kafirlerin birliklerinin arasına dalmasının ve kendisini şehadete atmasının caiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu hareket ilim adamlarının büyük çoğunluğuna göre caizdir ve hiçbir keraheti yoktur."
* Taberi Tefsiri'nde rivayet edildiğine göre Ebu İshak, Bera ibnu Azib (r.a.)'e: "Bir adam yalnız başına düşmandan bin kişilik bir grubun içine dalarsa, Yüce ALLAH'ın: "Kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın" derken kastettiği kimselerden olur mu?" diye sordu. Bera (r.a.) da şöyle cevap verdi: "Olmaz. Öldürülünceye kadar çarpışsın. ALLAH, peygamberine: "ALLAH yolunda savaş. Sen sadece kendinden sorumlusun." (Nisa, 4/84) diye buyurdu."
[/color] __________________
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #11 : 02 Nisan 2010, 15:59:18 » |
|
Burada Bera (r.a.), söz konusu ayeti fetvasına delil gösterirken şunu demek istemiştir: "ALLAH, peygamberine: "Sen sadece kendinden sorumlusun" diyerek yalnız başına bile kalsa ALLAH yolunda çarpışması gerektiğini ona bildirmiştir." Ayrıca rivayetten şunu anlıyoruz: "Bir kişi yalnız başına kalabalık bir düşman grubunun içine daldığında onlarda bir şaşkınlık ve dağınıklık meydana getireceğini, bu arada içlerinden birkaç kişiyi öldürebileceğini ve böylece düşman tarafına zarar verebileceğini ama buna rağmen öldürüleceğini biliyorsa bu eylemi yapabilir." İşte bu bir istişhadi eylem yani şehadeti göze alarak gerçekleştirilen eylemdir. Geçmişte bu tür eylemler bir mücahidin kılıcını alarak düşman kuvvetlerinin arasına dalması suretiyle gerçekleştiriliyordu. Bugün de vücuduna bomba bağlayarak veya arabasına bomba yerleştirerek düşman kuvvetlerinin arasında patlatması suretiyle yapılıyor. Esasta benzerlik, şekilde ise farklılık söz konusu. Şekilde farklılığın kıyasın geçerliliğini ortadan kaldırmayacağını çünkü çağın şartlarına ve gereklerine göre şekilde farklılık olabileceğini daha önce söylemiştik. Eğer cihad uygulamalarında sadece esasta değil şekilde de aynılık ararsak bugün toplarla, otomatik tüfeklerle ve benzeri savaş aletleriyle cihad etmeyi caiz görmememiz gerekir.
* Ebu Davud, Nesai, Tirmizi, İbnu Hibban ve Hakim'in rivayet ettiğine göre Eslem ibnu Yezid şöyle demiştir: "İstanbul'daydık. Birden karşımıza Bizans kuvvetlerinden büyük bir asker birliği çıktı. Bu arada bir mücahit Bizans güçlerinin arasına daldı. Ta ortalarına kadar girdi. Sonra aralarından sıyrılıp çıktı. İnsanlar bunu görünce: "SubhanALLAH ! Bu adam kendini tehlikeye atıyor" dediler. Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.) şöyle dedi: "Ey insanlar! Siz bu ayeti (yani "kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" (Bakara, 2/195) ayetini) böyle mi yorumluyorsunuz. Bu ayeti kerime biz ensar topluluğu hakkında inmiştir. ALLAH İslam'ı kuvvetlendirince ve destekçileri de çoğalınca biz kendi aramızda gizlice: "Mallarımız zayi oldu. Yüce ALLAH da zaten İslam'a güç kazandırdı. Artık mallarımızın başında durup da onlardan zayi olanları düzeltsek" dedik. Bunun üzerine Yüce ALLAH bize cevap olarak bu ayeti kerimeyi indirdi. Burada tehlike ile kastedilen savaştan geri kalarak malların başında durup onları düzeltmeye çalışmaktır."
İlim adamları bu rivayetten yola çıkarak bir kişinin öldürüleceğini bilse bile düşman birliklerine zarar vermek için onların saflarına dalmasının caiz olduğunu söylemişlerdir. İlim adamları bu hadisin şerhinde şöyle demişlerdir: "Şayet bir kişinin hücumu son derece cesaretinden doğuyorsa ve bununla düşmanı korkutacağını yahut Müslümanları düşmanlara karşı teşvik edeceğini veya buna benzer sahih bir maksat umuyorsa bütün alimlerce bunun iyi bir şey olduğu tasrih edilmiştir." (Bkz. Nimeti İslam'ın İslam mecmuası tarafından yapılan baskısına konulan "Cihad bölümü" ilavesi, sh. 948)
* Bir rivayette bildirildiğine göre, Müslümanlar İran tarafına doğru sefere çıktıklarında Müslümanların atları İranlıların fillerinden ürktü. Bunun üzerine Müslümanlardan bir mücahit, çamurdan bir fil yaptı. Sonra kendi atını o file alıştırdı. Daha sonra atıyla İranlıların fillerine doğru saldırıda bulundu. Etrafındakiler: "Onlar seni öldürürler" dediler. O da: "Müslümanlar fetih gerçekleştirecek olduktan sonra benim öldürülmem önemli değil" dedi. Bu olayda da dikkat edilirse bir mücahit, İslam ordularının önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırmak için kendini şehadete atıyor. İşte bu da bir istişhadi eylemdir.
* Yemame olayında, Hanife oğulları kaleye sığınınca Bera ibnu Malik (r.a.) arkadaşlarından kendisini bir tulum içine koyarak kalenin duvarından içeri bırakmalarını istedi. Onlar da öyle yaptılar ve tek başına kalenin içine girip düşman kuvvetleriyle çarpışarak içerden kale kapısını açmayı başardı ve böylece Müslümanlar kaleye girdiler. Bu olayda da Bera ibnu Malik (r.a.)'in Müslümanların kaleye girmelerini sağlamak için şehadeti göze alarak bir eylem yaptığı görülüyor.
Sireti ve genelde İslam tarihini incelediğimizde bu olayların benzeri birçok şehadet eylemi gerçekleştirildiğini görürüz. Ulubatlı Hasan'ın yaptığı da bir istişhadi eylem değil midir? Ulubatlı Hasan sırf Osmanlı bayrağını düşman surlarına asabilmek için kendini şehadete atmıştır. Onu bu eyleminden dolayı sürekli övgüyle anıyor, yaptığı eylemi büyük bir kahramanlık olarak zikrediyoruz da, Filistinli bir mücahidin daha büyük gayeler için gerçekleştirdiği benzer bir eylem karşısında neden: "Öyle şey mi olur, bu bir intihardır" diyoruz. Lütfen sürekli başkalarını çifte standartçılıkla suçlarken kendi değerlendirmelerimizde aynı hataya düşmeyelim.
Aslında İslam tarihinden, istişhadi eylemlere daha pek çok örnek gösterebiliriz. Ama sözü bu rivayetlerle uzatmak istemiyoruz. Meselenin anlaşılması ve yapılanın delilsiz olmadığının bilinmesi için bu kadarının yeterli olacağını sanıyoruz. Şimdi ilim adamlarının konuyla ilgili görüşlerine ve fetvalarına bakalım:
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #12 : 02 Nisan 2010, 16:02:03 » |
|
Bu saydıklarımız filistin için alimlerin fetvasıdır.Zira orda israil bu insanların üzerine kale gibi duvarlar örmekte ve hayat hakkı tanınmamaktadır.Şehadet komandolarının o pak alınlarından öperiz.Rabbimden onların kutlu savaşlarında bizleride canlı birer bomba eylemesini dleriz.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #13 : 02 Nisan 2010, 16:03:53 » |
|
* İbnu Arabi (Muhyiddin İbnu Arabi değil fıkıh alimi İbnu Arabi) bir kişinin kalabalık bir düşman grubuna saldırıda bulunması hakkında şöyle demiştir: "Bana göre doğru olan bunun caiz olduğudur. Çünkü bunda dört husus vardır: Birincisi: Şehadeti istemek. İkincisi: Düşmana zarar vermek. Üçüncüsü: Müslümanları onlara karşı cesaretlendirmek. Dördüncüsü: Düşmanları moral yönünden zayıflatmak. Çünkü onlar: "Bu bir kişi böyle yaparsa hepsi birden neler yaparlar!" diye düşüneceklerdir."
Bir kişinin kalabalık bir düşman topluluğuna saldırıda bulunması demek İbnu Arabi'nin yukarıda zikrettiği gayeleri ve İslam kuvvetlerinin yararına düşman kuvvetlerinin zararına olacak daha başka gayeleri gerçekleştirmek için kendini şehadete atması demektir. Çünkü bir kişinin kalabalık bir gruba saldırıda bulunmasının sonucunun o bir kişinin öldürülmesi olacağı kesindir. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi geçmişte bu tür şehadet eylemlerinin kılıçla gerçekleştirilmesi bugün bombayla veya benzeri şeylerle gerçekleştirilemeyeceğini göstermez.
* Maliki mezhebi alimlerinden Kasım ibnu Muhaymere, Kasım ibnu Muhammed ve daha başka fakihler, ALLAH için halis niyetle olması ve kişinin kendinde bir güç olduğunu hissetmesi halinde bir kişinin kalabalık bir düşman birliğine saldırmasının sakıncalı olmadığını söylemişlerdir.
* Şevkani de Neylu'l-Evtar'da düşmana esir olmak istemeyen bir Müslümanın öldürülünceye kadar çarpışmasının caiz olduğunu söylemiştir. Bazı ilim adamları da düşmana esir olduğu takdirde kendisine işkence edileceğinden dolayısıyla bu işkence altında Müslümanların sırlarını verebileceğinden endişe duyan bir kişinin kendini ölüme atmasının intihar sayılamayacağını ifade etmişlerdir. Bu yöndeki fetvalar kişinin kendini ölüme atmasının her zaman intihar hükmünde olmadığını, bu konuda niyet ve gayeye bakılması gerektiğini göstermektedir.
* Ünlü tefsir alimi Cassas'ın Ahkamu'l-Kur'an, C.1, sh. 309'da naklettiğine göre hanefi alimlerinden Muhammed ibnu Hasan eş-Şeybani şöyle demiştir: "Eğer sonuçta kurtulabileceğini veya öldürülse de düşmana zarar verebileceğini tahmin ediyorsa bir kişinin bin kişiye karşı saldırı gerçekleştirmesinde sakınca yoktur... Sonuçta kurtulamayacağını hatta düşmana da bir zarar veremeyeceğini ama Müslümanlara cesaret kazandıracağını, böylece onların kendisini örnek alarak düşman karşısında aynı cesaretle çarpışacaklarını hesap ediyorsa yine de saldırıda bulunmasında bir sakınca yoktur. ALLAH'ın izniyle bu hareketinden dolayı sevap alacağını umarım."
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #14 : 02 Nisan 2010, 16:04:54 » |
|
* Ebu Hamid el-Gazali, İhya'da, bir Müslümanın öldürüleceğini bile bile bir düşman birliğine saldırmasının caiz olduğunda ihtilaf olmadığını bildirmiştir.
* İmam Nevevi de cihad esnasında belli bir gaye için kişinin kendini tehlikeye atmasının caiz olduğunu söylemiştir. Nevevi'nin şehadet eylemleriyle ilgili açıklamasını yukarıda vermiştik.
* Beyhaki de Sünen'inde, Avf ibnu Afra ile Umeyr ibnu Humam'ın Bedir'de, Enes ibnu Nadr'ın Uhud'da ve Bera ibnu Malik'in Yemame'de yaptığı hareketleri delil göstererek bir kimsenin kendini şehadete atmasının veya şehadeti göze alarak bir eylem düzenlemesinin caiz olduğunu bildirmiştir.
* Kurtubi, Tefsir'inde, Yüce ALLAH'ın: "İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını ALLAH'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler" (Bakara, 2/207) ayetini bir kimsenin düşmana zarar vermek veya Müslümanlara güç kazandırmak amacıyla şehadete atmasının caiz olduğuna delil göstermiştir. (Bkz. Kurtubi Tefsiri, C. 3, sh. 21)
* Maliki alimlerinden Ebu Abdillah Muhammed ibnu Ahmed bir kimsenin kalabalık bir düşman topluluğuna veya saldırgan grubuna yahut isyancılara karşı eylem düzenlemesi hakkında şöyle demiştir: "Saldırıda bulunacağı kimseleri öldürüp de kurtulacağına kanaat ederse bu hareketi yapması iyidir. Öldürüleceğine ancak yine de karşı tarafa zarar vereceğine yahut Müslümanların yararına olacak bir etki yapacağına kanaat ederse o zaman yine caizdir." Ebu Abdillah bu görüşüne Bera ibnu Malik'in Yemame'deki hareketini delil göstermiştir.
* Yine Maliki alimlerinden İbnu Huveyz Mikdad şöyle demiştir: "Bir kişinin bir gruba yahut kalabalık bir asker topluluğuna saldırması konusuna gelince: Bu kişi eğer kendisinin öldürüleceği ama bununla birlikte düşmana zarar verebileceği veya başarılı çarpışma yapabileceği ya da Müslümanların yararına olacak bir etki yapabileceği kanaatini taşıyorsa bu hareketi caiz olur." İbnu Huveyz, bu görüşüne, bizim yukarıda verdiğimiz ve İranlıların fillerine karşı bir Müslüman mücahidin atını alıştırması ve tek başına bir orduya saldırması olayını delil göstermiştir. Bu aktardıklarımız ALLAH yolunda, düşmana zarar vermek veya Müslümanların yararına olacak bir etki bırakmak için kendini şehadete atmanın caiz olduğu konusunda söylenenlerin sadece bir kısmı. Sonuç itibariyle, İslam fıkhına göre intihar genellikle, bir insanın dünya sıkıntılarından bıkarak ölümü tercih etmesi ve herhangi bir yolla kendi kendini öldürmesidir. Bir tek ilim adamı bile cihad esnasında düşmana zarar vermek yahut Müslümanlara cesaret kazandırmak amacıyla kendini ölüme atmanın intihar sayılacağını söylememiştir. Sadece ölümü göze alarak gerçekleştirilecek eylemlerde gözetilmesi gereken birtakım kurallar belirlemişlerdir. Çağımızın ileri gelen alimleri de aynı şeyi vurgulamaktadırlar. İşte Prof. Dr. Yusuf el-Kardavi'nin konuyla ilgili hutbesinden birkaç cümle: "Ne yazık ki HAMAS'taki kardeşlerimiz yoğun bir baskıya maruz kalınca bütün herkes bıçaklarını onlara doğru çevirdi. Böylece herkes onlara sövmeye, ağır tenkitler ve lanetler yağdırmaya başladı... Böylece suçlular ve terör hamlesi başlatan teröristler topluluğu haline geldiler. Oysa daha düne kadar intifadanın fedaileri, kendilerini şehadete atan büyük kahramanlardı. Bu hareketin geçmişte kahramanca eylemler olarak nitelenen eylemleri nasıl oldu da birden bire "intihar saldırıları" haline geldi? Bunun tek sebebi Arap toplumlarının kafalarının yahudileştirilmesidir. İsrail zihinleri yahudileştirdi. Medya, Rabbimizin merhamet ettiklerinin dışında kalanların kafalarını yahudileştirdi. Rabbimizin koruduklarının -ki onların sayıları da azdır- dışında kalan politikacıları yahudileştirdi. Böylece kahramanları teröristler, onların eylemlerini de cinayet eylemleri olarak adlandırmaya başladık..."
Kuveyt Üniversitesi Şeriat Fakültesi dekanı Prof. Acil Casim en-Neşemi de, Kuveyt'te çıkan el-Kabes gazetesinin 19 Mart 1996 tarihli sayısında yayınlanan konuyla ilgili fetvasında özetle şu bilgileri veriyor: "Üzerine bomba bağlayarak veya arabasına bomba koyarak düşmanların arasına dalan bir genç bu hareketiyle düşman tarafında ölüme yol açmayı ve düşmana herhangi bir şekilde zarar vermeyi amaçlıyorsa bu hareketinden dolayı intihar etmiş sayılamaz. Fakat bunun belli şartları var: Birinci olarak: Bu hareketiyle ALLAH'ın kelimesini yüceltmeyi (i'layi kelimetillah), ALLAH yolunda ölümü ve ALLAH'ın dininin yücelmesini amaçlamış olmalı. İkinci olarak: Düşmana zarar vermek için başka bir seçeneğin bulunmadığı yahut bu seçeneğin diğer seçeneklerden daha çok düşman üzerinde etki yapacağı bilinmeli. Üçüncü olarak: Bu tür bir eylemin fert üzerindeki etkisine değil cemaat üzerindeki etkisine itibar edilmeli, böyle bir eylemin nasıl bir sonuç getireceği cemaat açısından değerlendirilmelidir. Böyle bir eylemin ne gibi sonuçlar getireceği üzerinde araştırma yapılmadan ferdi olarak bu tür bir eyleme girişilmesi ise caiz olmaz." Prof. en-Neşemi bunlara dikkat çektikten sonra ilim adamlarının istişhadi eylemlerin cevazıyla ilgili görüşlerini ve bu konuda dayandıkları delilleri sıralıyor. Biz bunların çoğunu yukarıda verdiğimizden burada tekrar etmeye gerek görmüyoruz. Ancak şunu belirtelim ki, en-Neşemi, ilim adamlarının bir kişinin kalabalık bir düşman topluluğuna, düşmana zarar vermek yahut Müslümanlara cesaret kazandırmak amacıyla saldırıda bulunmasının cevazına delil olarak gösterdikleri rivayetlerin Filistin cihadı esnasında gerçekleştirilen istişhadi eylemler için de delil sayılacağını ifade etmektedir.
Ezher Alimleri Cephesi de, Filistinli mücahitlerin eylemlerine yöneltilen tenkitler üzerine yayınladığı fetvada bu eylemlerde şehid olanların in üstünleri arasında yer almalarının umulduğunu dile getirdi. Ezher Alimleri Cephesi'nin fetvasında da bizim yukarıda sıraladığımız rivayetler ve görüşler delil olarak gösterilmekte, ardından da şöyle denmektedir: "Bu itibarla, ve daha başka yerlerde, ALLAH'ın kendi üzerindeki hakkını ve Müslümanların haklarını düşünerek kendilerini ölüme atanlar, ALLAH'ın izniyle, şehadet sevabından mahrum olmayacaklardır... Filistin toprağı canların ve malların uğrunda feda edilmesine en layık topraklardandır. Dolayısıyla, orası için şehid olanlar inşALLAH şehitlerin en üstünlerinden olacaklardır. Ahmed ibnu Hanbel, Müsned'inde Ebu Umame'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Resulullah (s.) şöyle buyurdu: "Ümmetimden bir grup sürekli hak üzere hareket edecek, düşmanlarına üstün geleceklerdir. ALLAH'ın emri gelinceye kadar (onların bu cihadları devam eder), kendilerine muhalefet edenlerin muhalefetleri onlara bir zarar vermez." "Onlar nerededirler ey Resulullah?" diye soruldu. O da şöyle buyurdu: "Beyti Makdis'de ve Beyti Makdis'in (Kudüs'ün) çevresindeki bölgelerde."... Burada şunu ifade etmeliyiz ki, gasp edici gaspını sürdürdüğü sürece onun gözetilmesi gereken hiçbir mahremiyeti yoktur. Kanının ve canının da dokunulmazlık hakkı (ismeti) kalmaz."
Prof. Dr. Hemmam Said, Prof. Dr. Yasin Deradine, Prof. Dr. Muhammed Amr, Prof. Salah Abdulfettah el-Halidi, Prof. Dr. Muhammed Uveyde, Prof. Dr. Mahmud Salih Cabir, Prof. Dr. Rasih el-Kurdi gibi tanınmış ilim adamları başta olmak üzere şeriat ilimlerinde otorite sayılan onlarca ilim adamının imzasını taşıyan, "Şeriat alimlerinin Filistin toprağındaki istişhadi eylemlerin meşruiyeti hakkındaki fetvaları" başlıklı bir fetvada da şöyle denmektedir: "İlim adamlarının ileri gelenleri tefsir, hadis ve fıkıh kitaplarında bir kişinin şehid olmayı göze alarak kalabalık bir düşman kitlesine saldırmasının caiz olduğuna ve bu eylemiyle ALLAH'ın rızasını, düşmana zarar vermeyi gaye edinmesi, niyetini de halis tutması halinde eylem esnasında şehid olmasının saygın bir şehadet olduğuna hükmetmişlerdir." Fetvada daha sonra konuyla ilgili rivayetler ve görüşler naklediliyor. Sonuçta da şu ifadelere yer veriliyor: "Sonuç itibariyle bilinmelidir ki intihar şer'an reddedilen bir harekettir. İntihar, intihar eden kişinin ALLAH'ın rahmetinden ümit kestiğine, O'nun kaderine rıza göstermediğine, kaza ve imtihanına sabretmediğine delalet eder... ALLAH'a olan bağlılığı, O'nun dininin yücelmesi, Peygamberinin isra ve topraklarının işgalden kurtarılması için cihad ettiği, düşmana karşı verdiği cihadda ve düşmana zarar verme konusunda bağlı kalmak zorunda olduğu şeriatın kendini ne ile yükümlü kıldığının bilincinde olduğu bilinen, kendisi ALLAH'a gönülden boyun eğmiş ve yalnız ALLAH'ın rızasını gözeterek Müslümanların zaferi için kendini şehadete atan bir genç için aynı şeylerin söylenmesi mümkün müdür? Bu durumdaki kişi Yüce ALLAH'ın şu ayetinde kastettikleri arasına girer: "İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını ALLAH'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler" (Bakara, 2/207)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #15 : 02 Nisan 2010, 16:06:54 » |
|
mustafa islamoğlundan...
"İntihar" değil "istişhad" Yok "intihar komandosu", yok "intihar eylemi", vesaire...
Filistin'deki İstişhad operasyonları ve o operasyonların müsteşhidleri için Türkiye medyası bu türden nitelemeler kullanıyor.
Sadece malum medya değil, onun dışındaki duyarlı medyada da bu türden yanlış anlamaya açık bir dil sorunu yaşanıyor. Bu en azından istişhad operasyonlarında hayatlarını feda eden Filistinlilerin hatırasına hakarettir.
Çünkü bu gençlerin hemene hepsi de "intihar"ın haram olduğuna inanan, islam'ın temel esaslarını bilen, bu haberleri çala kalem yazanları İslami bilgi açısından ceplerinden çıkaracak kadar iyi bir donanıma sahip olan gençler...
Onların İslami bilgi dağarcığı konusunda bir fikir verir diye söyleyeyim: İlkokul mezunu bir Filistinli'nin Kur'an'î bilgisi, Türkiye'deki vasat bir imamın fersah fersah ötesindedir. Yine aynı kişi, daha çocuk yaşta, asgari 300 hadislik bir dağarcığa sahip olur. Bu aldıkları eğitimin doğal sonucudur.
Peki, bütün bunlara rağmen, hayatlarını imanlarına şahit kılmak için çok az insanın becerebileceği bir fedakarlık sergileyen bu gençlere "intihar komandosu" olarak nitelemek, en azından onların inançlarına "Fransız kalmak" olmaz mı?
Bir kere onlar, topraklarını işgal eden, canlarına kasteden, mallarına ve kutsal tüm değerlerine tecavüz eden saldırgan ve zalim bir güce karşı mazlumiyeti, mağduriyeti, hakkı ve fedakarlığı temsil ediyorlar...
Onlara dil uzatanlara sorulacak tek soru var:
"Siz hiç öldünüz mü?.."
Türk-Yunan savaşında düşman cephaneliğine gizlice dalıp havaya uçuran ve bu arada kendi canını da feda eden Küçük Ali'lerin, Zeyno'ların yaptığı neydi? Onlara "intihar ettiler" diyebilir miyiz?
İstişhad, "şehadete davetiye çıkarmak", "kendi kendini şehid etmek" anlamına gelir. Yani "şahid olacağını bile bile, ölüme gitmektir".
İntihar İslam'da cezayı, şehadet ise ödülü getiren bir eylemdir. İstişhad ise, ödülü getiren şehadet eyleminin, en zor olanıdır.
Peki, mukaddeslerini canları pahasına savunan Filistinli gençlerin bu eylemlerini, şu ayetle nasıl telif edebiliriz
"Kendi kendinizi öz ellerinizle tehlikeye atmayınız." (2.195)
Bu ayet, daha o zamandan yanlış anlaşılmış ayetlerden biridir.
Bu ayetin tefsiri sadedinde Tirmizi ve Ebu Davud'un naklettikleri şu olaya bakın:
Emevi hanedanı döneminde Abdurrahman b. Velid komutasında bir islam ordusu Konstantiniyye (İstanbul) üzerine bir sefer düzenledi. Sahabeden hayatta olanlar ve onlardan biri olan Ebu Eyyüb el-Ensari de ordudaydı. İşte bu savaş sırasında müslüman ordusundan bir kahraman kaleye sırtını dayamış olan Rum ordusuna karşı tek başına taarruza geçti. Bu sonucu mutlak ölüm olan bir saldırıydı. Ve tabi ki o zat şehid oldu. Bu durumu gören müslümanlar içerisinden kimileri bu ayeti okuyarak "Vah vah! Kendisini elleriyle tehlikeye attı!" dediler. Orada olan Ebu Eyyub el-Ensari, bu yanlışa anında müdahale ederek dedi ki: "Ey müslümanlar, bu ayet biz Ensar hakkında indi. ALLAH, Rasulüne fethi ve zaferi ihsan ettiği zaman, biz artık işimize gücümüze bakıp, malımız melalimizle uğraşalım demiştik. ALLAH işte o zaman bu ayeti indirdi. "kendini tehlikeye atmak" demek, mal sevdasıyla cihadı/mücadeleyi terk etmektir." (Tüm tefsirler)
Bizans surları önünde kendini feda eden ilk nesle mensup o müslümanla, İstişhad operasyonlarında can veren Filistinli gençler arasında hiçbir fark yok. Mustafa islamoğlu
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #16 : 02 Nisan 2010, 16:09:00 » |
|
UHDUDTAN BİR DERS...........
Müslim, Sahih’inde, Suheyb’den RadıyALLAH u Anhu, Rasulullah’ın SallALLAH u Aleyhi ve Sellem şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Sizden önce bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca krala: “Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder ve sihir yapmayı öğreteyim!” dedi. Kral da öğretmesi için ona bir genç gönderdi.
Gencin geçtiği yolda bir rahip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe, rahibe uğruyor, yanında oturup onu dinliyordu. (Bir gün) sihirbaz, delikanlıyı yanına gelince dövdü. Genç de durumu rahibe şikayet etti. Rahip ona: “Eğer sihirbazdan korkarsan, “Ailem beni oyaladı!” de; ailenden korkacak olursan, “Beni sihirbaz oyaladı” de!” diye tenbihte bulundu.
O bu halde (devam eder) iken, insanlara engel olan büyük bir canavara rastladı. Kendi kendine, “Bugün sihirbazın mı, rahibin mi daha üstün olduğunu bileceğim!” dedi. Bir taş aldı ve, “ALLAHım! Eğer rahibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür ve insanlar geçsinler!” deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler.
Delikanlı rahibe gelip durumu anlattı. Rahip ona: “Evet oğlum, bugün sen benden üstünsün! Görüyorum ki, yüce bir mertebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz kalınca sakın beni anlatma!” dedi. Çocuk, anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi ediyor, insanları diğer hastalıklardan da kurtarıyordu. Onu kralın gözleri kör olan bir arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: “Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir” dedi. O da: “Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden ALLAH’tır. Eğer ALLAH’a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!” dedi. Adam derhal iman etti, ALLAH da ona şifa verdi.
Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral: “Gözünü sana kim iade etti?” diye sordu. “Rabbim!” dedi. Kral, “Senin benden başka bir rabbin mi var?” dedi. Adam: “Benim de senin de rabbimiz ALLAH’tır!” cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve ALLAH’a iman etmesini sağlayan) gencin yerini de gösterdi.
Genç de oraya getirildi. Kral ona: “Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!” dedi. Genç: “Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren ALLAH’tır!” dedi. Kral onu da yakalatıp işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da rahibin yerini haber verdi. Bunun üzerine rahip getirildi. Ona: “Dininden dön!” denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra genç getirildi. Ona da: “Dininden dön!” denildi. O da bundan kaçındı.
Kral, onu da adamlarından bazılarına teslim etti. “Onu falan dağa gö türün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse tamam, aksi takdirde dağdan aşağı atın!” dedi. Gittiler, onu dağa çıkardılar. Genç: “ALLAHım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana yardım et!" dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler.
Genç yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: “Yanındakilere ne oldu?” dedi. “ALLAH, onlara karşı beni korudu” cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve: “Bunu bir gemiye gö türün. Denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse tamam, aksi takdirde onu denize atın!” dedi. Söylendiği şekilde adamları onu gö t ürdü. Genç orada: “ALLAHım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana davran!” diye dua etti. Derhal gemileri alabora oldu ve boğuldular.
Genç yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral: “Yanındakilere ne oldu?” diye sordu. Genç: “ALLAH onlara karşı beni korudu” dedi. Sonra krala: “Benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin!” dedi. Kral: “O nedir?” diye sordu. Genç: “İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştirir ve: “Gencin Rabbinin adıyla” dersin. Sonra oku bana atarsın. Eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!” dedi.
Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Genci bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra: “Gencin Rabbinin adıyla!” dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Genç, elini şakağına, okun isabet ettiği yere koydu ve ALLAH’ın rahmetine kavuşup öldü.
Halk: “Gencin Rabbine iman ettik!” dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve: “Ne emredersiniz? VALLAH i korktuğunuz başınıza geldi. Halk gencin Rabbine iman etti!” denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral: “Kim dininden dönmezse onu bunlara atın!” diye emir verdi. İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu: “Anneciğim sabret. Zira sen hak üzeresin!” dedi.”
Müslim, hadisi Kitabu’z-Zühd ve’r-Rekâik’te, Ashab-ı Uhdud, Sihirbaz ve Gencin Kıssası Bâbı’nda rivayet etmiştir. Ahmed, hadisi Süheyb’den RadıyALLAH u Anhu rivayet etmiştir]
Şeyhu’l-İslam İbn-i Teymiye şüyle dedi: “Müslim, Sahih’inde Ashab-ı Uhdud kıssasını rivayet etmiştir. Bu kıssada genç, dinin ortaya çıkması için kendisinin öldürülmesini emretmiştir. Bu nedenle, dört imam da, Müslümanlar için bir faydanın bulunması halinde, öldürülme ihtimali yüksek dahi olsa kişinin, savaş için kafirlerin safına dalmasına cevaz vermişlerdir. Dolayısıyla kişinin, cihadın maslahatı için bir işi yerine getirmesine, öldürüleceğine inanmasına rağmen izin verildiğine göre, dinin maslahatının sağlanması ve hem dini hem de dünyayı bozan düşmanın zararının yok edilmesi için bir başkasının ölümüne sebep olacak bir işin yapılması öncelikle geçerlidir. Zira kişinin kendisini öldürmesi, başkasını öldürmesinden daha büyüktür.”[Mecmuu’l-Fetava, 28/540]
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #17 : 02 Nisan 2010, 16:14:30 » |
|
rusyalı olan ve müslüman olmuş bir kardeşimiz vardı. ismini yanlış hatırlamıyorsam süleymandı.ve müslüman olmadan önceki halini anlatıyordu. müslümanlara bakış açılarını anlatıyordu. müslümanları elleri silahlı terörist olan ve vahşet saçan kimseler olarak bildiğini söylemişti..hatta istanbulda bir arkadaşı tarafından camiye götürdüğünde, bir sakallı kendisine yaklaşırken. bu rus kardeş gözlerini korkudan kapatmış ve titremiş içten içe.ama ne görsün o sakallı müslüman bu rus kardeşe sarılmış ve sıcak davranmış...ve çok etkilenmişti.daha da ilerisi müslüman oluyor bu kardeş.hatta ellerimi tutarken maşALLAH diyordu. yüzünde tebessümler eksik olmuyordu....o sıcaklık bir başkaydı.
bu kardeş gibi düşünen çok insan var. yukarda anlatılanlar bir yerdeki kadın ve çocukların intikam için de olsa hedef alınmaması gerektiğini gösterir..
bir savaşta muşrik çocukları öldürülmek istenmiştir.efendimiz aleyhisselatu vesselam buna karşı çıkmış ve uyarmıştır.sahabiler :ya resulullah onlar muşriklerin çocuklarıdır . derler..
efendimiz aleyhisselatu vesselam sahabilerin bu sözlerine karşılık verdiği cevabı şöyle hatırlıyorum : sizler de müşrik çocukları değil misiniz? veya değil miydiniz? der... efendimiz aleyhisselatu vesselam çok merhametlidir.yanlışlıkla da olsa ölüdürülen muşrik çocuklarının ölümünün iyi olduğu gibi bir cümle kullanması olanaksız gibime geliyor kardeşler.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #18 : 02 Nisan 2010, 16:39:19 » |
|
Haklısınız ebu yusuf kardeş,peygamberimiz (s.a.v)çook merhametliydi, ama gözden kaçırılmaması gereken bir şey var oda kısas!!
sizde gayet iyibiliyorsunuz islam camiasının bu kafirlerden çektiklerini,çoluk çocuk demeden katlettiklerini,hemde hunharca.şimdi onlar bu sabileri böyle parçalarken hemde ne adına,bizler birkaç savaş zaiyatı diyebileceğimiz bu ölümlere neden karşı çıkalım,kaldı ki biz insanları memenun etmekle mükellef değiliz,bir kaç kulu memnun edeceğiz diye mücahidler bu haklı eylemlerden geri duaracak değildir.kasten gidipte çocukları öldürseler haklısınız diyeceğim. tabi bu benim fikrim katılmak yada katılmamak sizlerin bileceği bir şey. Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir.(bakara 120)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #19 : 02 Nisan 2010, 16:53:19 » |
|
Değerli kardeşim kısas hükümlerini isterseniz biraz inceleyelim.Bu konuda bana yardım ederde araştırma yaparsak hep birlikte belki biraz daha meseleye vakıf oluruz hep birlikte.
Sizden ricam konu kilitlenmeden halisane bir şekilde bu güzel çalışmayı devam ettirmemizdir. Kardeşlerim bakın yukarda saydıklarımız ve alimlerin o etkili görüşlerini incelediğimizde eylemin fıkhi hallerini göreceğiz. Yanan yürek hepimizin yüreği.Çeçen cihadını ve o süreci yanıbaşında kardeşini kaybetmiş(kazanmış) biri olarak siz kardeşlerime islamın hareket fıkhını tavsiye ederim.Şayet biz olaylara duygularımızla ve acıyan yaralarımızla bakarsak o sıcaklıkta doğru tahlil edemeyiz. Sabredelim ve bakalım.Hatırlayalım hep beraber şamil basayevin bestam olayını.Ordada istihbarat oyunları vardı .Aziz şehidimizde sonra bu olayı anlatmıştı. Bu istihbarat güçlerinden herşey beklenir kardeşlerim.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #20 : 02 Nisan 2010, 17:53:48 » |
|
ebu yusuf kardeşim,aslında aynı şeyleri farklı cümlerle ifade ediyoruz.bir farkla siz bu eylem provakasyondur diyorsunuz.oysa son haberlere göre rusya adres değiştirdi,önce dokko umarov dedi şimdi el-kaide diyor.evet küffardan herşey beklenir katılıyorum bu yüzden de uyanık olmalıyız.işte buyurun istediğiniz kısas hadis ve ayetleri ÂMMDEN (BİLE BİLE) KATLETME
4917 - Ebu Şüryeh radıyALLAH u anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim haksız yere, âmden (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir:
- Ya kısas ister.
- Ya affeder.
- Yahut diyet alır.
Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa alinden tutun (mâni olun)!"
Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, şu âyeti tilavet buyurdu. (Meâlen): "Kim bundan sonra tecâvüz ederse ona elîm bir azab vardır" (Bakara 179)
Ebu Dâvud, Diyat 3, (4496), 4, (4504); Tirmizi, Diyât 13, (1406).
4918 - İbnu Ömer radıyALLAH u anhümâ anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Kim mü'min bir kimseyi (âmden) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mâni olursa Allah'ın lânet ve gadabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nâfile hiçbir hayrını kabul etmez."
Rezin tahric etmiştir. Bu manada rivayet Sünenler'in bir kısmında gelmiştir: Ebu Dâvud, Diyât 17, (4539, 4540, 4541); Nesâi, Kasâme 29, (8, 40) KÂFİR SEBEBİYLE MÜSLÜMANA KISAS
4928 - Ebu Cuhayfe radıyALLAH u anh anlatıyor: "Hz. Ali radıyALLAH u anh'a: "Ey müminlerin emiri! Yanınızda, Kur'ân'da bulunmayan yazılı bir şey var mı?" diye sormuştum. Şöyle cevap verdi:
"Hayır! Daneyi yar(ıp ondan filizi çıkar)an ve insanı yaratan Zâta kasem olsun! Bildiğim şeyler, Allah'ın, Kur'ân'da olanı anlamak üzere kişiye verdiği anlayış ve bir de şu sahifede bulunanlardır.
"Pekiyi bu sahifede ne var?" dedim.
"Diyet(le ilgili ahkâm), esirlerin hürriyete kavuşturulması (ile ilgili tavsiye ve teşvik), kâfir mukabilinde müslümanın öldürülmeyeceği!" cevabını verdi."
Buhâri, Diyât 31, İlm 39, Cihâd 171; Tirmizi, Diyât 16, (1412); Nesâi, Kasâme 12, (8, 23).
4929 - Kays İbnu Ubâd radıyALLAH u anh anlatıyor: "Ben ve el-Eşter en-Nehâ'i, Hz. Ali radıyALLAH u anhüm'ün yanına gittik. Kendisine:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, bütün insanlara şâmil olmayan hususi bir tâlimde bulundu mu?" dedik. Bize:
"Hayır! Ama şu sahifede bulunanlar var!" dedi ve kılıncının kabzasından bir sahife çıkardı. İçerisinde şunlar vardı: "mü'minlerin kanı eşittir. Onlar kendilerinden başkalarına karşı tek bir el gibidirler. Onlar içlerinden en âdilerinin verdiği emana uyarlar. Haberiniz olsun: Mü'min, kâfir mukabilinde öldürülmez; ahd (anlaşma) sahibi de anlaşma müddeti esnasında (küfrü sebebiyle) öldürülmez. Kim bir cinayet işlerse sorumluluğu kendine aittir (başkasını ilzâm etmez). Kim bir cinayet işler veya câniyi himaye ederse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerine olsun!"
Ebu Dâvud, Diyat 11, (4530); Nesai, Kasame 8, (8, 19).(Allahın izni ile devam edeceğiz)
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #21 : 02 Nisan 2010, 19:04:23 » |
|
kısas ayetleri işe şunlardır
178. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir. Ancak öldüren kimse, kardeşi (öldürülenin vârisi, velisi) tarafından affedilirse, aklın ve dinin gereklerine uygun yol izlemek ve güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Bundan sonra tecavüzde bulunana elem dolu bir azap vardır. 179. Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki (bu hükme uyarak) korunursunuz. BAKARA SURESİ 45. Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir. MAİDE SURESİ
rahmetli seyyid kutup ise,fizilalil kur-an da kısas ayetlerine aşağıda ki yorumu getirmiştir.
KISAS
Allah'ın tüm dinlerindeki bu temel prensibin açıklanmasından sonra, Tevrat'taki şeriattan örnekler sıralanıyor. Ki Allah Tevrat'ı gerek Allah'a teslim olmuş peygamberler, gerekse Allah'a bağlı bilginler ile din adamları -Allah'ın bu kitabının koruyucuları ve doğruluğunun şahitleri sıfatıyla- yahudiler arasında ondaki ayetlere göre hüküm versinler diye indirmişti:
"Tevrat'ta yahudilere yazılı olarak indirdik ki, canın karşılığı can, gözün karşılığı göz, burnun karşılığı burun, kulağın karşılığı kulak, dişin karşılığı diştir ve yaralanmalarda da kârşılıklı (kısas) ilkesi geçerlidir."
Tevrat'ta belirtilen bu hükümler, İslâm şeriatında da aynen muhafaza edilmiştir. Bu hükümler, kıyamete dek tüm insanlığın şeriatı olmak üzere indirilmiş bulunan, müslümanların şeriatının da bir parçası olmuştur. Gerçi bunlar, pratik zorunlulukların gereği olarak sadece "daru'l-İslâm"da uygulanabilir. Zira, "daru'l-İslâm" olmayan yerlerde, bu hükümleri uygulayabilecek bir İslâmî otorite yoktur. Ancak, madem ki İslâm şeriatı Allah'ın iradesiyle her zaman ve tüm insanlar için geçerli olacak bir şeriat olarak indirilmiştir, bu durumda her nerede olursa olsun İslâmî bir yönetim iş başına geldiğinde, söz konusu hükümleri yürürlüğe koymak ve uygulamakla yükümlüdür.
Tevrat'ta da geçen bu hükümlere İslâm, bir hüküm daha ekliyor:
"Kim kısas hakkını bağışlarsa bu, onun günahlarına kefaret olur."
Tevrat'ta bu hüküm yer alınıyordu. Tevrat'taki hükme göre kısas, mutlaka uygulanırdı. Bu konuda ödün vermek, kısas hakkından vazgeçmek ve bu o kişinin günahlarına kefaret olması söz konusu değildi.
Burada, kısas cezalarına bir parça da olsa değinmekte yarar var.
Allah'ın şeriatında kısasla getirilen ilk şey, eşitlik prensibidir. İslâm şeriatında, kanda ve cezada eşitlik prensibi esastır. İnsanların makamları, sınıfları, soyları, ırkları ne olursa olsun, onlar arasında cana canla ve yaralara da karşılıklı ödeşmeyi getirmek, can konusunda tüm insanları eşit kabul etmek, Allah'ın şeriatı dışında hiç bir şeriatta söz konusu değildir.
Allah'ın şeriatında canın karşılığı candır. Gözün karşılığı gözdür. Burnun karşılığı burundur. Kulağın karşılığı kulaktır. Dişin karşılığı diştir. Yaralamalarda da karşılıklılık ilkesi geçerlidir. Bu hükümlerin uygulanmasında insanlar arasında hiçbir ayrım yapılmaz. Kişi hangi ırka, hangi sınıfa mensup olursa olsun, ister yönetici, ister yönetilen olsun, gerektiğinde bu hükümler kendisine uygulanacaktır. Çünkü her insan, Allah tarafından yaratılmıştır ve Allah'ın şeriatı önünde, herkes eşittir.
Allah'ın şeriatında getirilen bu yüce prensip, gerçekten de "insan"ın yeniden doğuşunu muştulamaktadır. Artık, her insan eşittir. Çünkü bu şeriat sayesinde insanlar, birincisi aynı kanun ve aynı yargı huzurunda mahkemeleşme, ikincisi ise aynı esasla ve aynı ölçüde ödeşme imkanına kavuşmuş bulunmaktadırlar.
Bu prensibi ilk kez İslâm getirmiştir. Asırlar boyunca beşer tarafından pek çok görece şeriatlar belirlenmişti. Bu şeriatlarda, kanun bakımından teorik düzlemde oldukça iyi düzeyde bulunanlar olduysa da, pratikte aynı düzeyin korunabilmesi mümkün olmadı.
Yahudiler, kendilerine indirilen Tevrat'ta da bulunan bu yüce prensipten sapmışlardı. Kendileri ile diğer insanlar arasında bu yüce prensibi bir kenara bırakmışlardı: "Ümmilere (kendi dinimizden olmayanlara) karşı hiçbir sorumluluğumuz yoktur." (Ali İmran Suresi, 75) diyorlardı. Hatta kendi aralarındaki ilişkilerde bile bu yüce prensibi unutmuşlardı. Benî Kurayza ile Beni Nadir kabileleri arasında olup bitenler bunun en güzel örneğiydi. Sonunda peygamberimiz geldi de onları tekrar Allah'ın şeriatına eşitlik ilkesini getiren şeriata döndürdü ve de perişan durumdaki Benî Kurayza ile üstün durumdaki Benî Nadir arasında tam bir eşitlik sağladı.
Bu yüce prensiple belirlenen kısas, -insanın yeniden doğuşunu muştulamasından da öte- bir insanı öldürmeye, yaralamaya ya da onun bir organına zarar vermeye kalkışabilecek kişilere karşı, aynı zamanda caydırıcı bir cezadır. Çünkü kısas söz konusuysa, bunları yapmaya kalkışan kişi, böyle bir eylemi gerçekleştirmezden önce, olayı kendi kendine, nedeniyle niçiniyle, defalarca düşünmek zorunda kalacaktır. Çünkü bilir ki karşısındaki insanı öldürdüğünde; -görevi, soyu-sopu, sınıfı, ırkı ne olursa olsun- kendisi de öldürülecektir. Karşısındaki insana ne yaparsa, aynısı kendisine de yapılacaktır. Bilir ki karşısındaki insanın elini ya da ayağını kesse, kendi eli ya da ayağı da kesilecektir. Karşısındakinin göz, kulak, burun ya da dişine zarar verse, kendi organının da aynı şekilde zarara uğramasına neden olacaktır. Ama kişi bu suçları işlediğinde, sadece hapis cezasına çarptırılacağını biliyorsa, bu durumda cezanın caydırıcılığı kısastakiyle hiç bir zaman eşdeğer olamaz. Hapis cezası uzun olmuş, kısa olmuş birşey fark etmez. Bedende yaşanan acı ya da bir organın yitirilmesiyle duyulan ıstırap ile hapiste yatmanın verdiği acı kesinlikle eş değildir.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 340
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 2772
ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA
|
 |
« Yanıtla #22 : 02 Nisan 2010, 20:05:45 » |
|
yukarıda da açıkça görüldüğü üzere ebu yusuf kardeş,bu metro saldırısı kısas babında ele alınabilir.dikkatinizi çekmek isterim kimde kısasa engel olursa yada anlaşmayı aşarsa onu acı bir azapla azaplandıracağını hz.Allah beyan ediyor.üstelik istişhad eylemlerini bölgeye göre vasıflandırdınız ama sanırım kısas içinde bölgesel uygulamalar farklıdır demeyeceksiniz.bu eylemlerin aslında islami olmadığını iddia eden kardeşlerle tartışmaya gerek bile görmüyorum.aslında benim sizle anlaşamadığım nokta bu eylemlerin dokko umarov tarafından değilde rusya tarafından düzenlendiğine dair fikriniz.bu tür haberler kafirler tarafından her daim istismar edilmiştir,edilecektir onların açıklamalarına zerre kıymet vermiyorum.bu eylemi dokko umarov üstlenmeseydi asla da kafirlerin açıklamaları önem taşımazdı şahsım adıma.benim merak ettiğim sizin neden bu açıklamayı kabul etmediğiniz.yani neden dokko yada başka bir müslüman bu eylemleri yapmasın ki bunu biraz açıklarsanız sevinirim.zira sizinle doğruluğunu yada yanlışlığını tartışmak istemiyorum buna gerekte yok.selametle inşALLAH Allah hakkı görmeyi nasip eder cümlemize
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #23 : 02 Nisan 2010, 21:34:09 » |
|
cezekALLAH hayran uhdi. Rabbim herşeyin en güzelini elbet bilendir.Tartışma ve gereksiz münazara bizlerden uzak kalsın.Hayırlı ve salih konular bizleri olgunluğa ve birikim zenginliğine götürür inşALLAH .
Hayırlı kardeşim öncelikle şunu belirteyim.Bizler olayı ne hakkel yakın görmüş nede müşahde eylemişiz.Sadece olaylar ve islam coğrafyasında yaşanan sıkıntılar üzerine tahlil ve yöntem stratejisi üzerine araştırmalar yaparak olayın sıhhat derecesini kavramaya ve fehm etmeye çalışıyoruz. Komplo teorisi üretmeden bazı konulara temas etmek isterim. Biz müslümanların özelliklerinden biri olaylara çok duygusal ve içten bakışımızdır.Bu bakış açımız nerde bir zulme karşı direniş olsa orda şartlar ve konuma bakmadan hemen bizlerinde yüreği eser.>BUrasına eyvALLAH . Fakat zulme karşı direniş sergilerken yöntem ve biçimleme çok önemlidir.Buna A'nın fıkhı denir.Bir deyişle hareket fıkhı. Türkiyede yaşanan olaylar bunun canlı örneğidir.Ergenokonun bazı silahlı islami harekete nasıl yön verdiği aşikardır. Amerika istihbaratı CIA nın afganistan,iran,ırak'ı bahane ederek oralarda cirit attığı, ırakta şii sunni çatışması adına düzenlediği eylemler.AFGANİSTAN, kafkaslarda soğuk savaşta kimin eli kimin cebinde belli olmadığı ortam. Atasoy müftüoğlundan bizzatihi dinlediğim hikmetgar ve bazı grupların amerikayla o dönemde dirsek temasta olduğu.. Bugünde ciddi hesablar ve hesablaşmaların olduğu bilinen bir gerçek.Yapan el kardeşlerimiz olabilir belki olmayabilirde...ama önemli olan arkasındaki perdenin aralanmasıdır.
Değerli kardeşim bakın Rusyada seçim yaklaşıyor ve adamlar öyle bir ayarlama yapıyorki zayıfladıkları anda kendi çocuklarını öldürebiliyorlar.Tıpkı Amerika gibi, T.C gibi...Bu konu üzerinde özellikle Türkiye islami hareketlerin dünü ve bugünü üzerine inşALLAH yakında yayınlamayı düşündüğümüz kitabımız hazırlık aşamasında.Türkiyedeki derin devletin müslümanları nasıl manuple ettiği ve zihni bulanıklığa ittiğini anlayacağız.
Bu saydıklarım tabiki beşeri hesaplar ve derin devletlerin ilişkileri.Onların oyunları varsa onların oyunlarını bertaraf edecek RABBİMİZ VAR. O NE GÜZEL VEKİL VE NE GÜZEL YARDIMCIDIR.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
MüslümanGenç
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 90
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 605
GELECEĞE UMUTLA
|
 |
« Yanıtla #24 : 02 Nisan 2010, 21:55:24 » |
|
kısas ayetlerini delil getiren kardeşime izni olursa bir iki sorum olacak,
bir kişi başka birinin çocuğunu öldürdügünde kısas olarak onun çocugumu öldürülür? kendisimi? Bir kişii tecavüze uğrasa(affınıza sığınarak) kısas olarak ona cezamı verilir aynı uygulamamı yapılır? Metronun bombolanmasında ölen kişiler arasında müslüman varmı yokmu bilmiyorum fakat müslüman var ise veyada çocukların bayanların olduğu bu olayda onların suçu ne idiki böyle bir cezayı hak ettiler? Şehadet eylemleri israile düzenlendiğinde her israillinin asker ve yerleşimci/işgalci olduğu için caizdir deniliyordu,bu olaydada aynı şartlar varmıdır?
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 639
Çevrimiçi
Mesaj Sayısı: 7464
|
 |
« Yanıtla #25 : 02 Nisan 2010, 22:00:25 » |
|
bu tartisma nereye varacak merakla beklemedeyiz hayirla sonuclansin insaALLAH ... uzatilmaz diye umud ediyoruz
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
ebu sayyaf
Bismillah
DUÂ: 14
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 65
|
 |
« Yanıtla #26 : 02 Nisan 2010, 22:02:28 » |
|
Afganistan, 24 Aralık 1979'da Sovyet lideri Leonid Brejnev'in emriyle işgal edildi. Sovyet askerlerinin geri çekilmesi ise 15 Mayıs 1988'de başladı ve 15 Şubat 1989'da Mihail Gorbaçov'un emriyle sona erdi. Bu 9 yıllık işgal de binlerce Afganlı çocuk, kadın, erkek, yaşlı katledildi. Binlerce genç kızın ırzı kirletildi, binlerce çocuk ya katledildi ya da sakat kaldı… Ama islam ümmetinden bir avuç mücahid dışında çıt çıkmadı yada çıkaranlar menfaatleri doğrultusunda sesini çıkarıyormuş gibi yaptı…
Yıl 6 Nisan 1992, Bosna – Hersek Sırplar tarafından işgale uğrar ve 14 Eylül 1995 e kadar bu süreç devam eder. Sırp askerler 1995 Temmuz’unda Serebrenitza’da Birleşmiş Milletler’in kurduğu güvenli bölgeye girerek yedi bin Müslüman erkeği öldürür ve bu katliam İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da insanlığa karşı işlenen en büyük suç olarak nitelendirilir. Bu 3 yıllık sürede erkek, yaşlı, kadın, çocuk binlerce müslüman boşnak adeta ümmetin gözleri önünde katledilir, binlerce müslüman boşnak kadın sırp kafirlerin tecavüzüne maruz kalır ve bu maalesef tüm dünyanın gözleri önünde yapılırken ne dünyadan nede islam ümmetinden (biravuç mücahid dışında) çıt çıkmaz….
Çeçenistan, özellikle burası ile ilgili Rus askerinin söylediklerini yazmakla yetineceğim ve bakın ne diyor Rus askerleri :
"Bir keskin nişancı Çeçen kadınını hatırlıyorum. Onu iki zırhlı aracın arasına ayak bileklerinden çelik kablolarla bağlayıp sonra da araçlar arasında onu gerip paramparça etmiştik. Her yer kan olmuştu, ama bizim oğlanların buna ihtiyacı vardı."
21 yaşındaki bir rus askeri : “Çeçenistan’da katliamlar yapmadıkça hiçbir yere varamayız. Onlara karşı acımasız olmalıyız. Aksi takdirde hiçbir şey elde edemeyiz.”
Rus askeri : "Biz ayrıca yakaladığımız mücahidleri inmeden önce helikopterlerden atıyorduk. İşin püf noktası doğru yüksekliği seçmekti. Onların hemen ölmesini istemiyorduk. Ölmeden önce acı çekmelerini istiyorduk. Bu belki zalimce gelebilir, ama bir savaşta bu, hissettiğiniz korkudan kurtulmanın ve ölen arkadaşlarının acısıyla baş etmenin neredeyse tek yolu.”
Tüm bunların ötesinde Irak’ta işgal ile birlikte binlerce sivil, kadın çocuk ayırtedilmeden katledildi , gece yarısı evler basıldı ve namuslar kirletildi, binlerce insan tutuklandı, işkenceden geçirildi ve bu işkenceden geçirilenlerin feryatları arşı sarstı ama maalesef ümmetin yüreklerini sarsamadı ve ümmet yine aynı suskunluğuna büründü… Bugün islam coğrafyası kafirlerin işgalinde ve adeta kan ağlıyor ama ümmet maalesef yine görmemek,duymamak ve konuşmamak gibi bir tavır geliştiriyor veya geliştirebiliyor…
Benim anlayamadığım tüm bunlar görmezlikten gelinip, tüm bu yaşananlara ses çıkarmayan veya çıkaramayan sözüm ona müslümanlar nerede birkaç kafir ölse feryadı figan ediyor… Bunun yanlışlığını sözde delillendiriyor, aslında bunun islama zarar verdiğini, müslümanların eli kanlı gösterdiğini ballandıra ballandıra anlatıyor…
Basılan evler sizin olmadığı, öldürülen sizin çocuklarınız, işkenceden geçen siz olmadığınız, kirletilen namus sizin namusunuz olmadığı zaman ne kadra kolay değilmi yorum yapmak veya ahkam kesmek…
Haydi şimdi hep birlikte kınayalım bu eylemi ve Ruslara başsağlığı dileklerimizi iletelim…
Not: Eğer bu cihad değildir, cihadın fıkhında bu yoktur diyen olursa bence buyursun ve cihadın ne olduğunu veya nasıl olabileceğini hem bize hem tüm dünyaya göstersin...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
"Mektebinde Şehadet Okutulan Bir Milletin Esareti Yoktur."
|
|
|
|
Ebu Yusuf
|
 |
« Yanıtla #27 : 02 Nisan 2010, 22:21:35 » |
|
bu tartisma nereye varacak merakla beklemedeyiz hayirla sonuclansin insaALLAH ... uzatilmaz diye umud ediyoruz
Başlangıcı hayırla başlayan ve bizleri hayra teşvik edeceğine inandığımız konu şuan diğer kardeşlerimizinde katılmasıyla mecrasından çıkmak üzere.Ben şahsım adına bu konuya burda son veriyorum. Çünkü bundan sonrası münazaraya dönüşecektir.Kalbi selim bir şelide inşalALLAH sonuçlanır..
selam ve dua ile.kardeşelrim bence bu konuya burda son versek belki daha hayırlı olacak.
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
ebu sayyaf
Bismillah
DUÂ: 14
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 65
|
 |
« Yanıtla #28 : 02 Nisan 2010, 22:25:03 » |
|
bu tartisma nereye varacak merakla beklemedeyiz hayirla sonuclansin insaALLAH ... uzatilmaz diye umud ediyoruz
Başlangıcı hayırla başlayan ve bizleri hayra teşvik edeceğine inandığımız konu şuan diğer kardeşlerimizinde katılmasıyla mecrasından çıkmak üzere.Ben şahsım adına bu konuya burda son veriyorum. Çünkü bundan sonrası münazaraya dönüşecektir.Kalbi selim bir şelide inşalALLAH sonuçlanır..
selam ve dua ile.kardeşelrim bence bu konuya burda son versek belki daha hayırlı olacak. Özür dilerim Ebu Yusuf, siz kendi aranızda tartışırken biz destursuz girmiş olduk aranıza ve bizim girmemizle konu mecrasından çıktı evet haklısın... Buyurun siz devam edin o zaman ve konu mecrasında kalsın....
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
Zeynepder2
Editör
La Hukme iLLaLLaH
   
DUÂ: 639
Çevrimiçi
Mesaj Sayısı: 7464
|
 |
« Yanıtla #29 : 02 Nisan 2010, 22:46:32 » |
|
ebu sayyaf kardesim katiliminiz icin tesekkur ederiz forum uyelerinin konulara destur alarak girmesi diye bir sey söz konusu olamaz! özür gerektirecek durum sizin yorumunuz degil kesinlikle burasi paylasim sitesi fikirlerinizi elbette dile getireceksiniz, Ebu Yusuf kardesimiz cumlesinde belki hata yapti helallesilmesi ve konu uzatilmadan tartismaya girmeden sonlandirilmasini rica ediyoruz bekleyelim bakalim zaman ne gösterecek gercekten bir provakasyon mu yoksa istishad eylemi mi elbet ortaya cikacaktir...
|
|
|
|
|
Kayıtlı
|
|
|
|
|