Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: cennete de cehenneme de götüren füze!!  (Okunma Sayısı 175 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« : 19 Mart 2010, 03:42:16 »

 Cennete de Cehenneme de Götüren Füze: ZAMAN
18 Mart 2010 Perşembe
 

Türkiye"de yaşayan insanların sadece % 4"ü dergi okurken, herhangi bir kitabı halkın sadece % 4,5"u okuyabilirken, % 94"ü televizyon seyrediyor. Yaşadığımız bu topraklarda her akşam ortalama dört saat televizyon karşısında vakit geçiriliyor. İnternet kullananların büyük çoğunluğunun (% 90 civarında) Chat, oyun ve porno programlarıyla meşgul olduğu, ancak % 10 civarında kullanıcının ticarî, bilimsel, fikir-yorum ve dinî içerikli programlarla ilgilendikleri ifade ediliyor. Spor, televizyon, müzik, derken internet insanları kendine tutsak ediyor, bağımlı yapıyor ve uyuşturucu görevi üstleniyor, insanımızın zamanını kemiriyor. İnsanlarımızın günde ortalama dört saati televizyon veya bilgisayar karşısında geçiyor. Bir iş günü sekiz saat olarak kabul edildiğine göre, televizyon karşısında kaybedilen saatlerin toplamı bir kişi için ayda 15 iş günü.
Basit bir hesap yapalım: Günde yalnızca altı saat uyumak bile, altmış yıllık bir ömrün 15 yılını bilinçsiz şekilde uykuda geçirmek demektir. Bulûğ/delikanlılık yaşına kadar 15 seneyi de çocukluk çağı olarak hayatın ne olduğunu anlamadan geçirir insan. Temizlik, giyim, kişisel bakım, ev işi, eğlenme, dinlenme gibi şeylere ayırdığımız zamanlar 60 yıllık ömründe bir insanın ortalama 5 yılını alır. Beş yıl da yeme-içmeye ve yiyip içtiğini boşaltmaya ve hastalığa harcanır. Bir de büyük şehirde yaşıyorsa insan günde iki saatten altmış yılda beş sene trafik keşmekeşine ayrılır (Haydi biz, ortalama 3 yıl diyelim). Bir o kadar da haberleşme araçlarında (telefon, internet, mail vs.) tüketilir. Günde 8 saatten, 60 yıllık bir hayatta 12 yılı ancak çalışarak geçirebilir. Yani, 60 senelik ortalama bir ömrün 15 yılı çocuklukta, en az 15 yılı uykuda, 5 yılı giyim-kuşamda ve bakımda, 5 yılı yemekte, en az 3 yılı trafikte, 5 yılı haberleşmede, 12 yılı da geçinmek için yapılan işlerde geçiyor… Bunların toplamı tam tamına 60 yılı buluyor. Geriye yaşamak için, ibâdet için, âhiret için hiç vakit kalmıyor. Sıradan bir insan olursanız, yukarıdaki hesaba göre okumaya, düşünmeye, yaşamaya, gelişmeye, araştırmaya, fikir yürütmeye, Allah"a kulluk ve dâvâ için fedâkârlık yapmaya hiç mi hiç vaktiniz kalmamış olacak, bir ot gibi (ot, Allah"ı zikreder, tesbih eder, insanlara ve hayvanlara hizmet eder; ottan daha aşağı) yaşamış olacaktır insan. Öyleyse, ortalama insan sınıfından çıkmak, yukarıdaki hesabı alt-üst etmek gerekiyor yaşamak; Rabbimize, kendimize ve sevdiklerimize vakit ayırmak için. Modern insan, ortalama vatandaş yukarıdaki hesaptan da anlaşıldığı üzere “bir gün bile” dolu dolu yaşamamış insandır. Şu âyet meallerini hatırlayalım: “(Âhirette Allah onlara:) "Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?" diye sorar. "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. İşte bilenlere sor" derler. Buyurur: Sadece az bir süre kaldınız; keşke siz (bunu dünyadayken) bilmiş (ve ona göre davranmış) olsaydınız! Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (23/Mü"minûn, 112-115 ve yine bkz. 20/Tâhâ, 102-104) “Ey iman edenler! Hayat veren şeylere sizi dâvet ettikleri zaman, Allah ve Rasûlüne (onların çağrılarına) uyun…”  (8/Enfâl, 24).  Allah"ın ve Rasûlü"nün dâvetleri insana hayat verir. Allah ve Rasûlünün mesajlarından uzak şuursuz yaşayış, yaşamamak demektir, hayattan uzaklaşmadır, insanın bir gününü bile gerçek anlamda yaşayamaması demektir.

Günümüz insanı, sanki hiç ölmeyecekmiş ve hesaba çekilmeyecekmiş gibi yaşıyor.
Dünyaya imtihan için değil, geçim veya seçim için geldiğini sanıyor. Dünyevîleşmenin daha dünyadayken avans cinsinden cezasını tadıyor. Zamanın bereketini yok edecek şekilde onu harcıyor. Teknolojik aygıtlar, hayatı kolaylaştırıp modern insan için bolca boş vakit ayırmayı hedeflediği halde insan boş vakti olmadığından yakınıyor. İnsanın temposu çok arttığı ve nice araç-gereç kullandığı halde, insan kendini düşünecek zaman bulamıyor, çevresine, ailesine, çocuklarına zaman ayıramıyor. İbâdete ve okumaya ise zaten hiç vakit ayıramayacak hale geliyor. İbâdet/kulluk için yaratılan insan, önem sırasını öylesine altüst etmiş ki, işinden, gücünden, eğlencesinden vs. vakit kalırsa, birkaç dakikasını kulluğa ve ibâdete veriyor. Kulluktan çok daha önemli şeylere öncelik tanıdığı için, Allah"a ayıracak vakitlerini, olmasa da olabilecek şekilde en gerilere bırakıyor. Yorgun argın ve en verimsiz zamanlarını okumaya, sohbete veya ibâdete ayırabiliyor en iyi ihtimalle. Ha bire koşturup duruyor, ekmek parası için. Gerçekten ekmek mi bu kadar pahalı ve cennetten daha kıymetli, yoksa ekmeği bu kadar yücelten insan mı çok ahmak, tartışılmıyor bile.
  
Hâlbuki her ânımızdan hesaba çekileceğiz.
“Kim zerre miktarı hayır işlerse onu (karşılığını) görür, kim şerre kadar şer işlerse onu(n cezasını) görür.” (99/Zilzâl, 7-8).   “Kişi kıyâmet gününde şu hususlardan sorulacaktır.  Bunların cevabını vermeden hiçbir yere adım atamayacaktır. Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini ne işte harcadığından, malını nereden kazanıp nerelere harcadığından, öğrendiği ile ne derece amel ettiğinden.” (Tirmizî, Kıyâmet 1).   Ölmeden, o büyük hesaba muhâtap olmadan önce kendimizi hesaba çekmek, zamanımızın kıymetini bilmek zorundayız.
Hayatın amacı kulluk, kulluğun aracı da zamandır. Yaratılış amacına ancak zaman adlı araçla ulaşabileceğimizi unutmayalım. Biraz da zaman adlı büyük nimete dikkat çekmek için olacak; dinimizde hemen tüm ibâdetler zamanla bağlantılı. İslâm"da tüm ibâdetler, gün gibi kısa ve sene gibi uzun zaman dilimlerine göre ayarlanmış. Ölmeden, o büyük hesaba muhâtap olmadan önce kendimizi hesaba çekmek, zamanımızın kıymetini bilmek zorundayız. Zamanımızı ibadetlerimize göre ayarlamamız gerekiyorken, namazlarımızı işten veya eğlenceden boşta kalan kısa sürelere mi sıkıştırıyoruz, yoksa başta namaz olmak üzere tüm ibadetlerimizi her şeyin önüne alarak işlerimizi ona göre mi ayarlıyoruz? Oysaki Namaz, zamanı planlama ve doğru kullanma alışkanlığı kazandırır.

Unutmayalım; faydasız şey, aslında zararlı olan şeydir, kayıptır. Hayır için kullanmadığımız zamanlar hayırsızdır, şerle geçmiştir . 63 yıllık ömrüne 63 asırlık iş sığdıran o yüce insan, tek önderimiz Rasulullah (sav.) şöyle buyurmuştur: “Kıyâmet gününde bir insan, şu dört şeyden sorulmadıkça hiçbir yere gidemez. 1- Ömrünü nerede tükettiğinden, 2- Gençliğini nasıl harcadığından, 3- Malını nereden kazanıp nereye sarf ettiğinden, 4- İlmiyle nasıl amel ettiğinden.” (Tirmizî, Kıyâmet 1). Zamana uymayıp zamanını Rabbinin ölçülerine uyduran ve bilgisizlik çağını her saniyesinin insana huzur verdiği mutluluk çağına çeviren Ulu Önderimiz Peygamberimiz, bir başka hadislerinde âdetâ gâfil insanın röntgenini çeker: “İnsanların çoğu iki büyük nimetten gâfildir 1- Sıhhat, 2- Boş vakit.” (Buhâri, Rikak 1; Tirmizî, Zühd 1; İbn Mace, Zühd 15).                
    ZAMAN"ı tersten okuyun : NAMAZ“ZAMAN”: Tersten okursanız dinin direği “NAMAZ”. Öyle ise, zaman namaz zamanıdır, ibâdet zamanıdır. Zaten sadece ibadet için yaratılmadık mı? Namaz, zamanı planlama ve doğru kullanma alışkanlığı kazandırır. Cumhuriyet denilen çamuriyet rejimine kadar namazlar zamanın ölçüsü idi. Saatleri ezanlar belirlerdi, ezanları saatler değil. Akşam namazı, saatin de ölçüsü idi. Yaz-kış her akşam saat 12"de ezan okunurdu, daha doğrusu ezan okununca saatler 12"ye ayarlanırdı. Devrilesi devrimlerle ezanları bile saate bağımlı hale getirdiler, Sabah namazına nasıl kalkılır adlı kitap milyonlar satıyor, ama kitap okuyanlar namaza yine kalkamıyor. Kur"an adlı kitap okunması gerektiği gibi, gerektiği her zaman okunsa, yaşansa, ne uyku ne gaflet kalır, insanlar kıyâma durur; her iki anlamda kıyâma, hem namazdaki kıyâma, hem namaz gibi farz olan küfre ve tâğutlara kıyâma.                                    
Zihne takılı kalanlar olayların içinde yaşarlar, acı çekerler, mutsuz olurlar. Olayların dışına çıkabilenler zihni izlemeyenlerdir, olanı görürler, ânı hissederler ve yaşadıklarının farkındadırlar. Peki, siz hangi tarafındasınız hayatın? İbnu"l-vakt misiniz, ebu"l-vakt mi? Zamanın çocuğu/zamâne çocuğu musunuz, zamanın babası mı? Yani zaman mı sizi yönlendiriyor, siz mi zamanı? Zamanın kıymetini bilmenin hâlâ zamanı gelmedi mi?
“Fe eyne tezhebûn / Nereye gidiyorsunuz? Bu gidiş nereye?” (81/Tekvîr, 26);
“E-leyse"s-subhu bi karîb / Sabah yakın değil mi? (11/Hûd, 81)
Ahmed kalkan  

vuslat dergisi  
Kayıtlı

izy74
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 128
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 978



« Yanıtla #1 : 19 Mart 2010, 03:46:49 »

Allah Razı Olsun emegine saglik,Rabbim cumlemize hakkiyla kulluk etmeyi nasip etsin insAllah  tvhd.
Kayıtlı

Ne ki SEVDA: Hakka sevdalanmadıktan sonra..
Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra..
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..
Ne ki ÖLÜM: Şehadet vurmayınca...

Elbet bende birgun olecegim
Beyaz Lale
medineye özlem
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 86
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 714


mazluma sürgünevi,zalime cihan düştü..


« Yanıtla #2 : 19 Mart 2010, 08:42:52 »

Fe eyne tezhebûn / Nereye gidiyorsunuz? Bu gidiş nereye?� (81/Tekvîr, 26);
�E-leyse"s-subhu bi karîb / Sabah yakın değil mi? (11/Hûd, 81)


 Allah Razı Olsun Rabbim bu ömrü yolunda gidenlerden eylesin...islama göre yaşam ve ölüm nasip eylesin..
Kayıtlı

Eyyubun sabrıyla yangın yerine döndü yüreğim..dua ile aşk ile sabır ile…bir bilsen nerden nereye……
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: