Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: pişmanım!!!!!!!  (Okunma Sayısı 109 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 339
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2839


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« : 03 Mart 2010, 16:44:21 »

 

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM


PİŞMANIM
Havalar soğumuştu artık. Eylülün sıcak yüzü gitmiş, ekimin soğuk yüzü görünmüştü… İnsanlar kışlıklarını giymeye yavaş, yavaş başlamıştı… Küçük bir çocuğun burnu havuç rengini alıyorsa, bu demek oluyor ki, kışın ayak sesleri duyulmaya başlamıştı…
Her şeye inat insan akımı devam ediyordu hiç durmaksızın, kimi işine, kimi evine, kimi eşine, kimi dostuna, kimi hayır’a, kimi de şer’e akmaya devam ediyordu…
Ayla’da bu akımdan nasibini almış akıp gidiyordu… Her zaman bu durakta bekliyordu, otobüsü geldiğinde ise itişe kakışa biniyorlardı… Otobüs seyrine devam etsin Ayla elinde ders kitapları dalar giderdi… Otobüsün ani fren yapması ile ancak toparlanırdı… Üniversitesine yaklaştığında ise hemen hazırlanır ve inmek için düğmeye basardı… Sonrası malum; ders, ders, ders…
Ders çıkışında arkadaşları ne kadar ısrar ederse etsin onlarla eğlenmektense, dersleriyle meşgul olmayı yeğlerdi…
Yine soğuk bir günde Ayla alışık olduğu üzere otobüsünü bekliyordu… Durağın hemen köşesinde duran bir kız dikkatini çekmişti. Çünkü daha önce hiç görmemişti kendisini… Kızın mazbut giyinişi, vakur duruşu iyiden iyiye meraklandırmıştı kendisini… Bir an gitmek için sağ ayağını öne attı, hemen geri aldı adımını ve:” Ya beni terslerse, rezil olurum o zaman” diye düşünmeye başladı… Bakışlarını kızın üzerinde gezdirmeye devam ediyormuş ki, bunu kızın tebessüm etmesiyle anlayabildi. Gözlerini kaçırsa da, yakalanmıştı keskin bakışları… Kızın tebessümü cesaret olmuştu Ayla’ya. Aldığı olumlu elektrik seri adımlarla kıza yaklaşmasına vesile olmuştu… Uzaktan bir serap gibi gördüğü kızın yamacındaydı şimdi… Yüzüne bakıyordu: “ Hadi bir daha gülümse!” diyordu içinden… Ve beklenen şey olmuştu, kız aynı sıcaklıkta bir tebessüm daha hediye etmişti Ayla’ya… Ayla’nın artık bekleyeceği bir şey kalmamıştı: Heyecanlı bir sesle:
-Merhaba! Dedi. Kız, samimi ve yumuşak bir ses tonu ile:
-Merhaba! Diye mukabelede bulundu… Ayla sordukça soruyordu. Açılmıştı ağzı artık kapattırana aşk olsun… Kız da bundan hiç şikâyetçi değildi… Hararetli konuşmalarını otobüsün freni ve yolcuların ayaklanması bozmuştu. Aynı otobüse binmeleri Ayla’yı mutlu etmişti… Aynı koltuğa oturdular. Ayla söze başladı:
-Nerde kalmıştık, sen neler yapıyorsun okumuyor musun? Kız güzel gözlerini Aylanın gözlerine değdirmiş cevaplıyordu yumuşak bir ses tonuyla Ayla’nın sorusunu:
-Okumaz olur muyum kardeşim? Tabiî ki okuyorum… Ayla hemen atlamıştı:
-Nerde? Hangi bölüm? Kız biraz fasıla verdikten sonra yarım kalan konuşmasını tamamladı:
- Ahret üniversitesi, bölüm cennet inşALLAH . Ayla anlamamış gibi kafasını sallamıştı. Kız:
-Yani Ahret üniversitesini kazanmak için hayat okulunda okuyorum. Bölümümde cenneti kazanmak inşALLAH  bunun için ise çok okumam gerekiyor. Cennetin sahibi benden istediği şeyleri okumamı istiyor. Ne istiyorsa onlara itirazsız uymam gerektiğini söylüyor. Ve ancak bu şekilde diploma almam isteniliyor… Bende okuyorum işte.
Ayla az buçuk anlamıştı demek istediğini, olsa, olsa diyanette din görevlisiydi bu kız. İçinde bırakmadan soruverdi yine kıza:
-Diyanette din görevlisi misin? Kız gülümsemişti:
-Hayır, diyanette değilim. Ayrıca bu dinde görev alacaksam illa bir kurula ya da kuruluşa tabii olmak zorunda değilim. Allah bu görevi diyanetsiz, cemaatsiz, şartsız biz insanlığa vermiştir… Mesela sende bu dinin bir görevlisisin. Ayla şaşırmıştı:
-Nasıl yani ben hiç kuran kursuna gitmedim ki, haaa! Bir defa babaannem götürmüştü o da bir kez sadece. Kız eksik olmayan gülümsemesini tekrar göstermişti şaşkın, şaşkın bakan Ayla’ya…
-Kuran kursuna gitmekle bu unvanı alamazsın zaten. Biz daha dünya ya gelmeden bu unvanı Rabbimiz bize vermişti. Bu unvan karşılığında bizde “evet” demiştik… Peygamberimizin şahsında bu dava biz Müslümanlara emanet edilmişti… Ama maalesef bu din, diyanetin, falan hocanın, filan hocanın, şucuların, bucuların tekeline verilmiş… Herkes gücü oranında görevlidir. Görevini yapmayanlar ya da tembel davrananlar cennet bölümünü zayıf ya da başarısız geçecektir…
Ayla kız konuştukça daha iyi anlıyordu. Bir an kendisine verilen görevin ne olduğunu merak etti, hiç durur mu Ayla? Yine sorusunu sordu kıza:
-Peki, benim görevim ne o zaman? Kız biraz Ayla’yı baştan aşağıya süzdükten sonra,” Allah’a soralım mı ne dersin?” diye sordu. Ayla şaşkınlıktan kaşlarını çatarak:
- Dalgamı geçiyorsun hâşâ sen Allah ile konuşabiliyor musun? Diye sordu.
Kız, sesli bir tebessüm etti bu sefer, çantasından bir meal çıkardı birkaç sayfa çevirdikten sonra şu Ayeti okumaya başladı:
“Şüphesiz, bu kitabı hak ile indirdik. Öyleyse dini yalnız ona halis kılarak Allah’a ibadet et” (Zümer 2)
Ardından Nur 31, onun ardından Ahzab 59. ayetleri okudu bir, bir… Ayla kız okudukça içi huzur doluyordu… Ayla kızın sıcak ve samimi yüzüne bakıp:
-Şimdi benim görevim bu dine sahip çıkmak ve bir de kapanmammış doğrumu. Kızdan onayı aldıktan sonra devam etti konuşmasına:
-Ama benim okulum var, hem az kaldı bir hafta sonra en son bir sınavım kaldı onu kazanırsam hedefime ulaşmış olacağım, bir de ailemin umutlarını yıkmamış olacağım… O sınav benim için çok önemli, ondan sonra seninle tekrar görüşmek isterim. O zaman göreceksin senin konuştuğun gibi bende Allah’la konuşacağım… Senin gibi kapanacağım… Ama dediğim gibi şu sınavı kazandıktan sonra…
Kızın buruk gülümsemesi Ayla’nın dikkatini çekmişti, bir muziplik yapmaya çalıştı ama beceremedi, karşısındakinin kararlı duruşu buna izin vermiyordu çünkü…
-Peki ya yarın ölürsen, ya da şimdi hemen şimdi ölürsen, gerçek sınavı kaybedersen, geçiciliği ebediliğe tercih edersen… Kızın, yüreğe oturacak bu cümleleri, Ayla’nın yüreğinde bir yaz rüzgârı gibi esmiş geçmişti sanki…
-Yapacağım diyorum ama sana, yapmayacağımı söylemedim. Ama sonra diyorum anla sende beni… Kızın gözleri dolmuştu, hissettirmeden pencereye çevirdi başını ve içinde yanan yangından bir kıvılcım sıçradı dudaklarına:
-Allah’ım sen hidayet ver bu kardeşe, doğruyu geç kalmadan göster, merhametinle muamele et!
Ayla yerinden kalmıştı, inmesi gerekiyordu belikli… Ayaklarını kaldırıp düğmeye bastı. Kıza dönüp:
-Sağ ol her şey için görüşmek üzere, unutma yine karşılaşacağız dönüşüm süper olacak, sen dua et bana şu sınavı kazanayım tamam mı? Hadi eyvALLAH …
Ayla uçarcasına inmişti. Kız arkasından baktı bir süre Ayla’ya. Başını salladı ve içinden de derin bir offff! Çekti..
Bir hafta olmuş, sınav salonu dolmuştu… Kızlı erkekli guruplar bangır, bangır konuşuyorlardı kendi aralarında. Kimisi yanındaki bir kızla sohbete dalmış, kimisi esprileri ile güldürmeye çalışıyordu kızlı erkekli gurupları… Ve nihayet Ayla görünmüştü kapıda… “Selam” dedikten sonra oturdu en sevdiği arkadaşının yanına açtı kitaplarını, notlarını çalışmaya başladı her zamanki gibi…
Saatler geçmiş, ayla hala çıkmamıştı bu koca binadan… Çıkanların kimi sevinçli, kimi hüzünlü ayrılıyordu birbirlerinden… Elinde Yeşil çantası ile belirmişti kanatlı kapının önünde Ayla… Yüzünde ki sevinç binanın bahçesini doldurmuştu… Etrafındakilere :“sınavım çok güzel geçti kazandım” intiba veriyordu. Adeta mutluluk pozları veriyordu… Arkadaşlarından ayrılır ayrılmaz telefona sarıldı, belli ki annesine haber veriyordu müjdeli haberi… Sevincinden babasını da aradı annesinin haber edeceğini bile, bile…
Telefonu çantasına koymasıyla başını yerden kaldırması bir oldu. Karşıdan olanca hızıyla gelen arabanın şiddetiyle yüz metre ileriye savrulmuştu Ayla… Ortalık bir anda mahşer yerine dönmüştü. Beş dakika Önce konuştuğu arkadaşları da gürültüyü duyup koşarak gelmişlerdi… Aylanın cansız bedeni boylu, boyunca yatarken caddenin ortasında. Kitapları, hedefinin bir argümanı olarak dağılmıştı etrafa. Halka olmuş kalabalıktan sesler yükseliyordu:
-Yazık pekte genç, öğrenci galiba, ailesine haber edecek kimse yok mu? Vs…
Ayla’nın cansız bedeni soğuk asfaltı yalarken, ağzından ve burnundan akan kanlarda pişmanlığının soğuk yüzünü okşuyordu… Pişmandı işte! Şahit olsun yer! Şahit olsun gök!..
Ayla pişmanlığın kanlarını dökerken, Otobüs durağında bekleyen mazbut giyimli ve vakur duruşlu kızın sözleri yankılanıyordu sağır kulaklarda:
- Peki ya yarın ölürsen, ya da şimdi hemen şimdi ölürsen, gerçek sınavı kaybedersen, geçiciliği ebediliğe tercih edersen....(alıntı)
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: