Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: şeytanın semineri!!!  (Okunma Sayısı 209 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« : 25 Şubat 2010, 18:01:31 »

ŞEYTANIN SEMİNERİ 1
Rabbimin selamı, rahmeti ve mağfiret üzerinize olsun!
Değerli kardeşlerim!
Genç kardeşlere ilişkin söylemlerime devam ediyorum inşALLAH … Rabbimin verdiği güç dâhilinde… Elimin tuttuğu, dilimin döndüğü yere kadar yazacağım inşALLAH …
Bu konu, yüreğimde kanayan bir yara gerçekten… Genç kardeşlerle ilişkilerimin olması dolayısı ile onlarda gördüğüm zaaflar, yanlışlar, zavallılıklar, pişmanlıklar vs. beni bu konuyu yazmaya itti..
Hepimiz gençlik evresinden geçtik ya da hala o evrede egemeniz… ya da yetişkinlik evresinin arefesindeyiz…
Kimi zaman bir okulda genciz, kimi zaman bir fabrikada ya da bir sanayi de. Kimi zaman avare, avare sokaklarda, ya da başı ellerinin arasında bir bankta genciz… Ya da böyle bir gençtik…
Ama Rasulüllah (s.a.v)’ın “Gençlik bir tür deliliktir” dediği evreden geçtik mutlaka. Ya deli ya da zır deli olarak
Sevgili kardeşlerim!
Gençlik, geri vitesi olmayan bir dönüm. Aslında hayatın ve yaşanılanların, elimizde ki imkânların geri vitesi yok. Anı yaşamak diyoruz ya işte öyle bir şey gençlik… Anı yaşmalı…
Yetişkinlik dönemine, yüz akı ile çıkmak için saatleri saniyeleri Allah’ın istediği gibi yaşamak…
Bir okur demişti:”bu gençlere bin dört yüz yıl örnekleri vermeyin çünkü bu gençlik kendisine çok uzak görüyor sahabeleri örnek almayı.” Demişti… Düşünüyorum kimi örnek veriyim diye ama inanın bulamıyorum… Neden mi?
Peygamberin dizinin dibinde yetişmiş, onun tornasından çıkmış, hayatın anlamını ondan öğrenmiş sahabeleri örnek alamayan bir kişi, nasıl hasan el bennayı, seyit kutubu, halid el islambuliyi, İmam Azamı,Ahmed b. Hanbeli vs. Örnek alabilir… Aslında köke inmeden dallara çıkaramayız bu gençleri. Temeli sağlam atmadan bina yapmaya kalkamayız… İslam tarihini kısaca özlerini anlatmadan yakın tarihi anlatamayız… Mücadele ruhunu, Yeryüzüne geliş sebeplerini, niçin yaşadıklarını ve kime hesap vereceklerini, Yıllarını bu sorulara hayatları ile cevap vermekle geçirmiş Peygamberler, sıdıklar, Salihler ve şehitleri tanıtmakla başarabiliriz diyoruml…
Üzerlerine atılan ölü toprağından silkelenmeleri, atalet perdesinin kalkması, ruhlarında ki molozların temizlenmesi, Bizlere örnek olarak gösterilen prototip modelleri (peygamberler sahabeler ve Salihler) örnek almakla mümkündür… Bunun gerçekleşmesi için de bu modelleri tanımamız şarttır… Tanımadan sevemez, sevmeden örnek alamayız…
Genç kardeşlerim! Şeytanın biz gençlere hangi pusular kurduğunu biliyor musunuz? Hangi taktiklerle bize yasak ağacı süslü gösterdiğini biliyor musunuz? Gelin şeytanın bu hilelerini deşifre edelim! Gerçek yüzünü ortaya çıkartalım… Sonra bir euzü besmele ile onu kudurtalım. Kininden gebertelim!... Gelin genç kardeşlerim dillerimizle değil, bir fiil amellerimizle, kıyamımızla, imanımızla lanet edelim. Allah’ın laneti senin üzerine olsun ey iblis!...
Şeytan protokolde şu an! Ve sahnede biz varız. Mikrofonik sesimizle davet ediyoruz şeytanı:
-Şimdi Şeytan alehillanehi huzurlarınıza davet ediyorum. Alkışlaya bilirsiniz çekinmeyin. (Zaten hayatta yaptığımız günahlarla bin kez alkış veriyoruz bu lanete)
Şeytan elbisesini sürüye, sürüye çıkıyor sahneye, yaklaşıyor mikrofona ve konuşuyor:
-Öncelikle beni dinlemeye geldiğiniz için çok teşekkür ederim. Zaten hiç kırmıyorsunuz minnettarım size… Benden gençlere dair konuşmam istendi ve bu yüzden buradayım… Yaa ben gençleri çok seviyorum. Onlar olmasa benim ekmeğime kim yağ sürecek bilmiyorum… Onlar benim umudum… Hayallerimin vazgeçilmezi…
Salondan bir ses yükseliyor:
- Peki onları kandırmak için ne metotların var.
Şeytan pişkin sırıtıyor, ahhhh! Ahhhh! Çekiyor içinden. Onları safıma çekmek için aslında çok mülayim ve iyimser yaklaşıyorum… Onlara kıyamıyorum onlar benim askerlerim olacak bunu biliyorum çünkü… Anlatacağım metotlarımı ve onları kendime asker yaparken geçirdiğim süreçleri… Şûra toplantım var bütün askerlerim beni bekliyor şimdi gitmeliyim… Bay, bay!..

   
Kayıtlı

Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #1 : 25 Şubat 2010, 18:02:36 »

ŞEYTAN’IN SEMİNERİ II
Salonda yine sessizlik havası solunuyor… Herkes sahneye tekrardan çıkacak iblisi dört gözle bekliyor…
Nihayet Şeytan, eteğini sürüye, sürüye kürsüde ki yerini alıyor… Önce kırmızıya yakın gözleri ile etrafı süzüyor ve pişkince sırıtarak başlıyor konuşmasına:
-Evet, nerde kalmıştık? Hangi konuyu anlatıyordum? Hımmm! Bulamadım söyleyecek kimse yok mu aranızda?
Parmaklar kalkmaya çekiniyordu… Dünya da her menfaat için kalkan parmaklar şimdi sanki felce uğramıştı… Kendinden emin, kararlı olduğu gözlerinden okunan bir genç parmak kaldırıyor, kin ve nefret dolu bir sesle cevap veriyor:
- Gençleri nasıl kandırdığını, daha doğrusu onlara daha küçükken nasıl tuzaklar kurduğunu anlatıyordun…
Şeytan sanki yeni hatırlamış gibi şaşkınlık gösterdi:
-Aaaa! Evet, hatırladım teşekkür ederim. Bebeklik devresinde kulağı, gözü hayra daha doğrusu kur’an ve sünnete tıkanınca kalp de bunlara aşina olamaz demiştim… Bu seyirde giden bir gençte çocukluk evresinde daha bebekken hatta annesinin karnında iken, kendisine atılmış bu temel taşların üstüne bina yapmaya kalkar… İşte böyle olunca ben ve askerlerim bir de yakın dostlarım temel atma töreni yaparız… Gönlümüzce eğleniriz… Bu genç, çocukluk döneminde televizyon bağımlısı olur. Ama şunu ifade edeyim bu konuda çocuklardan çok ebeveyne daha çok musallat oluruz… Annenin işleri çok yoğunsa çocuğu ayağına dolanıyorsa, hemen bir vesvese ile:” çocuğuna TV aç ta sende rahat işini yap” diye işe başlarız… Fazla yorulmayız bu konuda anneler sağ olsunlar yormuyorlar beni.. Ama ! ama! Şuda var ki, bazı anneler elleri kanda dahi olsa çocuklarını başlarından ayırmıyorlar… İş yapıyor ise anne, yanında çocuğuna da bir iş ayırıyor… Bu arada çocuğu hem eğlendiriyor hem de beynini yıkıyor hayırlı şeylerle…
Ahhh! Bunların sayısı az ama…
Şeytan derin bir nefes alıp, devam ediyor konuşmasına:
-Birden ebeveynin ağzına yapmayıp da söyledikleri sözler yerleştiririz… Anlamadınız değil mi? Durun bir örnekler anlatıyım… Yıllar önce bir aileyi mercek altına aldık… Bu ailede alt yapı yoktu. Ama baba çocuğuna hiç yalan söylememesi gerektiğini söylerdi hep. Bir gün evde iken telefon çalar ve çocuğu bakar telefona. Telefondaki babasını ister, çocuk babasına seslenir, telefondakinin sevmediği bir olduğunu duyan baba:” babam yok işte de!” der… Ne komik değil mi?.. Böylece yalan konusundaki babanın otoritesine balta vururuz… Çocuk yalana alışır, ve yalana alışan çocuk doğruya yabancılaşır. İşte bu bizim için ne büyük mutluluk bunu anlatamam!..
Şeytan cebinden çıkardığı saatine bakar ve tekrar salona bakar, kırmızı ve kızgın gözleri ile sağdan, sola, aşağıdan yukarıya süzer salonu… Ve kulakları delen bir sesle selamlar salon ahalisini:
-Bana müsaade uzun müddet kalmıyorum ama üzgün değilim. Çünkü bu anlattıklarımı hayata geçirmem benim için her şeyden önemli… Tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalın…

Şeytan seminer veriyor bize ve bizde salonda oturan bir bireyiz… Belki parmak kaldırım cevap veren genç biziz… Ya da şu şeytanı elime bir geçirsem de boğsam ellerimde diyoruz… Ama unutmayın Şeytan ete kemiğe bürünmüş bir halde çıkıp da:”ben şeytanım heyy! Hadi gelsene” demez… Biz ancak onu gönül dünyamızdan öldürebilir ve umudunu kendimizden yana yitirtebiliriz…. SELAMETLE KALIN…   
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #2 : 25 Şubat 2010, 18:03:45 »

  ŞEYTAN’IN SEMİNERİ III
Salon yine her zaman ki gibi hınca hınç doldurulmuştu… Boş koltuk kalmamıştı… Hatta ayakta kalanlar bile vardı… Gözler sahnede, diller de sabırsızlığın ifadesi bekliyordu misafirler… Ve nihayet Şeytan yine o ateş çehresiyle selamlıyordu koca kalabalığı… Selamdan sonra oturdu kürsüsüne ve:
-Merhaba! Değerli misafirler uzun zamandır görüşemedik… Artık mazur görün beni o kadar yoğunum ki, Sürem az, vaktim kısıtlı, onun için ne kadar Müslüman’ı safıma çekersem o kadar kar bana… Zira Allah’a ezelde verdiğim bir söz var! Bu sözümün arkasındayım! Hoş, siz Müslümanlarda söz vermiştiniz ama, sözünüzün eri olmadınız! Ha ha ha!
Şeytanın bu kahkahası yürekleri titretti… Dişler sıkıldı, eller yumruk yapıldı… Ama haksızda değildi… Bize verdiğimiz sözü Şeytan hatırlatmıştı ya pes doğrusu!..
Şeytan kesik, kesik öksürdükten sonra başlıyordu tekrardan konuşmaya:
-Evet, Müslümanlar üzerinde uyguladığımız plan ve projeleri anlatmaya devam ediyorum. Bebeklik evresinde Vahiyden habersiz büyütülen çocuklar, çocukluk döneminde vahiysizliğe aşına olurlar… Artık din, iman, maneviyat duyguları körelir… Ailelerini bu konuda pasifize ederiz… Lakaytlaştırırız… Esnettikçe esnetiriz ve taviz üstüne tavizler verdiririz… İşte bu en çok arzu ettiğimiz şeydir… Aileler gevşeyince, pasifleşince, en hassas duygularını köreltiriz. Böyle olunca her şeyi normalleştiririz. Rutin bir hayatı benimsetiriz…
Yanlışları normal gösteririz, hatta şunu telkin ederiz:
“Canım senden iyisi var mı? Sen namazını kılıyorsun, sadakanı veriyorsun, komşularına, arkadaşlarına bak senin yaptığın hiçbir şeyi yapmıyorlar… sen en iyisisin…” Böylece kendini yeterli görme hastalığına müptela kılarız… Kendini cennetin efendisi görmeye başlar artık zavallı… Çocukları ile TV, PC, karşısına oturtur şu sözleri fısıldarız kulaklarına:,”sen kötü bir şey yapmıyorsun ki, izlediğin şeyler faydalı sana, herkes neler, neler izliyor” Böylece bir, iki, Üç derken bakmışınız ki, Tv. Pc. Tiryakisi olmuş çıkmış… Ohhh! Ne güzel ama…
Aile bozulunca, çocuklar çok kolay bizim için… Çünkü çocuklar anne ve babalarını örnek alırlar. Kıstasları ebeveynleridir…
Çocukluk dönemini İslam’dan uzak geçiren çocuklar, ergen olduklarında nefislerinden gelen fısıltıyı düşmanının oyunu olarak değil, Dostunun iyilik telkinleri olarak görür… Hedeflerine dünyanın sahte amaçlarını koyarız… Böylece o hedefe ulaşıncaya kadar, her türlü ahlaksızlığı caiz gösteririz… reel Politik düzene uydururuz onları… İşte durum böyle olunca bizim işimizde tıkır, tıkır işler… Fazla yorulmayız da, stratejimizi değiştirmek zorunda da kalmayız… Attığımızı vururuz böylece ha ha ha!
Şeytanın kahkahaları salonun her köşesine sinmişti… Sanki ağzından ateş püskürüyordu… Dudaklarındaki şevkli kahkahaların ardında kin ve nefret vardı aslında…
Şeytanın saati çalmıştı yine, elleri eteğinde gözleri salonda:
-Elveda şimdilik değerli konuklarım! Bir diğer oturumda buluşuncaya kadar nefsinizle baş başa kalın! Ha ha ha ha!..

not(yazıyı aldığım yerde kaynak yada yazar belirtilmemiştir.bilen eklesin lütfen) 
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #3 : 07 Nisan 2010, 02:57:42 »

    Şeytan Ve Yandaşlarından Sakınmak

 
يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ

" Ey Adem oğulları! Kendilerine avret yerlerini göstermek için elbiselerini soyarak anne-babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki o ve kabilesi sizi, sizin onları görmediğiniz yerlerden görürler. Muhakkak ki biz, şeytanları, iman etmeyen kimseler için dostlar kılarız. (A'raf:27)

Allah (cc), önceki ayette kullarına vermiş olduğu bazı nimetlerini hatırlatmış, bu nimetleri sebebiyle sadece kendisine şükredilmesini emretmiş, takva elbisesi olan iman ve salih amelin herşeyden daha hayırlı olduğunu bildirmişti. Bu ayette ise, Adem oğullarının hepsini, İblis ve yardımcılarından sakındırmaktadır.

“Ey Adem oğulları! Kendilerine avret yerlerini göstermek için elbiselerini soyarak anne-babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de fitneye düşürmesin.”

Allah (c.c) ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:

“Ey Adem oğulları! Sizin için kıyamete kadar en büyük düşman, İblistir. Çünkü o, sizin anne ve babanız olan Adem ile Havva’ya vesvese ederek onları fitneye düşürdü. Allah’ın emrine karşı gelmelerine ve kapatmaları gereken avret mahallerinin açılmasına vesile oldu. Onların, büyük bir nimet ve saltanat olan cennetten çıkmalarına sebep oldu.

O halde sakın ona uymayın, sizin için hazırladığı tuzaklara düşmekten sakının, vesveselerinden etkilenmeyin ve onun, kıyamete kadar size düşman olduğunu hep hatırınızda tutun.

Yine şunu da çok iyi biliniz ki; İblis ve yandaşları, sizin menfaatinizi zerre kadar bile düşünmezler. Bu sebeble sakın, Allah’a karşı gelerek ona ibadet etmeyin, Allah’ın haramlarını ihlal etmeniz için vereceği vesveselere uymayın, avret mahallerinizi açıp saçmayın. Hayatınızın her yönünü, Allah’ın emir ve yasaklarına göre düzenleyin, asla İblis’e itaat ederek bu yasakları ihlal etmeyin.

Sizlerin şeytan ve yandaşlarına karşı herşeyden önce yapmanız gereken en güzel şey; gerçek bir iman, sahih bir ilim, bu ilimle desteklenmiş salih bir amel ve sürekli olarak Allah’ın zikriyle meşgul olmanızdır. Şayet İblis’in vesveselerine uyacak olursanız, tıpkı anne ve babanızı cennetten çıkaracak bir yasağı onlara ihlal ettirdiği gibi, sizlere de bir çok yasakları işleterek cennete girmenizi veya Allah’ın sizlere vereceği azabı haketmenizi sağlar. Zira o, sizin için en büyük düşmandır.”

Allah (c.c), bu konu hakkında bir başka ayette şöyle buyuruyor:

“Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik de İblis hariç (diğerleri) secde etmişlerdi. O ise cinlerdendi. Böylece Rabbi’nin emrinden dışarı çıktı. Öyleyse onu ve zürriyetini benden başka dostlar mı edineceksiniz? Üstelik onlar, sizin için (apaçık) bir düşmandır. (İşte bu) zalimler için ne kötü bir değiştirmedir.” (Kehf: 50)

“Muhakkak ki o ve kabilesi sizi, sizin onları görmediğiniz yerlerden görürler.”

Allah (c.c) ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:

“Ey Adem oğulları! İblis ve yardımcılarının tuzak ve hilelerinden sakının. Sizin için apaçık düşman olan İblis ve yandaşlarına karşı dikkatli olun ve kendinizi sağlam iman, sahih ilim, salih amel ve Allah’ın zikriyle donatın. Çünkü İblis ve onun cinlerden olan askerleri, sizleri gözetlemektedir. Fakat, siz onları göremezsiniz.

Şüphesiz görünmeyen düşmanın zararı, görünen düşmanın zararından çok daha fazla ve etkilidir. İşte, görünmeyen bu en tehlikeli düşmanlarınıza karşı tedbirlerinizi alın! İman, ilim, salih amel, Allah’ı zikir gibi silahlarla kuşanın ve bu düşmanlarınızın şerrinden sürekli olarak Allah’a sığının.

Ancak bu şekilde nefsinizi şeytanın ve yardımcılarının vesveselerinden korumuş, onlara karşı yaptığınız cihadda galib gelmiş, Allah’ın hükümlerine olan teslimiyetinizi hakkıyla ortaya koymuş olursunuz.”

Bu ayet; insanların, cinleri gerçek mahiyetleriyle göremeyeceğinin delilidir. Fakat cinler, insanların görebileceği mahiyete dönüştüklerinde görülebilirler. Örneğin, hayvan suretine girdiklerinde insanlar tarafından görülebilir.

Hişam b. Zehrat’ın azatlı kölesi olan Ebu Saib, birgün Ebu Said el Hudri’nin evine girdi. Onun namaz kıldığını görünce namazı bitirmesini beklemek için oturdu. O sırada evin çatısının tahtalarının arasından bir ses duydu. Sesin geldiği yöne bakınca bir yılan gördü. Onu öldürmek için ayağa kalkınca Ebu Said el Hudri, otur diye işaret etti. O da oturdu. Ebu Said el Hudri namazını bitirince ona şöyle dedi: “Şu evi görüyor musun?”

“Evet” dedi. Ebu Said el Hudri ona şöyle dedi: “Şu evde yeni evlenmiş bir genç oturuyordu.

Biz Rasulullah (s.a.s) ile beraber Hendek savaşına çıkınca bu genç, Rasulullah (s.a.s)’tan öğleden sonraları hanımına gitmek için izin isterdi. Birgün hanımına gitmek için izin istedi. Rasulullah (s.a.s) ona: “Silahını yanında bulundur. Çünkü Beni Kurayza’nın sana zarar vermesinden korkarım.” dedi. Bunun üzerine genç, silahını alıp evine gitti. Evine geldiğinde hanımını kapıda görünce kıskançlıktan dolayı mızrağını ona saplamaya kalktı. Kadın ona: “Hemen mızrağını indir! Eve gir de beni dışarıya çıkartan sebebi gör!” dedi. Genç, eve girince yatakta büyük bir yılan gördü. Hemen mızrağını ona sapladı. Yılan ona karşı bir hareket yaptı. Yılanın mı, gencin mi hangisinin daha önce öldüğünü anlayamadık. Bunun üzerine Rasulullah’a gelerek olayı anlattık. Ve ondan, Allah’ın, genci canlandırması için dua etmesini istedik. Bunun üzerine Rasulullah:

“Kardeşinize mağfiret dileyin.” dedi. Sonra: “Biliniz ki Medine’de müslüman olmuş cinler vardır. Eğer bunlardan birisini görürseniz üç gün ona mühlet verin. Bundan sonra tekrar görürseniz onu öldürün. Çünkü o şeytandır.” dedi.” (Müslim)

İblis ve Cinlerin Vesveseleri:

İblis ve onun cinden olan yardımcıları, insanları hak yoldan saptırmak için her türlü hile ve tuzağa başvurur ve bu amaçla insana çeşit çeşit vesveseler verirler.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“O, insanların göğüslerine vesvese verendir.” (Nas: 5)

İblis ve onun cinni yardımcılarının insana verdiği vesvesenin nasıl ve ne şekilde olduğunu bizler bilemeyiz. Ama bir gerçek var ki, o da; onların gerçekten vesvese vermeleridir.

Şu da bir gerçek ki; İblis ve onun cinden olan yardımcılarının vesveseleri, Adem oğlu istemediği takdirde onu etkileyemez veya onu doğru yoldan uzaklaşmaya zorla sevkedemez. İblis ve yardımcılarının buradaki fonksiyonları, sadece teşvik etmek veya batılı süslü göstermektir. Adem oğlu, bu teşviklere kendi ihtiyarıyla ya cevab verir ya da cevap vermeyip reddeder.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki; şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti, ben de size vadettim ama yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi (inkara) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz!” (İbrahim: 22)

İbni Mes’ud (r.a)’dan, Rasulullah (s.a.s)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Hem meleklerin, hem de şeytanın, Adem oğlunun kalbine etkisi vardır. Melekler onu, hayırla müjdeleyip hakkı tasdik etmeye sevkederek etki eder. Şeytan ise; ona şerri vadedip hakkı yalanlamaya sevkederek etki eder.” (Tirmizi, Nesei, İbni Hibban)

Rasulullah (s.a.s) şöyle demiştir:

“Şeytan, adem oğullarının vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır.” (Ahmed)

Adem oğlu, İblis’in hile, tuzak ve vesveselerine kendi isteğiyle icabet ettiği için, bu yaptığına karşılık olarak Allah (c.c) katında cezalandırılacaktır. Zira Allah (c.c)’ın kendisine bildirmiş olduğu, İblis’ten korunma yollarını terkederek İblis’e uymuştur. Bu sebeble de cezayı hakedecektir.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Muhakkak ki zalimlere, onlar için acı bir azab vardır.” (İbrahim: 22)

“Muhakkak ki biz şeytanları, iman etmeyen kimseler için dostlar kılarız.”

Allah (c.c), ayetin bu kısmında şöyle buyuruyor:

“Şüphesiz ki biz, Allah’a küfreden, O’na şirk koşan ve iman etmeyen kimselere, heva ve hevesleriyle hareket eden, hakkı istemeyen kafirleri yardımcılar kıldık. Zira bu kimseler şeytanın vesveselerini arzulayan ve kabul eden bir tabiata sahibtirler. Tıpkı hastalıktan çok çabuk etkilenen zayıf bünyeler gibi...”

Bu ayet gösteriyor ki; Allah (c.c), kendisine iman etmeyen, batıl yolu seçen ve hak kendisine apaçık olarak geldiği halde reddeden kafirlere, şeytanı musallat eder. Böylece şeytan, onları daha çok saptırır, daha çok kandırır ve cezaları daha fazla olur.

Hakkı bilerek terkeden kafirlerin dünyadaki dostu, ancak şeytandır. Fakat o öyle bir dosttur ki, her zor anda ve özellikle kıyamet gününde dostlarını terkeder.
Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: