Sayfa: [1] 2   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: O diyarın sakinleri  (Okunma Sayısı 1218 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« : 23 Ocak 2010, 14:37:05 »

Es selamu aleykum ve rahmetullahi ve berakatuhu,
Arkadaşlar hepimize faydalı olacağına inandığım yepyeni bir konu açmak istiyorum.Konu oldukça kapsamlı ve de uzun.Ben konunun hepsini yazıp,sizi okuma noktasında yormak yerine kısa kısa aktarıp , tadında bırakmak niyetindeyim.İnanıyorum ki böyle olunca okumak daha da kolaylaşacaktır.
Hepimize faydalı olması duasıyla, paylaşımlarınızı , yorumlarınızı bekliyorum ve "bismillah" diyorum.
Selametle,
Kayıtlı

"Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzura erişir" Rad Sûresi-28.ayet.
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #1 : 23 Ocak 2010, 14:38:38 »

O DİYARIN SAKİNLERİ, seven ve sevilen kimselerdi. Birbirlerini imanın gereği olarak severler ve yapmacık olan her şeyden kaçınırlardı. Din kardeşlerine imanları ne ise yüz hatları, mimik hareketleri de aynı olurdu. Kardeşlerine dıştan bir türlü içten başka türlü katiyyen davranmazlar ve bunu nifak alameti sayarlardı.
     O DİYARIN SAKİNLERİ, şakadan da olsa din kardeşlerini telaşa düşürmezlerdi. Müslüman bir kardeşi telaşa düşürmenin kötü bir amel olduğunu kabul ederler, latife cinsinden de olsa telaşa kapılacak hareketlerden uzak dururlardı.
     Kardeşlerini hakir ve küçük görmezlerdi. Daima karşısındaki kardeşlerini kendi nefislerine tercih ederlerdi. Kardeşlerinin üzerinde yara bere görseler, onunla ilgilenirler, yarasını temizlerler, hatta temizlemek için bez parçası bulamasalar ağız ve dilleri ile temizler, sonra ağızlarından çıkarırlardı. Bugün okuduğumuz zaman çocuklarımızı tiksindiren bu hadiseler, o diyarın sakinlerinde alışılmış ahlaklardandı. Çünkü o zümre gerçekten Allah'a iman etmişlerdi.
     O DİYARIN SAKİNLERİ, müslüman kardeşlerine lanet okumazlardı. Hatta onlardan birisi için şöyle anlatılır;
     O, şaraba düşkündü. Bir türlü nefsinin dizginlerini eline alamamıştı. Ceza olarak, had vurulur, sonra serbest bırakılırdı. Yine bir gün içmişti. Tuttular ve ceza verileceği meydana getirdiler. O, orta yerde, etrafı nıüslümanlardan halka olmuştu. Kalabalığın yanına gelen Hz. Ömer, adamı tanır tanımaz: "Hay kahrolasıca, yine mi sen?" dedi. Rahmet ve şefkat peygamberi derhal:
     "-Ona lanet okumayın, Allah'a yemin ederim ki, ben onu tanıyalı beri hep Allah ve Peygamberini sever." buyurdu. İşte böyleydi. Hayatlarının her bölümüne iman hakim olmuştu. Her işlerinde ibret ve tatlılık vardır. Yıkılır mıydı bu insanlar?
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #2 : 23 Ocak 2010, 14:48:14 »

ve aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatühü
inşALLAH güzel bereketli çalışma olacağı kanaatindeyim çünkü kitabı okumustum hakikaten çok güzeldi.

o diyarın sakinlerinin önceledikleri ile bu diyarın sakinlerinin önceledikelrinin arasında dağlar kadar fark var.

Rabbim bizlere de o diyarın sakinleri gibi olmayı nasip eylesin.
bu değerli çalışmayı başlatmanızdan dolayı ALLAH sizdenrazı olsun
devamını beklemekteyiz bizlerde katılırız inşALLAH

dua ile
Kayıtlı

geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #3 : 23 Ocak 2010, 15:13:04 »

Dualarına yürekten "amin" diyorum kardeşim.
Rabbim sizden de razı olsun.
Söylediklerine harfi harfiyen katılıyorum , eksiklerimiz çok ama bunları düzeltebilmekte sadece bizim elimizde.
İnanıyorum ki bizler mücadele edersek Rabbim de bize yardım edecektir.
Bu anlamda bu tür yazıları okumak,anlamaya çalışmak bilgilerimizi güncellemek ve bunları aksiyon haline getirmek açısından faydalı.
İlgin için tekrar Rabbim razı olsun.
Selametle,
Kayıtlı
Sabiha Ateş Alpat
Yönetici
Laİlaheİllallah
*****

DUÂ: 420
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 542



Site
« Yanıtla #4 : 24 Ocak 2010, 08:41:50 »

Bu diyarın sakinleri ise;Mezhebinden,meşrebinden olmayana selam  dahi vermeyecek duruma kadar geriledi..Sevgiler menfaat üzerine bina edildi...Mütebessim çehrelerin yerini Pskolokların kapısını aşındıran asık suratlar aldı...

Bu Diyarın sakinleri ise::üstünlük yarışını takvada aramak yerine dünyalık ziynetin yarışıyla değerlendirdi..Kimlik karmaşasında "İslam" tek başına kimlik olacakken adı müslüman, kafa yapısı kapıtal ve ya Demokrat.Adı müslüman  yaşantısı modern(ne demekse şaşkın) gibi bir karma kimlik oluşturdu...

Bu Diyarın sakınlari ise: Kardeşlik anlayışını ırka indirgedi..Değil lanet okumak  kardeş savaşlarına sahne oldu dünya..

not: Gece yürüyüşü  sitede aktif  katılımlarının devamını bekliyorum...Güzel bir konu açmışsın Allah razı olsun..
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #5 : 24 Ocak 2010, 12:50:57 »

    O DİYARIN SAKİNLERİ, müslüman kardeşlerinin aleyhinde konuşmazlardı. Çünkü biliyorlardı ki, birisi başka bir kardeşi aleyhine konuşursa, konuşanın şahitliği artık kabul edilmez. Ne ağır bir durum. Onların yanlarına gelen biri, şayet başka birinin aleyhine de konuşsa, konuşanın ağzının payını verirler ve konuşmasına mani olurlardı. Yine bilirlerdi ki, bir kimse laf getirirse, karşı tarafa da laf götürür. Müslümanın şahsiyetini alaşağı edecek bu kınanmış ahlaktan şiddetle kaçınırlardı.
   
    O DİYARIN SAKİNLERİ, eğer kardeşlerinden birinin kalbini kırmışsa onunla barışıp, helalaşmadıkça gözlerine uyku girmez, sanki sema altında en ağır günahı işleyenin kendileri olduğunu zannederlerdi. Yine bir gün şu hadise vâkî olmuştu. Kızgınlık eseri olarak Ebû Zerr (r.a.), Hz. Bilal'e: "Yebnes sevda, ey siyah (kadın)'ın oğlu!" demiştir. Bu söz ise, Bilal (r.a.)'in çok zoruna gitmişti. Dert ortakları Peygamberimize gitti ve Bilal ile arasında geçeni anlattı. Resûlullah (s.a.v.) Ebû Zerr'i çağırttı ve "Sizin üzerinizde cahillik izi görmekteyim", buyurdu. Ebu Zerr doğruca Hz. Bilal'in evine gitti ve kapısının önüne yattı. Bilal (r.a.)'ın bundan haberi yoktu. Kapıyı açınca yatan birini gördü. Kapının önüne yatan Ebû Zerr idi ve şöyle demişti: "Bas ya Bilal, ayaklarınla yüzüme bas ve geç! VALLAH i ayaklarınla yüzüme basıp geçmedikçe buradan kalkmayacağım..."
   
  O DİYARIN SAKİNLERİ, işte böyleydi. Çünkü cidden iman etmişlerdi. Bizler hiç böyle miyiz acaba? Birbirimize küskünlüğümüzün sebeplerine hiç eğildik mi? Birbirimize taşıdığımız buğz, kin, nefret gibi müslümanda bulunması caiz olmayan kötü hasletleri Allah'ımıza nasıl izah edeceğiz? Düşündünüz mü hiç? Hayatınız boyunca Allah için bir kimseye buğz ettiniz mi? Hayır, hayır... Nefisler için belki evet, fakat Allah için hayır. Allah için buğz edenler istisnadır.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #6 : 24 Ocak 2010, 13:31:46 »

Kendimizi en çok geliştirmek zorunda olduğumuz konulardan biri de çok tehlikeli olan ve aynı zaman da Ümmetin de ortak belası olan  GIYBET !
Gıybet ediyoruz ,bile isteye.
Bazen içimizdeki nefreti yatıştırmak için.
Bazen bir kardeşimizin hayrını istermiş gibi görünüp "Yakışmıyor bunlar ona" diye vahlanarak.
Bazen kendimizi gizlice temize çıkarmak istediğimizi kendimizden bile gizleyerek..
Bazen "bana da yapılmaz ki,O'ndan hiç beklemiyordum " kıvırtmasıyla..
Ve de en çok yaygın olan gıybet etme şekli olan (!) "Yüzüne de söyledim zaten " veya "Yüzü olsa söylerim " savunmasının ardına siperlenip güya gıybetten kaçınıyormuşcasına...
Rabbim hepimizi affetsin.(Amin)
Ve bizleri bu yolda cehd edenlerden eylesin.(Amin)
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #7 : 25 Ocak 2010, 17:13:52 »

O DİYARIN SAKİNLERİ, birbirlerinin gizli hallerini araştırmazlar. Hep kendileri ile meşgul olurlar ve "ey hataları örten Allah, bizim hatalarımızı ört" diye Allah'a dua ederlerdi. Sonra şu hususa da imanları tamdı. Yüce Allah bir kuluna ihsanda bulunursa, kendi, kusurları ve hataları ile meşgul eder ve başkalarını unutturur. Yok bir kuluna bu iyiliği murad etmez ise, kendi hata ve kusurlarını unutturup, başkaları ile meşgul ettirirdi. Düşünüyoruz da, bizlerin çoğu ikinci sınıfa giriyoruz. Hep başkalarının ayıp ve hataları ile meşgul oluyoruz da kendimizi unutuyoruz...
     O DİYARIN SAKİNLERİ, günah işleyene değil günaha buğz ederdi. Öyle ya, günah işleyen birine buğz edilse o adamı kaybetmek olur. Kendisine değil de işlediği günaha buğz edilirse, adam kurtarılmış olur. Şöyle bir düşünelim, adamın birisi, uçuruma düşse yardıma çağırsa, adamı kurtarmak için acele ederiz. Aynen bunun gibi, günah çukuruna yuvarlanmış olan birine, şahsına buğzettiğimiz zaman adamı ebediyen kaybederiz. Fakat ameline, günahına buğzedersek adamı kurtarma ihtimali çoğalır. Suçlu, işlediği suçu bırâktığı zaman yine kardeşimizdir. Onun için o diyarın sakinleri günah işleyenlere değil, işlenilen günaha buğz ederlerdi. ,
     O DİYARIN SAKİNLERİ, herkes ile iyi geçinir ve tatlı dille konuşurlardı. Tatlı dil, yumuşak söz, bütün peygamberlerin müşterek hususiyetleridir. Bir mü'minin, din kardeşine en büyük hediyesi ve onu tatmin edecek bahşişi, güler yüz ve tatlı dildir. İşte o diyarın sakinleri bu hediye ve bahşişleri birbirlerine çok çok sunarlardı. Biliyorlardı ki, dünyada kimse kalmayacak, herkes ölüp diğer alemde buluşacaklar.
     Yunus'un demiş olduğu gibi: "Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz..."
     O DİYARIN SAKİNLERİ, bizler için bir aynadır, bir misaldir, ölçüdür, terazidir. Herkes kendisini onlara bakarak düzeltsin, tartsın. Hep beraber haklarında hiçbir ihtilaf olmayan bu altın zincirin takipçisi olalım. Çünkü onların hayatı sahih bilgilerle, Kur' an ayetleri ile tespit edilmiş ve Allah onlardan razı olmuştur.
Kayıtlı
Zeynepder Basın Birimi
Zeynepder Basın Sorumlusu
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 178
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 723



« Yanıtla #8 : 25 Ocak 2010, 18:07:12 »

O DİYARIN SAKİNLERİ:Yapılan şeyleri kendi anladıkları gibi yorumlamaz,  birde kardeşine sorar.Ölçüsü Kur'an ve Rasul'dür.Nefsinden konuşmaz,kardeşini gözetir. Kardeşiyle bir sorunu varsa imalı sözlerle rencide ederek değil direk olarak Emri bil maruf ve nehyi anil münker düsturuyla uyarır.
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülükten men eden bir topluluk
olsun; işte onlar kurtuluşa
erenlerdir." (Al-i İmran:

 
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #9 : 26 Ocak 2010, 05:08:51 »

O DİYARIN SAKİNLERİ!! Allah’ ın ahdini yerine getirirler,
Allah’ a ve insanlara verdikleri sözü bozmazlar,
Allah’ tan başkasını ilahlaştırmazlar,
Akrabalarını gözetirler,
Mü’minlerle bağı kesmezler,
Kötü hesaptan korkarlar,
Allah’ ın rızasını ararlar,
Her türlü sıkıntıya sabrederler,
İnfak yapmaya ara vermezler,
Kötülükleri iyilikle savarlar.

peki ya biz?ya ben ? ağla

kıyas yaptıkça içim acıdı.içimi acıttığınız için çoooook teşekkür ederim Allah Razı Olsun
« Son Düzenleme: 11 Şubat 2010, 01:27:16 Gönderen: Zeynepder. » Kayıtlı

geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #10 : 26 Ocak 2010, 10:53:05 »

Kardeşim zaten kendimize gelmemiz için kıyası fazlaca yapmamız lazım.
İçini acıtmak istemezdim ama mevzu kendimizi geliştirmek ve düzeltmek olunca açıkçası senin adına sevindim.
Onlar ütopyanın yerlileri değillerdi.Yani onlar masalsı bir dünyada yaşamıyorlardı.Yaşasalardı ALLAH resulu bizim için örnek teşkil etmezdi.Dolayısıyla demek ki onlar gibi olmak mümkün , demek ki bu fantazinin ötesinde kapı gibi duran bir gerçek.
Rabbim o kişiler gibi olmayı bizlere nasip etsin elbette bunun için de mücadele şart.
Bir kızılderili atasözü şöyle der. " Ellerin dua ederken ayakların da çalışsın "
Fiili dua oldukça önemli.
Katkılarınız için ALLAH razı olsun.
Selametle,
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #11 : 26 Ocak 2010, 10:55:11 »

Niçin O Diyarın Sakinleri?

     O DİYARIN SAKİNLERİ, Kur'an'ın nasıl yaşanacağını, hayatlarıyla ortaya koymuş has müslümanlardır. Onların dindeki yeri çok önemlidir. Ayrıca nice nice meselelerin çözümünde hep kaynak olmuşlardır onlar. O diyarın sakinlerinin peşine takılanların hiç birisi Allah'ın izniyle âhirette pişman olmaz. Allah ve Resûlüne karşı mahcup olmazlar.
     O DİYARIN SAKİNLERİ dinin tamamını yaşamışlardır. Hayat tarzları dinleri olmuştur. Tabirimiz hoş karşılanırsa onlar "Orijinal" müslümanlardır. Yeter ki bazılarına takılıp, bazıları ihmal edilmesin. Bu dinin sadece Ebû Zerr'i yoktur. Bu dinin aynı zamanda Abdurrahman İbn Avfıda vardır (Allah her ikisinden de razı olsun).
     Hz. Ebû Zerr (r.a.)'i öne koyduğumuz zaman, zihinlere öyle bir iktisadi kimlik çiziliyor ki, mal ve mülk sahipleri sanki kapitalistmiş gibi değerlendiriliyor. Bunun aksi olarak sadece Hz. Osman'ı ele aldığımızda, zihinlere öyle bir şey yerleştiriliyor ki zengin olmak sanki farzmış gibi bir mantık geliştiriliyor. Bunların her ikisi de İslâm ümmetinin istifadesine sunulmuş birer kimliktir. Sahabeyi bir bütün olarak ele alırsak, hayatımızın tamamı doldurulmuş olur.
     O DİYARIN SAKİNLERİ'ni birbirinden ayrı olarak değil, birbirlerinin içine girmiş zincir halkası olarak görmeye çalışalım. "İslâm bir bütündür parçalanamaz" dediğimiz gibi "Sahabe bir bütündür parçalanamaz" sözünün üzerinde de duralım. "Allah onlardan, onlarda Allah'tan razı olmuş" bir İslâm toplumu vardır ortada. Onlar da işte O diyarın sakinleridir.


Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #12 : 06 Şubat 2010, 15:29:58 »

O DİYARIN SAKİNLERİ'ni devamlı olarak gündemde tutarsak, gözümüz, kulağımız başka yerlere kaymaz. Müslümanlığımızı kıyasladığımız kimseler, onlar olmalıdır. Ancak bugün çoklarımız etrafımızdaki bazı zevat-ı kirâma göre müslümanlığını ölçüp, tartmaya başlıyor. Bu da dinde yeni bir anlayış, yeni bir kapı açıyor. Mezhep imamlarımızdan Ahmed İbn Hanbel der ki "Biz öyle kimseleri biliyoruz ki şefaatlarını umarız. Ancak bazı söz ve tavırları yanlış olduğu için reddederiz" Doğrulara evet, yanlışlara hayır demek için Ashabın toplu olarak İslâm'a olan hizmetlerini bilmeliyiz. Bizim inandığımız dinimizin yaşayış seviyesini etrafımızdaki insanlara göre değerlendirecek olursak, büyük bir yanılgıya düşmüş oluruz.
     Bilhassa İslâm'ın devlet olmadığı, cahiliyyenin kol gezdiği, tağutun dediklerinin olduğu bir toplumda durum daha da nazikleşir. Çünkü herkes aynı hayatın içinde yaşıyor. Adeta dinin yaşanışı bir nevi izne bağlı olmuş bir ortamda, dinin tamamının yaşandığı bir ortam ve dini tamamen yaşayan ve hem de vahyin sıcaklığını hissederek yaşayan bir nesil... O da o diyarın sakinleridir.
     O DİYARIN SAKİNLERİ'ni ortaya korken etrafımızdaki alimleri, salih kulları devre dışı bırakalım demiyoruz. Eğer bugün kalbimizi ve gönlümüzü kaptırdığımız kimseyi her yönü ile tanıyor da, ana kaynakların ikincisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'i gerçek yönü ile tanımıyorsak, bunun izahını nasıl yapabiliriz? Üstelik Nakşi tarikatının otoriter isimlerinden olan ve dini bir takım hurâfe ve bid'atlerden temizleyerek "Mektubat" isimli bir eseri ümmete hediye eden İmanı Rabbani der ki:
"Ahirette müslümanlar tarikattan değil, şeriattan hesaba çekileceklerdir." Yine şu husus da önem arzeder ki bir şeyi yerli yerine koymak adalet, layık olmadığı yere koymak ise zulümdür. Bir veliyi, bir alimi, bir salih kulu layık olduğu yere koyarak değerlendirmek adalet, hak etmediği yerlere kaydırmak ise zulümdür.
     Müslümanın değeri, Kur'an'a ve Sünnete verdiği değer nispetindedir. Yine müslümanın şerefi Kur'an' la olan irtibatı nispetindedir. Kaf suresinin başında Rabbimiz şerefi çok büyük olan Kur'an'ına yemin etmektedir. Üzerine yemin edilen Kur'an'dan ne kadar istifade ediyorsak, işte şerefimiz o kadardır.
     Onlar, Kur'an'dan hayata geçiş yapan, yani yaşayan Kur'an'ı temsil eden şerefle dolu bir nesildir. Onlar, bizim gibi hayatlarını üç-beş ayet, dokuz on hadisle kapatarak Hakka kavuşmamışlardır.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #13 : 09 Şubat 2010, 17:58:52 »

O DİYARIN SAKİNLERİ bugünün İslâm toplumlarına nereden bakarsak bakalım bazen rehber, bazen numune (örnek) bazen kaynak ve bazen de ibret levhasıdır. Onlar öyle fedakar insanlardır ki canları pahasına da olsa dinin nasıl yaşanacağını, kıyamete kadar gelecek müslümanlara göstermişlerdir. Kimisi recmedilmiş, kimisine kırbaç vurulmuş, kimisi sürgün edilmiş, kimisine had cezası vurulmuştur. Ancak bunların hepsi büyük bir şerefle Allah'a kavuşmuş ve hayırla yadedilmişlerdir.
     O DİYARIN SAKİNLERİ'nin bütünlük arzeden kimlikleri böyledir. Yani erkek ve kadın olarak değil, her iki cinsi insan olarak ele alıp, bu bütünlüğü bozmamak gerekir.
    O DİYARIN SAKİNLERİ'in bir başka yönü, Peygamberleri ile olan münasebetleridir. Günümüzde Cemaat ve İmam (Emir ve Cemaat) anlayışının rehberliğini o diyarın sakinlerine vermek lazımdır. Bir takım yanlış anlayışlara ve yanlış uygulamalara meydan vermemek için bu şarttır.
     Günümüzde öyle bir itaat ve bağlılık anlayışı ve uygulaması vardır ki bunu Kur'an ve Sünnet ölçülerine vurmak hayli zordur. Bir şeyin eğri veya doğruluğunda aslolan ayet ve hadistir. Ancak "Vardır bir hikmeti" anlayışı, bu gerçeğe gölge olmuştur. Durum öyle noktalara gelmiştir ki, batılın ihyasına yönelik teklifler hem kabul görmüş ve hem de hikmet aranmıştır. "Üstten geldi vardır bir hikmeti" anlayışı bunu ne de güzel izah eder.
     Akıl ve fikirlerini bir başkasının cebine koyanlar veya başkalarının fikirlerini ipotek altına almak isteyenler, lütfen o diyarın sakinlerinin, gerçek bir rehberle olan münasebetlerine baksınlar. Resûl ve Ashab ilişkisi ile bugün şeyh ve mürid ilişkisi, emir ve cemaat ilişkisi arasında farklılıklar söz konusu ise, bunun faturasını kime yükleyeceğiz? İslâm'a mı? Cemaate mi? Yoksa sürüler güdenlere mi?
     Yine İslam Rabbani'nin şu sözü konuya bir daha dikkat çekmede müessirdir: "Cahil müridin dinimize yaptığı tahribatı kafir yapmamıştır."
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #14 : 10 Şubat 2010, 08:53:09 »

neye ve kime uyduğunu bilerek bilinçli şekilde kulluk edebilsek bugün bu durumda olmazdık.
İnandığımız ALLAH'ı ve takipçisi olduğumuz peygamberi ne kadar tanıyoruz Huh??
müslüman mıyız?bunda ciddimiyiz ? sorusunu kendimize heran soranlardan olmamız duasıyla.
ALLAH razı olsun bizleri düşünmeye sevkettiğiniz için
hayr üzere kalın
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #15 : 10 Şubat 2010, 18:24:33 »

EyvALLAH  kardeşim .
Zaten bu yazıları okudukça aramızdaki uçurum misali farklılıkları anlıyoruz ve anladıkça insanın kahrolası geliyor bazen insan utancından yorum yapmak bile istemiyor tek yapmak istediği sadece susmak ve yine susmak...
Kayıtlı
Amâk-ı Hayal
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 255
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 653


Geç kalmış adalet...Adaletsizliktir...


« Yanıtla #16 : 11 Şubat 2010, 00:45:27 »

O diyarın sakinleri Peygamberimizin (sav) buyurduğu gibi bu dünyada bir yolcu bir yabancı gibi yaşadılar  mal mülk makam peşinde asla olmadılar  tek amaçları Allah rızasıydı gece yürüyüşü kardeşimin yorumları bir köşe taşı gibi olmuş  Allah Razı Olsun Rabbim bizlerde onlar gibi yaşamak nasip etsin
« Son Düzenleme: 11 Şubat 2010, 00:52:39 Gönderen: Amâk-ı Hayal » Kayıtlı

HAK-PERESTİM, ARZ-I İHLAS ETTİĞİM DERGAH BİR. BİR  NEFES AYRILMADIM  TEVHİDDEN ALLAH BİR...
BEN BENİ BİLMEM HAKİKATTE, SEN BİLİRSİN BENİ, BENİM BİLDİĞİM BİR TEK, ALLAH VE RASULÜDÜR...
izy74
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 128
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 978



« Yanıtla #17 : 11 Şubat 2010, 01:17:41 »

O DİYARIN SAKİNLERİ!! Allah� ın ahdini yerine getirirler,
Allah� a ve insanlara verdikleri sözü bozmazlar,
Allah� tan başkasını ilahlaştırmazlar,
Akrabalarını gözetirler,
Mü�minlerle bağı kesmezler,
Kötü hesaptan korkarlar,
Allah� ın rızasını ararlar,
Her türlü sıkıntıya sabrederler,
İnfak yapmaya ara vermezler,
Kötülükleri iyilikle savarlar.

peki ya biz?ya ben ? ağla

kıyas yaptıkça içim acıdı.içimi acıttığınız için çoooook teşekkür ederim Allah Razı Olsun

Allah Razı Olsun Rabbim yolundan ayirmasin insAllah   ağlak ağla  tvhd.
Kayıtlı

Ne ki SEVDA: Hakka sevdalanmadıktan sonra..
Ne ki HAYAT: Hakkı yaşamadıktan sonra..
Ne ki KAVGA: Hak yolunda olmayınca..
Ne ki ÖLÜM: Şehadet vurmayınca...

Elbet bende birgun olecegim
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #18 : 11 Şubat 2010, 01:25:06 »

O DİYARIN SAKİNLERİ!! Allah� ın ahdini yerine getirirler,
Allah� a ve insanlara verdikleri sözü bozmazlar,
Allah� tan başkasını ilahlaştırmazlar,
Akrabalarını gözetirler,
Mü�minlerle bağı kesmezler,
Kötü hesaptan korkarlar,
Allah� ın rızasını ararlar,
Her türlü sıkıntıya sabrederler,
İnfak yapmaya ara vermezler,
Kötülükleri iyilikle savarlar.
    

peki ya biz?ya ben ? ağla

kıyas yaptıkça içim acıdı.içimi acıttığınız için çoooook teşekkür ederim Allah Razı Olsun

Allah Razı Olsun Rabbim yolundan ayirmasin insAllah  ağlak ağla  tvhd.
     
      Allah Razı Olsun        AMİNNNNNN ,bil mukabele enişte glsm

Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #19 : 11 Şubat 2010, 11:24:42 »

İmza Attıkları Bu Din, Belalı Bir Dindi

     "Ben de, kesip yok edilen bir ağaç olmayı kuvvetle arzu ettim". (Tirmizi: 2414)
     Dağların yüklenmekten çekindikleri ilahî emaneti insanoğlu üzerine almıştı. Takdir edilen bir ömür, ilahî ölçüler istikametinde tüketilecek, yaşanan hayat bütün yönleri ve bölümleriyle tek yaratıcı olan Hz. Allah'a sunulacaktı.
     Zerre miktarı şer ve hayırdan hesaba çekilecek olan müslüman insan, meseleyi enine boyuna düşünmüş, baskı altında olmaksızın ilahi yapı olan İslâm dinini yaşanacak hayat tarzı kabul etmişti.
     İnandığı İslâm'ın şartları sanki mukavele niteliğindeydi. Yaratan ve yaratılan arasında gerçekleşen bir mukavele... İslâm'ın yaşanması ile vazife bitmiyordu müslüman insan için... Bir başka ciddi vazifesi de yaşatma mücadelesi vermekti. Yani Allah'ın emrettiği bir hayatı ölüm pahasına yaşamak ve yaşatmak...
     Dünyaya gelişi yaratılış sebebi buydu. Yani tek kelimeyle 0'na kul olmak. İmza attığı dinin tamamının yaşanması için mücadele vermek... Yasak savar kabilinden yaşanacak bir din değildi İslâm... Ve bir kısmı yaşanınca, diğer kısımlarının sakıt olunacağı bir din de değildi İslâm... Ya hep, ya hiç... imzayı atan bu inançla atmıştı imzasını... Önceden düşünmeliydi. İmzaladığı İslâm'ın belalı-kazalı bir din olduğunu bilerek imzalamalıydı... Heyecana kapılarak maddi menfaatlere kafayı takarak, her hangi bir rica ve tehdit zemini altında tutulmaksızın karar verilmesi icap eden bir din olduğunu bilmeliydi.
     Mevzunun mücerretlikten kurtulması için, şimdi o diyarın sakinlerine bir göz atmamız gerekiyor. Dağların yüklenmekten kaçındığı bu ilahî emaneti yüklenenlerin taşıdığı ve taşıması gerekli olan mesuliyeti anlamamız için, o diyarın sakinlerinin yaşadığı hayata bir göz atmamız icap etmektedir.

    O DİYARIN SAKİNLERİ îmanları uğruna her şeyi göze almışlardı. Onlar için önemli olan kendi varlıklarının kalınası veya ölmesi değildi. Önemli olan inandıkları îmanın, İslâm'ın varlığı-yokluğu mücadelesiydi. İslâm adına kurtulmak ve kurtarmak onların inancının özüydü. Tevhidin tebliğinde bu hususa önem verirlerdi.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #20 : 11 Şubat 2010, 11:27:01 »

İslam adına kurtulmak ve kurtarmak bugün bizim de inancımızın özü olsaydı ve buna tüm yüreğimizle inansaydık insanlık bu halde olmazdı...
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #21 : 13 Şubat 2010, 10:01:13 »

kişiler değişir ,şartlar değişir değişmeyecek ve daima kalıcı olacak olan islam adına birşeyler yapmalı.
ALLAH resulu ve sahabesi hep islam nasıl hakim olur onun derdindeydiler.
RABBİM bizlere de aynı şuuru versin
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #22 : 14 Şubat 2010, 05:55:15 »

Kardeşim zaten kendimize gelmemiz için kıyası fazlaca yapmamız lazım.
İçini acıtmak istemezdim ama mevzu kendimizi geliştirmek ve düzeltmek olunca açıkçası senin adına sevindim.
Onlar ütopyanın yerlileri değillerdi.Yani onlar masalsı bir dünyada yaşamıyorlardı.Yaşasalardı ALLAH resulu bizim için örnek teşkil etmezdi.Dolayısıyla demek ki onlar gibi olmak mümkün , demek ki bu fantazinin ötesinde kapı gibi duran bir gerçek.


Rabbim o kişiler gibi olmayı bizlere nasip etsin elbette bunun için de mücadele şart.
Bir kızılderili atasözü şöyle der. " Ellerin dua ederken ayakların da çalışsın "
Fiili dua oldukça önemli.
Katkılarınız için ALLAH razı olsun.
Selametle,



bu kadar zor mudur onlar gibi olmak o diyarın insanlarına benzemek.nedir bizi onlardan ayıran?sanırım bunun cevabı şu olsa gerek,onlar duyduklarını duydukları anda  yapıyorlardı biz ise erteliyoruz.işte işittim itaat ettim,ile yarın yaparımın farkı,o diyarın sakinleri ve bizler.aradaki fark ,sebep bu oldukça çığ gibi büyümeye devam edecektir.Allah sizden de razı olsun.selametle.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #23 : 16 Şubat 2010, 10:11:36 »

O DİYARIN SAKİNLERİ'nden bir genç tevhid uğruna girdiği savaşta esir alınmıştı yemesi ve içmesi dayak, yatması ve uyuması dayak olan bu genç tüm baskı ve işkencelere rağmen imanından dönmemişti. Neticede hıristiyan mahkemesi idamına karar vermişti. Halk, müslüman birinin idam edileceğini duyunca yollara dökülmüş, heyecanla gencin gelmesini bekliyordu. Hapishaneden çıkan ve elleri-ayakları bağlı genç idam edileceği meydana götürülüyordu. Çok sevinçliydi. Yürümekte zorlansa bile vakarlı adımlarla ilerlemesi, herkesi hayrete düşürmüştü. Kiliseden hadiseyi seyreden bir papaz koşa koşa gelmiş ve gencin kulaklarına eğilerek:
     - "Anlıyorum, dirençli bir îman anlayışın var. Ama seni idam edecekler. Eğer hıristiyanlık dinine girersen, hemen mahkeme heyetine gidip infazı durduracağım. Sana beş dakika müsaade. İyi düşün ve kararını ver" demişti.
     Müslüman genç, papazı dinledikten sonra:
     - "Bana beş dakika müsaade verdiğin için sana ne kadar teşekkür etsem azdır. Çünkü bu beş dakika içinde, hak din olan İslâm'ı sana öğretir ve müslüman olmana sebep olursam, ölsem dahi gam yemem."

     O DİYARIN SAKİNLERİ'nden zayıf ve fakir olan tevhit erlerinden bazılarını yakalıyorlar, bir kısmının boynuna ip takarak şehrin azgın gençlerine teslim ediyorlardı. O genç ve çocuklar, bu mazlum insanları cadde cadde, sokak sokak gezdiriyorlardı. Sokaklarda dolaştırılan bu insanların anne ve babaları hâdiseyi seyrediyor, içlerinden bir kısım anneler yerlerde sürünen çocuklarına hakaret ediyor, bazen tekmeliyorlar ve bazen da küfrediyorlardı. Hak davada ısrarlı olarak taviz vermiyorlar, kendilerine bu işkenceyi yapanların hidayetleri için dua ediyorlardı.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #24 : 17 Şubat 2010, 09:09:41 »

O DİYARIN SAKİNLERİ'nden bazılarını bu hâliyle gören büyük rehber, mertebesine erişilemez olan büyük insan, faziletli Nebî, onlara sadece cenneti vadediyordu. Dünyalıklarına yönelik bir vaadde bulunmaksızın Allah davasına davet eden yüce İnsan, işkence altında onlara âhiret mükafaatını vaadediyordu. Ancak devlet olunca, belli bir kuvvete erişince, İslâınî kıyafetine müdahale edilen müslüman bir hanım için savaş îlan edecekti. Bu haşmetli, mütevazi, olgun ve dolgun Nebî, çok zaman mescidden evine geldiğinde sabah kahvaltısı için bir şeyler ister, ancak kendisine verilen cevap:
     - "Bir şey bulup hazırlayamadık" denince, hiç kızmadan, darılmadan:
     - "Ben de bu gün oruçluyum" buyururlardı.
   

O DİYARIN SAKİNLERİ'nin rehberi, tüm Nebî ve Resûllerin çektiği sıkıntıyı, eziyeti fazlasıyla çekmişti. Tevhidi tebliğ ederken, azgın bir takım ayak takımı, o güzel insanın nurlu yüzüne tükürür, bir kısmı toprak atar, bazısı da küfrederdi. Kâbe'nin bir köşesine çekilerek Rabbine ibadet ederken, azgın bir kâfir gelmiş ve gömleğini O yüce Resûlün boynuna dolayarak sıkmıştı. Cennet ve cehennemin onun hürmetine yaratıldığı büyük insan, dayanamıyor ve diz üstü düşüyordu. Bu sefer de işkence sahipleri öldü zannederek Peygamberimizi bırakıyorlardı. Ayılan, kendisine gelen ve ayağa kalkacak gücü kendisinde bulan nurlu Nebi, tekrar müşriklerin yanına gidiyor, sıkılan boğazını gösteriyor ve kâinatı dolduracak sözü îlan ediyordu:
     "Allah'a yemin ederim ki, sizi hizaya getirecek bir din ile geldim..."
Kayıtlı
Zeynepder4
"NasıLsın ? Diye sorma //FiListin// gibiyim ışte.. Bir yanim işgaL ediLdi bir yanim Direnişte!
Grafiker
La Hukme iLLaLLaH
*

DUÂ: 249
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2337


ÖZLEMEKTEN yorulmuşum kapında durdur beni...


« Yanıtla #25 : 22 Şubat 2010, 09:46:44 »

Allah Resulu bunca eziyete rağmen yılmadan tekrar tekrar anlatırken bzlere ne oluyor ki bir kere söyleyip ters karşılaşılanınca bırakıyoruz daveti.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #26 : 23 Şubat 2010, 09:22:07 »

O DİYARIN SAKİNLERİ'nden biri vardı. Ayağı topaldı. Yürürken aksak yürürdü. Tevhidin tebliğine vesile olan savaşlara katılmaya can atıyordu. Ne var ki evlatları babalarına müsaade etmiyordu. O da Peygamberimize gidiyor ve evlatlarını şikayet ediyor, savaş için izin istiyordu. Tek önder, büyük insan, meşru mazereti sebebiyle savaşa katılmamasını istiyordu. Cihad aşkı kalbine kıvılcım olarak düşen topal insan:
     - "Ya ResûlALLAH , savaşır ve şehit düşersem cennete girerken bu topal bacağım düzeltilecek mi?" diye bir soru yöneltti. Kendisine "Evet" cevabı verilince savaş sevdalısı gidiyor ve şehit düşüyordu. Ufkun derinliklerine bakan yüce Resûl müjdeyi vermişti:
     - "Kardeşinizi yürür halde cennete girerken gördüm..." Her zaman söyledik, yine diyoruz ki o diyarın sakinleri, İslâmî bir rehberimizdir. Her biri semayı donatmış birer yıldız gibidir. 20. asırda yaşayıp, içini çekerek:
     - "Keşke O diyarın sakinlerinin zamanında yaşasaydı" diyenlere sadece şu kadarcık bir sual yöneltiyoruz:
     - "Sizleri Allah'ın yaşatmadığı bir zamanda yaşamak istemeye sevk eden sebep nedir? O devirde yaşamış olsaydınız, Resûlullah'a karşı tavrınızın ne olacağını biliyor muydunuz? Halbuki, Resûlullah'ı gördüğü ve O'nun zamanında yaşadığı halde nice nice insanlar, yüzükoyun cehenneme atılmıştır."

   BU DİYARIN SAKİNLERİ ]başlarını aynı hedefe çevirdiği, aynı fikir ve harekette ittifak ettiği müddetçe, o diyarın sakinleriyle aynı asırda yaşamış gibi değer bulurlar. Ebû Zerr (r.a.)'in rivâyet ettiği bir hadis şöyledir:
     - Bir gün Peygamberimiz "Kardeşlerimi ne kadar görmek istiyorum" buyurdu. Ashab:
     - "Biz senin kardeşlerin değil miyiz, Ya Resûlullah?" dediler. O da;
     - "Siz benim arkadaşlarımsınız, ashabımsınız, kardeşlerim, benden sonra gelip beni görmedikleri halde îman edenlerdir..."
Sonra kıbleye yöneldi ve "Allah'ım onların nuru ile gözümü aydınlat."... buyurdular.
     Bu diyarın sakinlerinden, o diyarm sakinlerine selâm olsun...
Kayıtlı
Zeynepder.
AYAĞINI DENK AL İSRAİL,SENİN NÜFÜSUN KADAR BİZİM SOKAKLARIMIZDA GEZEN KÖPEKLERİMİZ VAR!!
Editör
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 340
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 2772


ÇOKŞEY BİLMEK NEYE YARAR?HADDİNİ BİLMEDİKTEN SONRA


« Yanıtla #27 : 27 Şubat 2010, 04:25:28 »

o diyarın sakinleri,geceler de kıyam ederdi!!!!
   
   
  Onlar Gecelerde De Kıyam Ederlerdi

        Kur'an'ı Kerime baktığımız zaman görürüz ki, gece ile ilgili ayetler, gündüz ile ilgili ayetlerden daha çoktur. Gece kelimesi 92 yerde geçmesine rağmen, gündüz kelimesi Kur'an'ımızda 57 yerde geçmektedir. Ve yine gece ile alakalı 92 ayetten 20 tanesi ise gece ibadetini açıklamaktadır.
        Yine Kur'an'ımıza baktığımızda, Rabbimiz gece üzerine yemin etmiştir. Duhan suresi 3. ayet ve Kadir suresi 1. ayette Kur'an-ı Kerimin gece inmeye başladığı haberi vardır.
        İnsanın Allah'a en fazla yaklaşımı olan İsrâ hadiseşi gece olmuştur.
        "Sonra ona yaklaştı ve sarktı. İki yay kadar yahut daha yakın oldu. Allah vahyettiği şeyi bunun üzerine vahyetti:" (Necm suresi: 8-9-10)
        Gece ile alakalı Kur'an bilgilerimize devam ediyoruz:
        Nüzul sırasında üçüncülüğü alan Müzzemmil suresi, gece ile alakalı ibadetler üzerinde durur ve teferruatıyla birlikte anlatır. Halbuki gündüzü yani gündüz vaktini teferruatıyla anlatan herhangi bir ayet nazil olmamıştır.
        Yüce Mevla, Resûlümüze zamanı iyi kullanma dersini vermek için kıyamü'1 leyl'i (gece kıyamım) emretmiştir.
        Yukarıda belirtilen temel bilgilere bakarak şöyle bir karara varmak mümkündür: Gerek âhiret kurtuluşunu isteyen müslümanların ve gerekse İslâm'ın tekrar yeryüzüne hakim olmasını isteyenlerin gece kıyamına önem vermeleri asli bir görev olsa gerek.
        Mevzuya böyle bakmaz ve: "Gece kıyamı Hz. Peygamber'e farzdı, ümmetine nafiledir, veya gece kalkarsak sevap alırız, kalkmazsak günah yoktur" diyerek işi basite alırsak, kendimizi bir hatanın içine atmış oluruz.
        ŞİNIDİ GELELİM MÜZZEMMİL SURESİNE
        "Ey örtünüp bürünen, gecenin yarısında, istersen biraz sonra istersen biraz önce kalk ve ağır ağır Kur'an oku. Doğrusu biz, sana, taşıması ağır bir söz vahyedeceğiz. Şüphesiz gece kalkışı daha tesirli ve o zaman okumak daha elverişlidir. Çünkü gündüz seni uzun uzun alıkoyacak işler vardır." (Müzzemmil 1-7)
        O DİYARIN SAKİNLERİNİN itaat anlayışına bakınız ki, yukarıdaki ayeti kerimenin gereğini, yüce Peygamberimiz tatbik eder. ve onlar da Peygamberimize uyarlar. Hatta ayette bildirilen zaman dilimini koruyamama endişesiyle tüm geceyi ibadetle geçirirler. Birçoğunun ayakları ve bacakları şişer.
        Surenin 20. ayeti , nazil olup, gece kıyamım hafifleştirinceye kadar o diyarın sakinlerinin gece olan tavırları devam eder. Rivayete göre ilk inen ayetlerle, gece kıyamını hafifleten son ayetler arasındaki nüzul zamanı 8 ay ile 10 yıl arasıdır.
        UMUMİ HATLARLA GECE KIYAMI VE İBADETİ
        Gece ibadet ve faaliyetleri her zaman tavsiye edilmiş, bizatihi Rabbimiz tarafından teşvik edilmiştir. Allah yolunda yetişmiş salih kullar, büyük insanlar devamlı olarak gecelerin manevi ve besleyici sofralarından gıdalanmışlardır.
        Dünya ve ukbanın tek kılavuzu olan Yüce Resûl ne güzel buyurmuş:
        "Size gece kıyamını tavsiye ederim"
        "Sizden önceki salih kulların adetidir. Gece kıyamı sizi Rabbinize yaklaştırır. . Günahlardan koruyucudur. Kötülüklere keffarettir ve bedenden hastalığı kovucudur." (Tirmizi)
        Görülüyor ki gece belli bir vakit uyanık durmak, bedenlerde birikebilecek pislikleri atmanın en güzel yoludur.
        Gece kıyamına kalkmayı adet edinmiş olanlar, bazen kalkmaya niyet ettikleri halde uykuları galip gelip kalkamasalar dahi yine, kazanç içindedirler:
        "Hiç kimse yoktur ki, geceleyin uykusu galebe çalarak terkettiği bir gece namazı bulunsun da, o kimseye, o namazın
sevabı yazılmasın." (Muvatta.)
        GECE KIYAMINDA NELER YAPMALI?
        O diyarın sakinlerine baktığımızda. Görürüz ki, onların gece ibadetleri oldukça zengindi. Teheccüd namazı, Kur'an tilaveti, İlmi müzakere, istiğfar, gözyaşı ve zikir. Hatta onlardan bazıları gece kalktığında aile fertlerine vaaz ve nasihatta bulunurlardı.
        GECE KIYAMININ MEYVELERİ
        1. TEHECCÜD: Uyku anlamına gelen "hücud" kökünden gelir. Gece kılınan namaza verilen bir isimdir. Kelime manasıyla teheccüd, uykuyu gidermek, birini uyandırmak demektir. Peygamber Efendimiz teheccüdü namaz kılarak geçirdiği için fıkıhta teheccüd, gece namazı kılmak şeklinde anlaşılmıştır.
        Herhangi bir ibadetin teheccüd olabilmesi için, bir süre uyuduktan sonra kalkılması gerelâr.
        Teheccüd, Sevgili Peygamberimize Makam-ı Mahmudun verilmesine sebep olmuştur. Ruhi yüceliklere ermek isteyen her müslüman teheccüd sebebiyle bu makamdan hisselenebilir.
        Farz namazlardan sonra en efdal namaz teheccüde kalkmak durumunda olanlara, öncelikle iki rekat hafif bir namaz tavsiye etmiş, teheccüdün geriye kalan kısımlarına, bu namazın sanki bir başlangıç olduğu hissini vermiştir.
        2. KUR'AN TİLAVETİ: Teheccüdümüzün en önemli meyvelerinden birisi şüphesiz Kur'an okumaktır. Hem de yavaş yavaş, manasına ere ere Kur'an okumak. Hz.Muhammed (sav) Efendimiz;"Kim geceyi, on ayet okuyarak ihya ederse, gafillerden yazılmaz" müjdesini vermiştir. (Ebu Davud: Salat: 326)
        3. İLMİ MİIZAKEREDE BULUNMAK: Teheccüdün bir diğer meyvesi, gece kıyamında ilim için çalışmaktır. İmam Buhari hazretleri, Sahihinde ve İlim bölümünde "Geceleyin ilim öğretmek ve vaaz etmek" başlığında bir bab açmıştır.
        4. İSTİĞFAR VE GÖZYAŞI: Gece kıyamının unutulmaz manevi hatıralarından birisi de Allah için istiğfar edip ağlamaktır. Kara sineğin başı kadar gözyaşına sahip olanların âhirette ağlamayacağı ve onlara ateş dokunmayacağı müjdesi vardır. Geçmiş ve gelecek zelleleri (hataları) affedilmiş bir Peygamber, günde 70 ya da 100 defa istiğfar ettiğine göre, bizlerin gece kıyamında ne yapmamız gerektiğini anlamamak mümkün değildir.
        5. ZİKRULLAH: Kur'anda tam 250 yerde geçen zikir kelimesi, çok geniş bir manayı içinde taşır. Bu kadar geniş manaya sahip olan zikir hususuna küçük çaplı bir açıklık getirmek istiyoruz:
        Zikir üç halde yapılır:
        1. Dille yapıları zikir: Ayet okumak, Allah'ın isimlerini okumak ve Allah için dinini anlatarak sözcülük yapmak
        2. Kalp ile yapıları zikir: Niyet. Herhangi bir ameli yaparken işin, Allah için niyet hatırlamak, azaların zikridir.
        Görülüyor ki, zikirin9 sadece tespih tanelerini çevirerek AllahLailahRFG5432e illALLAH  demek değildir: Zikir yapılması icap eden bir ameli yaparken, o ameli emredeni hatırlamaktır.
        Burada bir noktaya parmak basmak istiyoruz:
        Mürşid kontrolünde yapıları zikirlerin durumunu hesaba katmamak, milyonlarca irfan ordusunun gece kıyamına iftira olur. Şimdi o güzel salih kulların meseleye bakışlarını özetlemeye çalışalım:
        - Zikir, emreden ve yasaklayan varlığı göz önünde tutmaktır. Ancak, Allah'ın isim ve sıfatlarını söylemek suretiyle yerine getirilen zikir, şer'i sınırlara riayette meydana gelecek olan zikre bir vesiledir. Yüce Allah'a tam bir muhabbet olmadan bütün işlerde şeriatın hükümlerine riayet etmek çok zordur. Söz konusu muhabbet, Mevlanın isim ve sıfatlarını zikretmeye bağlıdır. Bir adam, bayan birisini, güzel vasıflarıyla başka birine anlata, anlata, o adamın gönlünde ona karşı gıyabi bir aşk uyandırır ve ona hayalen aşık olur. İşte Allah'ı zikretmenin evveli böyledir. Ve insanın aşık olduğu kimse için yapmayacağı bir fedakarlığı yoktur."
        Görülüyor ki, izne bağlı olarak yapıları zikir, tüm zikre bir nevi ön hazırlıktır. Çünkü. namaz kılmak, örtüye bürünmek, hacca gitmek, ana-babaya itaat etmek vs. bunların hepsi zikirdir. Yeter ki bu zikirlerin tatlı ve muhabbetli olması söz konusu olsun. Müslümanın her yaptığı ameli işlerken, o ameli emredenin, o amel ile alakalı direktif ve talimatlarını bilmesi ve .hatırlaması zikirdir. Tasavvuf erbabı, talebelerine bu mevkiyi kazandırmanın formülleri üzerinde durmuşlardır.
        Tüm müslüman kardeşlerimizi gece kıyamına davet ediyor, gece kıyamının neticesinin, gündüz kıyamına sarkması olduğunu söylüyoruz.

Abdullah Büyük

 
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #28 : 01 Mart 2010, 11:24:49 »

O DİYARIN SAKİNLERİ Allah için, Allah adına ve Allah diyerek yaşıyorlardı. Kâbe'yi dolduran yüzlerce putları ellerinin tersiyle iteklemişler, putlarıyla geçirdikleri zaman kaybından dolayı Allah (c.c.)'a tövbe ederek dönmüşler ve yeni hayatlarına başlarım koyarak yaşamaya başlamışlardır.
     O DİYARIN SAKİNLERİ severek ve sevilerek yaşıyorlardı. Onurluydular, sevimliydiler, cesaretliydiler... Bir taraftan Allah'ın (c.c.) rızasını almak için yaşarlarken, beri tarafta Allah'tan razı olduklarını yaşayışlarıyla gösteriyorlardı.
     O DİYARIN SAKİNLERİ İslâm'ı gecesiyle ve gündüzüyle yaşıyorlardı. Gece hayatı, onların hayatında göz yaşı, zikir ve istiğfarla dopdoluydu. Gecenin kendileri için istirahat zamanı olarak verildiğini biliyorlar ve uzun bir geceyi yatarak geçirmeyi düşünmüyorlardı. Çocuklarını severken, evlerine yiyecek alırlarken, hanımlarıyla şakalaşırlarken, savaşa giderken, ganimet toplarken... Bütün bunları bir ibadet inancı içerisinde yapıyor ve kul olmalarının feyzini tadıyorlardı.
     O DİYARIN SAKİNLERİ yaşayışları sırat-ı müstakim üzerinde sürdürüyorlardı. Doğru ve temiz yol olan bu yoldan uzak kalmayı değil, bu yoldan insanı uzaklaştıran sebeplere çok dikkat ediyorlardı. Biliyorlardı ki, bir insan üç sebepten dolayı sırat-ı müstakimden çıkmış olur;
     1- Allah'ın (kitabın) rehberliğine aldırmamak ve kendi arzularının kölesi olmak.
     2- Aileyi, toplum, gelenek ve töreleri Allah'tan önde tutmak.
     3- Allah ve Resûlünün bildirdiklerini önemsemeyerek sözde önemli kişilerin ardından gitmek...
     Eski dinlerinden çıkıp, yeni ve geçerli dinlerine girenler, girdikleri hayata bir daha dönüp bakmıyorlar, sadece ibret alıyorlardı. Cahili hayatın tüm yaşayışlarım geldikleri hayatın sınırları içine bırakarak gelmişlerdi.
Kayıtlı
geceyürüyüsü
Bismillah
*

DUÂ: 16
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 70



« Yanıtla #29 : 13 Ağustos 2010, 11:49:07 »

  O DİYARIN SAKİNLERİNDENDİ, cariye idi. Bazı hakları kısıtlanmıştı. Bir gün sahibi tarafından azad edildi. Yani hürriyetine kavuştu. Bugün özgür olduğunu söyleyen dünya insanının hasret kaldığı hürriyete kavuşmuştu. Önce kocasını boşadı. Hürriyetine kavuşan müslüman kadının böyle bir salahiyeti vardı. Köle olan kocası ise hanımdan boşanmak istemiyordu. Doğruca şevkat ve savaş Peygamberine baş vurdu. Karısının kendisine dönmesi için rica etmesini istedi. Hz. Peygamber hürriyetine kavuşan bu İslâm hanımını çağırdı ve kocasına dönmesini istedi. Peygamberin (sav) her emrine boyun eğen kadın:
        - "Ey Allah'ın Resûlü; bu bir emir midir yoksa tavsiye mi?" diye sordu.
        - "Hayır, sadece aranızı bulmak ve aracılık yapmak istiyorum" buyurunca;
        - "Kusura bakına Ya ResûlALLAH ; dönemiyeceğim" demişti. Bu hadiseye ne Peygamberimiz gücendi ve ne de o diyarın sakinleri olan müslüman erkekler. Islâmın bir kadına tanıdığı hakkı, hangi güç elinden alabilirdi ki?
        Çağdaş köleler, İslâm kadınına asırlardır salyalarını akıtan feministler, sekreterlerini para. karşılığında susturup, vücutlarını satın alan kapitalistler, kadın hakları diye diye kadının insan olma özelliğini dahi korumaktan aciz kalanlar yukarıdaki hadisenin acaba semtine uğramaya güçleri yeter mi?
Kayıtlı
Sayfa: [1] 2   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: