Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ZÜHD  (Okunma Sayısı 459 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Amâk-ı Hayal
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 255
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 648


Geç kalmış adalet...Adaletsizliktir...


« : 20 Aralık 2009, 21:37:30 »

Zühd
Sızıntı   

Dünyevi hazları terk edip, cismani meyillere karşı koyma ma’nalarına gelen zühd; sûfilerce daha çok; dünya lezzetlerine karşı alakasız kalıp, adeta bir perhiz hayatı yaşamak.. davranışlarında “takva”yı esas tutarak, dünyanın, kendine ve insanın nefsine bakan yönlerine karşı da kararlı, hatta buğz ve nefret içinde bulunmak ma’nalarına gelir.

Bir diğer ma’nada zühd, ebedi ukba saadeti için muvakkat dünya rahatını terk etme şeklinde yorumlanmıştır ki, bunu da evvelki tefsire irca edebiliriz.
Haram ve helallere karşı hassas olmak, zühdde ilk adım sayılır; ikinci adım ve kâmil merhale ise, meşru ve mübah şeylerde bile, kılı kırk yararcasına göseri1en titizliktir.
Zühd insanı; hem üzerine aldığı sorumluluklara karşı, hem gelip ona toslayan bela ve musibetlere karşı hem de her köşe başında önünü kesen günah ve ma’siyetlere karşı olabildiğince sabırlı., küfür ve dalalet müstesna Yaradan’ın her türlü takdirinden hoşnut ve O’nun kendisine bahşettiği şeylerle, yine O’nun hoşnutluğunu,. ahiret yurdunu ve insanın mutlak hakikate yönleridirilmesini gaye-i hayal haline getiren insandır. Onun kalbinin kulağında sürekli : قُلْ مَتَاعُ الدُّنْيَا قَلِيلٌ وَ اْلاَخِرَةُ خَيْرٌ لِمَنِ اتَّقٰى -De ki: Dünya metaı ne de olsa azdır; ahiret ise takva ehli için mahz-ı hayırdır” hakikatı tınlamada, beyninin her guddesinde: وَ ابْتَغِ فِيمَا آتٰيكَ اللهُ الدَّارَ اْلاَخِرَةَ وَ لاَ تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا -Allah’ın sana verdiği herşeyde ahiret yurdunu ara; bu arada dünyadan da nasibini unutma” gerçeği şu’lefeşan ve basiret ufkunun her köşesinde وَ مَا هٰذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا اِلاَّ لَعِبٌ وَ لَهْوٌ وَ اِنَّ الدَّارَ اْلاَخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُو يَعْلَمُونَ -Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurdu ise, doğrusu işte gerçek hayat odur; eğer bilselerdi” İlahi beyanı, nümayandır.
Zühdü; müdâyaka ve sıkıntı anlarında dahi şeriatın hudutlarını koruyup kollama. zenginlik ve genişlik zamanlarında da başkaları için yaşama şeklinde tarif edenler de olmuştur.. ve yine onu Allah’ın helalinden Ihsan ettiği nimetlere karşı şükürle mukabelede bulunma, sonra bu mala terettüb eden bütün hakları yerine getirme.. ve İslam’ı i’la etme mülahazasının dışında mal biriktirmeme, tûl-ı emellere girmeme şeklinde yorumlayanlar da çıkmıştır

Süfyân-ı Seyri gibi büyükler, zühdü, adi şeyler yiyip, basit elbiseler giymekten daha ziyade, Hakk rızasına göre programlanmış ve tül-i emellere kapalı kalabilmiş bir kalbin ameli
olarak görmüşlerdir. Bu anlayışa göre gerçek zühdün emaresi üçtür:

1 Dünya adına elde edilen şeylerden sevinç duymama ve kaybedilen şeylerden ötürü de mahzun olmama,
2: Medhedilince sevinmeme, zemmedilince de yerinmeme,
3: Hakk’a kulluk ve O’nunla halveti herşeye tercih etme.

Evet, zühd de, mebde itibariyle tıpkı havf u reca gibi bir kalb amelidir. Ancak, zühd duygusunun insanın davranışlarına aksetmesi veya onları yönlendirmesi arasındaki bir farklılığı söz konusudur ki, bu da onun aksiyon ve davranış buududur. Zühde göre programlanmış bir sine, şuuru taalluk etsin etmesin, yeme-içme, yatma-kalkma, konuşma-sükut etme, halvet peşinde olma veya celvette kalma gibi birbirine zıt bütün davranışlarında zühd düşünür, zühd soluklar zühd televvünleri içinde bulunur ve sürekli zühd rüyaları görür,. ve bütün bunların arkasında, dünyanın kendine ve insanların hevesatına karşı ciddi bir tavır alması söz konusudur

Bu duyguyu Mevlana ne hoş terennüm eder
چِيسْتْ دُنْـيَا اَزْ خُـدَا غَافِلْ بُدَنْ نِى قُمَاشْ وَ نَقْرَه وَ مِيزَانْ وَ زَنْ‏
مَالِ رَا كَزْ بَهَرْ دِينْ بَاشِى حَمُـولْ نِعْمَ مَالْ صَالِحْ خَوانْدَشْ رَسُولْ‏
آبْ دَرْ كِشْتِى هَلاَكء كِشْتِى اَسْتْ آبْ اَنْدَرْ زِيرْ كِشْتِى پِشْتِى اَسْتْ
—Dünya nedir? O Hüda’dan gafil olmaktır; kumaş, gümüş, evlad ve kadın değildir. Eğer dünya malını Hakk rızası için omuzlarsan, önü Hz. Resül (İyi insan için iyi mal ne güzeldir.) buyurmuştur Geminin içinde ki su geminin helakine sebep, geminin altındaki su da onun hareketine vesiledir.”
Evet, ne dünyevi imkânlar ne de zenginlik zühde mani değildir. Elverir ki insan onlara karşı hâkimiyetini korusun ve onların mahkûmu olmasın. Vakıa insanlığın İftihar Tablosu, kalbi, zühde göre programlandığı ve gözlerinin içine başka hayal girmediği halde fakirlerden fakir yaşamayı tercih etmişti. Zira O, ümmetine ve hususiyle de neşr-i hak vazifesinde bulunanlara misal olma mevkiinde idi. Bu itibarla da evvela peygamberlik vazife-i kudsiyesi, dünyaya alet ediliyor töhmetine meydan verilmeyecekti. Saniyen O, bu yüce vazifede اِنْ اَجْرِىَ اِلاَّ عَلَى اللهِ Benim mükâfatım ancak Allah nezdindedir” diyen seleflerine iktidâ etme durumunda idi... Salisen O, neşr-i hakkı kendilerine vazife edinmiş ümmetinin âlimlerine hem bir numune hem de rehber olma sorumluluğunu taşıyordu. Bu itibarla da O, hayatını en fakirane bir çizgide sürdürecekti.. ve sürdürdü de.
وَ شَدَّ مِنْ سَغَبِ اَحْشَائِـهِ وَ طُوبٰى تَحْتَ الْحِجَارَةِ كَشْحًا مُتْرَفَ اْلاَدَمِ
وَ رَاوَدَتْهُ الْجِبَالُ الشُّـمُّ مِنْ ذَهَبٍ عَـنْ نَـفْسِهِ فَـاَرَاهَا اَيَّـمَا شَمَمِ
وَ اَكَّدَتْ ذُهْدَهُ فِيـهَا ضَـرُورَتُهُ اِنَّ الضَّرُورَةَ لاَ تَـعْدُو عَلَى الْعِصَمِ
وَ كَيْفَ تَدْعُو اِلَى الدُّنْيَا ضَرُورَةُ مَنْ لَوْلاَهُ لَمْ تَخْرُجِ الدُّنْـيَا مِنَ الْعَـدَمِ
-O, açlıktan bağırsaklarını sargıyla sardı.. ve O latif cildli mübarek böğürlerini taşlarla sıkıştırdı. Koca koca dağlar altın kesilip O’na arz olunmayı niyaz ettiler de, himmeti çok yüksek olan O zat onlara karşı müstağni davrandı. O’nun dünyevi ihtiyaçları da zühdünü te’yid eder; zira O masumlar masumunun zaruret ve ihtiyaçları O’nun ismetine ilişememişti. Onun ihtiyaçları, O’nu dünyaya nasıl davet edebilirdi ki, O olmasaydı, dünya ademden kurtulup varlığa eremezdi” diyen Busayrî, O’nun ihtiyaç içindeki istiğnasını ve zaruret içindeki yüce himmetini ne güzel ifade eder!

Zühde dair daha ne güzel sözler söylenmiştir! Biz onlardan, tevehhüm-i ebediyetin yalanını yüzüne vuran ve tûl-i emeli temelinden sarsan, Hz. Ali’nin bir sözüyle bu faslı noktalamak istiyoruz:
اَلنَّفْسُ تَبْكِى عَلَى الدُّنْيَا وَقَدْ عَلِمَتْ اَنَّ السَّلاَمَةَ فِيـهَا تَـرْكُ مَا فِيهَا
لاَ دَارَ لِلْمَـرْءِ بَعْدَ الْمَوْتِ يَسْكُنُهَا اِلاَّ الَّتِى كَانَ قَـبْلَ الْمَوْتِ يَبْنِيهَا
............................... ..............................
اَمْـوَالُنَا لِذَوِى الْمِيرَاثِ نَجْمَعُهَا وَ دُورُنَا لِخَرَابِ الـدَّهْـرِ نَبْنِيهَا
كَمْ مِنْ مَدَائِنَ فِى اْلآفَاقِ قَدْ بُلِيَتْ اَمْسَتْ خَرَابًا, ودَانَ الْمَوْتُ دَانِيَهَا
لِكُلِّ نَفْسٍ وَ اِنْ كَانَتْ عَلَى وَجَلٍ مِنَ الْمُـنِيَّةِ آمَالٌ تُـقَوِّيـهَــا
اَلْمَرْء يَبْسُطُهَا وَالدَّهْـرُ يَقْضِيهَا وَ النَّفْسُ تَنْشُرُهَا وَالْمَوْت يَطْوِيهَـا
-Nefs dünyaya karşı ah u efgan içinde., hem de kurtuluşun, dünya ve içindekilerini terk etmeye bağlı olduğunu bildiği halde insanoğluna öbür alemde, buradan göçmeden bina ettiği evlerin dışında, içinde oturacağı bir yuva yoktur.
Çevremizde muhkem yapılmış nice binalar vardır ki harab oldu ve öleceklere olum gelip çattı Hemen herkeste şöyle böyle olum korkusu olsa da, dünyaya karşı onları canlı tutan emelleri de var, Kişi onları serer, sergiler, zaman gelir dürer Nefis dört bir yana ya yar, arkadan olum gelir katlar…”
اَللَّهُمَّ اَرِنَا الْحَقَّ حَقًّا وَ ارْزُقْنَا اِتِّبَاعَهُ وَ اَرِناَ الْبَاطِلَ
بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهُ، آمِينَ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ!

 
Kayıtlı

HAK-PERESTİM, ARZ-I İHLAS ETTİĞİM DERGAH BİR. BİR  NEFES AYRILMADIM  TEVHİDDEN ALLAH BİR...
BEN BENİ BİLMEM HAKİKATTE, SEN BİLİRSİN BENİ, BENİM BİLDİĞİM BİR TEK, ALLAH VE RASULÜDÜR...
aybiçe
Bismillah
*

DUÂ: 8
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 41



« Yanıtla #1 : 21 Aralık 2009, 01:49:37 »

ALLAH  razı olsun bacım.
Kayıtlı

Tek olan Allah'a gönülden iman etmek.                                                                                      meryemce suskun!
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: