azade aksa
Elhamdülillah

DUÂ: 11
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 165
|
 |
« : 18 Aralık 2009, 22:07:17 » |
|
Henüz 13 yaşında küçük bir kız çocuğuydu İman El Hams. O da Filistin'de yaşayan bütün çocuklar gibi gözlerini savaşa açmıştı! Oyun nedir, oyuncak nedir bilmezlerdi. En önemli oyunları taş atmaktı. Hergün işgalci siyonistler bir arkadaşını şehid ediyor, komşularının evlerini yıkıyor, babalarını tutuklayıp hapisanelere götürüyorlardı. Bu olanlara bir anlam veremiyordu küçük Hams. Bazen ellerine taşlar alıp evlerinin arka tarfındaki caddede siyonist katilleri ve onların araçlarını taşlıyorlardı. Attıkları küçük taşlardan korkup kaçan siyonist işgalcileri görünce çok şaşırmıştı. Kendilerinden yaşca ve fiziken büyük, ellerinde silahlar ve bombalar olduğu halde bizden niye bu kadar korkuyorlar diye düşünüyordu. Büyüyünce doktor olmak istiyordu Hams. Filistinde doktora ihtiyac vardı. Doktor olmadığı, ilaç olmadığı için ölen arkadaşları vardı Hams'ın. Doktor olabilmek için derslerine çok dikkat ediyordu. Gerçi okula gidemediği günler oluyordu. Siyonist işgalciler bütün yolları kapatıyor, kimsenin evinden çıkmasına izin vermiyorlardı. “Burası bizim vatanımız bu işgalciler ne hakla bizim vatanımızda bizi tutsak ediyorlar” diye düşünmüştü küçük olmasına rağmen. İşgalci siyonistler yeni bir operasyon başlatmıştı. Bütün Gazze'yi yüzlerce tank, binlerce asker ve helikopterlerle işgal etmişlerdi. Silah sesleri hiç susmuyordu. Bomba sesleri kulaklarını sağır edecek şekildeydi; her tarafı yakıp yıkıyorlardı. Bütün gece uyuyamamıştı Hams. Bomba seslerinden korkup annesinin yanına sığındı. Annesi bir yandan ağlıyor bir yandan Rabbine dua ediyordu. O da annesiyle birlikte dua etmeye başladı… ''Yarabbi; bu bombalar artık sussun, annem artık ağlamasın ne olur! Ben ve kardeşlerim korkuyoruz. Bu pis askerleri vatanımızdan def et ,babama yardım et, onu koru…'' Ağlayarak bu dualar döküldü o masum dudaklardan. Babası işgalci siyonistlere direnmek için sokaktaydı Hams'ın. Acaba babasının başına bişey gelmişmiydi diye merak ediyordu. O gece hiç uyumamışlardı. Sabah olmuştu ve okula gitmeliydi.Hazırlıklarını yapmaya başladı. Çantasını hazırladı, kitabını ve kalemini özenle yerleştirdi. Annesinden en güzel elbisesini istedi. En son bayramda giymişti o güzel elbiseyi. Nedense bu gün o güzel elbiseyi giymek gelmişti içinden.. Annesi okula gitmesini istemiyordu Hams'ın. Hemen arka sokakta işgalci katillerin tankları vardı. Annesi küçük yavrusuna zarar gelmesinden korkuyordu. İçinde tarifsiz bir sızı vardı annesinin. Küçük Hams; ''ben doktor olacağım anne.. Bu yüzden okula gitmeliyim. Hem zaten hergün oluyor bu olanlar'' diyerek elbisesini giydi. Annesi tebessüm ve göz yaşları içinde kızına baktı. “Allah seni siyonist katillerin şerrinden korusun!” diye dua etti. Küçük Hams ayakkabılarını giydi. Dönüp annesine baktı ve ona sımsıkıca sarıldı. Gözyaşları yanaklarından süzülen annesini öptü. Annesi de onu öptü ve kokladı. Nasıl da güzel kokuyordu Hams. Bügün bir başka gelmişti onun kokusu annesine. Sıkı sıkı sarıldı annesi küçük kızına. Sanki hiç bırakmak istemiyordu. Hams; “anne okula geç kalacağım” diye uyardı annesini. Annesi de bırakmak istemedi Hams’ı. Sanki anlamıştı bişeyler olacağını. Yüreğinde derin bir sızı oluşmuştu. Sıkı sıkı sarıldı Hams'a, bunun son defa olduğunu bilmeden. Annesi Hams'ın başörtüsünü düzeltti. Bu gün Hams babasının puşisini takmak istemişti başına. Babası günlerdir eve gelmemişti. Onu çok özlemişti. Özlemini böyle gidermek istiyordu belki de Hams. Küçük Hams çantasını omzuna aldı, kapıyı yavaşca açtı.Dışarıdan silah ve bomba sesleri geliyordu; tanklar geziyordu Gazze sokaklarında. Dönüp annesine baktı ve güldü Hams. Sonra besmele çekti ve hızlı adımlarla okula doğru yola koyuldu. İçinden bildiği bütün duaları okuyordu. Özellikle ayete’l kürsü, felak ve nas sürelerini dua niyetiyle bolca okudu… Etrafa bakıyordu yürürken. Her taraftan dumanlar yükseliyordu. Bazı evler yıkılmıştı. Arkadaşı Ahmet Yasin'in de evlerinin yıkılmış olduğunu gördü. Bir anda Hams'ın içini korku kapladı. ''İnşALLAH arkadaşı Ahmet Yasin, annesi Havva teyze ve küçük kardeşi Zeyneb’e bişey olmamıştır'' diye dua etti. Okula gitmeliydi Hams. Belki de Ahmet Yasin okuldaydı. Adımlarını daha da sıklaştırdı. Siyonist işgalcilerin yanından hızla geçti. Onlara nefretle baktı. Amcası aklına geldi Hams'ın. Amcasını siyonistler şehid etmişlerdi. O bir öğretmendi. Hams'a okuma yazmayı o öğretmişti. Ona doktor olmasını öğütleyen de oydu. Hams'ın gözleri dolmuştu. Bir taş alıp şu katillere fırlatayım diye geçirdi içinden, ama okula geç kalıyordu. İçinde biraz da endişe vardı, çünkü siyonistler çocukları ve bebekleri de gözlerini kırpmadan öldürüyorlardı. Daha 5 gün önce arka sokaktaki komşularının küçük bebekleri 6 aylık Muhammed’i kafasından vurarak şehid ettiklerini duymuştu. İçi iyice ürpermişti, yüreğinde tarifsiz bir his oluşmuştu. Korku değildi bu… Ne olduğunu anlayamamıştı. Siyonistlerin yanından hızla uzaklaşmaya çalışıyorken bir yandan okulunu düşünüyordu. Muhammed, babası, Ahmet Yasin ve annesi gözünün önünden bir film şeridi gibi geçiyordu. Birden acı bir silah sesi duyuldu. Hams'ın annesi Meryem bir anda yerinden fırladı. Yüreğine tarifsiz bir ateş düştü annesinin. Bu silahtan çıkan kurşun acaba kimin canını yaktı diye düşündü. Birden hams geldi aklına; güzel kzı Hams az önce öptüğü kokladığı biricik yavrusu. Kokusu hala burnundaydı onun… Ve ardından bir silah sesi daha. İyice huzursuz olmuştu Meryem. Arkasından peş peşe gelen silah sesiyle kendini gayri ihkiyari dışarı attı.. Göz yaşlarına da hakim olamıyordu; içindeki ateş bütün bedenini kaplamıştı. Hızlıca Hams’ın gittiği yöne doğru koşmaya başladı… Küçük Hams ise ilk silah sesiyle birlikte bedeninde bir sızı hissetti; adımlarını daha da hızlandırmak istedi. Ardından bir silah sesi daha işitti küçük kız; vurulduğunu anlamıştı… Tarifsiz bir acı hissetti o küçücük bedeninde, daha fazla hareket edemedi. Minik bedeni ayakta duramadı Hams'ın ve kendini yere bıraktı. Aklına annesi geldi Hams’ın, sonra da babası. Gözlerinin önünde birden arkadaşı Ahmet Yasin belirdi; onu, bir bahçede oturmuş güzel meyveler yiyorken görüyordu. Tebessüm ederek Hams’a baktı Ahmet yasin ve elindeki meyvayı Hams’a doğru uzattı. Hams da tebessüm etti ve içindeki sıkıntı bir anda ferahlığa dönüştü… Annesi Meryem de biraz ilerde yatan küçük bir beden gördü. Başında ise, canavar ruhlu bir işgalci askeri otomatik silahını yerde yatan o minik bedene doğrultmuş halde duruyordu. Meryem’in içindeki sıkıntı dahada artmıştı; hızla o tarafa doğru koştu… Bu olamazdı! Yerde hareketsiz yatan beden küçük kızı Hams’dı. Meryem “yavrum…! güzel kızım…!’” diye bir feryat kopardı. Çantası sırtında kanlar içinde yerde yatan küçük kızı Hams’dı. Onu şehid eden kan içici Siyonist asker ise başında duruyordu. Bedeni cansız yerde yatan, kanlar içindeki yavrusunu kucağına aldı Meryem.. Gözyaşları ve hıçkırıklara boğulup sıkıca sarıldı minik kızına… Hams’ın o parıldayan yüzünde bambaşka bir tebessüm vardı, üzerinde ise az öncekinden daha güzel bir koku sarmıştı. Hams’ı sıkıca kollarına alıp doyasıyla kokladı yavrusunu… Meryem, “ambulans…! Ambulans yok mu…?” diye feryat etti. Etraftaki insanlar şakınlık ve hüzün içinde bakıyorlardı ona. Minicik bir kızın üzerine bir şarjör mermi boşaltan siyonist katili görenler taş kesilmişti sanki. Olayı gören genç bir kadın ağlayarak kundaktaki bebeğine daha sıkı sarılıyordu karşı kaldırımda… Hams artık yaşamıyordu, ama annesi de buna inanmak istemiyordu. Hams’ı hastahaneye yetiştirmek için çırpınıyordu Hams’ı vuran katil siyonist hiçbir şey yokmuş gibi annesinin kollarında yatan masum çocuk bedenine baktı. Sonra sırıtarak ileride tankın yanında bekleyen diğer askerlerin yanına doğru ilerledi. Ambulans gelmişti. Meryem telaşla ambulansa taşıdı minik kızını. O ölmemeliydi; daha çok küçüktü. Onun ne zararı olabilirdi ki? Sadece okuluna gidiyordu. Çevredeki insanlar da olayın şaşkınlığını üzerlerinden atıp kızının kanlı bedeni karşısında hıçkırıklara boğulan Meryem’e yardım ettiler. Olay karşısında sinirlenen halk az ilerde duran işgalci katil siyonistleri taşlamaya başladılar. İşgalci askerler de bir taraftan onlara kurşunlarla cevap verirken bir yandan da geri geri kaçıyorlardı. Bu nasıl bir savaştı böyle?. Kimilerinin ellerinde sadece taşlarla vatanlarını savunanlar, karşı tarafta ise tanklar, uçaklar, helikopterler, otomatik silahlar..! Ve böylelikle İslami Filistin ve Kudüs topraklarını işgal etmişlerdi. Onların hesaba katamadıkları bir şey vardı; bu onlarda bulunmayan bir silahtı…! Filistinlilerin Allaha olan imanı ve şehadet aşkı… Meryem küçük Hams’ın başını kucağına almış ağıtlar yakarak sırma saçlarını okşuyordu. Bir yandan da Rabbine onun ölmemesi için dua ediyordu. Birden Hams’ın evden çıkmadan önce kapıdan dönüp ona bakışını hatırladı. Meryem o anı düşündükçe sanki kzının birşeyler olacağını sezdiğini, annesine elveda dercesine baktığını geçirdi içinden. Hastahaneye geldiklerinde artık çok geçti. Küçük Hams Rabbine kavuşmuştu. Doktorlar Hams’ın minik cesedine bakınca dehşete düştüler .O küçücük bedende ikisi başında olmak üzere tam yirmi kurşun yarası vardı. Kimse bu caniliğe akıl erdiremiyordu. Küçücük bedene bu kurşunları sıkan biri asla bir insan olamazdı. Hams’ın babasıda olayı duyunca koşarak hastaneye gelmişti. Önce hanımı Meryem’i gördü hastane koridorunda; üstü başı kan içindeydi hanımının. Meryem’in elinde Hams’ın boynuna attığı puşisi vardı. Babasının puşisiydi bu… Annesi de kana bulanmış bu puşiyi kokluyordu. Gidip telaşla eşinin yüzüne baktı.. Meryem de hızlıca oturduğu yerden kalkıp eşine sarıldı. Hastahanenin koridorlarında Meryem’in feryadı acı acı yankılandı; “Hams şehid oldu Yusuf…!” Hamsın küçük, cansız bedenini kucağına alan babası onun yüzüne baktı; yüzünde tarifsiz bir tebessüm vardı Hams’ın. Ona sarıldı ve ağladı Yusuf. Onun intikamını alacağına yemin etti sonra…Güzel kızı ellerinde cansız yatıyordu artık Yusuf’un. Puşisini başına bağladı ve yüzündeki kanları sildi Yusuf. Sonra öptü kızını karanfil kokan yanaklarından… Çok kalabalık bir toplulukla Hams’ın cenaze namazı kılındı. Hams yüzü açık bir şekilde,başında babasının puşisi, kanlı giyisisi üzerinden çıkarılmadan, tekbir sesleriyle Gazze sokaklarında dolaştırıldı. Kanlı elbisesi üzerindeydi çünkü; şehidler elbiseleriyle kefenlenmeden gömülürdü. Bütün Gazze küçük Hams’ın intikamını almak için and içiyordu… Babası küçük kzını kendi elleriyle ebedi mekanına defnetti. Dua etti kızına ve ahdini tazeledi. Küçük kızını kabrine koyduktan sonra kulağına eğilip şöyle dedi şehid yavrusuna: “Amcana ve bu mukaddes topraklar için canlarını vermiş şehidlerimize selamımızı götür. Onların kanlarıyla bereketlenen direnişimiz büyüyerek devam ediyor ve edecek. Onlara Kudüs’ümüzün yakında işgalden kurtulacağını müjdele. Allaha emanet ol canım kızım..!” Hams’ın mezarının sağında ve solunda iki mezar daha vardı. Bu mezarlar da dün siyonistler tarafından yıkılan evlerinin altında can veren Hams’ın arkadaşı Ahmet Yasin ve onun küçük kardeşi Zeyneb yatıyordu.
|