Amâk-ı Hayal
Laİlaheİllallah
  
DUÂ: 255
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 653
Geç kalmış adalet...Adaletsizliktir...
|
 |
« : 07 Aralık 2009, 23:02:47 » |
|
Edeb Sızıntı
Akıllılık, usluluk, hal, tavır ve davranış güzelliği veya insanlara iyi muamelede bulunma ma'nalarına gelen edeb; sofîlerce “edeb-i şeriat”, “edeb-i hizmet”, “edeb-i Hakk” unvanları altında yanlışlıklardan korunma ve yanlışlığa sürükleyen sebep ve sâikleri bilmekten ibaret sayılmıştır. Edeb-i şeriat: Dînin usûlünü bilip uygulamak; edeb-i hizmet: Cehd ü gayret ve hizmette her zaman birkaç kadem önde; ücret, takdir ve bilinmede birkaç kadem geride bulunmak; ayrıca, esbaba tevessülde kusur etmemenin yanında bütün iyilik ve güzellikleri Allah’tan bilmek; edeb-i Hakk da: Hakk’a yakınlığı temkinle bezeyip, şatahat ve lâubâliliğe girmemekten ibarettir.
Bir diğer yaklaşım da, “edeb-i şeriat”, “edebi tarikat”, “edeb-i marifet” ve “edeb-i hakikat” şeklindedir ki; birincisi: Allah Rasûlü’nün, husûsî, umûmî, kavlî, fiilî, hâlî ve takrîrî bütün sünnetlerini hayata geçirip yaşamak; ikincisi: Mürşid ve muallime karşı tam teslimiyet, tam muhabbet, ölesiye hizmet, sohbete devam ve kalbinde itiraza yer vermemek; üçüncüsü: Yakınlık ve temkin dengesini, havf ve recâ muvâzenesini, lütuflara mazhariyet ve acz u fakr mülâhazasını muhafaza etmek; dördüncüsü: Cenâb-ı Hakk’a tahsîs-i nazar ederek beklentilere girmemek, endişelere düşmemek ve gönül gözlerini ağyar hayalinden bile korumak şeklinde yorumlamışlardır.
Aslında tasavvuf da zaten “edeb” demektir., her “vakit”, her “hâl” ve her “makam”ıin husûsî edebleriyle edeb demektir. Ne var ki, bu edeblerden her biri, insanın iç âleminde gerçekleştirebildiği ölçüde, onun ahlâk, tavır ve davranışlarında da kalıcı olabilir; yoksa, vicdanın enginlikleri ve duyguların derinlikleriyle bütünleşememiş bir edebin devam ve temadisi söz konusu olmadığı gibi, insanı, iç âlemine göre değerlendiren Allah nezdinde de hiçbir kıymeti hâiz değildir. O rengin ve zengin ifadeleriyle hem edebi hem de edebin bu farklı yanlarını Hz. Mevlânâ ne hoş ifade eder: ِﭘﺶْ أَهْلِ دِلْ أَدَبْ بَرْ بَاطِنَسْتْ زَانْكِه اِشَانْ بَرْ سَــرَائِرْ فَاطِنْ أَسْتْ ِﭘﺶْ أَهْلِ تَنْ أَدَبْ بَرْ ظَاهِرَسْتْ كِه خُدَا زِ اِشَانْ نَهَانْرَا سَـاتِرَسْـتْ أَزْ خُدَا جُوبِييَمْ تَوْفِيــقِ أَدَب ْ بِى أدَبْ مَحْرُومْ كَشْتْ أَزْ لُطْفِ رَبْ
-Gönül erbabınca edeb bâtınıdır; zira onlar, sırlara açık ve muttalîdirler. Beden insanı olan ehl-i ten nezdinde ise edeb zahirîdir; çünkü Cenâb-ı Hakk onlardan bâtını olan şeyleri gizlemiştir. Biz, her zaman Allah’tan edebe muvaffak olmayı dileriz, (zira) edebi olmayan, Cenâb-ı Hakk’ın lütfundan mahrumdur.”
Ebû Nasr Tûsî’ye göre edeb, şu üç maddede hülâsa edilebilir:
1-Söz üstadları ve sözde süs arayanların edebi ki, gönlün sesi ve soluğu olmaması itibariyle tasavvufçularca “kîl u kâl” sayılmıştır.
2-Dîn-i Mübîn-i İslâm’ı, kalbî ve ruhî hayat seviyesinde temsil edenlerin edebi ki, nefsin riyâzâtla, duyguların muhabbet ve mehâfetle yoğrulması ve kılı kırk yararcasına şer’î hudutlara riâyetten ibaret görülmüştür.
3-Sürekli muhasebe ve murakabe ile, “tecelligâh-ı ilâhî” olan kalbi pâk tutanların edebi ki, hayallerine bile, huzurun edebine muhalif herhangi bir halin târi” olmaması şeklinde yorumlanmıştır.
Hakikat erleri, her ma’nâdaki edebe fevkalâde önem vermiş ve onu insan ruhuyla bütünleştirme istikametinde her türlü takdirin üstünde cehd göstermiş, dünya kadar söz söylemiş ve bu sözleri en halisane duygularla temsil etmeye çalışmışlardır.
İşte o altın sözlerin mîrî olanlarından biri: لِكُلِّ شَيْءٍ زِينَةٌ فِى الْوَرَى وَ زِينَةُ اْلمَرْءِ تَــمَامُ اْلأَدَبِ قَدْ يُشْرَفُ اْلمـَرْءُ بِآدَابِهِ فِينَا وَ اِنْ كَانَ وَضِيعَ النَّسَبِ
-İnsanlar arasında herşeyin bir süs ve zînet yanı vardır; insanoğlunun zîneti ise edebindeki tamâmiyettedir. İnsan vardır ki o, nesebiyle göz doldurmasa bile, âdâbıyla mazhar-ı şereftir.”
Ve işte Divân-ı Ali’den, halk üslubuyla söylenmiş bir başka cevher:
لَيْسَ الْبَلِيَّةُ فِى أَيَّامِنَا عَجَبْ بَلِ السَّلاَمَةُ فِيهَا أَعْجَبُ اْلأَعْجَبْ لَيْسَ الْجَمَالُ بِأَثْوَابٍ تُزَيَّنُهَا اِنَّ اْلجَمَالَ جَمَالُ الْعِلْـمِ وَ اْلأَدَبْ
-Şimdilerde belâ şâyân-ı taaccüp değildir; asıl insanı şaşkınlığa sevkeden şey bunca belâlar içinde salim kalabilmektir. Güzellik, giyilen elbisenin insana kazandırdığı güzellik değildir; hakiki güzellik, ilim ve edeb güzelliğidir.” Avârif’te de, edeble alâkalı şu ürperten tespit yer almakta: “İmân tevhidi gerektirir; tevhidi olmayanın îmânı da yoktur. Tevhid dînî esasların hayata geçirilmesini iktiza eder, dînî hayatı olmayanın tevhidi olduğu da söylenemez. Dinin hayata hayat olması edebi zaruri kılar, edebi olmayanın müteşerrî olabileceğini düşünmek bir tenakuzdur.” Nasıl olmasın ki:
أَنْبِيَا ﭼﹹﻮﻥْ بَا أَدَبْ رَفْتَنْدْ رَاهْ هَرْ يَكِى شُدْ خَاصِّ دَرْﮔﺎﻩِ اِلَهْ
-Zira nebîler, katettikleri yolu edeble katettiler. Katetti ve her biri Allah dergâhının seçkini haline geldi”
Ayrıca edebi, fiilî ve kavlî diye ikiye ayıranlar da olmuştur ki, biz bunlardan fiilî olanının, edebin genel tarifleri içinde üzerinde durmuş ve izah etmeye çalışmıştık. Şimdi bir kere daha hatırlatmak üzere, o konuda söylenmiş bazı değerli sözleri kaydedip geçelim:
Edebdir kişinin dâim libâsı Edebsiz kişi üryana benzer.
Edeb ehl-i ilimden hâli olmaz Edebsiz ilim okuyan âlim olmaz
Edeb iledir nizâm-ı âlem Edeb iledir kemâli âdem
Kavlî edeb, düşüncede safvetin, gönülde istikametin, Allah’la engin bir münasebetin ifadesi açısından, asırlarca hem medrese hem de tekyede, hakkında çok şey söylenmiş bir konudur.
Vehbî:
Boşboğazlık ile açma deheni, lîk âdâbıyla söyle sözünü! Eyle evvel sözüne endişe, sonra düşmedesin teşvişe.!
sözleriyle katılır bu melek enîs örfânîye.
Bir başkası da:
Edeb bir tâc imiş nûr u Hüda’dan, Giy ol tâcı emin ol her belâdan!
ifadeleriyle soluklar edeb adına hislerini.
Hz. Mevlânâ’nin "خَواجَه دَرْيَابْ كِه جَانْ دَرْ تَنْ اِنْسَانْ أَدَبَسْتْ.." matlaıyla o uzun ve latiflerden latif edeble alâkalı manzumesi ise, takdirlerimizi aşacak mâhiyettedir:
“Efendi bil ki, insanın tenindeki cân edebdir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edebdir. Âdem bir ulvî âlemdendir, süfliden değil; bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve zîneti edebdir. Şeytanın başına ayağını koymak istersen, gözünü iyi aç, şeytanın canını çıkaran edebdir! İnsanoğlu eğer edebden yoksun ise, o insan değildir; zira insanoğlu ile hayvan arasındaki fark edebdir. Aç gözlerini bak, Allah kelâmı olan Kur’ân âyet âyet edebdir. Akıldan sordum: ‘İmân nedir?’Akıl kalp kulağına ‘îmân edebdir’ dedi.”
İslâm’ın, güzel kabul ettiği söz ve davranışlar şeklindeki tarifiyle, edebin ahlâkla alâkalı olanı ve Hz. Peygamber aleyhissalâtü vesselamın, kavlî, fiilî ve takrîriyle şekillenen, şekillenip fıkha esas teşkil eden kısmı ayrı bir tahlil konusu ve bu çerçevenin dışında kalırlar..
أَللَّهُمَّ وَفِّقْنَا اِلَى مَا تُحِبُّ وَ تَرْضَى وَ صَلَّى اللهُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ وَ صَحْبِهِ أَجْمَعِينَ
|