Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İlme bağlılık ve âlime saygı  (Okunma Sayısı 684 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Anadoluvarisi
Elhamdülillah
**

DUÂ: 85
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 204


LailaheillALLAH


« : 10 Kasım 2009, 16:27:51 »

İlme bağlılık ve âlime saygı
 
23 Ekim 2009, 12:16

Mehmet ÇELEN

Değerli okurlarım,

Değerli ilim ve hizmet adamı İbrahim Canan Hocamızı, geçen hafta elim bir trafik kazasında kaybettik. Kendisine Yüce Allah’tan rahmet, akrabalarına sabr-ı cemil ihsan etmesini niyaz ederiz. İnşaALLAH  âhiretteki makamı cennet olur.

Hayatı ilimle, irfanla geçmiş bir âlimimiz. Resûlullah (s.a.v.)’ın fiilî, kavlî ve takrirî sünnetini toplayan, büyük çoğunlukla sahih hadisleri bağrında taşıyan meşhur altı hadis kitabının mecmuu olan “Kütüb-i Sitte”yi Türkçe’ye kazandıran bir ilim adamımız. Kadın, aile ve çocuk terbiyesi olmak üzere birçok konuda eser vermiş olan rahmetli İbrahim Hocamız, birçok talebenin yetişmesine de vesile olmuştur.

Âlimler, ümmetin kandilleridir/aydınlatıcılarıdır. “Âlimler peygamberlerin vârisleridir.” Âlimler, peygamberler gibi Müslüman ümmetin önderleridir/yol göstericileridir. Onlara doğruları gösteren ve hakka yönelmelerini sağlayan, küfürden, şirkten, zulümden, haksızlıktan, sapıklıktan ve hatalardan uzaklaştıran mübelliğ, mürşid ve davetçilerdir.

İşte böylesine sıfatlara haiz âlimler, Müslüman ümmetin ve İslâm milletinin bütününe aittirler. Hiçbir kavmin, partinin, cemaatin, grubun, tarikatın, vakfın ve derneğin âlimi değil, Müslüman’ım diyen herkesin âlimleridir.

Müslüman ümmetin tamamına ait olan âlimlere, bizim vakfımızın, bizim cemaatimizin, bizim grubumuzun veya bizim derneğimizin âlimi gözüyle bakmak en büyük yanlışlık ve âlimlere yapılacak en büyük hakarettir. Ayrıca böyle bir anlayış, Müslümanların birlik ve beraberliğini zedeleyen, Müslümanları fırkalaştıran ve tesbihin taneleri gibi parça parça eden yanlış bir zihniyetin sonucudur.

Kendi vakfının, cemaatinin, grubunun veya derneğinin âlimlerine bağlanıp ve hürmet edip de, diğer İslâm âlimlerine başka gözle bakmak, onlara hürmet etmemek, sözlerini kale almamak İslâm ahlâkından değildir. Böyle bir bakış, Müslüman’ca bir bakış açısı değildir.

Hiçbir İslâm âlimi de, kendisini herhangi bir vakfın, cemaatin, tarikatın ve derneğin âlimi olarak görmez. Çünkü onlar zikir ve takva ehlidir. Öncelikle kendilerinin Allah’a ve dini İslâm’a bağlı olduklarının farkındadırlar. Allah’ın kendilerine bahşettiği ilmin, bütün ümmete ait olduğunun ve bütün ümmetin, hatta bütün insanlığın faydalanması gerektiğinin bilincindedirler.

Gelelim değerli ve rahmetli İbrahim Canan Hocamızın ölüm şekline. Gerçekten çok acı ve elem verici bir durum. Tabii ki bizler, Allah’ın takdirine boyun eğmiş insanlarız. “Allah’tan geldik, her şeyimiz Allah içindir ve yine O’na dönücüleriz.” Ama bu, dünya hayatında yapmamız gerekenleri ve üzerimize düşen vazifelerimizi yapmayacağız anlamına gelmemelidir.

Değerli İbrahim Hocamız, yine ilmî bir faaliyet için Yalova’da bulunmuş ve konferansını verdikten sonra şehirlerarası otobüse bindirilerek, gecenin birinde İstanbul’a gönderilmiştir. Otobüste unuttuğu telefonunu almaya giderken, yağışlı hava nedeniyle düşmüş ve arkadan gelen servis aracının altında kalarak can vermiştir. İnşaALLAH  ilim yolundaki şehidler kervanına katılmıştır.

Buradan Yalovalı Müslüman kardeşlerime şunu sormak istiyorum. Siz bir ilim adamını konferans için davet ediyorsunuz, o da geliyor konferansını veriyor ve sonra da içinizden hiçbir adamın taksisi veya aracı yokmuş gibi, hocamızı gecenin birinde otobüsle gönderiyorsunuz? Hatta hiçbirinizin aracı olmasa dahi, herhangi bir araç kiralayarak hocamız evine kadar gönderilemez miydi? Böyle bir araca ücret veremeyecek kadar aciz miydiniz? Şayet bu kadar acizlikler içerisindeyseniz, toplantınızı gece karanlığı yerine daha makul zamanlarda düzenleyemez miydiniz?

Âlimler, elbette Allah yolunda koşturacaklar, şu şehir bu ülke demeyip İslâm’ı ve dinin hakikatlerini açıklamak ve anlatmak için gideceklerdir. Bunun için hiç kimseden bir ücret de istemeyeceklerdir. Bize düşen görev de, onların geliş-gidişlerini güvenlik içinde ve rahat bir şekilde olmasını sağlamak değil midir? Yalovalı kardeşlerimizin bu tutumunu, bir âlime yapılacak büyük bir kusur olarak gördüğümü belirtmek isterim. Aslında bunları bizim yazmamıza gerek de yoktur, ama her şey açıkça ve ayrıntılarıyla anlatılmayınca birçok mesele anlaşılmıyor ve uygulamada yanlış tezahür ediyor.

            Meselâ rahmetli hocamızın bir biyografi yazısında şöyle yazılmıştı:
            “Böylesine değerli bir akademisyenin yolculuğunu şehirlerarası otobüsle yapması, evine firmanın servis arabasıyla gitmesi alışılmış bir durum değil. Canan Hoca'yı bilmeyenler için şaşırtıcıdır belki ama bilenler için asla öyle değildir. Yoksa davet edildiği bir toplantıya 'bana araç yollayın, alıp-bıraksın' dese sanırım herkes koşarak gidecekti. Ama öyle yapmazdı.”

            İslâm âlimleri, gerçekten ince ruhlu, nezaket sahibi ve kibar insanlardır. Onlardan “bize araç gönderin, bizim için şunu bunu yapın” ifadesini beklemek doğru olmaz. Bizlerin bu inceliği ve hürmeti gösterip, üzerimize düşeni yapmamız gerekir.

            Gerçek manada bir âlime hürmet ve bağlılık, onların ilmî faaliyetler yapacağı ve ilimlerini kolay ve rahat bir şekilde tebliğ edebileceği imkânlar hazırlamak ve sunmaktır. Bu da, Müslüman’ım diyen herkesin üzerine düşen bir görevdir.

            Gelecek Cuma buluşmak ümidiyle…

            Selam, dua, sevgi ve saygıyla…

Kayıtlı

"Hakikaten biz insanı güçlüklere katlanacak şekilde yarattık." (Beled 4)
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: