|
bilginur
|
 |
« : 21 Şubat 2009, 14:49:57 » |
|
Hamza abimiz… Sitemizin kontrol merkezlerinden ve konuya son noktayı koyanlardan…yumuşak üslubu,analizci bakış açısı ve içten duaları Hamza abimizin en belirgin özellikleri..Hamza abimiz ile siteleri,İslam Coğrafyasını,Müslümanları konuştuk..
1) Hamza Abi sizin hakkınızda fazla bilgiye sahip değiliz. Öncelikle Hamza Abimiz neler yapar, hangi işlerle iştigal eder öğrenebilir miyiz ?
Öncelikle Mel’ûn şeytandan ALLAH (c.c.)'a sığınırım. Rahman ve Rahîm olan ALLAH'ın adıyla. Hamd âlemlerin RABB’i olan ALLAH'a, salât ve selâm ise; iki cihan serveri son Rasul Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimize, âline, ehl-i beyt’ine, ashâbına, şehidlere ve tabiine olsun.
Siz kimsiniz ? sorusuna verilen cevaplar her zaman genel ifadeler ile doludur, çünkü bunlar sadece bireysel detaylardır ve bunların aslında hiçbir ehemmiyeti yoktur. Nüfusu 7 milyara yaklaşan şu koskoca yeryüzünde, yaşamın her anında ALLAH’a kulluk bilinci ile çırpınmaya çalışan bir âcizim. Yaratılan her insanın RABB’isine sözü vardır, yaradanı ile bir anlaşması vardır. Kul; kulluğunu yapacak ki, ALLAH’a ibadet ve itaatte bulunsun, dünyaya geliş amacına ulaşsın. RABBİM bizleri Mü’min olarak yaşatıp ve Mü’minler olarak canlarımızı teslim alsın. Özünde bu âcizin iştigal ettiği işler, çizdiği istikâmet bunlardır.
2) Özellikle son yıllarda teknolojik gelişmelere büyük önem veren dindar kesim "İslami Siteleri" ile sizce amacına ulaşıyor mu ?
Evet, doğrusu İslam adına bir çok portal ve forum mevcut. Ama gerçekte misyonu sadece hayra ve Hakk’a hizmet olanların sayısı çok azınlıkta. Bunların arasında bilinçli ve bilinçsiz bir şekilde İslam’ı çarpıtan, karalayan siteler de mevcut. Hakk ve hakikate, iyiye, doğruya tercüman olan, ALLAH’ın kitabı ve Rasulü’nün çizdiği istikametten sapmayan tüm siteler elbet amacına ulaşacaktır.
3) Zeynepder'i diğer sitelerden ayıran özellikler nelerdir ? Çizgisi “İbrahim’i bir imân, İsmail’ce bir teslimiyet ve Hacer’ce cehd” olan bir dernek sitesi tabiî ki de diğer sitelerden farklılık gözetir.
Zamanın Zeynepleri; İslam Davasına, ruhuna sahip çıkmış, toplumda unutulmuş bir misyona sahip, Ümmet’in göz nuru olan Muvahhide ve Mücahide Hanımlar topluluğudur. Akîdesi, üstün ahlâkı, haya ve iffeti ile toplumda Müslüman kadının örnek timsâlidir.
İslâmın temel taşı, çekirdeği âiledir. Aileyi bina eden, ayakta tutan, sağlam yapı taşını oluşturan da, Ümmete hayırlı nesiller yetiştirecek olanlar da gerçek Muvahhidelerdir.
İşte ALLAH’ın sınırları çerçevesinde Tevhid-i çizgisinden asla taviz vermeden sosyal hayatta yerini alan Zeynepder Ailesi toplumda; ALLAH’ın hükmünü bütün hüküm ve hâkimiyetlere tercih eden ve hayatını bir bütün olarak vahye göre tanzim ve tasdik ettiren yapısı ile, dini hayatında dejenere etmiş cahiliyeye karşı bir zorunluluk ve sorumluluk yüklenmiştir. Hedefi; ALLAH (c.c.)’ın rızasını kazanmak ve bu amaca hizmet eden çalışmaları organize bir şekilde gerçekleştirmektir.
4) İslam Davasını taşıma adına bir Müslüman’ın zihniyeti ne olmalıdır ?
Zihniyetler, düşünceye şekil ve anlam veren kalıplardır. Vahiy ve sünnete dayalı olmayan tüm bilinç, görüş tarzı, anlayış ve yaşam şeklinin İslam Davasında yeri yoktur. Çünkü vahyin temel muhatabı insandır. İnsan bu kalıplarla; neden yaratıldığını, yaratıcısını, kitabullahı ve pratikte uygulanmış olan peygamberi metodu kavrayacak ve hayatın amacını doğru olarak algılaması mümkün olabilecektir.
Cahiliye yeryüzünde ALLAH’ın egemenliğine, özellikle O (c.c.)’nun uluhiyetine düşmanlık üzere kuruludur. Bu düzen egemenliği insana verir, kimilerini kimilerine RABB’ler yapar. Sadece İslâm düzeninde insanlar birbirlerinin kulları olmaktan kurtulup yalnızca ALLAH’ın kulu olabilirler.
İslâm Davasının hâkimiyeti için çalışan, azmeden her Mü’min şunu iyi bilmelidir ki: Müslümanın Akîdesi imanının gereklerini yaşamak ve yaşatmaktır. Mutlak surette İslâm düşmanları tarafından işkence edilecek ve birtakım zorluklarla karşılaşacaktır. Bu her devirde Muvahhid ve Muvahhide’nin başına gelmiş ve gelecektir ki, sahih bir imânın doğal bir tezâhürüdür. Zirâ İslâm dininin hâkimiyeti için mücadele yolu acı, meşakkat ve işkence ile iç içedir. Dava sahipleri böyle bir durumda sabredip, imânlarında sebat ederek, tam bir şekilde ALLAH’a tevekkül etmelidir. İşte zafer ancak böyle bir sabırdan sonra gelir.
5) Gelelim Ümmete… "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" düsturunu benimseyen bir dinin mensubu olmamıza rağmen, yanı başımızda yapılan soykırıma neden Müslüman Ümmetler -somut bir adım atmakta- bu kadar sessiz kalmakta ?
Şu an yeryüzünde nerede savaş varsa, işgal eden ülkeler kafir güçler, işgal edilen ülkelerinde toplumu Müslüman olanlardır. Tabi birde işgal edilen ülkelere ihanet eden işbirlikçileri de unutmamak gerekir. Yahudi ve Hıristiyan işbirliğine karşı Ümmet paramparçadır. 1,5 Milyar nüfusa sahip Müslümanların utancına karşı zilleti silkeleyen, korku putları dört bir yanı kuşattığında cesaret ve imânı ile ortaya çıkan, ilah edinilmiş modern Nemrud’lara kafa tutan bir topluluk çıkmadıkça böyle kalmaya da devam edecektir.
Gerçekten de Müslümanlar bu öncü topluluğu gördüklerinde kendilerinde olan gücün farkına varıp, imânlarının gerçek potansiyellerini açığa vurabilir ve ALLAH'a olan sevgilerinde ne kadar samimi olduklarını gösterebilirler. Yine Cihad da, imân ve küfrün birbiriyle karışma olasılığını engelleyen en etkili unsurdur. İşte bu mücadelede samimi olan ve ikiyüzlü olanlar net bir şekilde ayırt edilecektir. Bugün Ümmetin mensuplarının büyük çoğunluğu cihaddan uzak durmaktadır. Şunu bâriz bir şekilde görebiliriz ki; Ümmet ne zaman cihadı terk etti, o zaman zelil ve hâkir duruma düşüldü. Sıkıntılarımızın sadece bir tek çözüm yolu vardır, bütün yapmamız gereken de sadece bu doğru yolu izlemektir. Şehid Âlim Dr. Abdullah Yusuf Azzam’ın şu sözleri ne kadar yerindedir: "Din için kanınızı vermekte cimri olmayın ! Eğer ciddi ve samimiyseniz canınızı ve kanınızı, onları başlangıçtan önce size bağışlayan ve sizden satın alan âlemlerin RABBİ'ne takdim edin."
Müslüman halklar sessiz kalmıyorlar hamd olsun. Ama içinde bulundukları rejimleri yıkmadan hiçbir şey yapamayacaklarının da farkında olmaları gerekiyor. Zâlimlerin yüreklerine bir korku, mazlumların gönüllerine umut olmak için küfrün elebaşları ve işbirlikçileri ile mücadele edebilecek bir gücün, İslâmi Devletin olması şarttır.
Gazze Furkan Cihadında gördük ki; Ümmet yapılan soykırım karşısında muâzzam bir şekilde ayağa kalkmış ama elinden gelen sadece kardeşinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek olmuştur. Bireysel tüm çabalar bir noktadan sonra ileriye gidememiştir. Müslüman toplumlar gerek yardım dernekleri, gerekse bireysel çabalar ile elinden gelen gayreti göstermiştir. Ama çok net görülmüştür ki, (küfür tek bir güç olarak BM’nin de izniyle) Siyonistler alabildiğine kudurmuş, özellikle başta Mısır ve Suud rejimi olmak üzere sessiz kalan Ortadoğu ülkeleri kardeşlerini ve Filistin Dava’sını resmen satmıştır. Bu şer devletler karşısında savaşabilmek için ancak vahdeti sağlamış bir İslâm Ordusu veyahutta bir İslâm Devleti olması şarttır.
6) Filistine yapılan saldırılarda sitedeki yorumlarınız, sizinle beraber gözyaşı akıtıyor gibiydi. Bu saldırılar yıllarca ruhunuzda biriktirdiğiniz üzüntünün dışavurumu olabilir mi ?
O günler çok zordu, ben ve benim gibi hissiyât içinde olan tüm kardeşlerimizin de aynı duygularda olduğu apaçık belliydi. Hepimizin sanki gözlerimizden artık yaşlar değil, kan damlıyordu. Gazze’deki kardeşlerimiz bombalarla vücutları paramparça olurken, fosforla bedenleri yakılırken; bizlerde aynı acıyı onlarla yaşıyor, yüreklerimiz darmadağın, sanki vücutlarımız ateşin şiddetiyle çaresizlikten eriyordu. Onlar açken yeryüzünde Mü’min ve Mü’mineler de yemek yemedi, Filistinli Kardeşlerimiz bomba sesleri ile uykusuz sabahlarken yürekleri onlarla atan biz Müslümanlar 22 gün boyunca uyumayarak gece gündüz RABB’imize nîyaz ettik, secdelerimizi gözyaşı ile ıslattık, orda sabahladık. Ve her gün beni şu âyet yakıp kavurdu:
"Hepiniz toptan ALLAH'ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın. ALLAH'ın üzerinizdeki ni’metini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz de O (c.c), kalplerinizi birleştirdi. İşte O (c.c.)'nun ni’meti sayesinde kardeşler oldunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken sizi O (c.c.) kurtardı. İşte ALLAH, âyetlerini size böyle açıklıyor ki, doğru yola eresiniz." (Ali İmran, 103.Âyet)
Gazze’de yapılan son soykırım dâvanın sadece halkalarından biriydi. Çünkü bu zulüm bundan önce de vardı, böyle giderse bundan sonra da devam edecek. Benim üzüntüm Müslümanım diyen toplulukların yukarıdaki âyete muhalif bir tavır takınmasıdır. Yeryüzünün en ucuz akıtılan kanı Müslümanlarındır ve bunun tek sebebi İslâmi Vahdet’in olmayışıdır. Gariptir ki, bu uğurda kimsenin çalışmaması, Müslümanların birbirlerine sırt çevirmeleri de apâşikar meydandadır.
ALLAH (c.c.) âyetinde açıkça ifade ediyor ki; Kuran'a ve Sünnet'e sahip çıktığımız, onu hayatımızda uyguladığımız müddetçe aramızda hiçbir anlaşmazlık ve ayrılık olamaz. Mü’minler beşeri sistemlerle donatılmış dünyanın tüm tehditlerine karşı önlemlerini Kur'an ve Sünnet'te aramak zorundadır. Artık âlimlerin ve İslâm Davetçilerinin en büyük görevi vahdeti bir an önce sağlamak olmalıdır, bu benim en büyük gâyemdir, çünkü kafir ve onun hizmetkârları tek bir saftadır. Acı olan Müslümanların saflarını hâlen netleştirememiş olmasıdır.
Vahdet; aynı inancı paylaşmaktır, aynı safta bulunmaktır, aynı akîdeye inanmaktır, aynı duyguları hissetmektir ve hiçbir ihtilafa meydan vermeden aynı şekilde hareket etmektir. Bunun en temel şartı inançta vahdet olan LA İLAHE İLLALLAH düsturunun toplumu oluşturan herkesin kalbinde mütekâmil bir biçimde yerleşmesidir. Bizi birleştirecek olan akîde bağıdır. Bizler yürek ve amellerde Tevhid Akîdesi olmadığı müddetçe âcizler güruhunda olmaya mahkûm kalacağız.
|