Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İsrail’in Yıkılmasının Farziyetine En Somut Delil!...(Mutlaka okunmalıdır)  (Okunma Sayısı 245 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ebu cendel
Ziyaretçi
« : 28 Aralık 2008, 21:46:44 »

Daha yeni taze bir yazı Uzun bir yazı deyip okumamazlık etmeyin lütfen! okuduğunuza pişman olmayacaksınız...

İsrail’in Yıkılmasının Farziyetine En Somut Delil!...

Fatih Tezcan
fatihtezcan@hotmail.com
28 Aralık 2008-İstanbul




Konu Ortadoğu, Filistin ve İsrail olduğunda her insanın kafasında mutlaka bir fikri vardır.

Şahsi mülahazamı olabilecek en net şekilde belirtmiştim.
 
İşgalci İsrail Terör Örgütü’nün sözde devlet ilanının 60. yıl dönümünde,
bu yapının yıkılmasının lüzumuna işaret eden bir yazıyı ve 7 maddelik manifestoyu, 21.08.2008 günü yazmıştım.(1)

Bu fikriyatıma ve makaleme olumlu-olumsuz pek çok cevab almıştım.

Konuyu taşımış olduğum ve Türkiye’de İslami Dava’ya omuz vermiş mücadele insanlarının birisinden bile olumsuz tepki aldığımı hatırlamamak tesellim,

Bu manifestonun, grup, cemaat, vakıflar ve hatta devletlerce ıslak mürekkeple onaylanmasına vesile olamamak ise ebedi ukdemdir.

Allah, sadece Türkiye Halkı’na değil, tüm dünya halklarına,

İsrail’in haritadan  silinmesi -ve dahi tüm işbirlikçi rejimlerin ıslahı- için söylem ve eylem birlikteliği içerisinde bir siyaset  ve strateji geliştirmeyi nasib etsin…

Güne gelirsek,

Siyonistler,

15 dakikada 60 adet bomba yüklü F-16 jetini,
İşgal altındaki Filistin topraklarından yani İsrail’den kaldırarak,
İşgal edilmemiş ve işbirliği de etmemiş Filistin topraklarına gönderdi.
Bu uçakların ölüm kusacak yüklerini,
işgal edilmemiş Filistin topraklarının halkının seçtiği
ve İsrail’ ve Amerika ile işbirliği yapan Mahmud Abbas’ın aksine bu Siyonist ve Emperyalist güçlerle işbirliği yapmaktan uzak duran resmi hükümetin yani Hamas’ın binalarının üstüne boşalttırdı.

Korkulan şey de oldu ve Hamas polis ve askerlerinin şehid edilmesinin yanı sıra sivillerden de çok sayıda kişi şehadete erdi.

Ölmedi!
Şehid oldu!(2)

Henüz olayın üstünden 24 saat bile geçmedi ben bu satırları yazarken…
Birkaç gün önce Türkiye’ye, R.T.Erdoğan’ın davetlisi olarak gelen İsrail Terör Örgütü’nün başbakanı Ehud Olmert’in tehdidine bakılacak olursa, operasyonlar kısa sürede bitmeyebilir…
Bu daha fazla şehid ve yıkım demek…
Daha fazla kan ve gözyaşı…
Ne kadar Siyonist varsa!…
O kadar kan ve gözyaşı …




Mezkur ve melun saldırının öncesindeki en yakın gelişmelere göz attığımızda,

1.Hamas ve İsrail arasında 6 aylık bir “tehdiya ateşkesi” (“ateşkes” değil,”tehdiya ateşkesi”) olduğunu,

2.Bu özel tehdiya ateşkesi sırasında  İsrail’in, tam bir Siyonist Yahudilik örneği göstererek ve Hamas’ın silah sıkmamasından cesaret alarak Hamas’ı seçen halka,
Siyonist baş işbirlikçisi Mısır ve diğer Arap rejimlerinin de desteğiyle,
hiçbir insan evladının kabullenemeyeceği bir ambargo uyguladığını,

3.Tehdiye ateşkesinin süresinin bitmesine az zaman kala,
Hamas’ın, kendini seçen halkın, Resulullah (s.a.v) ve taraftarlarının Mekke’de sokulduğu o ambargo işkencesini hatırlatan bir işkencede bırakılmasının da etkisiyle silahsız dönemin uzamasını istememesi üzerine Siyonist Terör Çetesi İsrail’in tehditler savurduğunu,

4.Ateşkesin bitişini müteakip Hamas’ın dediini yaptığını ve İsrail’i füzelerle vurduğunu,

5.İsrail İşgal Gücü’nün başbakanı Olmert’in ,
Abd, İngiltere ve Türkiye üçgenine veda ziyareti adı altında bir dizi ziyarette ve içeriği açıklanmayan temaslarda bulunduğunu,

6. Siyonistlerin 90 adet yardım kamyonunun Gazze’ye girişine sürpriz biçimde izin verdiğini,

6.Gazze’de normal bir yaşama geçilmesi için ayda 12000 (yazıyla on iki bin ) tır yardım yapılması gerektiğini bilmeyen dünya vatandaşlarının,
90 adet yardım kamyonuna İsrailce izin verilmesi (!)
ve Olmert’in ziyaretlerinden sonra yapılan ümit verici (!) açıklamalara bakarak takdir hisleri kabaracakken

Siyonist insan artıklarının bu saldırıyı yaptığını fark ederiz…

Tartışmalar da haliyle,

“Güç dengeleri bu kadar adaletsizken ateşkes uzatılmalı değil miydi” veya

“Hamas, halkının kıyımına sebeb olmuyor mu?” gibi konu başlıklarına da kayacak biçimde şekillendi…

Hamas lideri Halid Meşal, El Cezire’de canlı yayına katılarak konuştu ve bu sorulara cevab verdi…

Benim bu yazıda tüm dikkatinizi çekmek istediğim bir nokta var.

Bu nokta,

İsrail’le şartlar her ne olursa olsun bir müzakerenin akli ve siyasi bir gereği ve sebebi olmadığına,

İsrail’in bölgede sebeb olduğu travmanın Siyonist ambargo, şiddet ve işkenceye değil en temelde Siyonist işgal’e dayandığına,

Dolayısıyla, bu travmadan ve İsrail sorunundan kurtulmanın yolunun sadece ve sadece İsrail’in haritadan silinmesi şıkkı olduğunun en somut kanıtıdır!


Peki nedir o nokta?

Biraz uzun olabilecek bu yazıyı, bu dikkat çektiğim süreci okuduktan sonra bir daha asla İsrail’in işkencelerine, şiddete, ambargoya son vermesini içeren bir teklifi fazla önemsemeyecek,
esas olanın İsrail’in yıkılması amacı olduğu gerçeğini paylaşacağınızı umuyorum…

Bakın, şu mevzuda en kritik husus nedir?

İşgalci İsrail’in tanınması, yani 1948’deki işgalin kabul edilip edilmeyeceği…

Bundan daha da esastan konuyu ele alabilecek bir perspektif  var mıdır?
Yoktur ve olamaz zira konunun zaten özü budur…

Peki İsrail’in tanınma/ma/sı veya İsrail defacto’sunun kabullenilme/me/si tartışmasındaki toplam 4 taraf kimlerdir?

1.İsrail’i tanımaya temelinden karşı çıkıp, Sözde İsrail Devleti’nin ilan tarihi olan 14 Mayıs 1948 sınırları öncesine dönülmesini savunanlar.
Yani “İsrail Yıkılmalıdır” diyenler…

2.İsrail’i tanımayan ama İsrail sorunundan kurtulmadan önce Filistin’in zulümden olabildiğince kurtulmasının icabına dikkat çekerek “tedrici metodu” benimseyenler.
Yani 1967 İsrail-Arap Savaşı’ndan önceki sınırlara dönüşü savunanlar…

3.İsrail’i tanımayan ve fakat halen devam eden sınırlarda kalınmasını kabullenmekle beraber Filistin’e gerekli sosyal ve siyasi hak ve fırsatlar verilmesini isteyenler…

4.İsrail’i tanıyanlar ve dolayısıyla sınırlarıyla alakalı bir marjı olmayanlar…

Hamas ve hatta onu destekleyen asil Filistinliler’i suçlamakta en çok kullanılan konu, Hamas’ın ne İsrail’i tanımaya ne de 1967 öncesi sınırlarına razı olmamasıydı…

Diğer yandan, Şehid Şeyh Ahmed Yasin(r.a) 10 senelik bir ateşkesten söz etmişti.
10 senelik ateşkes zımnen tanımaya/kabullenmeye giriyor ama en mühimi olan açık/kesin/diplomatik tanımayı kapsamıyordu.

Siyonizmi, Yahudi kültünü ve genel kültürünü çok iyi bilen, dahiyane bir siyasetin gereğiydi bu…

İsrail bunu o zaman da kabul etmemişti…

Sonra 2008 yılı Nisanı’nda Amerikan eski başkanlarından Jimmy Carter bölgeye geldi.

Carter, İsrail ve Filistin’de yaptığı temaslarda, o zamanlar tüm hızıyla süren İzzeddin Kassam Tugayları’nın gerçekleştirdiği füze saldırılarından İsrail’i kurtarmak için görevlendirilmişti…

Ve tam bu anda bakın Halid Meşal ne dedi…

Nisan’08 haberidir:

“Hamas'ın lideri Halid Meşal, 1967'de işgal ettiği topraklardan çekilmesi karşılığında, İsrail'e 10 yıllık ateşkes önerdi.

Meşal, Hamas'ın İsrail'i asla açıkça tanımayacağını da kaydetti.
Halid Meşal, öneriyi, önceki gün Suriye'nin başkenti Şam'da görüştüğü eski ABD Başkanı Jimmy Carter'a yaptığını söyledi.

Meşal, ''Eğer İsrail, 1967 sınırlarına geri çekilirse bir ateşkes önerdik, (İsrail'i) tanımanın kanıtı olan 10 yıllık bir ateşkes'' dedi.

Meşal, bugünkü açıklamasında, çatışmasız bir dönem anlamına gelen Arapça ''tehdiya''dan daha somut olan ''hudna'' sözcüğünü kullandı. Hamas, sık sık ateşkes için bu sözcüğü kullanıyor. ''Hudna'', ayrıca karşı tarafın varlığını kabul etmeyi de içeriyor.

Hamas lideri, aynı açıklamasında, İsrail'in 1967'de işgal ettiği topraklarla sınırlı bir Filistin devletini de kabul edeceklerini söylemişti. Bu topraklar Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs'ten oluşuyor.

Meşal, grubun İsrail'i asla açıkça tanımayacağını da kaydetti.”(3)

Bundan sonra ne oldu ?

İsrail’den açıklama gecikmedi aynı ay, Nisan’08 haberi:

“İsrail Savunma Bakanlığı Siyasi Güvenlik Bürosu Başkanı Amos Gilad verdiği demeçte, Carter'ın yaptığı görüşmeler sırasında Hamas'ın ateşkes için taleplerinde yeni bir şey sunmadığını, dolayısıyla Carter'ın misyonunun başarısız olduğunu kaydetti. Carter, yaptığı son görüşmede, Hamas'ın Suriye'de sürgünde yaşayan Siyasi Büro Şefi Halid Meşal'i koşulsuz bir ay ateşkese ikna etmeye çalışmış ancak Meşal ikna olmamıştı. İsrail Başbakanı Ehud Olmert, Carter ile bir araya gelmeyi reddetmişti. Hamas'ın lideri Halid Meşal, 1967'de işgal ettiği topraklardan çekilmesi karşılığında İsrail'e 10 yıllık ateşkes önermişti.”(4)


Bundan sadece iki ay sonra İsrail, ateşkes istemek zorunda kaldı ve 6 aylık bir ateşkese girildi.
Hamas, bu ateşkes için de çok eleştirildi.
Ama tüm bu eleştirilerin cevaplarını ve fazlasını Adem Özköse’nin de bir röportaj yaptığı Hamas teorisyenlerinden Dr. Nevvaf Tekruri tek tek vermişti.
Bu röportajdaki cevapları önemli buluyorum ve tamamı verdiğim linktedir.(5)

İşte ne olduysa bu ateşkeste oldu!

İsrail asla ve asla barış istemediğini, huzura rızası olmadığını,
amacının sınırlarını ve insanlarını korumak değil, değiştirilmiş sapık şeriatlarına dayanan politikalar olduğunu ispat etti!

Bu ateşkes dönemindeki zulmü sonucu Gazze insanlı tarihinin gördüğü sayılı işkencelerden birisine mahkum bırakıldı.
Besin öğünlerinin sağlıklı edinilememesinden söz etmiyorum, çorba bile yapılamaz oldu!
Hastanelerde ilaç olmadığını söylemiyorum, pamuk dahi yoktu!
Ameliyat aletleri yoktu demiyorum, ameliyatın ilk şartı olan narkoz bile bulunamıyordu ve tek başına bu işkence olarak yeterdi!

Kanaatimce tüm bunların gerçek nedeniyse ısrarla okumanızı rica ettiğim o röportajın satırları arasında saklı…

Adem Özköse:Hamas 1 seneyi aşkın bir süredir Gazze'yi yönetiyor. Bu 1 sene içinde Gazze'de neler değişti?

Dr. Nevvaf Tekruri: Hamas Gazze'nin yönetimini ele geçirmeden önce Gazze'de emniyet yoktu. Fakat şu an Gazze'de tam bir güven ortamı var ve Gazze'ye şu an yoğun bir İslami hava hakim. Namaz kılanların sayısı her geçen gün artıyor, küçük büyük herkes Kur'an-ı ezberlemek için büyük bir çaba gösteriyor. Hamas Filistin halkına İslam'ın güzelliklerini gösteriyor. Başbakanımız İsmail Heniye başkanlık sarayı yerine tıpkı diğer Gazzeliler gibi 2 odalı bir kamp evinde yaşamını sürdürüyor. Hamas Gazze'de insanlara şu an İslami Yönetimi sevdiriyor. Bunu yaparken eğitim ve davet yolunu kullanıyor. Siz buraya Gazze'den Filistinli bir genç getirin. Ben iddia ediyorum ki o genç 2 hafta içinde Gazze'ye geri dönmek isteyecek. Bu gence "niçin geri dönüyorsun orada sıkıntı var, Gazze muhasara altında" dediğinizde, size " Evet dedikleriniz doğru. Fakat Gazze'de İslam, adalet ve onur var" diye cevap verecektir.

Filistin ve hususen Gazze, Kur’an’ın Allah Kelamı olduğunun şahidliğini yapıyor,
Hamas, Allah’ın ayetlerinden biri oluyordu!

Neden derseniz bakın Allah, Ali İmran Suresi 173.ayette ne buyuruyordu:
"İnsanlar onlara; Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun dediler. Bu onların imanını arttırdı da, 'Allah bize yeter o ne güzel vekildir' dediler." (Al-i imran 173)

Allah’a andolsun, ben gözlerim ve kulaklarımla şahidim ki, bugün televizyonda İsrail’in bombardımanı sırasında çekilen görüntülerde rastladığım ve sizin de tekrarlarda rastlayabileceğiniz üzere10-12 yaşlarında bir Gazzeli çocuk da bir yandan kaçarken bir yandan da kameraya “HasbunALLAH  ve ni’mel vekil” diye bağırıyordu…

Filistin, Gazze, Hamas, Allah’ın ayetlerindendir!


Kaldığımız yerden devam edelim…
Daha da iğrenç ambargo işkencelerine rağmen Hamas, dahiyane bir siyasi tercih yaptı ve kesinlikle ateşkesi bozmadı!
“Bıçak kemiğe dayanmak” deyiminin karşılayamayacağı, insan aklının almayacağı işkencelere rağmen saldırmadı, bekledi, “tehdiya ateşkesine” uydu!

İsrail, Batı Şeria’yı, Siyonist baskılar ve menfaat teklifleri sonucu seçilmiş Hamas hükümetini tanımayarak davasını satmış olan Mahmut Abbas sayesinde kontrol ediyordu.

Gazze’yi de, halka ambargo sonucu işkenceler yaparak, Hamas’a verdikleri desteği eritmek yoluyla ele geçirmeye çalışıyordu.

Ateşkes sürecinde tüm dünyadan ve İslam aleminden gelen baskılara rağmen İsrail ambargo işkencesini bitirmedi veya hafifletmedi, bilakis orijinal yöntemlerle ince işkenceye başvurdu.

Oysa bu özel ateşkes 19 Haziran 06:00’da başlamıştı ve 6 aylıktı.

Ateşkesin opsiyonel bitiş zamanı geldiğinde Hamas, kesinlikle ateşkesi uzatmayacağını, bilakis İsrail’i özellikle son 6 aylık ateşkes döneminde yaptığı işkence nedeniyle hemen cezalandıracağını ifade etti.

Ve ateşkes bitti...
Hamas vurdu…
İsrail de bunu istiyordu…
İsrail cevab vermedi…
Olmert dünya turuna çıktı…
“Bakın vuruyor” dedi ve yapılacak operasyonların nefsi müdafaa hukukuna gireceğini ima etti…
Bu bildiğimiz iğrençlikte bir Yahudi oyunuydu…
Bitmemişti…
Üstelik bir de Hamas’ın saldırılarından sonra 90 adet o kamyon konvoyuna izin verdi…
Ben bu yardıma izin haberini duyduğumda irkildim ve İsrail’in vuracağından o zaman emin oldum!...

Siyonisti bir kere tanıdınız mı her yapacağını önceden bilebilirsiniz…

Yahudiydi…Siyonistti…Buydu…Yaptı ve oldu…

Peki şimdi?...

Şimdi tüm dünya İsrail’i seyrediyor…

İstediği gibi saldırıyor, vuruyor, öldürüyor, tehdit ediyor…

Hiç kimse bir şey yapamıyor…

Öncesindeki tüm Siyonist katliam ve işkenceleri kenara bırakarak özetlediğimiz bu 8 aylık süreçte ve sonunda olan resim,

Dünyanın ve özellikle İslam aleminin yüzde yüz mesabesinde idrak etmesi gereken bir sonucu doğurmuştur:

İsrail’in Haritadan Silinmesini, yani bölgede 1948 öncesine dönülmesini amaçlamayan hiçbir siyaset, strateji, görüşme, ilişki, uluslar arası diplomatik temas, akli, mantıki, pragmatik veya ilkeli değildir.

Burada kişi, kurum ve devletleri en fazla yanıltan şey, sanki dünyanın gidişatına müdahalede bulunabilecek güçte olunmadığı zannıdır.

Evet, bu tam da adıyla bir “zan”dır ve zan doğrudan hiç bir şey içermez!

Bakın, bugün dünyada Birleşmiş Milletler’den sonra en büyük uluslar arası yapı İslam Konferansı Örgütü, İKÖ.
BM de zaten Teodore Herzl’in Der Judenstaat’da sipariş ettiği iki yapıdan birisidir.
İKÖ’nün üye sayısı 57.
Bu 57 devletin 56’sı Sünni ve sadece biri Şii, İran.
Ve bu 57 devletten İsrail’in bölgeden tamamen çıkarılması, haritadan silinmesi lüzumunu belirten o tek ülke de İran…

Bu yazı da tıpkı bir önceki İsrail Yıkılmalıdır manifesto-yazısında olduğu gibi “nasıl’a dair” çok fazla bir şey söylemez…

Akla ilk gelen,
“Problemin çözümüne dair bir fikrin yoksa, problemin bir parçası da sen olmuşsundur” tezi olabilir.
Ama isabetli görüş,
“Ezeli ve ebedi tüm sorunların çözümünde olmazsa olmaz usul sırası, önce teşhis ve sonra hamle yani önce analiz ve sonra aksiyondur!”




Peki önce Hamas’ı populizmle veya agresiflikle ve
Sonra da “Filistin sorunu” kavramını kökünden reddederek
dikkatleri “İsrail sorunu”na çeken ve çözümü  “İsrail yıkılmalıdır” olarak işaret edenleri ise
radikallikle, ütopyacılıkla ve hatta “Şia propagandacılığıyla”  itham edenlerin,

Hamas ve Halid Meşal’in özellikle son 8 ayda izledikleri şu siyasetten haberleri var mıdır?

Haberleri var ise bu ithamların nedeni bir basiretsizlik midir?

Haberleri yoksa bu riskli ama dahiyane siyasetle amaçlanan o “çok ince mesajı” fark edemeyecek ferasetsizlikleri nedeniyle ağzını açmaması gereken insanlar nasıl olur da hem ülkemizde hem dünyada bu kadar rahat yorum yapabilmektedirler, ben anlamıyorum?!


Bakın, birilerinin “mutedil tavır” gibi görünen ama benim “müzmin mazlumiyet müptelalığı” diye adlandırdığım metoda göre politikalar geliştirilse ve diplomatik ataklar yapılmaya çalışılsa, imaj çalışmasından başka bir şey olmayan barış süreçleri başlatılsa dahi bunların kalıcı ve somut hiçbir sonucunun olmayacağını 60 senedir bağıran yine İsrail!...

Ben merak ediyorum, mesela bugün Hamas’ı itham eden zihniyet, İsrail’in Sabra, Şatilla, Cenin katliamlarını neyle izah eder?
Siyonist Çete’nin şimdiki ahlaksız saldırılarının Hamas sebebiyle olduğunu iddia edenler, uzlaşmacı yapısıyla bilinen ve hatta bundan dolayı kendisinden kuşkulanmalara dahi açık kapı bırakan Yaser Arafat’a yapılanları neyle izah eder?

Demem o ki, her şey bir kenara bırakılsa dahi İsrail’in yıkılmasını istemekten başka zaten herhangi bir tavır ihtimali de İsrailce bırakılmamaktadır.
 
Mesela bu son hava saldırısından sonra R.T.Erdoğan’ın demecini izleyebildiniz mi, bilmiyorum:

“Olmert’i aramayı düşünüyordum, aramayacağım, şu anda herhangi bir diplomatik teması gereksiz buluyorum” dedi…

Güldüm…

Tanıyan bilir ki “Saadetçi” değilimdir…
Ama ille de sorasım var…
Ey Recep Tayyib Erdoğan!
Kökenin, yetiştiğin kapı sağlam kapı!
Siyonistler kendi şeriatlarına göre seni veya herhangi bir “goyim” i ne olarak görüyorlar, hangi hayvana benzetiyorlar, biliyor olmalısın!...
Senin yüzüne bunu söylemeseler de din kardeşlerine yaptıklarından fikriyatlarını anlıyor olmalısın!
Belki de bunun muharref Tevrat’taki ayet numarasını bile biliyorsundur!
Yani senin onlarla görüşmenin değil onların seninle görüşmesinin bir önemi olduğunu sandıklarını da…
Eee?
Daha ne?
O zaman kalkıp “saygısızlık” gibi light kelimelerle yetinmek nedendir?
Başbakandan beklenen “Aramicam işte aramıyorum, küstüm!” gibi algılanacak tonajda sözler midir yoksa “Kardeşlerimize soykırıma kalkışanlar bizi karşılarında bulmayı göze alıyorlar mı?” gibi bir şeyler mi!...

Hiç düşündünüz mü,
“Orantısız güç’ün kınandığı” argümanı, “orantılı güç’ün onaylandığı” anlamını doğurmaz mı?...
Bu halde siz de seçilmiş bir başbakan olarak her türlü askeri müdahaleyi kabul ediyor olmuyor musunuz!
Orantılı olmak şartıyla!…

Ya Gül’ün “sorumsuzluktur, kınıyorum” demesi…
Tapusunun sizde olduğunu söylediğiniz topraklarda İsrail “Müslüman öldürme üstüne hız rekoru denemesi” yapacak ve siz sadece kınayacaksınız!


Lütfen, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın ve Başbakanı’nın
ve hatta tüm dünya başkanlarının
konu İsrail olduğunda sadece ı-kınıyor olması,
sakın sizi, İsrail’in haritadan silinmesi gerçekliğinden ve amacından uzaklaştırmasın!

İsrail yıkılmalıdır! İsrail haritadan silinmelidir!
Bunu istisnasız herkes ezberlemelidir!
İsrail’siz bir dünyanın ortamını tasarlamak sanıldığı gibi ısmarlama rejimlerin değil İslam Ümmeti’nin işidir!







(1)    http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?authorId=465
(2)    http://www.islamigundem.com/turkiye/index.php
(3)    http://www.guncel.net/ea/14919
(4)    http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=679936
(5)    http://www.tumgazeteler.com/?a=3832991 veya                                                                           http://www.gercekhayat.com/bolum.php?action=yazidetay&yaziid=4366&sayi=401

Kayıtlı
Kerbelanın_Goncagülü
Laİlaheİllallah
****

DUÂ: 95
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 799



« Yanıtla #1 : 28 Aralık 2008, 21:56:20 »

Paylaşım için Allah razı olsun...Sonunu getiremedim, yazı oldukça uzun inşAllah devamını daha sonra okuyacağım.

 Allah Razı Olsun Allah Razı Olsun Allah Razı Olsun Allah Razı Olsun
Kayıtlı


yalnız hüznü vardır kalbi olanın
hüzün öylece orta yerdedir
tuhaf bir yarma yaşanıyordur
çepçevre şeytan kilitleri
sınav
bir oyuna rasgeldim
her taşı yakup hüznü
've sabır
olmasaydı
yeryüzünde
birgün
kalınabilir miydi?'  ağlak


ALİ
La Hukme iLLaLLaH
*****

DUÂ: 193
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 1570


İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în.


« Yanıtla #2 : 29 Aralık 2008, 09:50:06 »

Allah Razı Olsun kardeşim...önemli ve güzel bir yazı eklemişsin...aslında b yazıyı "haması"yargısız infaza maruz bırakan kardeşlere(?)kutmak lazım...selametle...
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: