Ebu Yasin
Elhamdülillah

DUÂ: 46
Çevrimdışı
Mesaj Sayısı: 179
La İlahe İllALLAH
|
 |
« : 15 Haziran 2007, 21:59:52 » |
|
Demokratik Seçim Süreci, Öğütücü Küfür Çarkının Bir Dişidir
Girilen seçim sürecinin bir parçası olarak, seçime girecek partiler 5 Haziran'da milletvekili aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu'na sundular. Listelerin sunulmasından sonra, belirlenen ve elenen adaylar üzerinde hummalı bir tartışma başladı. Bu, meselenin görünen yüzüdür. Görünmeyen yüzü ise, menfaatçi Kapitalist ideolojiye dayalı mevcut demokratik-laik sistemin temellerinden kaynaklanan çelişkiler ve çöküntülerdir.
Bunun en bâriz olanı, şüphesiz ki, DYP ile Anavatan'ın DP adı altında birleşme sürecinin çökmesidir. Daha düne kadar birbirlerini çekiştiren bu partilerin, 27 Nisan Muhtırası sonrasında, seçim barajı endişesinin ve rekâbetinin de etkisiyle kısa sürede can ciğer kuzu sarması haline gelmeleri ve bu birleşimin oluşturduğu yapay rüzgâr, henüz bir ay bile dolmadan diniverdi. Neden böyle oldu? Çünkü bu partiler, demokratik-laik temele dayalı pragmatist, oportünist ve popülist partilerdir. Ne ideolojik bir temelleri, ne sınırlandırılmış bir fikirleri, ne vazıh bir metotları, ne sahîh bir irâdeleri, ne de örgütlenmelerini birbirlerine bağlayan sağlam bir bağları vardır. Onlarda var olan sırf menfaat eksenli, slogan beslemeli, duygu dolu heyecan birikimlerinin şarj-deşarj devinimidir. Basiretle bakan gözler bu birlikteliğin; köprüyü geçinceye kadarlık geçici ve zayıf bir birliktelik olduğunu henüz ilk günden biliyordu. Ne var ki hırsları ve tamahları yüzünden seçim sonrasına kadar bile sabredemediler ve güncel tabiriyle "intihar ettiler." Üsküdar geçildikten sonra şimdi de kalkmış, "acaba en azından bir seçim ittifakı kurabilir miyiz" diye görüşmektedirler.
Bir diğeri, AKP ile CHP'de yapılan dehşet verici tasfiye operasyonudur. AKP Lideri Erdoğan, bir televizyon kanalına verdiği mülâkatta, mevcut milletvekillerinden 14'ünün bizâtihi aday olmadıklarını, 153'ünü ise kendilerinin listeye koymadığını açıkladı. Bunu da değişen koşullara bağlı olarak parti vizyonunun revizyonu gerekçesine dayandırdı. Oysa liste dışı bırakılanların ortak özelliklerine bakıldığında, (meselâ; İslâmî hassasiyetleri bulunanlar, Arapça bilenler, başörtülü kadınlar, dil ve meslek yönünden orta ve alt tabakada olanlar, laiklerin tepkisini çekenler gibi) bu revizyonun partinin merkezîleştirilmesi, yani toplumun her kesimini "kucaklayan" esnek bir yapıya büründürülmesi için yapıldığı görülecektir. Ayrıca listede çok sayıda, ülkenin ve halkının gerçeklerine Batılı gözlüklerden bakan, uzun süre yurtdışında kalmış, genelde yabancı üniversiteleri bitirmiş, özelde Amerikan menşeli kurumlarda-kuruluşlarda çalışmış ithal aday mevcuttur. Daha da ötesi, partinin "İslâm'a dönük" yüzü, "elitlere dönük" bir yüze dönüştürülmüştür. Liste dışı kalan adaylar konusunda daha vahim olanı, şimdiye kadar kullanıldıktan sonra atılmaları yetmiyormuş gibi, bu hüsrâna rağmen bu kez de seçim sürecinde kullanılmak istenmektedirler. Erdoğan, mezkur mülâkatında, 14 Haziran'da "küskünler" denilen bu grup ile yemekli bir toplantı düzenleyip seçim kampanyalarında aktif rol almalarını talep edeceğini belirtmiştir. Dahası var. Bu liste dışı kalan milletvekillerinden 51'i hakkında, milletvekili olmadan önce açılmış davalardan dolayı hazırlanmış ama dokunulmazlıklarından dolayı bekletilen yargılama fezlekeleri var. Bir diğer ifadeyle bugün Meclis koridorlarında dolaşan milletvekillerini yarın mahkeme koridorlarında görebileceğiz. Listeye alınıp da seçilememe ihtimâli bulunan bazı milletvekilleri de cabası!
Esâsen bilinen, fakat aday belirleme sürecinde iyice gün yüzüne çıkan bir gerçek de, "parti-içi demokrasi" palavrasının iflâsı ve "lider diktatoryasının" ifşâsıdır. Nitekim güya bütün bir halkı temsil edecek, ülkenin politikalarını, yasalarını ve dolayısıyla gidişâtını ve geleceğini şekillendirecek milletvekilleri aslında halk tarafından seçilmemektedir. Çünkü adaylıkta kifâyetin ve ehliyetin şartlarını parti başkanı ve bir avuç zümresi belirlemektedir. Belirlenen ölçü de genelde etiket, karizma, kariyer, para, nüfuz ve konum sahibi olmaktır. Erdoğan mezkur mülâkatında, adaylık ölçüsü hakkında açıkça şöyle diyordu: "Karizma ve kariyer varsa, bunu reddetmeniz asla mümkün değildir." Halk, gerçekten ehil ve lâyık olanları değil, parti başkanlarının belirlediği isimleri seçmeye zorlanmaktadır. Bağımsız adayların kazanma ihtimâli de yüksek oy şartı ile önemli ölçüde törpülenmektedir. Kısacası; yabancı ve yerli güç sahipleri, bir lider bulmakta, ona bir parti kurmakta, çevresine bir mâiyet oluşturmakta, ekonomik, finansal ve medya desteği ile kamuoyu önünde yükseltmekte, seçim vakti gelince -kendi değerlerine, ölçülerine ve vâkıanın koşullarına göre- adaylarını belirlemekte, her tür araç-gereç ile reklamını yapmakta ve manipülasyonlar ile lehinde kamuoyu oluşturmaktadır. Halka düşen, yalnızca "atanmış" adayın partisine mühür vurmaktır. Bir diğer ifadeyle halkın adaya, "Gel kardeşim, sen kimsin? İn misin, cin misin? Nereden geldin, nereye gidiyorsun?" deme durumu yoktur. Olsa da "ehven-i şer" faktörü devreye girmektedir. Yani halk, "bunları seçmezsek, şunlar gelir. Şunlar geleceğine bunlar gelsin, daha iyi" demeye şartlandırılmaktadır.
Velhâsıl; tüm bu gelişmeler, hem akıl sahiplerine, hem bu çarkın içinde öğütülenlere, hem de Müslüman halkımıza; bu Kapitalist Küfür nizâmının gerçeğini kavramak, bu siyâsî güçlerin "yabancı" dostlarının hizmetinde olduğunu anlamak, ülkenin ve halkının maslahatlarını hiçe saydıklarını görmek ve en önemlisi Allah'ın sapasağlam ipi olan İslâm'a sımsıkı sarılmak ve İslâm'dan başkasını şiddetle, kuvvetle ve hararetle reddetmek için birer derstir, ibrettir, örnektir.
أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ "Yoksa onlar (İslâm dışı) Câhiliye yönetiminin mi peşindeler? Kesin olarak kavrayan bir toplum için yönetimi Allah'tan daha güzel kim vardır?" [el-Mâide 50]
alıntı...
herhangi bir parti eleştirisinden uzak,sistem üzerinde duran,günümüz vakıasını değerlendiren anlamlı bi yazı olarak görüyorum ben,tabi yoruma açık...
|